Ankara Destanı
Bir kentin tarihsel kimliği, gelenekleri ve önemi…
Bu destanda Ankara’nın dünü, bugünü ve tarihi; Türkiye Cumhuriyeti var. Dünlük günlük, sosyal, politik eleştiri ve aşk da... Özellikle Dökmen’in, Ankara’ya, eşine, ağaçlara, kedilere olan aşkı da dile getiriliyor sık sık…
Öte yandan mekân ve özgürlük sorunu, dört boyuta ilişkin görecelilik ve pozitif bilimin özü, özelliği, yaşamın güzelliği
irdeleniyor. Arada destancımız şairliğini ti’ye de alıyor. Destanlar, doğarlar ve büyürler. Ankara Destanı da şairin bahçesinde, bundan böyle büyüyecektir belki de.
Ankara Diye İnsanlar Vardır
Bir başka şehri sorun insanlara... Aklınıza ilk gelen nedir diye... Kimisi önce yemeklerini söyler, kimisi kalesini, camisini, gölünü, iklimini... Herkes kendi doğduğu şehrin en güzel yanını anlatır. Oysa Ankara bir “histir”. İlkin değer yargıları ve insanlar gelir aklınıza. Milli Mücadele gelir. İnanç gelir. Umut gelir. Yok oluşun, tükenişin üzerine yeniden doğan güneş gelir. “O” gelir. Mustafa Kemal Paşa. Cumhuriyet gelir. Vefa gelir. Dostluk gelir. Romanlarıyla tanıdığımız Bige Güven Kızılay bu defa doğup büyüdüğü, güzel anılarına ev sahipliği yapan şehrini; “yuvasını” anlatmak için oynatıyor zarif kalemini. Kelimeleriyle Ankara’nın tarihine, mekânlarına, şehrin dokusuna, en çok da insanlarına ışık tutuyor. Çünkü “Ankara bir tavır, bir duruştur, bir görgü, bir hayata bakıştır, Cumhuriyet’in ta kendisidir; işte o yüzden Ankara diye insanlar vardır.”
Ankaralı Bir Sahafın Hatırları
Anlam Arama
Anlamını Yitirmiş Hayatlar
Anlar İzler Tutkular
Anlaşma
Anlat Dedi Hayat
Anlatım Sanatı
Anna Karenina
Anne
Anne Bana Ne Oldu?
Anne Ben Leylek Mi Oldum ?
Anne Kız Harikasın
Anne of The Island
Annemin Gölgesi
Sesini hatırlayamadığınız birinin sizinle konuşmasını istemek, denizin ortasında otobüs beklemek gibidir. Komik ve umutsuz bir haldesinizdir, ama aynı zamanda da inatla o otobüsün geleceğine inanmışsınızdır. Bu durum, sizin hâlâ umut dolu olduğunuzu gösterir…
Annesini henüz çok küçükken kaybetmiş, babasını ise yanı başındayken bulamayan, gözlerinin içine bakamayan, sesini duyamayan bir çocuk… Şu hayatta tutunacak tek umudu, beyaz kâğıtlar üzerine cümleler kurmakta arar. Bir roman yazmayı, bu romanla aydınlatmayı ister annesinin gölgesini. Sahaflar Çarşısı’na uğradığı bir gün dükkânının eşiğinden adım attığı Vefa Bey ve hayranı olduğu, ona yazma yolculuğunda yoldaş olacak ünlü yazar Sevin ablayla tanışmasıyla adım adım hayatı değişmeye başlar. Annemin Gölgesi annesizliğin karanlığında babasını da kaybetmemeye çalışan genç bir yazarın öyküsü. Kitaplar okuyup hikâyeler yazmanın, kalbimizin derinliklerindeki duygularımızı nasıl iyileştireceğini gösteren, umutlu bir roman.
