Cadılar Uğurböceği Sevecen İle Salyangoz Tomurcuk 5
Cadının Yüreği
“Madeline Miller'ın Ben, Kirke'sini sevenler için birebir.” –Library Journal
“Neil Gaiman’ın İskandinav Mitolojisi’ni ve Joanne M. Harris’in Loki romanlarını seven okurlar için eşsiz bir yeniden anlatım.” –Booklist
“Kadim İskandinav tanrılarının puslu diyarına uzanan benzersiz bir yolculuk. Kitabın merkezinde ise sevdiklerini korumak için çağlar boyunca fedakârlıklar yapan bir cadı duruyor.” –Margaret George
Derler ki, yaşlı bir cadı yaşarmış doğuda…
Bu cadı güneş ve ayı kovalayan kurtlar getirmiş dünyaya. Derler ki, Asgard’a gitmiş ve üç kez ateşe verilmiş, üç kez yeniden doğmuş kaçmadan önce. Derler ki, eşsizmiş büyüsü, kâbusuymuş tanrılar tanrısı Odin’in bile. Derler ki, yaralı dudakları ve sivri dili olan bir adamı sevmiş, Loki derlermiş adına. Derler ki, doğurduğu çocuklar tanrıların alacakaranlığını, Ragnarök’ü getirmiş. Ve yine derler ki, kendisi direnmiş Ragnarök’ün alevlerine sonuna kadar, kalbi dışında her şey bir kez daha küle dönene kadar. Ancak kimisi onun hâlâ yaşadığını söyler.
İnsanlar ölür, tanrılar ölür amao yaşamaya devam eder…
Cadının Yüreği’nde Genevieve Gornichec, İskandinav mitolojisinin göz ardı edilen ancak kıyametin gelmesinde doğrudan rol oynayan buz devi cadı Angrboda’nın hikâyesini anlatıyor. Loki’nin Asgard tanrılarından gizlediği eşi; Fenrir, Hel ve Jormungundr’un annesi; Odin’in alt edemediği rakibi Angrboda, bu kibirli tanrılar dünyasında kendi destanını yazma fırsatına ilk kez kavuşuyor.
Çador
Çağlayanlar – Bilge Kültür Sanat
Çağlayanlar Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun hikâyeler aracılığıyla Türk kültürü ile ilgili düşüncelerini etkili biçimde dile getirdiği bir eserdir. Türk milletinin içine düştüğü zor durumun tesiriyle kaleme alınan eser milletin değerlerine sahip çıkmanın önemini haykırır. Yazar, birçoğumuzun önemsemediği yatağan, kilim gibi şeyleri bile anlatırken çağlayanlar gibi coşkuludur. Sokak satıcısının "kaaarpuz" diye bağırmasını bugünlere kadar getirir. Millî değerlere sahip çıkmanın öneminin anlatıldığı hikâyelerin bazıları hikâyeden çok denemeyi andırır. Çağlayanlar Müftüoğlu’nun Türkçülük anlayışına uygun olarak yazdığı hikâyelerden meydana gelmektedir. İçinde taşıdığı millî heyecanla ve Türk kültürüne hayranlıkla kaleme alınan eser yazarın en beğenilen kitaplarından biridir.
