Çizimde Ustalık
göre tamamlayacağınız çizimleri ortaya çıkarmanıza yardımcı olacak pek çok türde çalışmayı içeren başlı başına bir kurs.
Barrington Barber, yılların verdiği öğretme deneyimini teknik bilgi ve becerisiyle birleştirerek çevrenizdeki evlerden, bahçelerden, yerel alanlardan ve ailelerden, kendi çalışmalarınızı nasıl yaratabileceğinizi gösteriyor. İyi gözlem becerileri ve çizme isteğiyle birlikte, birkaç adımda nasıl başarılı çalışmaların ortaya çıkarabileceğini kanıtlıyor. Her proje, bitkiler ya da iç mekandan kompozisyon ve manzara oluşturmaya, belli bir konu üzerinde duruyor.
Bu kitaptan; temalı natürmort düzenlemeyi, yerel bir manzarayı incelemeyi, şehir hayatını kağıda aktarmayı, bir grup portresi oluşturmayı öğreneceksiniz.
Bu kitap sizi Çizim'de ustalaştıracak...
Ulysses
Joyce, 1904'te Nora Barnacle adında bir genç kadınla tanışmıştı. (Nora Barnacle ile 1931'de, evliliğe karşı olmasına rağmen, kızının ısrarları üzerine evlendi.) Ulysses, Joyce'un kendi anlatımıyla Nora Barnacle'ı sevdiğini anladığı gün olan 16 Haziran 1904 günü Dublin'de geçer. (Romanın asıl kahramanı bir bakıma Dublin kentidir. Her yıl 16 Haziran günü Dublin'de düzenlenen "Bloomsday" yani Bloomgünü'nde, kitaptaki bölümlerde geçen yerlerin dolaşıldığı turlar düzenlenmektedir.) Konu, özünde son derece yalındır: Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan Yahudi asıllı bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom'un karşılaş(tırıl)maları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır: Stephen "sanatsal" doğanın, Bloom ise "bilimsel" doğanın temsilcileridir. Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler: Stephen, Joyce'un gençliğinin, Bloom ise olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen'ın, deyim yerindeyse, "manevi babası"dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros'un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce'un kullandığı değişik teknik ve biçemlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom'un karısı Molly'nin düşüncelerinin yansıtıldığı "bilinç akışı"ndan gelir.
Ulysses, yılar boyunca, kimine birkaç kez olmak üzere, Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi bellibaşlı dillere, bu arada Çince gibi "uzak" dillere de çevrildi; üzerine onlarca kitap yazıldı. Türk okuru ise, şimdiye kadar ancak, içlerinde özellikle Doğu ve Uzakdoğu gizemciliği ve Geştalt terapisi üzerine çeviri vb. etkinliklerinden tanıdığımız Nevzat Erkmen'in de bulunduğu, bir iki çevirmenin, deyim yerindeyse "cüret ettiği" deneme niteliğindeki "parça" çevirileriyle yetinmek zorunda kalmıştı. Kitabın "tam ve tekmil" çeviri serüveni, 1991'de Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi'nin kurulmasıyla başladı. Ulysses, danışma kurulunun dizide yayımlanmak için ilk seçtiği kitaplar arasındaydı. Yarışmaya gönderilen deneme çevirelerinden Nevzat Erkmen'in çevirisi yayımlanmak için uygun bulundu ve Nevzat Erkmen yoğun bir şekilde çalışmaya başladı (1992). Dört yıl süren zorlu bir uğraştan sonra, geçtiğimiz aylarda biten çeviri, Enis Batur'un da redaksiyonundan geçtikten sonra yayımlanmaya hazır duruma geldi. Kitap, Enis Batur'un "Joyce'un Kulesi" başlıklı "Ön-Söz"ü ve "1992'de Bir 'Ulysses', 1984'te Bir Başka 'Ulysses'" başlıklı "Arka-Söz"ü ile sunuluyor. Böylece, Nevzat Erkmen'in kitabı yazdığı "Çevirmenin Sözü"nde söylediği gibi: "Joyce'un ulusesi" nihayet Türkçede...
