Aydın Despotizmi
Bu çalışmaya üç nedenle katlandım;
1) 1986 Türkiyesi'nde, Türkiye ilericiliğinin önderlerinden, "bilim adamı" kimliği ile ünlü, etkin ve üretken bir Türk aydını, "Türk estetiği ve roman" konularındaki düşüncelerini anlatmayı vaat ettiği bir çalışmasında, genç bir yazarın, hemen her kitapçıda bulunabilecek bir yapıtını, Latife Tekin'in Gece Dersleri’ni, yetersiz ya da bağlam dışı aktarmalar ve yorumlarla, yapıtta var olanı yok, yok olanı var ederek, kendi tezlerini doğrulayacağını umduğu biçimde ve okurlarının gözlerinin içine baka baka saptırmaktan zerre kadar utanç duymayabiliyor; okurun elinin altındaki bir yapıtın böylesine yakışıksız bir saptırma ile yorumlanabilmiş olması, başka bir dilde yazılmışlık, eski basım olma vb. nedenlerle genç okurlara uzak düşen kitapların aktarılmasında gözetilen özen hakkında, bilim ahlâkı adına derin endişelere sevk ediliyor.
2) Türkiye'nin neredeyse ölümcül bir anomali geçirdiğine, bu cinnetin çıldırmışlıktan nasibini alan tüm hareketler tarafından yeniden değerlendirilmesi, çözümlenmesi gereğine inanıyor; olmadığının varsayılmasının, inkârının yeni ve daha da meş'um dönemleri getirebileceğinden korkuyorum.
3) İstibdatın sadece belirli ve bilinen kurumların tekelinde olmadığına, Türk düşünce hayatında muhtelif köşebaşlarında yerleşik aydınların "yeni”ye geçit vermeyen tekellerini ısrarla korumak gayreti içinde olduklarına, bu tutumun özgür düşünce filizlerinin hoyratça kopartılması ile sonuçlandığına, gençlerin üzerinde neredeyse sınıfsal nitelikli bir baskı yarattığına inanıyor, Türk düşünce yaşamını ve edebiyatını vesayetleri altında tutmaya çalışan bütün müstebitlere karşı çıkılması gerektiğini savunuyorum.
Alev Alatlı/Temmuz, 1986
Ayı Olmayan Ayı
Kış uykusundaki Ayı, bahar gelip uyandığında kendini devasa bir fabrikanın ortasında bulur! Ağaçlar, çimen, çiçekler, hepsi gitmiş, yerine harıl harıl çalışan makineler ve taş yığını binalar gelmiştir. Daha fenası, herkes ona bir ayı olmadığını söyler durur. Ayı onları, fabrikada çalışan bir insan değil gerçek bir ayı olduğuna ikna edebilecek midir?
Frank Tashlin’in unutulmaz kitabı Ayı Olmayan Ayı, ustaca anlatılmış, çarpıcı bir öykü. Ayının içine düştüğü tuhaf durum, okurları gülümsetirken, kim olduğumuz ve doğayla kurduğumuz ilişki gibi önemli konular üzerine düşündürüyor. Ayı Olmayan Ayı, etkileyici kurgusu ve düşündürdükleriyle, her yaştan okura seslenmeyi başarıyor.
Ayı Saate Karşı
Ayıcığın Arkadaşı
Ayılar Ağlamaz
Ayın Çevresinde Çocuk Klasik
Ay’a Yolculuk ile başlayan çılgın macera, Ay’ın Çevresinde ile devam ediyor.
Amerikan İç Savaşı sonrasında emekli askerlerin toplandığı “Silah Kulübü” üyelerinin, yaşama geçirilmesi güç bir “düş” olarak nitelenen “Ay’a mermi gönderme” projesi kapsamında, Silah Kulübü Başkanı Barbicane, Yüzbaşı Nicholl ve macera düşkünü bir sanatçı olan Michel Ardan dev bir mermiyle Ay’a fırlatılacaklardır. Bu kitap, bu üç çılgın maceracının uzay aracıyla Dünya’dan ayrıldıktan sonra, Ay’a olan yolculuklarında başlarından geçenleri anlatır. Bakalım maceraperest kahramanlarımız, bu düşü gerçekleştirebilecekler mi?
