Kemik Torbası
Ünlü bir yazar olan Michael Noonan karısının ani ölümüyle adeta hayata küser. Ne yaptığı işe, ne de çevresine karşı bir isteği kalmamıştır. Tüm bunlarınn yanında yaşadığı yalnızlık duygusu beraberinde bunalımları ve kabusları getirir. Her gece Sara Laughs adını verdikleri yazlık evlerini rüyalarında görür. Karşı koyamaz ve gider. Artık yeni bir hayata uyanacağını düşünmektedir.
Ne var ki hiçbir şey göründüğü gibi değildir. O lanetli evde, kabuslarının birer gerçek olduğunu anlaması uzun sürmez. Burası, dünyanın bu cennet köşesi, aslında hayal ve gerçeğin birbirinden ayrılamadığı bir cehennemdir.
Korku Ağı
Korku Ağı 25 yıl sonra okurlarla yeniden buluşuyor!
“Bak ve beni gör, cılız adam. Senin şömine önu¨nde bir kitapla birkaç saat geçirdiğin gibi yu¨zyıllar geçiren Barlow’a bak. Bak ve elindeki sefil sopayla öldu¨rmeye çalıştığın, gecelerin bu muhteşem yaratığını gör.
Bana bak, yazar bozuntusu! Ben insan hayatlarını yazdım ve mu¨rekkep olarak kan kullandım. Bana bak ve u¨midini kes!” Jerusalem’s Lot ku¨çu¨k bir New England kasabasıdır ve burada da, benzeri yerlerde olduğu gibi dedikodular, tuhaf tipler ve saygı değer insanlar vardır. Tabii garip olaylar hakkında söylentiler de yok değildir; ama her kasabada olduğu kadar...
Yazar Ben Mears, çocukluk yıllarını konu alan ve o gu¨nlerden beri ona musallat olmuş korkularıyla yu¨zleşmek amacıyla bir roman yazmak için Lot’a döner. Çocukken tanık olduğu korkunç olayın gerçekleştiği ev Marsten Köşku¨ işte karşısındadır; fakat yeni ve gizemli kiracıları vardır. Kasabada bazı kuşkulu şeyler yaşanmaya başlayınca, Mears’ın belleğindeki karanlık anılar da canlanmaya başlar: Önce bir köpek hunharca öldu¨ru¨lmu¨ş olarak bulunur, ardından bir çocuk kaybolur. Bunlar başlangıçta çok da sıra dışı olaylar olarak göru¨lmez, fakat liste uzamaya başlar. Çok geçmeden kasabayı saran şaşkınlık hayrete, belirsizlikler dehşete dönu¨şecektir.
Televizyonu kapatın daha iyisi, koltuğunuzun yanı başındaki hariç, bu¨tu¨n lambaları da kapatın. Ondan sonra, bu loş ışıkta sizinle vampirler hakkında konuşalım. Sanırım, sizi onların varlığına inandırabilirim.
- Stephen King
Yüzüklerin Efendisi 1 Yüzük Kardeşliği
'Yüzüklerin Efendisi' son yüzyılın en çok okunan yüz kitabı arasında en başta geliyor; bilimkurgu, fantezi, polisiye, best-seller ya da ana akım demeden, tüm edebiyat türleri arasında tartışmasız bir önderliğe sahip. Bir açıdan bakarsanız bir fantezi romanı, başka bir açıdan baktığınızda, insanlık durumu, sorumluluk, iktidar ve savaş üzerine bir roman. Bir yolculuk, bir büyüme öyküsü; fedakârlık ve dostluk üzerine, hırs ve ihanet üzerine bir roman.
Denizin Gökyüzüyle Buluştuğu Yer
Resimli İstanbul Hatıralar Ve Şehir
“Fotoğraflarla İstanbul’un ve Orhan Pamuk’un geçmişine yolculuk...”
Hiç görmediğiniz bir İstanbul! Orhan Pamuk’un arşivlerden seçtiği eski fotoğraf ve resimlerle... Ara Güler’den Cartier-Bresson’a, İstanbul’un eski fotoğrafçılarından eski gazete koleksiyonlarına, bu kitapta çoğumuzun hiç görmediği resimlerle bambaşka bir İstanbul var.