Demirciler Çarşısı Cinayeti (Yky)
Akçasazın Ağaları tarihle, zamanla, düzenle hesaplaşmanın hikayesidir. Ağalar çökerken yanı başlarında yeni bir tarih yazılır, değişim kaçınılmazdır. Güçlüler dövüşürken doğa da ses verir. Demirciler Çarşısı Cinayeti birbirini yok etmek için tüm hünerlerini, olanaklarını, güçlerini, bundan da öte akıllarını, nefretlerini ve kinlerini kullanan iki derebeyinin ayakları altında ezilen toprağın, toprağın insanlarının ve yeşerttiği doğanın büyük efsanesidir. Lanet, çıktığı bağrı vuracaktır. "Yaşar Kemal sadece Mitterrand'ın kalbindeki sevgili halk ozanı değil. Yaşar Kemal edebiyatın bir devi." Andre Clavel, Nouvelles Littéaires, (Fransa) "Demirciler Çarşısı Cinayeti birbirlerini yok etme amacıyla tüm hünerlerini kullanan iki karşıt grup arasında kalan ülkenin kaderi üzerine dev lanet okumayı konu ediyor." Alain Bosquet, (Fransa) "Eski rapsodilerin epik esinini, gücünü, doğa aşkının usta bir lirizmiyle iç içe sokarak, Yaşar kemal, bize büyüleyici kişilikler çiziyor ve bizi kapıp götüren bu destandan ayrılmak çok güç oluyor." Bulletin Critique du Livre Français, (Fransa) "Dramatik devinim öylesine canlı bir şelikde anlatılmış ki, insan Torosların eteklerinde kimi zaman bir kovboy filmi kimi zaman da bir Shakespeare trajedisi izlediği kanısına kapılıyor." Christian Guidicelli, Guide Lire, (Fransa)
Peri Masalı
Dünya tehlikede… Hem bizimki hem de diğeri…
Charlie Reade on yedi yaşında, beyzbol ve Amerikan futbolunda başarılı, sıradan bir lise öğrencisidir. Bir gün Radar adında bir köpek ve onun sahibi Bay Bowditch’le tanışır.
Bay Bowditch bir tepede, tekinsiz görünen büyük bir evde tek başına yaşamaktadır. Evinin arkasında zaman zaman tuhaf seslerin duyulduğu bir kulübe, kulübenin içindeyse bir kuyu vardır.
Ve masal bu ya, bu kuyu bambaşka bir dünyaya açılır.
Gökyüzünde iki ayın ve bizim dünyamızdaki gökbilimcilerin hiç görmediği yıldızların parladığı, korkunç cezalara maruz kalmış prens ve prenseslerin sürgün edildiği, sakinlerinin hastalıkla lanetlendiği bir dünyaya...
Dahi yazar Stephen King, iyi ile kötünün savaştığı paralel bir dünyanın kapılarını aralıyor ve hayal gücünün en derin kuyusuna iniyor. Peri Masalı, King’in diğer eserleri kadar şaşırtıcı ve ikonik. Kahraman rolüne soyunan sıradan bir genç adamın olağanüstü macerasını konu alan gerilimli ve tatmin edici bir roman.
KİTAPTAN ALINTILAR
“Cesurlar yardım eder. Korkaklar sadece hediyeler getirir.”
“Herkesin içinde karanlık bir kuyu var bence ve o kuyu asla kurumuyor. Sorumluluğu kabullenerek oradan içiyorsun. Ve su aslında zehir.”
“İyi insanlar karanlık zamanlarda daha çok parlar.”
“Bence tüm dünyalar sihirli. Sadece sihirlerine alışıyoruz.”
“Sizin de muhtemelen bildiğiniz üzere sevgili okur, en derin etkileri bırakan ve en uzun süre aklımızda kalan çocukluğumuzda duyduğumuz hikâyelerdir.”
“İnanılmaz şeylere alışıyor insan, o kadar. Denizkızları ve IMAX, devler ve cep telefonları. Senin dünyandalarsa uyum sağlıyorsun. Harika bir şey, değil mi? Ama başka bir açıdan bakınca bir bakıma korkunç.”
“Disney prensi olmak istemiyorum. Prens olacaksam da karanlık bir prens olmak istiyorum.”
“Utanç da kahkaha gibi. İlham gibi. Kapıyı çalmıyor.”
“Hiçbir şey bekleme ama umudunu asla kaybetme.”
“Zaman aslında su, Charlie. Hayat ise onun altından akıp gittiği köprü.”
“Peri Masalı çoklu evrende geçen, edebiyat türleri arasında dolaşan ve King severler için eski hikâyelere bolca atıfta bulunan bir roman. Unutulmayacak tuhaf karşılaşmalar ve iyi işlenmiş, çoğu zaman heyecan verici olaylarla dolu sürükleyici bir kitap. Sürprizlerle sürekli değişen hikâye örgüsüne rağmen Peri Masalı’ndaki en büyük sürpriz King’in sabit okuruna mutlu son sözü vermesi olabilir.”
-The New York Times
“Stephen King klasik bir masalın tüm cüretkârlığını, büyüsünü ve hatta romantizmini sunmuş bu kitapta, yine de King’in kendine özgü tedirgin edici tarzı rüyalar âlemine sürüklenmenize müsaade etmeyecek.”
-Vanity Fair
“Çok güzel... çocuk klasiklerinin ürpertici gerilimini yakalıyor.”
- The Chicago Tribune
“Bir zamanlar Stephen King 'Peri Masalı' adında bir roman yazmaya cesaret etti ve kitabın basit ama yüce adının hakkını verdi... Kitap yaratıcılıkla dolup taşıyor... Zamansız ve güncel olan iyiye karşı kötünün hikâyesi... Son sayfayı çevirdikten sonra ruhen biraz daha güçlü
hissedecek, başka hikâyeler okumak isteyecek ve hatta belki de sonsuza dek mutlu yaşayacaksınız.”
-USA Toda
“Bu güzel, heyecanlı, dokunaklı masalı yazmak onu mutlu ettiyse, bir okur olarak size neler hissettireceğini bir hayal edin.”
