Başparmak Çocuklar
Baştan Çıkarma Sanatı
Dünya Bestseller Listelerinde Aylarca 1 Numarada Kalmış "İktidar" Kitabı Yazarından
Herkesin en büyüz zaafı olan arzu ve zevki manipüle ederek isteklerinizi elde edin.
Baştan çıkarma gücü en etkili, en şaşırtıcı ve en hoş şeklidir. John F. Kennedy'nin kitleleri kendinen hayran bırakması, Cleopatra'nın Antonius'u avucunun içine alması bunun en güzel kanıtıdır.
"Güç Sahibi Olmanın 48 Yasası: İktidar" adlı kitabın yazarı şimdi de tarih boyunca baştan çıkarma sanatında ustalaşan karakterlerin başarıları ve başarısızlıklarını da konu alan, yepyeni bir kitapla karşımızda. Robert Greene aşk oyunlarıyla göz boyamayla, direnişi kırarak karşısındakini tamamen avucunun içine alabilmenin 24 kuralını gözler önüne seriyor.
Baştan Çıkarma Sanatı tarihin en büyük silahlarından biri olan sonsuz güce sahip olabilme şeklinin en güzel örneğidir.
Baştan Çıkarmanın Gücü
Teslimiyet ve açık olmak işe yarasaydı, aşkta bu kadar çok acı çekilmezdi...
Baştan çıkarma yaratıcılık işidir, ruha dokunmaktır.
Baştan çıkarmak, saflık ve samimiyetin de içine damlatıldığı farklı bir gizem yolculuğudur.
Aldatıldın, kandırıldın, terk edildin, ikinci kadın oldun...
Seninle ara sıra görüştü ama ilişkiye yanaşmadı...
Başta peşindeydi, artık seni arzulamıyor...
Ya da evli birinin tuzağına düştün...
Sen, aşkın kurallarını keşfedemiyorsun.
Onu baştan çıkar, senin olsun…
Öncelikle 2 S Kuralını öğreneceksin; “Saf ve Seksi” olmayı...
İma etme sanatını kavrayacaksın.
Manevra yapmada ustalaşacaksın.
Karmaşık olmanın cazibesini keşfedeceksin.
Kendin gibi “Aşk Kurbanları”nı okudukça, hatalarınla yüzleşeceksin.
Bazen ruhun gizemine, tılsımların çekiciliğine, risklere kendini bırakacaksın.
“Dünyanın En Ünlü Baştan Çıkaranları” bu yolculukta seninle olacak...
Kişilere değil, gerçekte aşkın kendisine âşık oluruz.
Ona değil, onun verdiklerine kapılırız…
Bataklığın Kıyısındaki Ev
Günümüz çocuklarının farklılaşan dünyasını gerçekçi ve yalın bir dille anlatan ödüllü yazar Yeşim Saygın Armutak’tan Hayaletli Gölün Çocukları ve Mızıkacı’dan sonra yine çocuklar için, yaşamın içine gizlenmiş fantezilerle kurgulanmış heyecan dolu bir roman. Yaşlı bir aile büyüğünün yaşamındaki sırların, yaz tatilindeki iki çocuğu birbirine yaklaştıran olaylarla gün ışığına çıkmasını anlatan kitap, nesiller arası iletişimi de vurguluyor. Aile, arkadaşlık, güven, insanlara önyargısız yaklaşmak gibi, yaşamı biçimleyen temel erdemleri güçlendiren ipuçlarını içeren roman, çocuklara sürükleyici bir macera okumanın keyfini yaşatıyor. Kitap, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) 2007 Yılın En İyi Çocuk Romanı Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü.
Akrabaların uğursuz saydığı Büyükhala, yaz tatilini geçirmek üzere Peren’i evine davet eder. Peren’in anne ve babası, söylentilere kulak asmasalar da Büyükhala’nın evi yakınlarındaki bataklık nedeniyle bu davete sıcak bakmazlar. Peren onları zar zor ikna eder. Bataklığın kıyısındaki eski bir evde tek başına yaşayan gizemli Büyükhala, etkileyici delikanlı Kuzey, kasabanın tek dükkânında çalışan öksüz Küçük Vahşi ve tuhaf bakışlı, esrarengiz adam Baykuş, Peren’in o yaz tatilini unutulmaz kılacaklardır...