İstanbul - Hatıralar ve Şehir’de anlattığı konuları, duyguları ek 230 fotoğraf ve resimle işliyor, büyütüyor ve yeni bir anlamla ortaya çıkarıyor. Elinizdeki, artık metne değil resme dayanan, açıp her köşesinden bakılıp okunacak bir kitap. Ara Güler’den Cartier-Bresson’a, İstanbul’un eski fotoğrafçılarından eski gazete koleksiyonlarına, bu kitapta çoğumuzun hiç görmediği resimlerle bambaşka bir İstanbul var.
“Şehrin manzaralarına bakmak, sokaklarda yürüyerek, gemiyle gezinerek, İstanbul’un verdiği duyguları görüntülerle birleştirmektir, ama gezinerek şehrin manzaralarını seyretmek bu değildir yalnızca, bir de içinde bulunduğunuz ruh halini şehrin size verdiği görüntülerle birleştirebilmektir. Bunu hünerle ve içtenlikle yapmak, insanın hafızasında şehrin görüntülerini en derin ve içten duygularla, acıyla, kederle, hüzünle ve zaman zaman mutluluk, yaşama sevinci ve iyimserlikle birleştirmektir.”
Kitle Ve İktidar
Canetti 1930’larda kitle eylemlerinin her tür politik mücadelenin en önemli silahı olduğunu fark ederek “kitle” ve “iktidar” ilişkisi üzerinde çalışmaya başlar. Yaşadığı yıllar, İkinci Dünya Savaşı’nın, tarihteki en büyük kitle hareketlerinin ve kitlesel yıkımların görüldüğü yıllardır, “iktidar” simgesi olarak Hitler’in vahşeti doğru iz üzerinde olduğunu gösterir: Kitle yıkıcı, iktidar öldürücüdür. Ölüme karşı direnmenin yolu ise emre karşı koymak ve yaratmaktır. “Düşünmek ısrar etmektir” diyerek 30 yıl boyunca bu çalışmasını gölgeleyecek kapsamda başka eser vermez. Düşünsel zenginliğinin yanı sıra böylesi kitaplarda az rastlanan edebi bir anlatıma da sahip olan Kitle ve İktidar, insanı anlamada başvuracağımız vazgeçilmez kaynaklardan biri haline geldi. Anlamanın müthiş bahtiyarlığını hissetmek isteyenler için...
Cevdet Bey Ve Oğulları
Orhan Pamuk'a ilk ününü getiren bu büyük roman İstanbullu bir ailenin yetmiş yıllık serüvenini hikâye ediyor. Yazarın "Ülke, Aile, Roman" üzerine sonsözüyle...
Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul'un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey'in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey'in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin özel hayatının da hikayesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu'na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk'a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.
"Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor, birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor."
-Frankfurter Allgemeine
Osmanlı İmparatorluğu Ve Avrupa
Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasındaki altı yüz yıllık ilişkilerin tarihi düşünüldüğünde, nedense akla önce savaşlar, fetihler, toprak kayıpları, kısacası bitmez tükenmez bir çatışma ve bunun yarattığı ruh halleri gelir.
Oysa Claudio Magris’in ifadesiyle, “Avrupa ile Osmanlı İmparatorluğu’nun karşılaşması, savaşan ve birbirini yiyip bitiren iki ayrı dünyanın sonunda farkına bile varılmadan nasıl iç içe geçip birbirlerini zenginleştirdiklerinin büyük örneğidir.”
Jean-François Solnon, 2010 Avrupa Tarih Kitabı ödülünü kazanan bu çalışmasında, işte bu iç içe geçişin, “çatışma ve karşılıklı hayranlığın” zengin tarihini ele alıyor.
Daha önce Sarık ve İstanbulin (2013) adıyla yayımlanan, Fransa’daki 2017 baskısında ise adı L’Empire Ottoman et l’Europe olarak değiştirilen Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa, çatışan tarafların karşılıklı algılarının nasıl oluştuğunu ve zaman içinde nasıl dönüştüğünü edebiyat, resim, müzik, tiyatro, koleksiyonlar ve koleksiyoncular, moda, eğlence dünyası gibi çok çeşitli ve renkli bir yelpazeden örneklerle anlatıyor. Elçiler, seyyahlar, sanatçılar ve tercümanların da büyük rol oynadıkları bu ilişkiler yumağı Solnon’un işlek kalemiyle çözülüp gözlerimizin önüne serildikçe, karşılıklı merak ve hayranlığın çatışma ve korkuya zaman zaman nasıl galebe çaldığını görüyoruz.