- Bangor Daily News
Kolay Piyano 1
Çalgı eğitimi çocuğunuzu yaşamı boyunca olumlu etkileyecek başta akademik ve sosyal alanlarda olmak üzere birçok disiplinde başarılı olmasını sağlayacak bir süreçtir. Zihinsel kapasitede artış, ritim duygusu ve reflekslerde gelişme, sabır, yoğunlaşabilmede kolaylık, disiplinli çalışma alışkanlığı, birlikte iş yapabilme yeteneği gibi konularda, ilerleyen yıllarda yaşamını kolaylaştıracak değerler kazandırır. Bu kitap, piyanoya yeni başlayacak olanlar için birinci basamaktan itibaren teorik, pratik ve repertuara yönelik olarak düşünülmüştür. Görsel açıdan küçük yaş gruplarına seslense de farklı yaş gruplarından yeni başlayan her öğrencinin temel piyano tekniklerini ve nota bilgisini almak için yararlanabileceği, farklı ülkelerin, farklı coğrafyaların çocuk ve halk müzikleri ile senfonik müziklerden oluşmuş bir içerikle hazırlanmıştır.
-Nasıl oturmalıyız, ellerimizi nasıl tutmalıyız
-Sağ ve sol elin parmak numaraları
-Piyanoda aşağı ve yukarı, sus ailesi
-Hangisi eşit hangisi değil, noktaları birleştirelim
-Yeni notalar, yeni renkler, nota ailesi
-Her adımda bir nota, piyanoda tuşlar
Müziğin temeli matematiktir.
Kırk Ambar Cilt 2
Rümuz-ül Edeb’in bir tür edebiyat tarihi olmasına karşın Lehçe-t-ül Hakayık bir tür düşünceler tarihi. Kırk Ambar’ın bu yeni 2. cildi, 1980’de yayımlanan ve tek bir baskı yapan Kırk Ambar 2 nin ikinci bölümünde ele alınan konuların yeni konularla zenginleştiği, 1981 yılında Ankara’da bir kez basılan Bir Facianın Hikâyesi adlı kitabın içeriğinin de bu konulara eklendiği çok daha kapsamlı ve tamamen gözden geçirilmiş bir hali. Cemil Meriç’in ele aldığı birçok konu bugün de güncelliğini koruyor, bugün de o konuların çeşitliliğinden ve içerdikleri kimi düşüncelerden yararlanmak pekâlâ mümkün. Cemil Meriç okuyucusunu, bir kez daha, "düşünenlerin düşüncesini düşünmeye, sonra da onların tesirinden kurtularak kendi kafasıyla düşünmeye ve hiçbir görüşün esiri olmamaya" davet ediyor. Aydını aydın yapan da "uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs" değil mi?
Alev Ve Gölge Hanesi – Bryce Ve Hunt Hikayesiyle – Hilal Şehir 3
ZİFİRİ KARANLIK BİR DÜNYA
ALEV ALEV YANAN BİR KIVILCIM
IŞIL IŞIL PARLAYAN BİR YILDIZ
#1 New York Times | #1 USA Today | #1 Publishers Weekly
#1 Wall Street Journal | #1 Los Angeles Times
Bryce Quinlan, Midgard’dan başka bir dünyayı görebileceğini hiç tahmin etmemişti; şimdiyse tek istediği Midgard’a geri dönmekti, çünkü tüm sevdikleri oradaydı: ailesi, arkadaşları ve eşi. Bu garip yeni dünyada mahsur kalmıştı ve zekâsından başka güvenebileceği hiçbir şey yoktu.
Hunt Athalar, kendini pek çok kez derin boşluklarda bulmuştu ama bu sefer en derinine batmıştı. İstediği her şeye sahip olduğu kısacık bir sürenin ardından kendini yine Asteri’nin zindanlarında buldu. Özgürlüğü elinden alınmıştı ve Bryce’ın korkunç kaderine dair hiçbir fikri yoktu. Ona yardım etmek istiyordu ama Asteri’nin tasmasından kurtulana kadar elinden hiçbir şey gelmeyecekti.
37 dile çevrilen Hilal Şehir’in nefes kesici üçüncü kitabı Alev ve Gölge Hanesi inanılmaz bir geleceğe açılıyor.
“Her fırsatta şaşırtan baş döndürücü, gerilim dolu bir girdap...”
—Entertainment Weekly
“Maas’ın okurlarının aradığı tüm fantastik unsurlar, rengarenk çok katmanlı kahramanlar, aşk ve aksiyon dolu olay örgüsü…”
—Booklist
“Keskin mizah ve için için yanan romantizmle tatlandırılmış, inanılmaz zengin bir hayal gücü...”
