Ay Işığı
Ay Işığı, öykü alanında dünya edebiyatına damgasını vurmuş olan Fransız yazar Guy de Maupassant'nın on dört öyküsünden oluşan bir derleme.
Edebiyat yaşamına Flaubert'in çırağı olarak başlayan Maupassant, benzerine az rastlanır gözlem gücü, küçük ayrıntıları değerlendirme ustalığı ve doğrudan söylenenin gerisindeki ince alayla kaleme aldığı eserleriyle öykü türünü adeta yeniden tanımlamıştır. Olaylara, nesnelere hep dışarıdan bakan, okuru çok değişik çevrelerde, çok değişik insanlar arasında dolaştıran yazarın öykülerinin büyük çoğunluğu okuru hep derin bir gerçeklik duygusu içinde gülümsetir ya da ürpertir. Yazar, sıradan insanların yaşamındaki küçük dramlardan ve onların zihinlerini meşgul eden gündelik sorunlardan ironi dolu çarpıcı hikâyeler çıkarır.
Özlü, güçlü, keskin, ekonomik anlatımla güçlendirdiği gerçekçiliği ve kurgudaki ustalığıyla öykü türüne yeni bir anlayış getiren yazarın bu derlemesini Türkçe'nin usta kalemlerinden Tahsin Yücel'in çevirisiyle okurlara sunuyoruz.
Ay Işığı Sokağı – Modern Klasikler 98
Fransa’nın bir liman kentinin denizci mahallesinde gezinirken duyduğu arya söyleyen sesi izleyerek tanımadığı insanların marazi hayatlarına dalan bir gezgin; patronuna kölece bağlılığı yüzünden korkunç bir eyleme sürüklenen karanlık, itici ve yabani bir hizmetçi; 1810 yılında İspanya’daki savaşta yaralanan, düşman bir ülkede amansız bir hayatta kalma mücadelesine girişen bir Fransız albay; 1918 yılının bir yaz gecesi Leman gölünde bulunup kurtarılan, ancak sonra yüreğini kavuran yurt özlemine yenik düşen bir Rus savaş esiri; yaşıtları üniversiteye giderken hâlâ liseye devam eden avare bir gencin öğretmeninin otoritesine isyan ettikten sonra ödediği ağır bedel.
Zweig bu öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da ister istemez karakterlerinin ruh çalkantılarının içine çekiyor…
Ay Işığı Sokağı Yürek Çöküntüsü
Kitaptaki iki novelladan biri olan Ay Işığı Sokağı'nda olaylar Fransa'nın küçük bir liman kentinde geçer. Kendisini Almanya'ya götürecek treni bekleyen bir yabancı, liman bölgesinde ay ışığının aydınlattığı sokaklarda dolaşırken bir meyhaneye girer. Orada tanıştığı garson kız ve sonradan içeriye gelen bir erkek, beklenmedik bir hikâyenin kahramanları olurlar.
Yürek Çöküntüsü ise, eşi ve 19 yaşındaki kızı Erna ile tatile çıkan varlıklı işadamı Salomonsohn'un hikâyesidir. Bir gece kızı Erna'nın gizlice odasına döndüğünü gördüğünde ne kızını sorguya çeker ne de karısına söz eder gördüklerinden. İçi içini yer. Kuşkular içinde kıvranırken hem ailesinden hem de hayattan uzaklaşır, hatta bu uzaklaşması nefrete dönüşür. Yürek Çöküntüsü, dile getirilemeyen düşüncelerle gitgide zehirlenen Zweig karakterlerinin yer aldığı en etkileyici örneklerden biri.
"Yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için ille de kaderin güçlü tokadı ya da her şeyi sertçe söküp atan bir güç gerekmez her zaman; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder."
Ay Kaç Yaşında ?