İnsanoğlunun Ay’ın yüzeyine ayak basmasından yaklaşık 150 yıl önce yazılan bu roman, edebiyatta bilimkurgu türünün öncüsü olan Jules Verne’in bilimsel dehasının en güzel örneklerindendir.
Ayın Çevresinde Yolculuk
Serüven devam ediyor…
Barbicane, Michel ve Nicholl’ün Ay’a yolculukları sürpriz gelişmelerle sürüyor. Kahramanlarımız Ay’a ulaşabilecek mi? Yeryüzünü bir daha görebilecekler mi? Yoksa sonsuza kadar Ay’ın çevresinde bir uydu mu olacaklar?
Jules Verne, Ay’a Yolculuk eserinin devamı olan Ay’ın Çevresinde Yolculuk’ta okuyucularını muhteşem bir serüvene davet ediyor.
Ayın On Dördü
"Kendisini öldürmesi için eline verdiğim tabancayı göğsüme çevirdi. Horozun kalktığını, topun döndüğünü gördüm, görmedim belki; sesini işittiğim için görmüş gibi oldum ve galiba gülümsedim. Öyle bir anda gülümsemek mümkün müdür? Ölümü bekliyor, ölüme can mı atıyordum? Hayır! Ben bu ihtiyatsızlığı yapacak ahmaklardan değilim. Tetik indi, fakat tabanca patlamadı. Bir daha, bir daha indi, gene patlama yok! Sofra bezinin altına başlangıçta sakladığım Beretta’yı kaptığım gibi bir lahzada onun göğsüne çeviren şimdi benim." İstanbul’da, mehtaplı bir yaz akşamı, sahilde bir cinayet işlenir. Cinayet yerinin hemen yakınında evleri bulunan Rıdvan ve Rayiha’nın hayatı o akşamdan sonra eskisi gibi olmayacaktır... Bu cinayet sonrasında yaşanan olayları kaleme alan Refik Halid Karay, insan davranışlarının değişkenliğini ve çeşitliliğini irdelediği sürükleyici bir romanla okuyucusunun karşısına çıkıyor.
Ayının Anlatacak Bir Hikayesi Var
Bir hikâye dinlemek ister misiniz? Ayı’nın anlatacak bir hikâyesi vardır. Önce arkadaşı Fare’ye gider ama Fare’nin onu dinleyecek vakti yoktur. Sonra arkadaşı Ördek’i görür, ne yazık ki Ördek de göç etmeye hazırlanıyordur. Hikâyesini bir de Kurbağa dostuna anlatmayı dener ama o da uyuyacak sıcak bir yer aramaktadır. Çok sevilen “Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün” kitabının yazar ve illüstratörleri Philip ve Erin Stead’den dostluk ve sabır üzerine sevimli bir hikâye.
Ayının Biri Oturmuş Sandalyeme
Ayışığı Sofrası
Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray, bir kentin gecesinin kadife karanlığını, onun içinden üç yüz yıl sonra yeniden dünyaya uyanan Eshab-ı Kehf kıssasının Yedi Uyuyanlar'ını ve köpekleri Kıtmir'i, sonsuz Ankara gecesinin içinde tüm çarpıcılığıyla okurla buluşturuyor.