1. Sınıf Matematik Gezegeni (2 Kitap) Yeni
Matematik Gezegeni serisi yenilendi...
21 yıldır yayın hayatında olan Matematik Gezegeni dizisini, güncellenmiş içeriği ve yeni tasarımıyla öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin beğenisine sunuyoruz.
Matematik Gezegeni serisi 1, 2, 3 ve 4. sınıflar için özel bir formatta hazırlanmıştır. Her bir sınıf için Matematik Gezegeni seti; her dönem için ayrı iki kitap ve bir yaprak testten oluşmaktadır.
Matematik Gezegeni serisi; MEB matematik programlarının öngördüğü kazanımlar doğrultusunda, ünitelendirilmiş yıllık planlara uygun olarak hazırlanmıştır. Ölçme ve değerlendirme tekniklerine uygun alıştırma ve pekiştirme çalışmaları ile her sayı sonunda çoktan seçmeli sorulara da yer verilmiştir.
4. Sınıf Matematik Gezegeni (2 Kitap) Yeni
Matematik Gezegeni serisi yenilendi...
21 yıldır yayın hayatında olan Matematik Gezegeni dizisini, güncellenmiş içeriği ve yeni tasarımıyla öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin beğenisine sunuyoruz.
Matematik Gezegeni serisi 1, 2, 3 ve 4. sınıflar için özel bir formatta hazırlanmıştır. Her bir sınıf için Matematik Gezegeni seti; her dönem için ayrı iki kitap ve bir yaprak testten oluşmaktadır.
Matematik Gezegeni serisi; MEB matematik programlarının öngördüğü kazanımlar doğrultusunda, ünitelendirilmiş yıllık planlara uygun olarak hazırlanmıştır. Ölçme ve değerlendirme tekniklerine uygun alıştırma ve pekiştirme çalışmaları ile her sayı sonunda çoktan seçmeli sorulara da yer verilmiştir.
Gazap Üzümleri
Gazap Üzümleri, bir toplumsal krizin etkilerinin epik bir anlatıyla gerçek bir sanat eserine dönüşmesinin Amerikan edebiyatındaki en güzel örneği.
Bir cehennem kaç acıyla oluşur bu dünyada? Toz fırtınalarıyla tarladaki mahsulün mahvolması, Büyük Buhran’da bankaların topraklara el koyması ve sonunda, göçle gelen sefalet… Bir otomobili kamyona dönüştürerek çıktıkları mecburi yolculukta, acılarını ve açlıklarını, düşlerini ve öfkelerini de peşlerinden sürüklüyor Joad ailesi.
Gazap Üzümleri, kaygı dolu günleri sessiz bir başkaldırıyla aşmaya çalışan insanların romanı. “Steinbeck’in asıl yeteneği, bizi Joad ailesiyle birlikte yaşatmasıdır. Ailenin konuşmalarına daldığınız, kişiliklerini öğrendiğiniz anda sanki onlarla yürüyormuş, araba tamir ediyormuş ya da kamp kuruyormuş gibi hissedersiniz.
Kültürden İrfana
Kültürden İrfana ile on iki ciltlik Cemil Meriç külliyatı tamamlanıyor. Mefhumlar ve meseleler konusunda düşüncenin en ücra köşelerini yoklayan, yalınkat bir bilgi yerine kapsamlı, incelikli bir bilginin peşine düşen Cemil Meriç, Kültürden İrfana’da okurunu önyargıların köleliği yerine düşüncenin yoldaşlığına çağırıyor. "Kültür, Batı’nın düşünce sefaletini belgeleyen kelimelerden biri: kaypak, karanlık, samimiyetsiz. Tarımdan idmana, balıkçılıktan medeniyete kadar akla gelen ve gelmeyen düzinelerce mânâ. Kelime değil, bukalemun. İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. İrfan kendini tanımakla başlar. Kendini tanımak, önyargıların köleliğinden kurtulmaktır, önyargıların ve yalanların. Kültür, irfana göre, katı, fakir ve tek buutlu. İrfan, insanı insan yapan vasıfların bütünü. Batı, kültürün vatanıdır. Doğu, irfanın."
