Barem Kanunu
“Ben İstanbul’dan döndükten sonra şu mahud ‘Barem Kanunu’nu Ankara’da yeni çıkmaya başlayan Başkent adlı bir dergide tefrika ettim. Ama on beş yirmi tefrika sürdü, sonra şimdi burada anlatması çok uzun ihtilaflar yüzünden kesmeye mecbur oldum. Yalnız sana şunu söyleyeyim: Romanım çok istediğim gibi oldu. Zevkine, bilgisine güvendiğim bir iki dostumdan da çok teşvik gördüm.”
Melih Cevdet Anday’ın Şevket Rado’ya yazdığı bir mektuptan alıntılanan bu satırların izi sürülerek ortaya çıkarılan Barem Kanunu, 77 yıl sonra ilk kez kitaplaşıyor! 1946’da, henüz otuzlu yaşlarının başındayken giriştiği bu ilk tefrika roman denemesinde Anday’ın, atmosfer yaratma, karakter inşası ve kurmaca yeteneğinde daha başından ne denli usta olduğu görülüyor. Barem Kanunu, Melih Cevdet Anday’ın edebî biyografisini sıfırlayarak yeni bir tarih başlatacak…
Ama bu memuriyet hayatı hiç de dışardan görüldüğü gibi değildi ki. Bir gün hiç tanımadığı asık suratlı bir adam odadan içeri giriyor, bütün memurlar asker gibi ayağa dikiliyorlar; sanki hayatları bu adamın dudakları arasındaymış gibi korkudan titreşiyorlardı. Tabii gün geçtikçe yavaş yavaş o da bu memurlara benziyordu. Memuriyetin beğenilecek nesi vardı yani?
Barış Çocuk Atatürk Le Kurtuluş Savaşında
Kurtuluş Savaşı’nı bir de Bilgin Amca’dan dinle!
Çocukların Bilgin Amca’sından hem eğlenceli hem öğretici bir tarih anlatısı: Hazırlayacağı ödev için internette Mustafa Kemal Atatürk fotoğrafları arayan Barış, birdenbire karşısına çıkan bir fotoğrafın içinde bulur kendini: Tarih 16 Mayıs 1919’dur; Barış, Mustafa Kemal’le birlikte Samsun’a doğru yola çıkar. 10 Eylül 1922 günü İzmir’de son bulan bu yolculuk boyunca, Kurtuluş Savaşı’nı adım adım izler, başından geçenleri de Paşa’nın armağanı olan kırmızı deftere yazar.
Barış Çöreği
Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.
İlk basımı 1982’de yapılan Barış Çöreği’ni yeniden okurla buluşturuyoruz:
“Türküz efendim...” dedim.
“Neden Türkçe konuşmuyorsunuz madem?”
Aaaa! Kadın eni konu sıkıştırıyor! Elinden gelse polis çağırıp teslim edecek bizi.
“Şu oğlanlardan sıkıldık teyze!” demek de işimize gelmedi tabii. “Biz Almanya’dayız. Türkçemiz o kadar iyi değil. O yüzden Almanca konuşuyoruz...” dedim, hem de babamın öğütlediği gibi biraz da alttan aldım.
“Üç buçuk gün Almanya’ya gitmekle, aslınızı ne tez unuttunuz? İnsan ana yurdunu, ana dilini böyle aşağılara mı iter? Ayıp değil mi?”
“Ama orada derslerimiz Almanca!”
“Olsun! Gene de Türkçe konuşacaksınız!”
Eli çantalı, erkek yapılı bayan bize orada uzun bir konferans verdi. Biraz alçak sesle konuşsa gene neyse. Bağırıyordu. Eridim, asfaltın yarıklarından yerin dibine süzüldüm. Şapır şapır dökmeye başladım gözyaşlarımı. Bu arada Gürsel Mahallesinin otobüsü gelip geçmiş, ayırdında olmamışız.
Geç vakit Fuat amcagile geldik. Ağla Allah ağla. Necmiye de ağlıyor, ben de ağlıyorum. Almanya’da diken üstünde,Türkiye’de diken üstünde. Okulda ardımız önümüz, dört yönümüz kapalı. Belki yarın işçi de olmadan, oradan itilmiş, burada basacak yer bulamamış, sersem tavuklar gibi, ne olacağız biz?
(Gitmez Olaydım İzne!)
Baron İstilası
Türkiye nasıl dünya mafyasının üssüne dönüştü?
Düşmanlarını öldürüp kıyma makinesinden geçiren ve kebap yapan Sırp mafya babası İstanbul’a neden geldi?