"Bu kent, bu mahalle, bu sokaklar, üstüne bastığım kaldırım taşları; puslu bir ışık yayarak geceyi aydınlatmaya çalışan sokak lambaları; yolun kenarındaki çöp bidonunu eşeleyen sarı bir kedi; o anda Aşo'nun görmekte olduğu bir rüya parçası; mırıldandığım tılsımlı bir dua; arka balkonuma gri kadife bir kese içinde atılmış olan, kokmuş yumurta, ayna parçası, sabun, tuz, kesme şeker ve pirinçten oluşan leş kokulu, karmakarışık bir büyü; telefonumu kaldırdığım zaman kulağıma gelen düdük sesi; çantamda şakırdayan anahtarlarım; içimde duyduğum bir fincan kahve içme isteği, hepsi bana aitti. Benimdi tüm bunlar. Yaşamımdı."
- Nazlı Eray
"Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder."
- Gazali
Ayışığı’nın Gökyüzü Atlası
Ayışığında Çalışkur
Ayışığında “Çalışkur” yalnız Haldun Taner’in değil, ilk kez 1954’te yayımlandığı göz önüne alınırsa, edebiyatımızın da en özgün ve öncü sayılabilecek öykülerinden. Taner, ince mizahını adeta bir öykü dersi vererek konuşturuyor.
“Bu kuruluş ve belgeleme, herhangi bir edebiyat ürününde sanatçının yazdığıyla sıradan okuyucunun zevk ölçüleri arasındaki büyük farkı bir eğleni havası içinde göstermesiyle tipik ve orjinaldir.”
- Behçet Necatigil
“Modern deneyci bir edebiyat yapıtıdır Ayışığında “Çalışkur”. Üstelik Batı edebiyatındaki okunması ve anlaşılması güç deneysel metinlerin aksine inanılmaz derecede eğlencelidir. Ancak ilk başta çok kolay görünen bu metin, farklı okumalara olanak veren ve farklı konulara açılım sağlayan bir çalışmadır. Bu metni okumak, kişinin çevresini saran ideolojik söylemleri de okumasına olanak veren, düşünsel bir alıştırma niteliği taşımaktadır.”
- Murat Gülsoy
Ayışığında Şamata
Ayışığında “Çalışkur” adlı öyküsünden Haldun Taner’in oyunlaştırdığı ve ilk kez 1977’de sahnelenen Ayışığında Şamata, yazarın deyişiyle, “yazarın koşullanmaları ile seyircinin bambaşka koşullanmaları arasındaki zıtlığı bir fars havası” içinde yansıtır.
Ayşegül Yüksel’in bu oyunla ilgili değerlendirmesi şöyledir:
“Taner, Ayışığında Şamata ile, Lütfen Dokunmayın’dan bu yana sürdürdüğü toplumdaki yanlış koşullandırmaları irdeleme ve doğru olarak algılanması gereken gerçekleri maskeleyen “yalan” balonlarını delme eyleminin bir başka çarpıcı örneğini vermektedir.
Ayışığında Şamata, Taner’in tüm oyunlarının temel çıkış noktasını oluşturan tersinleme yaklaşımının tam verimle değerlendirildiği, oyunculara, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’nda olduğu gibi büyük olanaklar tanıyan, güldürücü ve düşündürücü bir oyundur.”
Ayıyla Konuşan Kız
Aykırılık Yoksa Nitelikli Hayat Da Yoktur
Gerze’de haylaz bir çocuk, Kuleli’de asi bir öğrenci, Hakkâri’de efsane bir komutan.
Türkiye’nin 90’lı yıllarına damga vuran unutulmaz kahraman Osman Pamukoğlu, dünü, bugünü ve yarını anlatıyor. Pamukoğlu, henüz küçük bir çocukken şekillenmeye başlayan karakterini bir örnek niteliğinde okura sunarken öğrencilik yıllarının yanı sıra askeri ve siyasi hayatının bilinmeyenlerini de satırlarla buluşturuyor. Ve satır aralarında çok sayıda “O kadar da olmaz!” denilecek yaşanmış olay yer alıyor…
Farklı yaş, eğitim ve sosyal statüdeki sekiz kişilik bir heyet tarafından hazırlanan sorular, Efsane Komutan’ın 70’i aşkın yılını bugüne taşımanın yanında yaşama dair ortaya çıkardığı felsefi cevaplarla yol gösterici bir haritaya dönüşüyor.