Cam Şato 4 Gölgeler Kraliçesi
Karşınızda Kendisinin Şampiyonu Celaena Sardothien.
Celaena sevdiği herkesi kaybetti. Ama intikam için krallığa dönmeye yemin etti. Terrasen’in Kraliçesi Aelin olarak, Adarlan Krallığı’nın başkenti Rifthold’a geldiğinde tek amacı büyüyü yeniden özgür bırakmaktı. İntikamını alırken; Adarlan’a gelen Rowan, kalbini kıran ve krala isyan eden Chaol, uğruna savaşmak zorunda olduğu kuzeni Aedion ve kötü bir geçmişi paylaştıkları fahişe Lysandra da ona yardım edecek.
Cam Şato, Karanlık Taç ve Ateşin Vârisi’nden sonra Gölgeler Kraliçesi ile Sarah J. Maas yazarlığını ve epik masalını zirveye taşıyor. New York Times çoksatan yazarı Sarah J. Maas’ın bu kitapta yarattığı dünyanın yaratıcılığına ve kusursuzluğuna inanamayacaksınız.
Cam Şato 3 Ateşin Varisi
Celaena artık küllerin ve ateşin varisi, kimsenin önünde eğilmeyecek. Ölümcül yarışmalardan ve kalbini parçalayan anılardan sonra hayatta kaldı. Şimdi de en karanlık gerçeğe doğru yola çıkıyor... Geleceğini sonsuza kadar değiştirebilecek korkunç bir gerçeğe doğru... Dünyasını köleleştirmeye çalışan acımasız canavarlar, ufukta birer birer görünmeye başladılar. Celaena gücünü toplamak zorunda. Sadece içindeki kötülükle savaşmak için değil, zincirinden kopmuş şeytanı yenmek için. Cam Şato ve Karanlık Taç’tan sonra Sarah J. Maas, suikastçısını,en göz kamaştırıcı parlaklığa ulaşması için ateşe veriyor.
Ruhlar Dükkanı
Lisey’in Hikayesi
Lisey ve kocası Scott yirmi beş yıl süren evlilikleri boyunca birbirlerini derin bir aşkla sever. Aralarındaki bağ öylesine güçlüdür ki birçok insan bunu tuhaf bulur. Karanlık ve korkunç bir geçmişi olmasına rağmen Scott pek çok ödül kazanmış başarılı bir yazardır; ancak geçmişte yaşadığı olaylar, hayal ve gerçek arasında gidiş gelişleri bir ömür boyu yakasını bırakmaz. Yazarın ölümünden sonra basılmamış romanlarından çıkar sağlamak isteyen kişiler karısının peşine düşer. Lisey, uğursuz tehditler başladığında hayatta kalmak için Scott'ın gücüne, ışığına ve aynı zamanda sonsuz karanlığına ihtiyacı olduğunu anlar. Kocasıyla arasındaki bağı koparmayan genç kadın, kâbuslarının arasında saklı korkunç bir yerde duran Scott'a ulaşır. Lisey'in Hikâyesi; yaratıcılığın kaynakları, deliliğin çekiciliği ve aşkın gizli dili hakkında yazılmış bir King başyapıtı!
"Lisey'in Hikâyesi; olağanüstü bir evliliği, şefkat ve güç içinde yükselen, çok canlı betimlemelerle süslü bir aşkı anlatmaktadır. Bu kitap duygusal ve gerçeğe yakın kahramanlarıyla son zamanlarda edebiyat dünyasına yepyeni bir nefes getirdi. Lisey Landon ve kız kardeşine hayran oldum, Scott'ın çektiği acıları yüreğimde hissettim ve sonunda içtenlikle dile getirdiği acı tatlı sona gelince kitabı tekrar baştan okumam gerektiğini düşündüm. Sanki çok yakın dostlarıma veda ettiğimi hissettim. İşte Stephen King böyle bir yazar. Mesleğinin doruğunda. Son sayfaya gelene dek büyülenerek okuyacağınız bir roman.