Birbirine uzak iki ayrı şehirde yaşayan iki usta yazarın yıllar boyunca elektronik postayla birbirlerine yolladıkları şiirler önce belli temalar üzerineydi: Ay, kar, deniz. Ancak onlar oyunlarını oynarken kediler gelmiş kapılarına, kuşlar konmuş pencerelerine, rüzgâr esmiş, kırlangıçlar uçmuş, kertenkeleler kaçmış… Bulutlar, martılar, balıklar, gökyüzü, karga, kirpi, güvercin ve dünyanın yedi rengi… Açın bakın, daha ne sürprizler bekliyor sizi bu kitapların sayfalarında. Sizde kendi şiirlerinizi yazın diye…
Ay Peşinde
Ay Taşı Tanrıçaları
“Acılarımı doya doya yaşamaktan yanayım. Ne bir ilâçla uyuşmak, ne de başkalarının tesellisine sığınmak isterim. Acının her hücreme işlemesine, kendini kabul ettirmesine izin veriyorum ve bir yerlere de kaçıp gitmiyorum. Çünkü acı içimizdedir, mekânda değil.”
“Başa çıkamayacağım kötü zamanları ölümcül hastalıklara benzetirim. Onların varlığını kabul etmemek, yadsımak çare değildir. Onlarla uzlaşmaya varırım ama teslim olmam. Enerjimi isyanla harcayacağıma, kabullendiğim bu davetsiz misafirlerin beni yok etmeden, ezmeden benimle yaşamasına
izin verir ve geleceğe odaklanırım.”
“Keşkeleri tecrübe zenginliğine, endişeleri programlı olmaya yönlendirdiğimizde, bu iki negatif duyguyu da pozitife
çevirmiş oluruz.”
“Sanal ortamda tanımadıklarımıza harcadığımız zamanı değerlendirebileceğimiz, gerçek hayatımızda gerçek insanlar, olaylar var. Zamanımızı çaldırmayalım.”
Ay Taşı Tanrıçaları, yazarın, yaşam deneyimlerini kaleme aldığı kadınsal olayları içerse de her cinse ve her kesime hitap edebilecek yol gösterici bir kitap.
Ay Tohumu
Ay’daki Gizemli Kereviz Yemeği
Ay’ı Kim Çaldı
Berk, geceleri gökyüzünü pırıl pırıl aydınlatan Ay’a hayrandır. Ay’a bakarak uykuya dalarken güzel hayaller kurar. En büyük hayali de astronot olmaktır. Ama bir gece, bir de bakar ki, gözkyüzü bomboş, Ay’ın yerinde yeller esiyor. Büyük bir üzüntüye kapılan Berk, Ay’ı birilerinin çaldığını düşünüp aramaya koyulur.
"Ay’ı Kim Çaldı?" Helen Stratton-Would’un ilk kitabı. 1972 doğumlu Stratton-Would, Fransızca ve Rusça Uygulamalı Dilbilim bölümünden mezun oldu. Oğlu aynı zamanda kitabın da baş karakteri. 1981 doğumlu illüstratör Vlad Gerasimov ise eğitimini ekonomi alanında yapmış olsa da, çocuk kitapları resimliyor.
Ay’a Yolculuk
Aya Okul Gezisi
“Ay’a Okul Gezisi”
Öğrenciler okul gezisine çıkacakları için çok heyecanlı.
Hep birlikte okulun bulunduğu uzay istasyonundan uzay gemisi servisine binip Ay’a gidecekler.
John Hare’in müthiş hayal gücüyle resimlediği “Ay’a Okul Gezisi” kitabı sadece resimlerle anlatılan oldukça merak uyandırıcı bir sessiz kitap.
Aya Yolculuk
Aya Yolculuk – Bilgi Yayınevi
Topçular Anılarıyla Avunuyor. Topçular Derneği üyeleri, her akşam olduğu gibi o akşam da çıtır çıtır yanan ateşin karşısında oturmuş, çen çalıyorlardı.
Üyelerin hemen hepsi iç savaşa katılmış, çoğu da yaralanmış eski savaşçılardı. Kiminin bacağı, kiminin kolu kopmuş, ilk bakışta görülemeyecek gibi bir yığın kusurlar da onlara bu savaştan bir armağan gibi kalmıştı.