Aykırılık Yoksa Nitelikli Hayat da Yoktur, sarsılmaz bir karakterin doğuşunu tarihe asla silinmeyecek bir not olarak düşüyor.
Aylaklar
Meşrutiyet’ten sonraki toplumsal dönüşümlerin her bir devresini ustaca sentezleyen Melih Cevdet Anday, Abdülhamid’in eczacıbaşısı Şükrü Paşa’dan kalma bir konağa yerleştirdiği roman kahramanları üzerinden cumhuriyet Türkiye’si toplumunun tahlilini yapıyor. Aylaklar, Türkçe edebiyatın en derli toplu romanlarından biri. Olağanüstü bir başarıyla oluşturulan karakterler ve izlekteki kendinden emin duruş, bu romanı edebiyatımızdaki en iyi kurmaca metinlerden biri kılıyor. ... Batıyormuşuz da birimizin haberi olmamış. Hadi Nesime ile Şükrü’yü bir yana bırakalım, onlar aileden değil; ya bana, anneanneme, dedeme ne demeli? Ekmeğin nerden geldiğini birimiz bile düşünmemişiz. Dün gece sofrada bunu söyleyecek oldum, Dündar Bey ‘Osmanlı İmparatorluğu da böyle battı, dedi. ‘Biz aylıklarımızın köylüden alınan vergi ile ödendiğini bilmezdik, devletin bir köşede bir parası var, ondan veriyor sanırdık. Birinci Dünya Savaşana neden girdiğimizi Talat Paşa bilmiyor, Cemal Paşa bilmiyor, Enver Paşa bilmiyor. Peki kim biliyor? Bilen yok...
Aylaklar Kumsalı
“İsmim Sofía. On bir buçuk yaşındayım, büyüyünce aylak olmak istiyorum.”
Sofía, kışın kumsalda keşfe çıkmayı seven bir hayalperesttir, müzik ve resmi matematiğe tercih eder. Bir gün derste öğretmenine büyüyünce aylak olmak istediğini söyleyince annesi ve babası okula çağrılır. Yanlış anlaşıldığı hissine kapılan Sofia, düşüncelerini yazıya dökmeye karar verir.
“Aylaklar Kumsalı” kendi yeteneklerini ve ilgi alanlarını keşfetmeye dair, bilgelikle dolu bir hikâye.
Aynada Batan Güneş
Hayat, zorluklardan örülmüş çetin bir imtihan alanı; bir yarış pisti veya. Ayrılığa, çileye ve zorlukların her türlüsünü omuzlamaya hazır olmayanların bu alanda tutunması ise oldukça güç. Bu güçlüklerin üstesinden gelmeye azmedenlerin elinden bırakamayacakları bir duygu çağlayanı "Aynada Batan Güneş". Caddelerin yürünmez olduğu, sokakların kan gölüne döndüğü bir dönemde, gençlerin kararmış ruhlarına aydınlığın tükenmez kaynağından bir demet pırıltı aksettirmeye çalışanların hikayesi...
Aynadaki Yüzler
Stres ve travma, narsisizm, obsesyon, çizgi ötesi yaşamlar, sınır kişilik, şizoid ve kuşkucu histriyonik kişilik bozuklukları, cinsel kimlik, istismar ve daha pek çok başlık Dr. Kln. Psk. Gül Çörüş’ün bu kitabında küçük öykülerle, örneklerle ele alınıyor ve zorlu başlıklara yer veriliyor.
Kitap, kısa hikayelerle ilerlerken bilimden, edebiyata, sanata örnek ve alıntılar da sunuyor.