Çağlayanlar – Ötüken Neşriyat
"Çağlayanları bir kitap tanıtma yazısının bilinen ölçülerine göre inceleyip değerlendiremem; elimden gelmez. Sırf aklının sağlamlılığına güvenip yazanın noksanını bulmak güç değildir, yalnız öğrendiğini satanın yanlışını yakalamak daha da kolaydır. Ama aşk ile coşan bir çağlayanın sürükleyici gücüne karşı kim durabilir! Müftüoğlu Ahmet Hikmet, sanki bir kitap yazmamış da sayfalarının arasına yüreğini yerleştirmiş. Hala diri bir yürek, hala büyük bir yürek! Öyle bir yürek ki, katıksız bir imanın beslediği ölümsüz ve kocaman bir sevgi ile çarptığını hala duyabilirsiniz; azıcık bir kabiliyetiniz kalmışsa, ıstırabı ile hala tutuşabilirsiniz. Böyle bir kitap için ne yazılır, hele bencileyin bir garip ne yazabilir...Hiç!... Sadece okunmasını isterim." -Galip Erdem
Cahil Filozof – Hasan Ali Yücel Klasikleri 389
Voltaire (1694-1778): Fransız edebiyatının en önemli yazarlarından olan François-Marie Arouet eserlerinde kullandığı Voltaire mahlasıyla tanınmıştır. Eleştirel zekâsı ve hiciv ustalığıyla sivrilen yazar, neredeyse bütün edebi türlerde eserler vermiş olmasının yanı sıra döneminin siyasi kurumlarına ve popüler düşünce tarzlarına oklarını yönelttiği Felsefe Sözlüğü ile bu alanda da etkili olmuştur. Fransız İhtilali’nin arifesinde Avrupa medeniyetinin gelişim yönünü etkileyen eserleri çağımızda da baskı ve bağnazlık karşısında yurttaşlık hakları ve özgürlük düşüncesinin başyapıtları yer alır. Cahil Filozof Voltaire’in yetmiş iki yaşında yazdığı, emin oldukları ve hâlâ şüphe duyduklarının bir katalogudur. “Ben kimim?” sorusundan başlayarak çıktığı yolculukta Descartes, Spinoza, Leibniz gibi düşünürlerin tezleriyle yüzleşir, kendinin ve başkalarının cehaletinden geçer ve aklın şafağına ulaşır. Bu küçük ama etkili eser Voltaire’in felsefesinin inancıyla birleştiği noktaya ışık tutması açısından da önem taşır.
Cahil Hoca
Felsefenin elması Joseph Jacotot'nun başına düşmüştür: 1818'de sürgünde bir devrimci olan Jacotot Belçika'da Fransız edebiyatı okutmanı olarak yarı-zamanlı bir iş bulur. Tek kelime Fransızca bilmeyen Flamanlara, kendisi de tek kelime Flamanca bilmediği halde hocalık etmek zorundadır... İki dilli bir Fénelon baskısı koşar imdadına; "öğrencileri"nin kendi kendilerine Fransızca ve Telemak'ı öğrenmelerine kılavuzluk eder. İnsanın bilmediğini de öğretebileceğini gösteren bu tuhaf deneyin sezdirdiği kaçınılmaz sonucu anlamakta hiç gecikmez Jacotot: Bilen ile bilmeyenin, öğreten ile öğrenenin, kol emekçisi ile zihin emekçisinin, kısacası zekâların eşitliği. Bu şaşırtıcı hikâyeyi ve Jacotot'nun felsefesini anlatan Jacques Rancière hem eğitim üzerine çok özgün bir düşünce sunuyor hem de zekâların eşitsizliğini ve bilgi hiyerarşisini bahane eden toplumsal eşitsizlik tasavvurlarına önemli eleştiriler getiriyor. "Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır," diyen Cahil Hoca, eğitimciler ve eğitim sistemi üzerine kafa yoranlar için olduğu kadar siyaset felsefesiyle ilgilenenler için de ufuk açıcı bir kitap.
1940 Cezayir doğumlu Fransız filozof. Paris 8 (St. Denis) Üniversitesi'nde felsefe dersleri vermiş olan Rancière'in adı ilk kez Althusser'in iki ciltlik Lire le Capital (1965; Kapital'i Okumak) derlemesine yazdığı yazıyla öne çıktı. 1990'da yayımlanan Siyasalın Kıyısında ile birlikte, Batı geleneğinde "siyasal"ın kuruluşu üzerine odaklanmaya başladı ve Le Mésentente (1995, Uyuşmazlık, Aralık, 2005), La haine de la démocratie (2005, Demokrasi Nefreti, İletişim, 2014) ve Chronique des temps consensuels (2005, Mutabakat Dönemlerinin Vakayinamesi) gibi kitaplarında çok özgün ve ufuk açıcı bir siyaset düşüncesi geliştirdi. Estetik, tarih teorisi, edebiyat ve sinema hakkında yazdıklarıyla da yankı uyandırdı.