Aya Yolculuk – Modern Klasikler 72
İnsanın Ay üzerinde ilk yürüyüşünden yaklaşık yüz yıl önce, 1865’te yayımlanan bu roman, insanlı Ay yolculuğuna dair bilimsel düş gücü ve hiciv yönünden hayli zengin bir kehanet gibidir. Baltimore Silah Kulübü’nün seçkin üyeleri, Amerikan İç Savaşı’nın sona ermesiyle boşluğa düşünce, kulübün başkanı bir uzay silahı icat ederek, Ay’a bir yolculuk gerçekleştirme önerisini ortaya atar. Yeni bir roman türünün, bilimsel romanın yaratıcısı olarak görülen Jules Verne, çağdaş bilimkurgunun da temellerini atmıştır. Bugün bizler için hiçbir şaşırtıcı yanı kalmamış birçok bilimsel gelişme, henüz ufukta yokken onun yapıtlarında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Verne, fantastik serüvenlerinde uzay yolculuğunun yanı sıra bilim ilerledikçe hayatımıza katılan denizaltıları, televizyonu ve oksijen tüpünü de öngörmüştür.
Aya Yolculuk Çocuk Klasik
Ay'a Yolculuk, uzayın gizemine oldum olası ilgi duyan insanın, bu sonsuzluğa yönelişinin coşkusunu anlatan ilk roman özelliğini taşıyor.
İnsanoğlunun Ay'ın yüzeyine ayak basmasından 104 yıl önce yazılan bu roman, edebiyatta bilimkurgu türünün öncüsü Jules Verne'in (1828-1905) en ünlü eserleri arasında yer alıyor. 1865 yılında kaleme alınan romanda, Amerikan İç Savaşı sonrasında emekli askerlerin toplandığı "Silah Kulübü" üyelerinin, yeniden gündeme gelme ve silah çalışmalarını canlı tutma çabaları sonucu ortaya atılan, yaşama geçirilmesi güç, "düş" denilebilecek "Ay'a mermi gönderme" projesi ile başlayan olaylar anlatılıyor. Kulübün Başkanı Barbicane'nin dünya bilim çevrelerinde yankı bulan projesi, macera ruhlu Fransız bilim insanı Michael Ardan'ın çılgın önerisiyle Ay'a yapılacak bir yolculuğa dönüşüyor. Ay yolcuları arasına Başkan Barbicane ve köpeği ile Fransız Ardan'dan sonra aksi Kaptan Nicholl'ün de katılmasıyla uzay macerası başlıyor.
Ayabakan Çiçeği
Ayak İzlerinde Adımlar
Pencere çerçevesinin üst kısmında bir damlacık beliriyor, onu bin sönük ışıltıya bölen gökyüzüne doğru titreşiyor, sonra büyüyor ve sendeliyor, düştü düşecek, ama düşmüyor, henüz düşmüyor. Bütün tırnaklarıyla oraya tutunuyor, düşmek istemiyor ve bir yandan göbeği büyürken dişlerini oraya geçirdiği görülüyor, o artık görkemli bir şekilde sarkan koca bir damla, derken birden, şıp ve işte düşüyor, parçalanıyor ve sonrası, hiçlik, mermerin üzerinde bir kayganlık.
Julio Cortázar’ın öykü külliyatının bu ikinci cildi, Kronopların ve Meşhurların Hikâyeleri (1962), Bütün Ateşler Ateş (1966), Son Raunt (1969), Sekizyüzlü (1974), Orada Dolaşan Biri (1977) kitaplarının bir araya gelmesiyle oluştu.
Ayak İzlerinde Adımlar’daki deneysel hikâyelerin, mikro anlatıların, gerçeküstü evrenlerin hepsi, Cortázar efsanesinin birer izdüşümü.
Ayaşlı İle Kiracıları – Bilgi Yayınevi
Memduh Şevket Esendal'ın Bütün Eserleri dizisinin ilk kitabı olan 'Ayaşlı ile Kiracıları', yazarın en önemli yapıtlarından biridir. 1946'da CHP Roman Ödülü'nü de alan yapıtta, Memduh Şevket Esendal cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan bir kesit sunar. Eğitimleri, uğraşları, dünya görüşleri farklı insanların ilişkilerini büyük bir ustalıkla sergiler. Romandaki kişilerde, dönemin bütün özelliklerini yansıtmaktadır. Memduh Şevket Esendal, bireysel öğelerden bir bütüne ulaşmanın en güzel örneğini vermektedir...