Batan Güneş
“Daha önce tatmadığım bir korku tarafından ele geçirilmiştim. Aşk acısı denen şeyin bir parçası mıydı bu da? Issızlığın ortasında dikilirken güneş batmıştı ve gecenin çiyi üstüme yağarken ölmekten başka çarem yokmuş gibi hissettim.”
Yirminci yüzyıl Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından, sıradışı hayatıyla da meşhur Osamu Dazai’nin savaş sonrası manevi bağları kopmuş bir Japonya’yı arka planına yerleştirdiği romanı Batan Güneş yayımlanır yayımlanmaz sansasyon yarattı. Dazai’nin şair sevgilisi Şizuko Ota’yla yaşadıklarından ve onun günlüklerinden faydalanarak kaleme aldığı roman, küçük bir ailenin adım adım yıkıma nasıl gittiğini gözler önüne seriyor.
Bir zamanlar zengin olan aristokrat bir ailenin 29 yaşındaki kızı Kazuko ve annesi, Tokyo’daki lüks evlerini satıp İzu Yarımadası’ndaki bir evde kıt kanaat yaşamaya çalışırlar. Ancak kırılgan bir dengeye oturmuş hayatları, Kazuko’nun İkinci Dünya Savaşı’nda kaybolmuş erkek kardeşi Naoci’nin dönüşüyle altüst olur. Annesinin sağlığı giderek kötüleşir ve tüm paraları Naoci’nin Tokyo gezilerinde çarçur olurken Kazuko da gönlünü alkolik bir yazara kaptıracak ve başına gelenler topluma karşı hissettiği yabancılaşmayı giderek derinleştirecektir.
Batı Felsefesi Tarihi 1. Cilt
Avrupa siyasal düşüncesine bugüne kadarki en açık seçik giriş.
- The Times
Batı felsefesini bağlamı içinde öyle bir kapsayıcılık ve keskinlikte işliyor ki. Zamanımızın Sokrates’inden entelektüel enerjiyle kotarılmış bir başyapıt.
- A.L. Rowse
Zamanımızın en değerli kitaplarından birisi.
- G.M. Trevelyan
Pythagoras, Herakleitos, Parmenides, Empedokles, Anaksagoras Atomcular, Protagoras, Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılık
Batı Notları
Batı Penceresinin Meleği Yeni Beyaz Kapak
Baron Müller kendisine miras kalan günlükleri karıştırırken, Kraliçe I. Elizabeth’in büyücüsü John Dee’nin hayat hikâyesiyle karşı karşıya olduğunu anlar. Baronun yazgısı, Dee’nin yarım bıraktığı işlerle ilintilidir ve baron hem kendisinin hem de Dr. Dee’nin yazgısını tamamlamak için zaman ve mekânda farklı izler sürmeye başlar, böylece büyük simyacının ölümsüzlüğü bulduğu dünyaya dalar. Dee’nin hayattaki son akrabası Baron Müller, şimdi geçmişin hatalarını düzeltmek, pürüzlerini gidermek durumundadır. Batı Penceresinin Meleği büyü ve simyayla dolu bir öykü, okült bir metin. Gustav Meyrink’in bu son romanı, çoktan tükenmiş gibi görünse de yaşanmaya devam eden hayatlarla, bugünün görüngülerinde yüzeye çıkan geçmişin yansımalarıyla ilgili. Batı Penceresinin Meleği, başka yaşamların ve başka dünyaların birbiriyle bağıntılı olarak yan yana varlık gösterdiği çok katmanlı bir evren.