Cahit Külebi Bütün Şiirleri
Bütün Şiirleri Adamın Biri Rüzgâr Yeşeren Otlar Atatürk Kurtuluş Savaşında Süt Türk Mavisi Yangın Güz Türküleri "Cahit Külebi, aydın bir saz şairi içtenliği, bir Karacaoğlan rahatlığı ve temiz bir dil ile, zaman zaman kötümser, güvensiz, kendi türküsünü söyledi. Yarım kafiyeler, iç sesler, duygu ve düşüncelerine eklediği zarif benzetmeler ve söyleyişindeki titizlikle en sevilen şairler arasına girdi." Behçet Necatigil "Ben teşbihten haz etmem... Niçin şiirlerini seviyorum? Külebi bu işi ustalıkla idare etmesini biliyor da ondan. Onun başka şiirlerinde bazı teşbihler gördüm, onları da sevdim... Bu teşbihleri teşbihten saymamak lazım. Burada teşbih hudutlarının dışına çıkan bir ifade kuvveti var... Külebi eskilerin mecaz-ı urfi dedikleri halk mecazlarını kullanıyor. Bal gibi, mis gibi, gül gibi v.b. Bu şiir gelecek yıllara Cahit Külebi devrinin bir tarihi olarak kalacak... Külebi’nin şiirlerini okumakla doyamıyorum." Orhan Veli Kanık "Humor - ses - ses... Külebi’de temel öğe müziktir. Kırın şairi... Cahit Külebi Türkiye coğrafyasının şiirini yazıyor. Hiçbir şair şiiri bitirmeyi Cahit Külebi gibi bilemez." Cemal Süreya Benim doğduğum köylerde Şimal rüzgârları eserdi, Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır Öp biraz! Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! Benim doğduğum köyler de güzeldi Sen de anlat doğduğun yerleri, Anlat biraz!
Cahit Zarifoğlu
“İnsan sevmeli;
Bazen bir insanı
Yahut da bir ağacı
Ya da kanadı kırık bir kuşu.
Zaten sevmezse insan
İnsan mı olur?”
– Cahit Zarifoğlu
O sadece bir şair değil...
O aynı zamanda bir yazar, bir yayıncı, pilot, güreşçi, seyyah, öğretmen ve muhabir.
Erken biten çocukluğuna rağmen içindeki çocuğu hiç yitirmemiş bir adam.
Yedi güzel adamdan biri...
Babasının ölümüyle birlikte çocuk kalbinde sızlayan acılardan kurtulmak için girdiği arayışta şiire tutunmuş, hayatı boyunca aşkı arayıp durmuş bir yolcudur o.
Aşkı sadece sevgilide değil, bazen bir kuşun kanadında, bazen yaşlı bir ağacın dallarında ama en çok da Hak yolunda bulmuş bir âşıktır aynı zamanda... İnandığı fikrin ve hayalin arkasından azim ve kararlılıkla ilerleyerek ulaşılmaz sanılan doruklara nasıl konulabileceğini gösteren bir kartaldır Cahit Zarifoğlu.
Kırk yedi yıllık yaşamı boyunca sadece yazdıklarında değil yaşadıklarında da eşsiz bir ilham barındırır. Bu kitapta onun nasıl yazdığını değil, neden yazdığını anlayacaksınız.
Çaka Bey
Çakıcının İlk Kurşunu Yeni
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır...Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum...Zelilâne severim." Şiir, hikâye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanın, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçeklilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikâye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!