Aynalar
"Ben hatırlama takıntısı olan bir insanım," diyor Eduardo Galeano, tarihçi olarak anılmasına itiraz ederek. "Her şeyden çok da Amerika'nın, unutkanlıktan mustarip Latin Amerika'nın geçmişini hatırlama takıntım var:
Ancak bu kez dünyanın bütün cografyalarını dolaşarak, fiziki olduğu kadar zihinlerdeki sınırların da ötesine geçerek, unutulmuş ya da öğretilmemiş bambaşka bir tarihi hatırlatıyor Galeano. Her şeyin özüne inmeye çalışan minimalist ve nüktedan diliyle, eski çağlardan günümüze tarihi, edebi, politik anekdotlarla ve başka bır bakış açısıyla "Neredeyse Evrensel Bir Tarih."
Alternatif tarih yazımının en güzel örneklerinden biri olan Aynalar, insanlık tarihinin acı ancak umut dolu bUtun ayrıntılarında soluk aldırarak, dünyaya bakışınızı değiştirmeyi vaat ediyor ve Eduardo Galeano bır kez daha ''dünyanın vicdanı" olmaya devam ediyor.
Aynanın İçinde Alice Harikalar Ülkesinde
Alice, kedisinin yavrusu Kitty’yi de yanına alarak evindeki kocaman aynanın içine, yani AynaEv’e girer. Başlangıçta sıkıntı çekse de sonunda Alice de bu dünyaya uyum sağlar. Kedisiyle birlikte bu serüvenin içine dolu dizgin dalar.
MEB “100 Temel Eser” listesinde yer alan bu başyapıt, birbirinden ilginç kahramanları ve mekân betimlemeleriyle, çocuklara okuduklarını zihinlerinde canlandırma fırsatı tanıyor. Birçok temel kavram ve bilgi, kitabın renkli sayfalarında aktarılıyor.
Aynanın İçinden – Modern Klasikler 186
Lewis Carroll 1865 yılında kahramanı Alice’i tavşan deliğinden aşağı gönderdiğinde, yüz elli yılı aşkın bir süre boyunca her yaştan okuru etkisi altına alacak, üzerine tezler kaleme alınacak ve pek çok esere ilham verecek bir maceranın da ilk adımını atmış oldu. Harikalar Diyarı’ndaki yolculuğunda eşlik ettiğimiz Alice, 1871 yılında yayımlanan Aynanın İçinden kitabıyla birlikte bu sefer bizi aynadan geçerek ulaştığı diyara götürüyor. Bu diyarda her şey bir ayna yansıması misali, tersten yaşanmaktadır ve Alice kendini devasa bir satranç oyununun tam ortasında bulur. Piyonluktan kraliçeliğe uzanan yolculuğunda ona birbirinden farklı ve gizemli karakterler eşlik edecek, bilmecelerle dolu şiirler yolunu renklendirecektir.
Aynasız Ev
Thomasine günlerini büyük büyük halasının tozlu, karanlık evinde babası, halası, amcası ve kuzenleriyle geçirmektedir. Halaları ölüm döşeğindeyken, babasının kardeşleri evin kaç para ettiği konusunda didişmeye çoktan başlamışlardır. Thomasine’in babası ise tamamen iç dünyasında yaşamaktadır.
Derken bir gün, Thomasine’in en küçük kuzeni Signe bir keşifte bulunur: Evdeki bütün kayıp aynalar bir gardırobun içindedir. Aynaların içinden bambaşka bir dünyaya geçiş yapılır; burası en çok istediğiniz şeyi değilse de en çok ihtiyacınız olanı bulacağınız bir dünyadır.
Aynasız Ev sevginin gücü, insanın kayıplarla mücadelesi ve büyümek üzerine unutulmaz bir aile hikâyesi.