—Publishers Weekly
Sait Faik Abasıyanık Bütün Öyküleri
Denizi, vapuru, adası, mahalle kahveleri, salaş meyhaneleri, bohem pasajları, Ermeni balıkçısı, topal martısı, Lüzumsuz Adam’ı, sokak köpekleri, bin bir hüznün oynaştığı günbatımları, gün doğmadan sokakları dolduran ameleleri, paydos saatlerinin umutsuz memurları, rakı şişesinde balık olan şairleri, neşeli kumpanyaları, sokakları utangaçça adımlayan yoksul çocukları, gayrimüslimleri, yalnızlığına ortak ettiği küçük insanlarıyla İstanbul’u yazdı Sait Faik, İstanbul oldu.
Küçük İnsan’ın tekmil öyküsü bu kapağın altında.
Bir Kuran Şairi
Kur’an Şâiri, kolay kolay eskimeyen bir sesin ve sözün sahibiydi. İnanan ve inandığı gibi yaşayan biriydi! Dürüst muhaliflerinin bile ahlâkına ve bilgisine toz kondurmadıkları, konduramadıkları bir dâvâ adamıydı. İddiası vardı, dâvâsı vardı, uğrunda her türlü eziyet ve cefâya katlandığı sevdâsı vardı. Kur’an Şâiri hakkında birileri, "hurafelere takılan adam" tabirini kullanmıştı. Binaenaleyh bu kitap, onu o "hurafeler"den tezkiye etmek için değil, bilâkis onun "hurafelerini" hâlâ takip edenlerin bulunduğunu ve dahî, "hurafelerinin" zerresini bile fedâ etmeyi düşünmediklerini hatırlatmak için yazıldı.
Enstitü
Minneapolis'in sakin banliyölerinden birinde yaşamakta olan Luke Ellis, bir gece yarısı evine giren davetsiz misafirler tarafından kaçırılır.
Luke, penceresi olmayan fakat tıpkı kendisininkine benzeyen bir odada gözlerini açar. Ve kapısını açıp dışarı çıktığında onun gibi özel yetenekleri yüzünden buraya getirilen birçok çocuğun odalarının sıralandığını görür.
Enstitü... Özel yeteneklere sahip çocukların tutulduğu bir hapishane, onlardan adeta intikam almaya yemin etmiş bir müdür ve insafsız personelin acı dolu yuvası.
Burada vicdan azabı yok.
Burası girişi olan ama çıkışı olmayan bir cehennem...
Dehşet Hikayeleri Üçlemesi
Korku edebiyatına gotik öğelerle bezeli çadaş bir yorum kazandıran Chris Priestley'in, dünya çapında büyük ilgi gören Montague Amca'nın Dehşet Hikayeleri, Kara Gemi'den Dehşet Hikayeleri ve Tünelin Ağzından Dehşet Hikayeleri üçlemesi, indirimli fiyat avantajı ve özel saklama kutusuyla set halinde satışa sunuluyor.
Edgar Allan Poe ve Mary Shelley'nin eserlerine saygı duruşunda bulunan Dehşet Hikayeleri üçlemesi ile tüyler ürpertici bir okuma deneyimi sunan Priestley, masalsı anlatımı, sınır tanımaz yaratıcılığı ve zengin hayal gücü ile yoğuduğu hikayelerinde, korkunun yönünü kah tekinsiz bir eve, kah suya gömülmüş kara bir gemiye, kah korkunç bir tünelin ağzına çeviriyor...
Korku ve gerilim türünde kitaplardah hoşlanan okurların yere göğe sığdıramadıklarını İngiliz yazarın üç kitaptan oluşan bu özel kutulu seti, üçlemeye kütüphünelerinde bir bütün olarak yer vermek isteyen koleksiyoner kitapkurtları, korku edebiyatında farklı ufuklar keşfetmek isteyen yeni okurlar ve kitap hediye etmekten hoşlanan edebiyatseverler için kaçırılmayacak bir fırsat!
Yağmurcuk Kuşu (Yky)
Kimsecik, "dağları bekleyen" korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğini parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler. Üçlünün ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu cinayetin yarattığı korkuyla şekillenir. Roman katliamların nedenleri ile sonuçları arasındaki ürpertici ilişkiyi açığa çıkarırken, bir yanıyla da bir köy çocuğunun masum ve cesur dünyasının nasil belirdiğini ortaya koyar. "Doğu dünyasının eşiğinden günümüzün dev yazarlarından biri bize ulaşıyor. Yaşar Kemal, hem Western hem Yunan tragedyası sınıflamasına giren destanlar yazıyor." L'Evenement du Jeudi, (Fransa) "Yaşar Kemal modern Türkiye'nin dünyaya armağan ettiği en yetenekli yazar ve aynı zamanda savaş sonrasının en çekici yaratıcılarındandır. Bu güzel dramın getirdiği yenilik, çocukluk döneminin çeşitliliği ile zengin ve çekici sahneleridir." Alain bosquet, Magazine Litteraire, (Fransa) "Yaşar Kemal, nefis bir biçimde betimlenmiş bir Anadolu ortamında geçen Yunan tragedyasının tüm inceliği ve kaderciliği içinden yeniden canlandırmaktadır." Christian Guidicelli, Lire, (Fransa)
Çalıkuşu
Reşat Nuri Güntekin'in 1922 yılında ilk kez Vakit gazetesinde tetrika edilen en tanınmış eseridir. Fransız Lisesi mezunu gencecik, delişmen bir kız olan Feride'nin serüveni yaşadığı derin bir hayal kırıklığı sonrasında nişanlısını, ailesini İstanbul'da bırakarak Anadolu'nun küçük bir köyüne öğretmen olmasıyla başlar. Daha sonra bu köyü diğer kasabalar, şehirler izler. Önceleri her gittiği yerde Kurtuluş Savaşı'nın etkileri görülür, güç koşulların, sefaletin izlerine rastlanır. Sonraları farklı kültürden gelen genç, yalnız ve bağımsız bir kızın toplumsal yaşamdaki zorlukları, çalışan değer yargıları, karşısına dikilen çıkar ilişkileri, Feride'nin iç dünyasındaki fırtınalar ve derin yalnızlıkla iç içe geçerek okurun karşısına çıkar. Çalıkuşu, gerçekçi yönelimin ilk dönemlerinden olan bir başyapıttır.