Another 1. Ve 2. Dönem Manga
Yirmi altı yıl önce, Yomiyama Kuzey Ortaokulu’nda Misaki isimli bir öğrenci vardır. Birinci sınıftan beri herkes tarafından sevilen, popüler biridir. Fakat sınıf değiştirip üçüncü sene Sınıf Üç’e geçtiğinde, Misaki başına gelen bir kaza sonucu aniden hayatını kaybeder. Onun bu ani ölümünü kaldıramayan sınıf arkadaşları, Misaki hala yaşıyormuş gibi davranmaya devam ederler. Fakat sonunda, mezuniyet günü çekilen toplu fotoğrafta, orada olmaması gereken Misaki de çıkmıştır.
Ansızın Yaz
Ansızın Yola Çıkmak
Adı hatırlanmayan birinden alınan beklenmedik bir haber... Ansızın yola koyuluş... Yolculuk esnasında rastladığı eski sevgilinin sitemleri... İlk konuşmaların ardından fark edilen tuhaflıklar... Kime yazıldığı, kimin yolladığı bilinen ama anlaşılmayan gizemli telgrafların iki eski sevgiliyi bir cenaze töreni için buluşturması...
Rasim Özdenören Ansızın Yola Çıkmak adı altında topladığı bu öykülerinde olayları esrarengiz bir atmosfer içinde şekillendirmiş görünüyor. Okuyucu öykülerin binası içinde dolaşırken zihnindeki zaman ve mekan kategorilerinin yeniden şekillendiği duygusuna kapılabilir bu yüzden. Öykülerdeki kurgulama tekniğiyle yazar okuyucuya düş ve düşünce alışkanlıklarını aşma konusunda yardımcı olmak istiyor gibi. Okuyucusunun durağan bir ortak duyum kalıbının içinde hapsolmasına rıza göstermediği anlaşılan yazar, "öte" duygusunun gerçekliğini kanıtlamak istemekte adeta. Hayatı ölümle, fiziği metafizikle, gündelik olanı düşünsel olanla ve nihayet dünyevi olanı kutsal ile irtibatlandırma ihtiyacını duyumsatan öyküler bunlar...
Anthropomorphus
Antigone
Antik Acılar
"Sunay Akın’ın yazdığı tür şiir değiştirilmezse, yani aynı şairde değiştirilmezse tıkanmaya yazgılı bir tür. Ama onda tıkanmıyor. Şiirleri çoğaldıkça bende bir şaşırma duygusu yaratıyor. Bu da onun başka bir erdemi elbet. Her gün, düşünüyorum, yarın ne yapacak, ne diyecek diye." -Cemal Süreya- Bilerek mi yanına almadın giderken başının yastıkta bıraktığı çukuru
Antik Dünyanın Maceraları Macera Atlası
Antikacı
Romanları ve oyunculuğu ile Türkiye'de ve dünyada büyük ilgiyle takip edilen Bahadır Yenişehirlioğlu bu kez şaşırtıcı bir romanla çıkıyor okurlarının karşısına.
Her şeyi geride bırakıp çekip gitmek kolay mı? Kurmak için yıllarca uğraştığı düzeninden bir çırpıda vazgeçebilir mi insan? Geride bıraktıkların ne olacak? Sorumluluklarını ne yapacaksın? Gözünün içine muhabbetle bakanlar ne yapacak sensiz?
Peki ya hayallerin? Gerçekten yaşadığın hayatı istiyor musun? Bu kısacık ömrünü başkalarının istediği gibi mi sürdüreceksin? Benliğini bulmak için hiç mi uğraşmayacaksın? Gidebilirsen eğer, gittiğin yerde seni neler bekler? Gidemezsen kimdir aslında bunun sorumlusu?
Üsküdar'ın sırtlarından İstanbul'u sessizce izleyen o ev, içinde Antikacı Cemil Bey'in hikâyesiyle birlikte neler barındırır?
Dün ve bugün arasında geliş gidişlerle ilerleyen hayat insanı sonunda nereye çıkarır?