Ayrılık Sevdaya Dahil – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 4
"Epeyce kadın gizlice erkek" sözde kadınlar, mevsimlik sevdaların unutulmuş kızları, tasaları gizli cam güzeli kızlar, Sansaryan Han’da sorgulananlar, kullanılmış yüzlerini aynalara bırakan muhbirler, derinlemesine yalnız tutuklular, mağlup sarhoşlar, parmak uçlarından yıldızlar damlayan adamlar... Attila İlhan birbirinden sahici insanlarıyla kent resimleri çiziyor bize. Tanıyoruz o insanları; kimi ben, kimi sen, kimi o... Bizler...
Ayrılık Üzüntülerin Annesidir
Ayrılış
“Tanıyordu Ay onları. Batuhan ile Baturgan’dı isimleri. Biliyordu. Kendine benzetiyordu bazı bazı. Bilhassa yarımay olduğu zamanlarda onun bir tarafı ışıkta, bir tarafı karanlıkta kalan hali gibilerdi.”
Ayrılığı imkânsız bir ayrılışın hikâyesi bu... daha önce hiç yazılmayan... Yaralı bir masal bu… daha önce hiç anlatılmayan… Eski İstanbul’da, mezarlığa bakan bahtsız bir köşk. Ve on yedisinde iki kardeş; yan yana yaşayan ama apayrı dünyalara savrulan. Aslında akla hayale gelebilecek tüm zıtların kardeşliği bu roman; barışın ve savaşın, nefretin ve merhametin, uğurun ve lanetin, dostluğun ve düşmanlığın.
Gözümden Deliler Taştı ile başlayan edebiyat yolculuğunda Çağan Irmak ilk romanıyla kelimelerin çalkantılı sularında daha da derinlere iniyor, karanlıklarda yolumuzu bulmamız için bize kör edici bir ışık yakıyor.
“Beyaz perdede yarattığı şahsına münhasır dünyalarla tanıdığımız Çağan Irmak, bu defa edebiyat karasularında, sözcüklerin tılsımıyla anlatıyor hikâyesini. Bir yandan tebessüm ettirirken bir yandan da iç sızlatan bu ilk romanla, belki de en lüzum duyduğumuz zamanda,
en lüzum duyduğumuz hayali fısıldıyor kulağımıza: yan yanalık. Büyük kopuşların, yırtılışların, aldanışların, ayrılışların, pişmanlıkların gölgesinde de olsa, her şeye rağmen ve hatta inadına, daima yan yanalık…”
Nermin Yıldırım
Ayşe’nin Bulut Projesi
Su dolu gezegenimiz nasıl susuz kalıyor?
“Gülümseten Öyküler” ve “Tombiş Kitaplar” dizilerinin yanı sıra resimli öyküleriyle de çok sevilen sanatçı, düşünür Behiç Ak, doğayla insanın uyum içinde yaşayacağı bir gelecek için bilimsel bir öykü anlatıyor. Dünyanın en önemli sorunlarından su krizine dikkat çekerken, bir çocuğun gözünden, kentleşmenin, ormansızlaşmanın, iklim değişikliğinin gezegenimizin su kaynaklarına ciddi etkilerini aktarıyor. Su uzmanı Dr. Akgün İlhan’ın danışmanlığında yenilenen resimli kitap, çocukları ve yetişkinleri, topraktan havaya, gezegenimizin tüm ekosistemi üzerine ortak okumalara ve birlikte öğrenmeye çağırıyor.
Ayşe, tırmanmaya bayıldığı ceviz ağacının kurumaya başladığını görüp, evden su getirmeye koşar. Ancak, yağışsız geçen günler nedeniyle su kesintisi başlatılmıştır. Demek ki, bir yağmur bulutu oluşturmalıdır. Ama nasıl?.. O sırada tepelerinde beliren minik bir bulut, Ayşe ve kedisi Sarman’ı gökyüzünde bir gezintiye çıkarır. İkisi de, doğadaki su döngüsünden çevre kirliliğine, yenilenebilir enerji kaynaklarından suyun verimli kullanımına ve şehir planlamasına kadar pek çok şey öğrenecektir...