İnsan Nasıl İnsan Oldu – Say Yayınları
Bu dünyada bir dev var. Bu devin öyle kolları var ki hiç güçlük çekmeden bir lokomotifi kaldırabilir. Öyle ayakları var ki günde binlerce kilometre koşabilir. Bu devin öyle kanatları var ki bulutlar üzerinde, kuşların çıkamadığı yüksekliklerde uçabilir. Öyle yüzgeçleri var ki su altında balıklardan daha iyi yüzebilir. Bu devin öyle gözleri ve kulakları var ki görülmeyenleri görür, başka bir kıtada konuşulanları işitir. Bu dev o kadar güçlüdür ki dağları delip geçer ve doludizgin akıp giden suları durdurur.
Bu dev, yeryüzünü istediği gibi değiştirir; ormanlar diker, denizleri birleştirir, çölleri sular. Kimdir bu dev? Bu dev insandır. Acaba insan nasıl dev oldu, nasıl dünyanın efendisi oldu? Biz bu kitapta işte bunu anlatacağız.
M. İlin - E. Segal
İktidar
Gücü elde etmek isteyenlere, gücün esiri olanlara ya da güce karşı direnenlere... Güç Sahibi Olmanın 48 Yasası Kimi gücünün zirvesindeyken ölümcül bir hatayla elindekini yitirir. Kimi çok ileri gider veya yeterince ilerleyemez. Fakat kimileri de doğru adımı atarak insanüstü bir gayretle gücü kendilerine çeker. Tarih boyunca yazarlar ve filozoflar kendilerine şu soruyu sormuşlardır; bizden öncekilerin başarılarından ya da hatalarından ne gibi dersler alabiliriz? Üç bin yıllık süre içinde güç hakkındaki çeşitli yazıları hep aynı konuları işlemiş, gücün özünü tanımlayarak nasıl arttırılacağını ve yönetileceğini veya nasıl yok edileceğini tarif etmiştir. Gücün 48 Yasası zihinlerden sonsuza dek silinmeyecektir.
1923 Kuruluş Ayarlarına Dönmek
Türkiye Nasıl Kurtuldu, Nasıl Batırıldı, Yeniden Nasıl Kurtulur?
Kurucu Aklı Anlamak ve Kuruluş Ayarlarına Dönmek
“Kuruluş Ayarlarına Dönmek”, kurucu tecrübeden, Atatürk’ün bağımsızlık ve uygarlık savaşından ilham alarak geleceğe dönmektir.Türkiye Cumhuriyeti’nde “kuruluş ayarlarına dönüşü” zorunlu kılacak şey, temel kurucu ayarların bozulmasıdır:
1. Eğer ülke yeniden tam bağımsızlığını kaybetmişse,
2. Eğer millet, egemenliğini yeniden birilerine kaptırmışsa,
3. Eğer aklın, bilimin ve çağdaş uygarlığın yerini yeniden hurafeler, boş inançlar ve bağnazlık almışsa,
4. Eğer “Yurtta barış dünyada barış” idealinden vazgeçilmişse, kuruluş ayarları bozulmuş demektir.
Maalesef Atatürk’ün ölümünden sonra bu dört temel kurucu ayar bozulmaya başlamış, bozulma 65-70 yıl devam etmiştir. Son 15 yılda ise bozulma tamamlanmıştır. Çok daha önemlisi, bugün karşıdevrim, Türkiye Cumhuriyeti’ni bambaşka bir yapıya dönüştürmek için kendi kuruluş ayarlarını yapmaktadır.
“Yalnızca ufku görmek yetmez, ufkun ötesini de görmek gerekir,” diyen Atatürk, ufkun ötesini görerek, gelecekte bir gün “kuruluş ayarlarına dönmek” gerekebileceğini düşünmüştü. Gelecekte Türkiye Cumhuriyeti’ni, ne zaman, nasıl ve kimin kuruluş ayarlarına döndürmesi gerekeceğini ise, 1927’de söylediği Nutuk’un sonundaki “Gençliğe Hitabe”de açıkça dile getirmişti. Bu anlamda “Gençliğe Hitabe”, kuruluş ayarlarına dönüş şifresidir.