Çakırcalı Efe
Çakırcalı Memed Efe, on beş yıldan fazla bir zaman boyunca eşkıya olarak Osmanlıya baş kaldırmış, binden fazla insanı öldürmüş, öte yandan fakir fukaranın koruyucusu olmuştur. Yaşar Kemal, Çakırcalı’yı öldüren müfrezenin kumandanı Albay Rüştü Kobaş’ın verdiği bilgiler ışığında eşkıyanın hayat hikayesini, tanıklarının yorumlarına da yer vererek anlatır. "Yaşar Kemal insanoğlunun çektiklerini hırs dolu bir beceriyle anlatan yürekli bir yazardır. O isyan ve öfkesini, insanlara karşı Batı yazarlarında az görülen bir güvenle desteklemesini bilmiştir." New Statesman, (İngiltere) "Bir epik kültürün bu ölçüde derinliklerine inmiş birini daha bulmak çok güç." Norrtelje Tidning, (İsveç) "Yaşar Kemal çağdaş edebiyatın eşine az rastlanır devlerinden biridir." Le Figaro, (Fransa)
Çalçeneden Öyküler
“Yazıların elle yazıldığı zamanlarda, hüzünlü öyküler kaleme alan bir yazar yaşardı. Öyküleri çok güzeldi, ama öylesine hüzünlüydüler ki hiçbir yayımcı onları basmak istemezdi. Matbaadaki baskı makinelerinin ağlamaya başlayıp paslanmasından korkarlardı.”
Bu kitaba adını veren öykü işte böyle başlıyor. Ama bahse gireriz ki öyküler artık hüzünlü olmayacak, basılacaklar. Baskı makineleri gülecek, paslanmayacaklar. Hatta çocuklar da bu kitabın sayfalarını çevirdikçe gülecek, kahkahalar atacaklar.
Gülmek ve okumak tüm pası söker atar. Bunu hiç unutma.
Çalıkuşu
Reşat Nuri Güntekin'in 1922 yılında ilk kez Vakit gazetesinde tetrika edilen en tanınmış eseridir. Fransız Lisesi mezunu gencecik, delişmen bir kız olan Feride'nin serüveni yaşadığı derin bir hayal kırıklığı sonrasında nişanlısını, ailesini İstanbul'da bırakarak Anadolu'nun küçük bir köyüne öğretmen olmasıyla başlar. Daha sonra bu köyü diğer kasabalar, şehirler izler. Önceleri her gittiği yerde Kurtuluş Savaşı'nın etkileri görülür, güç koşulların, sefaletin izlerine rastlanır. Sonraları farklı kültürden gelen genç, yalnız ve bağımsız bir kızın toplumsal yaşamdaki zorlukları, çalışan değer yargıları, karşısına dikilen çıkar ilişkileri, Feride'nin iç dünyasındaki fırtınalar ve derin yalnızlıkla iç içe geçerek okurun karşısına çıkar. Çalıkuşu, gerçekçi yönelimin ilk dönemlerinden olan bir başyapıttır.
Çalılar Diyarı Sihrialem Geçitleri 1
Bazı arkadaşlıklar vazgeçilmez olduğu kadar zorlayıcıdır da. Berk için Çağıl’la arkadaş olmak da böyle bir şey. Hem zengin bir hayal âlemine dalmak, hem kendini çok özel ve seçilmiş hissetmek, hem de ürktüğü konuların üstüne gitmek demek. Ancak, kaybolan çocuklar yüzünden, kasabada kimse tedbiri elden bırakacak gibi değil. Çağıl, bu karamsar havayı dağıtmak istermiş gibi, Berk’i korulukta yaptığı göz kamaştırıcı çalı eve davet ediyor ve... Garigya’nın kapısı, gizemlerle ve tehlikelerle dolu bir maceraya doğru savrulurcasına açılıyor!
Şiir, roman ve öyküleriyle tanınan Altay Öktem’in çocuklar için yazdığı bu ilk kitap, okurları fantastik diyarlarda heyecanlı serüvenlerle buluşturan Sihriâlem Geçitleri dizisinin birinci kitabı. Öktem, ilk kez 2010’da kaleme aldığı bu romanda, çocukları dayanışma, dostluk, kararlar ve sorumluluk üzerine düşündüren, tek solukta okunacak bir hikâye anlatıyor.
Çalınan Dikkat – Neden Odaklanamıyoruz?