Kara Kule Iıı (Çorak Topraklar)
Stephen King’in eşsiz hayal dünyasının ürünü; fantastik, bilimkur-gu, korku ve western türlerinin iç içe geçtiği başyapıt olan “KaraKule”, Çorak Topraklar’la sürüyor.
Büyüleyici bir dünyanın kapılarını aralayan Kara Kule Serisi’nin buüçüncü kitabında, son silahşorun Kule’yi arayışı sürmektedir. Bukez yanına iki yol arkadaşı da katılır: Bağımlısı olduğu uyuşturu-cudan kurtulan Eddie Dean ile kopan bacakları gövdesiylebirleşen ve Susannah Dean’ın güçlü ve dengeli kişiliğine bürünenOdetta.Roland Deschain, yeni dostlarına silahşorluk eğitimi vermeyebaşlar. Fakat Silahşor eski dünyasında ölmüş olan Jake Cham-bers’ın hayatını kurtararak ka’nın yönünü değiştirir. ŞimdilerdeRoland ve Jake, farklı dünyalarda varlıklarını sürdürdükleri halde,aynı çılgınlıklarına devam etmektedirler.
Ölü Kuşların Sessizliği
Nefes kesen bir tempo.
İnsanı çepeçevre saran bir hikâye.
Beklenmedik olaylar örgüsü.
İçine çektiğin nefes gibidir hayat. Önce alırsın, sonra verirsin.
Her şey hareket halindedir. İleri ve geri. Öne ve arkaya.
İçe ve dışa. Yukarı ve aşağı. Sarkaç hiç durmaz.
Ritim kendini telaf i eder. Her inişi çıkış, her doğuşu yok oluş, her acıyı sevinç izler. Bu yüzden her keder mükâfatlanır. Her fedakârlık ödüllenir.
Her borç mutlaka ödenir.
İstanbul Dragos’taki yazlık evde ölü bulunan bir adam. İntihar mı, yoksa cinayet mi, belli değil. Aynı anda İstanbul’un başka bir noktasındaki evde bulunan karısı kendi isimlerini taşıyan kuşların boyunlarının kırılarak öldürüldüğünü fark eder. Bir sorun daha vardır. Hiçbir şey hatırlamamaktadır.
Olayı takip edenlerden biri, yükseleceğine kesin gözüyle bakılırken emniyet içindeki bir grubun kumpası neticesinde sürülen ve hakkında dava açılan bir istihbaratçı; diğeri ise kadın olmanın zor olduğu topraklarda Cinayet Büro’da çalışan tek kadın polis. Bu iki kişi gittikçe karışık bir hal alan soruşturmayı yürütürken birlikte çalışmaya koyulurlar.
Soruşturma derinleştikçe geçmişteki sırlar ve bedeli ödenmemiş günahlar bir bir ortaya çıkmaya başlar. Artık herkes kendi geçmişiyle yüzleşmek zorundadır.
Başak Sayan Bağlanma Korkusu ve Kelebeğin Kaderi’nin ardından bu kez Ölü Kuşların Sessizliği ile okuru psikoloji ve felsefenin iç içe geçtiği, soluk soluğa okunacak, heyecan
dozu yüksek, sırlarla dolu bir dünyaya davet ediyor.
Başına gelenlerin nedenini anlamak için geçmişine bak!