Panzehir
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığına panzehir
“Yalanlardan arındırılmış Atatürk ve Cumhuriyet gerçeği”
“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkar edenler ve beni lanetleyenler çıkabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki bu fikirler Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır, gene gelir feyizli neticeleri kalpleri doldurur.”
- Mustafa Kemal Atatürk, 1937
İşte Panzehir’de Atatürk’ün fikirlerini inkar edenlerin, onu unutturmak isteyenlerin, onu lanetleyenlerin yalanlarına, çarpıtmalarına ve iftiralarına tamamen belgelere dayalı olarak bilimsel cevaplar verilmiştir.
“Atatürk düşmanı, yobaz-liboş takımının yalanlarına tarihçi-yazar Sinan Meydan, tokat gibi cevaplar veriyor.”
- Uğur Dündar, Sözcü 3 Haziran 2015
Oyun Ve Bügü / Türk Kültüründe Oyun Kavramı
Oyun ve Bügü, konusunda Türkçe kaleme alınmış ilk monografi. Frazer, Huizinga, Çaillois ve Malinowski gibi araştırmacıların açtığı yoldan giden Metin And, otuz yıl önce basılıp büyük ilgi gören ve genç kuşaktan araştırmacıları etkileyen kitabında, Türlerin Anadolu'da yarattığı "oyun" diye nitelenebilecek etkinlikleri geniş bir açılımla ele alarak halkbilimsel deneyler yapıyor, ritüel ile tiyatronun buluştuğu yerlerdee ilginç sentezlere ulaşıyor. And'ın, Anadolu halk danslarına, dramatik köylü oyunlarına ve çocuk, genç ve yetişkin oyunlarına getirdiği bakışlar, Orta Asya, Anadolu ve İslam kültürlerinin kaynaştığı bi dünyada eski kültürlerden çağımızın gündelik hayatına geçişler de içeren bir düzlemde sergileniyor. Oyun ve Bügü, yaşamını Türk tiyatrosunu her evresi ve boyutu ile araştırmaya adamış bir bilim adamının "eskilik", "yaygınlık", "kutsallık", ritüel bağlantısı", "din","büyü" ve "gösterim sanatları" gibi kavramların kapsayıcı gölgeliği altında vardığı, pratikte de yararlı olabilecek sonuçlar içeriyor. Metin And, Oyun ve Bügü'nün genişletilmiş baskısı ile Anadolu labirentinin gizli çıkmaz ve geçitlelrinde kılavuzluk etmeyi sürdürüyor.
Yer Altı Su Altı Ciltli
Dünya çapında ilgi uyandıran Atlas'ın yaratıcıları Aleksandra Mizielińska ve Daniel Mizieliński'den yine devasa ve yine göz alıcı bir kitap!
YER ALTI SU ALTI ile yerin altına ve okyanusun derinliklerine gizlenmiş muhteşem yerleri göreceğiniz, devasa kalamardan mavi balinaya muazzam canlılarla tanışacağınız, gayzerlerin oluşumu ya da dünyanın en derin metro istasyonu gibi onlarca ilginç bilgiyle karşılaşacağınız heyecan verici bir keşif yolculuğuna çıkmaya hazırlanın!
Akılalmaz (bu kelimeyi seçerek kullandık, lütfen örnek sayfalara bir göz atın) derecede detaylı çizimler eşliğinde dünyanın en derin madenine inecek, en yüksek volkanının içine girecek ve dev solucanlarla tanışacaksınız. İlk denizaltılardan derin sulardaki yaşama, kazıcı hayvanlardan insan yapımı tünellere... YER ALTI SU ALTI ile yeryüzüne bambaşka bir gözle bakmaya başlayacaksınız.
Meraklı kaşife not: Çift yönlü bu kitabın belli bir ön ya da arka yüzü yok. İster YER ALTI tarafından başla ve arkeologlarla eski uygarlıkların ya da dinozor fosillerinin peşine düş, istersen kitabı çevirip SU ALTI'na dal ve bilim insanlarıyla birlikte Titanik enkazının etrafında yüz. Seçimin ne olursa olsun, sana söz veriyoruz, her sayfada şaşıracaksın.
Benimle Yan – Ciltli
“Sen, seni yakıp kül edecek bir aşk istiyorsun Masal.
Normal tanışmalarda gözün yok. ‘Seni seviyorum’ları önemsemiyorsun aslında. Herkesin bildiği sevgi sözcüklerini istemiyorsun. Sen herkesin olduğu bir salonda sahnede oyun sergilemek istemiyorsun. Herkes karanlık salonda oyunu izlerken sen arkada ışıklar saçarak kendi oyununu yaşamak istiyorsun. Sen ne Mert’i ne de Atalay’ı istiyorsun. Sen bu oyunda kendin gibi normalle yetinmeyen birisini istiyorsun. Yanmayı göze aldığınız bir aşk istiyorsun.”
Bu sensin, diye düşünsem de “Bunları neden anlatıyorsun?” dedim.