Ayaşlı İle Kiracıları – Can Yayınları
Ayaşlı ile Kiracıları adlı büyük romanı, yeni kurulan Ankara’nın havasında memleketteki seviye ve zihniyet farklarını kuvvetle gösteren bir eserdir. Bu hiç mütearrız görünmeden her söylemek istediğini söyleyen realizme bugünkü edebiyatımız en canlı taraflarından birini borçludur.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Ülkenin ortasında bir şehir, şehrin ortasında bir apartman.
Ayaşlı İbrahim Efendi ve kimi aylarca kalan kimi gecelik değişen kiracıları. Aralarında halim selim tipler de var çapkınlar da, yaşlılar da var gün boyu ağlayan çocuklar da, dolandırıcılar da var kendi yağında kavrulanlar da… Memleketin dört bir yanından gelip hükümet kapısında derdine deva arayanlar, hakkı olanı alabilmek için dilekçe üstüne dilekçe yazanlar.
Bitmeyen dertler, dedikodular, küçük hesaplar, tatlı sohbetler, ölümler, kalımlar, eğlenceler, flörtler, aşklar… Ayaşlı’nın evi tam bir cümbüş…
Memduh Şevket Esendal’ın hayattayken yayımlatabildiği tek romanı olan bu eser, yazarın ifadesiyle “bugünkü cemiyetimizin şiddetli bir tenkidi.”
Ayaşlı ile Kiracıları, 1930’ların genç cumhuriyetinden eğlenceli, ibretlik manzaralar sunan, bir romandan alınabilecek birçok tadı tam kıvamında veren bir roman.
Memduh Şevket Esendal, Türkçenin en canlı rengi…
Ayaşlı İle Kiracıları – Yapı Kredi Yayınları
“Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ankara’da, Ayaşlı İbrahim Efendi adında biri, dokuz odalı bir apartman dairesini oda oda kiraya vermektedir. Bir köy ağasının oğlu olan Ayaşlı İbrahim, eşkıyalık, zaptiye çavuşluğu, arzuhalcilik, otelcilik, vb gibi türlü boyalara boyanmış bir adamdır. Odalarda, kadın, erkek, genç, ihtiyar, evli, bekâr çeşitli insanlar oturmaktadır: Ayaşlı’nın apartman katında geçen hayatı anı biçiminde yazan bekâr bir banka memuru; eski bir çiftlik sahibi olan yaşlı Hasan Bey; eski konsoloslardan ihtiyar Şefik Bey; odun ve kömür satıcısı Buharalı Abdülkerim ile karısı İffet Hanım; eski bar kızlarından Faika ile kocası şoför Fuat; geceleri odasında kumar oynatan Turan Hanım’la kocası Haki Bey; bunlardan başka, ikide bir değişen hizmetçiler; dışarıdan gelip giden misafirler. Romanda, Türkiye’nin çeşitli katlarından gelen bu insanların ayrı ayrı maceraları ve birbirleriyle olan ilişkileri anlatılmaktadır.” (Behçet Necatigil)
“Ayaşlı ile Kiracıları, Türk romanında yepyeni bir devir açmıştır. Bugün genç kalemlerin kudretle yaşattıkları bu nev’e kahramansız roman diyebiliriz. Hiç şüphe yok, Türk edebiyat tarihi, Ayaşlı ile Kiracıları müellifini hakiki adiyle lâyık olduğu mevkie koyacak ve onu yeni bir roman anlayışının ilk akıncısı olarak gösterecektir.” (Sabri Esat Siyavuşgil)
“Memduh Şevket Esendal’ın 1934 yılında, böylesine temiz bir Türkçe ile roman yazması bir başarı sayılmalı. Sözü hiç uzatmıyor. Telgraf yazar gibi yazıyor romanını. Kısa tümceleri sık sık kullanıyor ve bunda çok başarılı. Anlattığı kişilere çok yanlı bakmaya çalışıyor. Bu bakımdan özellikle Ayaşlı’yı anlatırken başarılı; iyi yanlarını da, kötü yanlarını da ustalıkla belirtiyor. Kimi insanların düşünme biçimini sadece konuşmalarla çok iyi veriyor.” (Fethi Naci)
Ayaşlı Ve Kiracıları
Ankara’da yeni yapılmış bir apartmanın dokuz odalı bölüğünde yaşayan Ayaşlı ile kiracılarının ilişkileridir anlatılan. Kadınlı erkekli bu mozaikte, inşası süren Cumhuriyet’in sosyal meseleleri de işlenir. Memduh Şevket her bir kiracısını, ayrı ayrı romanı yazılacak ilginçlikte kişilerden seçer. Bunu yaparken küçük bahislerle aralarındaki mücadeleyi sürükleyici, akıcı bir dille yazmayı başarır.