Gazeteci-yazar Johann Hari, son yıllarda bir şeylere odaklanmakta ne kadar zorlandığını fark ettiğinde suçu önce kendisinde aramış. Ama sonra aslında çoğu insanın aynı sorundan muzdarip olduğunu görmüş. Böylece meseleyi araştırmaya, uzmanlarla görüşmeye başladığında çok daha derin ve kapsamlı nedenlerin söz konusu olduğunu keşfetmiş. Çalınan Dikkat’te Hari bu nedenleri detaylarıyla ele almanın yanı sıra, dikkatimizi geri kazanmanın yollarına kafa yoruyor.
Bireysel çabaların, yani sırf kendi hayatlarımızda birtakım değişiklikler yaparak sorunu çözmeye çalışmanın ancak bir yere kadar etkili olabileceğini vurgulayan Hari, “dikkatimizi bizden çalan kuvvetlerle kolektif olarak yüzleşip onları değişime zorlamamız gerektiğini” belirtiyor. Bunun ise acil bir mesele olduğunu, çünkü dikkati dağılmış bir toplumun, önündeki en önemli sorunlara bile odaklanamayacağını ve çözüm üretemeyeceğini söylüyor.
“Böyle az uyuyup çok çalışan, üç dakikada bir faaliyet değiştiren, zaaflarımızı öğrenip manipüle etmek için tasarlanmış sosyal medya siteleri tarafından takip edilip gözlemlenen, stres fazlalığından aşırı tetikte yaşayan, enerjinin sıçrayıp çakılmasına yol açan bir şekilde beslenen, her gün beyne zarar veren toksinlerle dolu bir kimyasal çorbası soluyan bir toplum olmaya devam ettiğimiz takdirde – ciddi dikkat sorunları yaşayan bir toplum olmaya da devam edeceğiz, evet. Ama bunun bir alternatifi var. Örgütlenip karşı koymak – dikkatimizi ateşe veren kuvvetlerle mücadele edip yerlerine iyileşmemize yardımcı olacak kuvvetler geçirmek.”
Çalınan Taç – Bilgi Yayınevi
Çalınan Taç – Kısaltılmış Metin
Çalınan Taç (Prens ile Dilenci) hikâyesi 16. yüzyılda, bir sonbahar günü, İngiltere’nin Londra kentinde başlar. Sefil mi sefil, buz gibi bir evde, fakir bir ailenin istenmeyen çocuğu Tom Canty dünyaya gelir. Onunla aynı anda ‹ngiltere’nin en zengin ailesinin de bir çocuğu olur. Ülkede herkesin aylardır heyecanla beklediği ve bir gün kral olarak taç giyip tahta çıkacak olan Edward Tudor’dur bu çocuk. Zavallı Tom her gün açlıkla savaşıp dilenmesi için sokaklara salınırken, Galler’in genç prensi Edward görevleri yalnızca ona bakmak olan bir hizmetkâr ordusuyla yaşamaktadır. Günün birinde bu iki çocuk karşılaşır. Çocuklar sırf eğlence olsun diye giysilerini değiş tokuş ederler ve heyecanlı bir macera başlar.
Çalıntı Dokunuşlar
Milene
Kurallar,
Onları biliyorum,
Ama onlara uymadım.
İzni olmadan onun şehrine, onun alanına girdim.
Ve şimdi, bedelini ödeme zamanım geldi.
Cosa Nostra'nın soğuk, hesapçı Don'uyla evleneceğim,
Birçok kişinin hiç görmediği ya da tanıyamadığı adamla,
Ve mafyaya sonsuza kadar bağlı kalacağım.
Ancak beni almaya geldiğinde,
Bunun ilk karşılaşmamız olmadığının farkına vardım.
Salvatore
Artık hiçbir şey beni şaşırtmıyor.
Çok şey gördüm ve yaptım.
Bu kadına kadar.
O bir anomali,
Yoksulluk içinde yaşıyor,
BENİM şehrimde,
İzin almadan.
Ona hiç hayal etmediğim şekilde çekildim.
Beni ateşliyor ve ilgimi çekiyor.
Çalıntı dokunuşlardan daha fazlasını istiyorum.
Her şeyi istiyorum.
Ve Salvatore Ajello neyi isterse onu alır.