“Çünkü bu bizim hikâyemiz.”
Sürgündeki Hanedan
“Bir gece çamaşırlarımızı dahi alamadan bu memleketten nasıl kovulduğumuzu düşündükçe fena olurum. İnsan hizmetçisini bile kovarken eşyalarını almasına müsaade eder. 600 senelik bir ailenin bu memlekette hiç mi hakkı yoktu? Osmanlı hânedanına mensup kızlar ve kadınlar, atıldıkları Avrupa memleketlerinin kendilerine yabancı olan şehirlerinde açlıktan kıvrandılar, süründüler; fakat namuslarından asla fedakârlık etmediler.”
Şehzâde Selim Efendi’nin kızı Emine Nemîka Sultan
3 Mart 1924 itibarıyla Türk-İslâm tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Müslümanların en eski müessesesi olan halifelik kaldırıldı; ayrıca tarihin en uzun ömürlü hânedanlarından Osmanlı ailesinin takriben 200 ferdi, vatandaşlıktan çıkarılarak vatan toprakları dışına sürüldü. Bu, yaşlısından beşikteki bebeğe kadar hepsi için sıkıntılı bir hayatın başlangıcı oldu.
Hemen hepsi sürgünde vatansız, pasaportsuz olarak yaşadı. Bankalarda paraları, yanlarında nakitleri ve yurt dışında akrabaları olmayan bu insanları çoğu tarifsiz acılar çekti. İlaç parası bulamadığı için dilenenler; konu komşunun getirdiği bir tas çorba ile yaşayanlar; açlıktan ölenler; sefalet sebebiyle intihar edenler; aklını kaçıranlar; kimsesizler mezarlığına gömülenler oldu. Ama her zaman asalet ve şereflerine uygun yaşamaya çalıştılar. Tarihin en eski hânedanlarından Osmanlı ailesi, siyaset sahnesinden böylece çekilmiş oldu. 1952 yılında hânedanın hanımlarına, 1974 yılında da erkeklerine memlekete dönme izni verildi. Ancak iyi-kötü yurt dışında bir hayat kuran insanların, çoğunun geri dönme imkân ve ihtimali kalmadıktan sonra…
Osmanlı Tarihi’ne dair yazdığı yazılar ve yaptığı televizyon programlarıyla tanınan hukuk tarihçisi Ekrem Buğra Ekinci Sürgündeki Hânedan kitabıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun son vârisleri hakkında literatürde benzeri bulunmayan bir monografi hazırladı. Hânedanın tüm üylerinin sürgünde neler yaşadığını kendi anlatımlarıyla dinlemeye hazır mısınız?
Şeytan Etkisi
1971'de bir grup üniversite öğrencisi görünürde mahkumiyet psikolojisinin araştırıldığı bir deneye gönüllü olarak katıldı. Rasgele seçilmiş öğrencilerden bir kısmına gardiyan, bir kısmına da tutuklu rolü verildi. Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün bodrum katında oluşturulan yapay bir hapishanede rollerini oynamak üzere deneye dahil olan öğrenciler, deney başladıktan kısa süre sonra bambaşka bir gerçeklik algısıyla rollerini içselleştirdiler. Bundan sonra yaşananlar ise psikoloji tarihinde bir mihenk taşına dönüştü. Stanford Hapishane Deneyi olarak bilinen bu çalışmanın mimarı Prof. Philip Zimbardo, durumsal güçlere ve sosyal dinamiklere bağlı olarak insanların ansızın nasıl canavarlara dönüşebildiğini kanıtlamıştı.
Daha da önemlisi, Stanford Hapishane Deneyi'nin ortaya koyduğu bulgular insanlık suçlarının bazı dinamiklerini açıklamaya yardımcı oldu. Aynı şekilde bu deney, Ruanda'daki katliamlardan Irak savaşında ABD askerlerinin özellikle Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki insanlık dışı zulümlerine kadar tarihimizde kayıtlı ve ne yazık ki önlenemez bir şekilde devamı gelen insanlık suçlarını sosyal psikolojik yönden, yetkenin ve güç algısının insan tutum ve davranışlarına zararları açısından ele alınabilir bir analiz seviyesine taşıdı.
"İyi" insanlara kötülük yaptıran şey nedir? Philip Zimbardo Şeytan Etkisi ile okuru bir yolculuğa çıkartıyor ve bu sorunun cevabını okurla birlikte bulmaya çalışıyor.
Filmleri çekilen, belgesellere konu olan, esinlenilerek romanlar yazılan Stanford Hapishane Deneyi'ni ve genel anlamda "kötülüğün psikolojisini" ele alan Şeytan Etkisi'ni okurken insanların nasıl başkalaşım geçirdiklerine tanıklık edecek, sizin de aslında o insanlardan farklı olmadığınızı düşündükçe tedirgin olacaksınız.
Ozan Beedle’ın Hikayeleri Ciltli
Sihir ve kurnazlıkla dolu büyüleyici beş masaldan oluşan Ozan Beedle’ın Hikâyeleri yüzyıllardır büyücü evlerinde uyumadan önce sevilerek okunuyor.