Ayasofya Konuştu
Ayasofya’dan Kimler Kimler Geçti?
Ayasofyada Bir Gece
Ayasofya... Tarih boyu Doğu ile Batı’yı birleştiren mabet…
Mihrimah, Ayasofya’da çalışırken bir sırrın tam ortasına düşüyor. Üstelik bu sırrın ortakları da var. İpek ve Mehmet, kendilerini bu gizemi çözüp parçaları tamamlamaya adıyorlar. Çünkü, bu sırrı aydınlığa kavuşturmak Ayasofya'yı korumak demek.
İtalya'da başlayan bu yolculuk, Doğu’nun mistik havasında ilk rota olan Diyarbakır surlarında da onları şaşırtıyor.
Bu macerada yalnız olmadıklarını anladıklarında her şey daha beter bir çıkmaza giriyor. Ayasofya’nın savunma mekanizması ise herkesi şaşırtıyor!
“Ne su koruyabilir hazineyi,
Ne de kendisi saklayanın,
Yıldız gözünde durduğunda.
Son şövalye sözünü bozduğunda,
Ve Muktedir üzümü yaktığında
Kim koruyacak mabedi?”
Aydaki Dede
2014’ün eylünde ilk kitabı Aramızda Beyaz Bir Çizgi YKY’nin Doğan Kardeş dizisinden yayımlanan Çiğdem Kaplangı’dan bir kitap daha geldi: Ay’daki Dede...
Kıvrık Bıyıklı Dede, bir gece rüyasında çok özlediği torunlarını görmüş. Çocuklar ona şarkı söylüyorlarmış.
Gece görünen yoldan gel bize
Bir var bir yok büyülü fıskiye
Kuş tüyü yastığa koyuver başını
Uyanıp da pencereden baktığında Ay’ın denize vuran ışığını gören dede, “gece görünen yoldan gel bize” diye başlayan şarkının peşinden yollara düşerse, ne olur?
Çiğdem Kaplangı’nın müzikle, sevgiyle, hayallerle dolu bu güzel hikâyesini Dilek Yördem Ceylan resimledi.
Aydaki Kadın
Aydaki Kadın tam anlamıyla bir Tanpınar romanıdır. Eser kahramanının nice tanıdıklarının binbir hatırasıyla mekânı doldurduğu İstanbul’un, özellikle Boğaz’ın ve denizin romanı olduğu kadar, bir türlü dile getirilemediği için, içte genişleyen, kıvranan ve zehirleyici bir güce dönüşen aşkın romanıdır. Yazar eserini ayrıca siyasî bir roman olarak tasarlamıştır. Türkiye’nin demokrasi tecrübelerinin iflası, insanların iflasıyla birleşir. Bir bakıma hem Huzur hem de Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile birleşen noktaları çoktur. Her romanına kendisini koymuş olan Tanpınar bu romanda da vardır. Aydaki Kadın’ı günlükleriyle birlikte okuyunca, Tanpınar’ın hayalleri ve günlük gerçekler arasında parçalanışı, Selim’in yaşadıklarında da takip edilebilir.