Batış Yılları
Biz Osmanlı İmparatorluğu’nun son çocuklarıyız. Biraz büyüyüp kendimize geldiğimiz zaman memleket sınırlarının bir ucu Adriyatik, bir ucu Fars Körfezi kıyılarındaydı. Rüştiye Mektebi’nde okuduğumuz coğrafya kitabına göre ülkemiz daha da büyüktü. Mısır ve Sudan, Bulgaristan Prensliği, Bosna ve Hersek sınırlarımız içindeydi. Henüz Tuna’lar, Nil’ler ve Fırat’lar Türkiyesi’ydik. Şimdiki Doğu petrollerinin bütün kaynakları topraklarımızdaydı. Bu sayfalarda çocukluğumun ve ilk gençliğimin havasını teneffüs ettirmek üzere sizleri gerilere götürmek istiyorum. 1918’e kadar geçmişin hatıralarını, durmadan ve son dakikaya kadar uslanmadan ve ayılmadan ödeyen bir nesil olduk. Hiçbirini kendi işlemediğimiz günahların acı ve ağır azaplarını biz çektik. Bugün ve yarın için faydalı dersler verebilecek ölüm kalım imtihanlarından geçtik. Maksadım bugünün ve yarının gençlerine Osmanlı’nın batış ve dağılış yıllarının hikâyelerini anlatmak ve onları Türkiye’nin geleceği üzerinde daha uyanık tutmaktan ibaret.
Battığımız Bataklar
Çok uzakta bir yerlerde birtakım adamlar iriyarı kel ve yalnız bir adama kurşun yağdırıyordu, birkaç kötü adam ise bir kızın hayatına son vermek üzereydi. Sevil yerde, ben sandalyemde, ellerimiz çaresizce yanımıza düşmüş, öylece oturuyorduk. Ekrana baktım. Kandan kıpkırmızıydı. Sonra bir adamın yere düştüğü görüldü, ince bir inleme duyuldu ve ekranda bir yazı belirdi: “Yeniden Oyna.”
“Yeniden oynayalım mı Sevil?” diye fısıldadım.
Ahmet Erkam Saraç, içerisinde hayatın nefes alıp verdiği öyküler yazıyor. Yanı başımızdaki kırgın ailelerin, toksik ilişkilerin, yalnız bırakılmış çocukların, yeri doldurulamaz kayıpların bataklarını anlatıyor. Bazılarının çıkmak için çabalarken daha da gömüldüğü, bazılarının dibe vardığını bile fark etmediği bataklar bunlar.
Battığımız Bataklar, acının farklı yüzlerini, hiçbir filtreden geçirmeden, saklamadan, olabildiğince somut halleriyle karşımıza çıkaran, cesur bir ilk kitap.
Baudelaire Fraktali
Şair Hazel Brown bir sabah oldukça tuhaf dekore edilmiş bir otel odasında uyanır ve Charles Baudelaire’in tüm eserlerini yazdığını fark eder. Hayır, Baudelaire’in kendisi değildir ama onun eserlerinin muharriri olmuştur! Bu ne kadar şaşırtıcı olursa olsun, Hazel Brown için yazar olmak üzere çıktığı imkânsız yolculuktan daha şaşırtıcı değildir. “Lanetli şair” ruhuyla canlanan Brown Londra, Vancouver, Paris ve Fransız kırsalı arasında mekik dokuyacaktır. 1980’lerin başından günümüze akıcı bir şekilde, kiralık odadan kiralık odaya geçerken modernite, yoksulluk ve mükemmel ceket gibi Baudelaire saplantılarını düşünür... Bu artık bir dişi-dandy’nin hayatının efsanesidir.
Bir yandan büyülü gerçekçilik, bir yandan feminizm ve feminist poetika, bir yandan terzilik tarihi, bir yandan kitap tutkusu, bir yandan çağdaş sanat ve 19. yüzyıl resmine duyulan aşk ve en çok da bir kadınlık hikâyesi Baudelaire Fraktali. Kanadalı şair Lisa Robertson’un “ilk romanı” geleceğin klasikleri arasında…
Bavulumdaki Kırık Fincan
Bay Ağaç Değişiyor
Bay Cesur
Bay Doğum Günü
Bay Gıdık
Bay Güçlü
Bay Hapşırık
Bay Hayalperest
Bay Kaba
Bay Kirpi’nin Ayak Kokusu Çorbası
Bay Kirpi, dünyanın en sıra dışı çorbasını yapmaya kararlı!
Malzemeler biraz tuhaf, tarifi de bir o kadar eğlenceli.
Ama neyse ki lezzetli bir maceranın tarifi her zaman bellidir: bir tutam cesaret, bir kaşık hayal gücü, bolca kahkaha ve en önemlisi bir şişe ayak kokusu!