15. yüzyılda parşömene ilk kez aktarıldığından beri cadılar ve büyücüler tarafından ilgi görmeye devam eden muzırlık ve sihirle dolu bu hikâyeler her yaştan Harry Potter hayranları ve Muggle'lar için de mükemmel. Profesör Albus Dumbledore'un muzip ve zekice yorumlarının eşlik ettiği (Hogwarts Müdiresi Profesör McGonagall’ın izniyle) beş büyüleyici masaldan oluşan bu kitaba Tomislav Tomic’in çizimleri eşlik ediyor.
Ozan Beedle’a Övgüler
“Muggle’ların Hans Christian Andersen’i varsa, büyücüler dünyasının da bir ahlakçı, büyücü ve müthiş hoşgörülü olan Beedle’ı vardır.”
- Sunday Times
“Yazarın her zamanki kendinden emin aklı ve kurnazlığıyla yazdığı bu beş büyüleyici masal hem çocuklar hem anne babalar için derslerle dolu.”
- Sunday Express
“Harry Potter meraklılarının iyi anlayacağı, dipnotlarla tamamlanmış, cezbedici ve karmaşık bir şaka.”
- Observer
“Hikâyeler özgün, çeşitli, muzip ve akıllıca... tam bir öykü şöleni.”
- Books for Keeps
Çağlar Boyu Quıddıtch Ciltli
Hogwarts Kütüphanesi’nin en çok okunan kitaplarından biri olan Çağlar Boyu Quidditch asil Quidditch sporunun ortaçağdan günümüze tarihi, kuralları, ihlal edilen kuralları, ünlü takımlarıyla ilgili bilmek isteyebileceğiniz her şeyi içeriyor.
Saygın Quidditch yazarı Kennilworthy Whisp’in kaleminden nesillerdir dünyanın her yerinden birçok büyücü ve Muggle ailenin severek takip ettiği bu eşsiz sporla ilgili ilginç gerçekler, en çok yapılan fauller, sürat süpürgesinin gelişimi üzerine herkesin kitaplığına mutlaka eklemesi gereken bir eser.
“Şimdiye kadar kendinize Altın Snitch’in nereden geldiğini ya da Wigtown Wanderers’ın cübbelerinde niye kasap satırı resmi olduğunu sorduysanız, size Çağlar Boyu Quidditch gerekiyor demektir. Bu kitabın satışından elde edilecek kazanç Comic Relief’e gidecek, onlar da paranızı hayatları iyileştirmek için kullanmaya devam edecekler ki bu 1921’de Roderick Plumpton’ın Altın Snitch’i üç buçuk saniyede yakalamasından da daha önemli ve şaşırtıcı bir iş.”
- Albus Dumbledore
Çağlar Boyu Quidditch’e Övgüler
“Her iddiasına varım ki bu kitap çok satanlar arasına girecek. Ee, hadi, iddiaya giriyor muyuz?”
-Ludovic Bagman, İngiltere Milli Takımı ve Wimbourne Wasps Vurucusu
“Whisp baştan sona keyif veren bir kitap yazmış; Quidditch hayranlarının bu kitabı hem bilgilendirici hem de eğlendirici bulacağı kesin.”
- Hangi Süpürge?’nin Editörü
“Daha beterini de okudum.”
-Rita Skeeter, Gelecek Postası
Modernleşen Türkiye’nin Tarihi
Erik Jan Zürcher’in 1800’lerden bu yana Türkiye tarihini özgün bir modernleşme süreci olarak ele alan bu kitabı, Avrupa ve ABD’nin belli başlı üniversitelerinde ders kitabı olarak okutuluyor. Daha önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemiyle ilgili önemli araştırmalara imza atan, Amsterdam ve Nijmegen üniversiteleri öğretim üyesi olan, “Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü Türkiye Bölümü” başkanlığı da yapan Prof. Zürcher, Türkiye’deki modernleşme sorunsalının bütün boyutlarını bir ders kitabından beklenemeyecek bir vukufla, derinlikli teşhislerle ve sade bir anlatımla ele alıyor. Bu örnek çalışmanın gözden geçirilmiş yeni baskısında yetkin bir tarihçinin sunduğu farklı bilgiler ve taze bir yaklaşımla
karşılaşacaksınız.
Eser, oldukça kapsamlı ve derinlikli, dolambaçsız anlatımıyla, siyasî olaylara olduğu kadar toplumsal ve ekonomik tarihe ve düşünce akımlarına eğiliyor.
- William Hale Londra Üniversitesi Şarkiyat Okulu
Mükemmel yazımıyla dikkati çeken bu güzel çalışma, Türkiye araştırmaları alanında benzersiz bir perspektif sunuyor. Dönemi ele alışı hayli canlı tartışmalara yol açacak olan bu kitap, Türkiye tarih yazımına uzun zamandan beri egemen olan eğilimlerin ciddi biçimde düzeltilmesi ihtiyacını da ortaya koyuyor.
- Donald Quataert New York State University, Binghamton