Felaketsavar Bilim Tutkunları
Zemberek Kuşunun Güncesi
Oyuncular: Toru Okada: başkahraman. İşsiz, günlerini ev işleri yaparak geçiriyor. Susuz bir kuyunun dibine indiği gün hayatı değişiyor. Kumiko Okada: Toru Okada’nın karısı, gazeteci. Ortadan kayboluyor. Maya Kasahara: Toru Okada’ya arkadaşlık eden yeniyetme kız. Malta Kano: bedensel zerrecikler takıntısı olan, kırmızı şapkalı medyum. Girit Kano: Malta Kano’nun kız kardeşi ve yardımcısı. Geçmişi, fiziksel acılar ve intihar girişimleriyle dolu. Noboru Vataya: Kumiko’nun ağabeyi, Toru Okada’nın düşmanı, kötü politikacı. Teğmen Mamiya: İkinci Dünya Savaşı’nda, sayısız acılar yaşamış, toplama kamplarında kalmış ama bir türlü ölmemiş, yaşamaya mahkûm yaşlı adam. Muskat Akasaka: Toru Okada’yı himaye eden gizemli kadın. Tarçın Akasaka: Muskat Akasaka’nın, mükemmel fakat hiç konuşmayan oğlu. Yardımcı oyuncular: Zemberekkuşu: her gün ötüşüyle dünyanın zembereğini kuruyor, ancak görevini bir gün ihmal edince işler karışıyor. Noboru Vataya: kaybolmasıyla Okada ailesinin hayatının değişmesine neden olan kedi. Namıdiğer, Uskumru.
Kumandanı Öldürmek
Hepimiz hiç kimseye açamayacağımız sırlarla yaşıyoruz...
Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük yazarlarından olan Haruki Murakami’den gerçek bir şaheser… İlmek ilmek örülmüş bir gizem hikâyesi… Kumandanı Öldürmek yalnızlığı bir yük olarak görmeyen, yeri geldiğinde yalnızlığını bir madalya gibi göğsünde taşıyanlar için yazılmış bir roman. Tıpkı bir dağ başında yalnız bir hayat süren, bu yalnız varoluşuyla gizemli bir şeyleri hayatına davet eden roman kahramanı gibi. Bu muhteşem romanı okurken yol arkadaşımız yine müzik olacak… Mozart’ın Don Giovanni’sini, Strauss’un Güllü Şövalye’sini başucu müziğimiz yapacağız. Kumandanı Öldürmek’in gizemli labirentlerinde kaybolurken Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby’sine selam gönderecek, Orwell’ın 1984’ü yazarken inzivaya çekildiği o adayı merak edeceğiz… Ve hepsinden önemlisi “büyülü bir dünya”da yaşadığımızı bir kez daha anlayacağız.
Boşluk
Lozan
Türkiye’nin Zaferi, Emperyalizmin Yenilgisi
Sevr’den Lozan’a, 1920 Ağustos’undan 1923 Temmuz’una kadar yaklaşık üç yıl içinde Türkiye’nin ve Türklerin kötü kaderi tamamen değişti. Bu, modern insanlık tarihindeki en etkileyici, en şaşırtıcı ve en ilham verici değişimlerden biridir. Lozan Barış Antlaşması bu büyük değişimin uluslararası tescilidir.
Lozan, Anadolu’nun ortasına sıkıştırılıp yok edilmek istenen Türklerin, kazandıkları büyük bir bağımsızlık savaşının ardından, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirdiği bir diplomasi savaşının zafer anıtıdır. Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye, uluslararası sistemin “ötekisi” değil, “eşit” ve “egemen” bir parçası olarak kabul gördü.
Lozan Barış Antlaşması kurumlarıyla, değerleriyle tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne zemin hazırladı.
Lozan, Türklerin yüz yılı aşkın bir zamandır devam eden yenilgiler, bozgunlar, katliamlar ve ölümlerden kaynaklanan büyük travmasını bitirdi.
Lozan Barış Antlaşması, emperyalist Batı’nın küresel düzeyde ilk büyük diplomatik yenilgisidir. Lozan’da kapitülasyonların kaldırılmasıyla Türkiye’nin tam bağımsız olması, emperyalizmin yıkılmaz sanılan yüksek surlarında büyük ve onarılmaz bir gedik açtı.
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Barış Antlaşması’yla kurulan ve Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” politikasıyla kurumsallaştırdığı “Lozan Barış Düzeni” sayesinde -şimdilik- yüz yılı aşkın bir zamandır çevresindeki tüm yıkıcı savaşlardan uzak kalmayı başarabildi.
“Lozan hezimettir!” tezi ise Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik psikopolitik bir saldırıdır. Bu kitap, 1950’lerden beri süren bu saldırıya karşı bilimsel bir karşı çıkıştır.