Bir yanıyla babasının izdüşümü bir yanıyla onunla hesaplaşması bitmeyen bir karakter olan Cemil Bey'in yaşadığı esrarengiz bir geceyle bütün hayatı adeta yeniden kurulur.
Belki aradığımız şey, bakmaya hiç cesaret edemediğimiz yerdedir.
Bahadır Yenişehirlioğlu, Antikacı 'da sarsıcı bir kendiyle hesaplaşma hikâyesini bir Türkiye panoraması üzerinden ustalıklı bir kurgu ve etkileyici bir üslupla anlatıyor.
Anton Çehov Seti (7 Kitap Takım)
Any Empire
Apaçi
Apartman Kamil
Aptalı Tanımak
Şu anda Türkiye’ye egemen olan cehalet yönetimi, toplum olma bilincimizde büyük yaralar açmıştır ve açmaya da devam etmektedir. Öncelikle, toplumun bir grup olarak rasyonel düşünme yeteneğini silip süpüren yobazlık ve düşünceye değil korkuya dayanan cemaat yaşamının hortlatılması, toplumsal dokumuzu derinden yaralamıştır. Buna ilaveten eğitimimizde yaratılan kargaşa ve kalitesizlik, bir toplum olarak bilgi edinme ve değerlendirme yetimizi ortadan kaldırmak üzeredir.
Tüm bunları yapanların eleştirilmesine, toplumda gerçeği aramak için oluşturulabilecek bir serbest düşünce ve tartışma ortamının oluşturulmasına imkân verecek basın özgürlüğünün alenen, fütursuzca tehdit edilmesi ve buna toplumdan en ufak bir reaksiyon gelmemesi ortaya konan yıkım projesinin toplumca algılanamamasına ve dolayısıyla bertaraf edilememesine neden olmaktadır. Bahsettiğim yıkım projesi, bir grup kötü niyetli insanın Türkiye’yi ortadan kaldırma projesi olarak algılanmamalıdır. Kuşkusuz, içimizde bu yıkım projesini yönetenleri dışarıdan destekleyenlerin böyle bir amaçları olabilir ve muhtemelen vardır da. Ancak bu projeyi içimizde (ve başımızda) bulunarak yürüten ve destekleyenlerin yaptıklarının tamamen farkında olduklarını sanmıyorum. Ortaya çıkan ve benim kısaca “proje” diye betimlediğim olgu aslında yalnızca cehalet ve aptallığın ortaya çıkardığı bir süreçtir. Tarih boyunca cehaletin ve aptallığın eline geçen toplumların kaderleri hep bizimki gibi olmuştur. Zira cahil, çevresiyle temasa geçemediği gibi bizzat kendisi hakkındaki bilgileri de değerlendiremez. Aptal ise bu veriler kendisine sunulsa bile bunlarla ne yapacağını düşünemez. Cahil ve aptal her türlü eleştiriden korkar; zira bellediği yolun dışında bir yolun varlığını bilmez, olabileceğini düşünemez ve kendisine gösterilse bile değerlendiremez. Bu durumda yapabileceği tek şey, bugün Türkiye’de olduğu gibi, toplumsal terör, yani korku yaratmaktan ibaret olur.
Ara Sıra ve Daima
Ara Sokakların Tarihi
Gençler hatırat yazmazlar, yazamazlar; zira gençlerin hatırlayabilecekleri ve/veya yazabilecekleri miktarda bir mazileri yoktur. Hatırat yazmak, evvelen yaşlıların işidir; yani yazmak istediklerinde işe yarayabilecek hatıralara sahip olanların. Saniyen, geçmişleriyle, daha doğrusu kendileriyle hesaplaşmak, mazilerinin muhasebesini yapmak zaruretini duyanların. Sâlisen, mağlupların, siyaset içinde değil, hayat karşısında mağlup olanların, mağlup olmaya değecek bir hayatı yaşamış olanların.