Peki bu tarifle Bay Kirpi, Çılgın Lezzetler Restoranı’nda baş aşçı olmaya hak kazanacak mı?
Dünyanın en sıra dışı çorbasını tatmaya hazır olun.
Bay Kocaburun
Bu küçük “Bay ve Bayanlar“ 1971’den beri 22 farklı dilde 100 milyondan fazla insanın gülümsemesine neden oluyor. Şimdi sıra çocuklarınızda ve sizde“. Bu sevimli kitaplar başlıklarda geçen karakterlerin etrafında gelişiyor. Geçen olayların sonunda çoğu kendilerini değiştirecek bir deneyim yaşıyor ve başlarından geçenler komik bir dille anlatılıyor.
Bay Komik
Bay Küçük
Bay Küt
Bay Lear
"Raslantıdan kaçma. Rastlantının kucağına düş, o senden akıllı," diyen Oktay Rifat, 1982 yılında yayımlanan üçüncü romanı Bay Lear'de, Shakespeara'in krallığını kızları arasından bölüştürmek isteyen ve sahip olduğu gücü paylaştırmaya kalkışınca kendisini trajik olayların kucağında bulan yaşlı kralı Lear gibi bir yaşlı adamın çevresinde kurar hikayesini. Bir de yıldızım vak kimi zaman başımı kaldırıp baktığım, her seferinde bulduğum. Bir üçgenin uçlarıyız. Kıyıdaki yıldız pencere, gökteki yıldız taraçada ben. Denize bakmadan eve giremem.Eve girmeden denizi düşünemem. Ay ışığında, aralık bıraktığı kapıyı itiyorum usulca. Elimi tutuyor, elleri soğuk. Vermekten çekiniyor elini soğuk olduğu için biliyorum bunu.Perdesini aralıyor, oturuyoruz yan yana ağaçlara karşı ağır memeleri avucumda. Perdeleri inik her zaman. O gün açıktı, bugünkü gibi aklımda, bahçenin ağaç karartısı, yanızlığı ve susuzluğu ömrün ve her çeşmenin başında duran o nöbetçi bendim, kendim için, onun için. O durağa varmamız gerekli. Yan yana oturduk ayı görünmeyen gecenin acık karaltısında. Belli ki bir dolap ve sandalye bize bakıyor. Tiftik battaniyenin tüyleri uzun, saçları ağzıma giriyor, elim en sıcak kuyuda.Ata binip dönüyorum yalıya.At yok. bir kamçı vuruyorum sağrısına ağaçların içinden düz gidiyor önce, yamaçtan aşağı sarınca ağaçların içinden düz gidiyor önce, yamaçtan aşağı sarınca yitiyor gözden. Fatma yok dönmedi. Uzandık yan yana. Geldi korkarak iç dinezine gecenin elime uzattım ve tuttum. At kapıda bekliyor yalıda. Kayık daha bitmedi.
Bay Lemoncellonun Kütüphanesinden Kaçış
Lemoncello’nun Kütüphanesine Giriş Kolay, Çıkış Zordur. Bunun İçin Şans Kartı, İyi Bir Zar Veya Zekadan Fazlasına İhtiyacınız Var.
Kyle Keeley’nin iki ağabeyiyle rekabet etme şansı yoktu. Ama kutu oyunlarında herkesin kazanma şansı vardır... İyi bir zar atışı, şanslı bir kart çekilişi ve biraz zekâyla o da bir oyunda kazanabilir. Kyle dünyanın en ünlü oyun üreticisinin, yaşadığı kasabanın yeni kütüphanesini tasarladığını ve kendisinin de bu ilk gecede kütüphanede oyun oynayacak çocuklardan biri olduğunu öğrenince çok sevinir. Ancak oyunun son şartı kütüphaneden kaçıştır. Ne var ki Kyle’ın bilmediği şey, kütüphaneye girişin kolay, çıkışın ise zor olduğudur.
Ödüllü yazar Chris Grabenstein kahkaha dolu son hikâyesinde gerilimli bir serüvenden heyecan verici bilmecelere dönüş yapıyor. Peki, siz kütüphaneden nasıl çıkılacağını bulabilir misiniz?