“Sevr, ölüm halinde hasta olan bir ulusun ‘defin ruhsatı’ gibi yazılmış olabilir. Fakat Lozan, yalnız bu ruhsatı iptal eden değil, aynı zamanda ‘hasta’ olmadığını eylemleriyle gösteren bir ulusun sağlık belgesi olmuştur.”
(Arnold J. Toynbee, Kenneth P. Kirkwood, “Türkiye; Bir Devletin Yeniden Doğuşu”)
“Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Bu, İngiltere’nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür.”
(Sir Andrew Ryan)
Atatürk:bir Milletin Yeniden Doğuşu
"Bu kitap çağdaş Türkiye’yi yaratan ve tarihin akışını değiştiren büyük önder hakkındaki birçok bilgi eksiğini giderecek bir araştırma ürünüdür. "İşte, şimdiye kadar yayınlanmış en kapsamlı ‘Atatürk’ incelemesi...’Atatürk büyüleyici ve gizemli bir kişilik olarak belleklerde kalıyor." -The Times- "Son zamanlarda yayınlanmış yaşam öykülerinden pek azı Lord Kinross’un ‘Atatürk’ü kadar başarılıdır. Bu yapıt şan ve şerefin insan biçimine girmiş unutulmaz anıtıdır." -Sunday Telegraph-
Yüzyılın Kitabı
Osmanlı’nın 1880’lerdeki, Cumhuriyet’in 1950’lerdeki “bağımlılığını” bilmeden, Atatürk’ün “tam bağımsızlık” mücadelesi kavranamaz. 1876 ve 1924 anayasalarını bilmeden bugünkü Başkanlık Anayasası’nın Türkiye’yi nereye götüreceği kestirilemez. Osmanlı’da dinsel hukuku, Mecelle’yi ve 1917 Aile Kanunnamesi’ni bilmeden bugünkü “müftülük nikâhı”nın amacı bilinemez. I. Dünya Savaşı’nı, İzmir’in işgalini, Atatürk’ün Anadolu’ya geçişini, Amasya Genelgesi’ni, Sivas Kongresi’ni, TBMM’nin açılmasını, Sakarya Savaşı’nı, Büyük Taarruz’u, Anadolu’daki Yunan zulmünü, İzmir’in ve İstanbul’un kurtuluşunu bilmeden; Vahdettin’i, Damat Ferit’i, Rıfat Börekçi’yi, Abdurrahman Kâmil Efendi’yi tanımadan Milli Mücadele anlaşılamaz. Said-i Nursi’yi tanımadan FETÖ anlaşılamaz. Misuri Zırhlısı’nı, Kore Savaşı’nı, NATO’ya üyeliği, 6. Filo’yu, Kanlı Pazar’ı bilmeden Türkiye’de “Amerikancılık” bilinemez. Lozan’ın önemini kavramak için sadece Lozan’ı bilmek yetmez, önce Sevr’i bilmek gerekir; o da yetmez, 1950’lerde ABD ile imzalanan ikili antlaşmaları bilmek gerekir. Atatürk’ün önemini kavramak için sadece Atatürk’ü tanımak yetmez, Atatürk’ten önceki ve sonraki asker-sivil liderleri; II. Abdülhamit’i, Enver Paşa’yı, Vahdettin’i, İsmet İnönü’yü, Adnan Menderes’i de az çok tanımak gerekir. Atatürk’ü tanımak için Anatürk’ü, Zübeyde Hanım’ı tanımak gerekir. İşte “Yüzyılın Kitabı ”nda bunlar ve daha fazlası var.
"Yüzyılın Kitabı ”, bugün yaşadığımız güncel olayların, 1860’lardan 1960’lara uzanan tarihsel arka planlarını anlatıyor, böylece tarihle bugüne ışık tutuyor.
“Yüzyılın Kitabı ”nı okuyunca karşınıza “Yüzyılın Lideri ”, yani Atatürk çıkıyor.
Sarı Paşam – Bir Mustafa Kemal Romanı
Sarı Paşam, yirminci yüzyılın en büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluğuna, gençliğine, psikolojik ve düşünsel köklerine yapılan derin ve büyülü bir yolculuğun gerçek hikâyesidir. 1800’lü yılların sonudur... Osmanlı İmparatorluğu, emperyalist bir kuşatmayla çevrilmiştir. İstanbul’da Sultan II. Abdülhamit nefes aldırmayan bir istibdat düzeniyle tüm dizginleri ele geçirmeye çalışmaktadır. Selanik’te vatansever, özgürlükçü subaylar gizli bir cemiyet kurmuş, ihtilal hazırlığı yapmaktadırlar. Jön Türkler Avrupa’da çalışmalarını sürdürmekte, İttihatçı fedailer içeride kan dökmeye devam etmektedirler. Mustafa Kemal, bir taraftan geleceğini hazırlarken diğer taraftan vatan ve hürriyet mücadelesi vermekte, bazen de aşk acısıyla yanmaktadır. Bu kitap sizi geçmişte bir yolculuğa çıkaracak: Önce Mustafa Kemal’i tanıyacaksınız bu yolculukta; hiç bilinmeyen özelliklerini öğreneceksiniz; gerçekleşecek çocukluk düşlerine tanık olacaksınız. Onunla Manastır, Selanik, Şam ve İstanbul arasında gidip geleceksiniz. Sonra, Jön Türklerle ve İttihatçılarla tanışacaksınız: Enver, Talat ve Mithat Şükrü’yle Selanik’in arka sokaklarında bir evde yapılan vatan ve hürriyet konulu gizli toplantılara kulak misafiri olacaksınız. Teğmen Atıf ve Yakup Cemil’le silahların gölgesinde çatışmaya girecek, icabında "yarıp çıkacaksınız!" Ve sonra Sultan II. Abdülhamit’i tanıyacaksınız; Padişah’ın gizli dünyasının kapılarını ardına kadar aralayacak; duygularını, düşüncelerini, kaygılarını, korkularını, doğrularını ve yanlışlarını öğreneceksiniz. Yıldız Sarayı’nın büyük salonunda Padişah’la diz dize oturup konuşacaksınız!
Devleti Aliyye Iv
Devlet-i ‘Aliyye’nin birinci cildi Osmanlı Devleti’nin bir beylikten Balkanlar ve Ortadoğu’ya hükmeden güçlü bir imparatorluğu dönüşümünü konu alır. İkinci cilt padişah otoritesinin zayıfladığı ve yok olduğu 17. yüzyılın ilk yarısındaki iktidar mücadelesini inceler. Üçüncü cilt ise merkezi devlet otoritesinin yeniden kurulduğu Köprülüler dönemini, Orta- Avrupa’da Habsburglarla süren uzun iktidar mücadelesini, mali ve siyasi bunalıma karşı çözüm arayışlarını ayrıntılarıyla ele alır.
Devlet-i ‘Aliyye’nin dördüncü cildi, Osmanlı Devleti’nin geçirdiği askeri ve mali dönüşümü mercek altına alarak başlıyor. 18. yüzyılda güç kazanan ayanların kurduğu düzene karşı merkezi otoritenin yeni yöntem arayışlarıyla devam ediyor.
Amaç
200’ün üzerinde üniversite ve işletme fakültesinde ders kitabı olarak okutulan ve yöneticilerin elinden düşmeyen iş ve aşk romanı Yönetim danışmanı ve imalat yönetimi uzmanı Dr. Eliyahu M. Goldratt’ın Kısıtlar Teorisi’ni ortaya attığı kitap. "Bu teori, teslimatta gecikme ve düşük gelir problemleriyle mücadele eden işletmeler için ikna edici bir çözüm sağlıyor."
- Harvard Business Review
Amaç kapanmak üzere olan bir fabrikanın üretim müdürü olan Alex Rogo’nun hikâyesini anlatıyor. Karmaşık üretim yönetimi sorunları, art arda ortaya çıkan darboğazlar, iş ortamındaki çekişmeler, iş arkadaşları dayanışması, global rekabet, rakiplerin kurnazlıkları, yönetim kurulu toplantıları, iş ve yaşam dengesini kurma problemleri... İmalat ortamında harikalar yaratan isimsiz kahramanların bu pek yakından tanıdığı kaosu yönetmek mümkün mü? Peki ya Julie? Julie ve Alex ne olacak? "Fabrika ortamı roman konusu olamazmış sanılabilir; ancak bu kitap çok başarılı."
- Tom Peters