Balkan mafyasının işkence ve cinayet villası neredeydi?
Ded Hasan, Rövşan Caniyev ve Lotu Quli arasında Rusya’da başlayan savaş, Türkiye’ye nasıl sıçradı?
“Kanuni Hırsız”ları kimler koruyordu?
Avrupa’nın en çok aranan Hollandalı uyuşturucu baronuna oturum iznini kimler verdi?
Sırp asıllı İsveç vatandaşı uyuşturucu kaçakçısı, Bulgaristan pasaportuyla nasıl Türk vatandaşı yapıldı?
Avustralya’daki motosiklet çetesinin liderleri, Türkiye’den dünya uyuşturucu trafiğini nasıl yönetti?
Yeni Zelandalı ve Avustralyalı uyuşturucu baronları, Türk vatandaşlığını nasıl pazarladı?
İsveçli çetelerin Türk vatandaşlığı alan liderleri İstanbul’da kiminle ve neden çatıştı?
Kırmızı Bülten’le aranan uyuşturucu baronlarına, çete liderlerine, silah kaçakçılarına vatandaşlığı kimler satıyor?
Tonlarca kokain yüklü gemiler, keskin nişancılar, silikon maskeli tetikçiler, zehirli planlar, mıknatıslı bombalarla suikastlar, cani mafya babaları, kravatlı çeteler, yeraltı dünyası ile yerüstünün kardeşliği...
Hepsi Baron İstilası’nda...
Baronlar Savaşı
Bu kitap bir roman ya da kurtlar vadisinde geçen bir dizi senaryosu değil. Her sayfası resmî belgelerdeki iddialara dayanıyor ve yeraltı dünyasının gerçeklerini ortaya koyuyor.
‘Narcos Türkiye’ ile tanışın:
Uyuşturucu baronları…
Devasa malikanelere sığmayan servetler…
Milyarlarca dolarlık zehir piyasası…
Eroin dolu gemiler…
Profesyonel tetikçiler…
Kanlı bir savaş…
İstanbul’dan Dubai’ye, İran’dan Kanada’ya uzanan suikastlar zinciri...
Diplomat görünümlü ajanlar…
Kirli polisler…
Siyasi bağlantılar…
Büyük rüşvetler…
Ve devlet içinde derin bataklık…
Ve skandallar…
Hiç duyulmamış skandallar…
Bas Pedala Luna
Başarı Bedel İster
Kafesleri yutan kafese doğru
Alaca bir at koşar içimde
Zamansız, mekânsız nefese doğru
Rüveyda
Bizim atlarımız, yaşadığımız dünyadan öte dünyaya doğru,
zamansız ve dünyevi anlamda mekânsız nefese doğru alabildiğine koşan atlardır. Bizim atlarımız hedefleri olan, o hedeflere doğru
dörtnala koşan, hedeflerine ulaştıktan sonra koşuyu bitirmeyen ve daha da ileriye koşan atlardır.
Başarı sadece hedefle sınırlı değildir. Hedefi aşmaktır başarı. Sezai Karakoç’un mısraları o yüzden hep çarpıcı gelmiştir bana:
“Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız…”
Başarı Bedel İster, ülkemizin yetiştirdiği kıymetli akademisyenlerden Prof. Dr. Nurullah Genç’in başarı basamaklarını nasıl binbir zahmetle ama asla pes etmeden çıktığını anlatıyor. Bu yolda yürüyeceklere ders olarak okutulacak şu öğüdü salık veriyor:
“Hayalleri olmayanın geleceği olmaz.”
Başarı Bilgesi
Başarı arenasında türlü insanlar görülür:
Başarmak için doğanlar, çabayla başarılı olanlar, başarılı yapılanlar…
Peki bu büyük başarı tiyatrosunun kulisinde neler dönüyor?
Karakterli olmak mı zor, kariyerli olmak mı? Aşkta başarı ile başarı aşkı nasıl çatışır? Kaybedenlere oynayarak kazananların sırrı ne? Sosyal başarı jürisi kimi, neden seçer? Başarı bukalemunları nasıl yükselir? Başarıyı nasıl bölüşmeli? Az gelişmişler neden az gelişmiş kalır? Neden Türkiye’den dünya çapında başarılar pek çıkmıyor? Yakıcı sorulara yaratıcı cevaplar, akıllı okurları bekliyor.
Kendini geliştirmeyi seven ama hep aynı şeyleri okumaktan sıkılmış insanlar için, hayata, başarıya, aşka ve kariyere dair ilginç, yeni ve yararlı fikirler.
• Başarının en büyük rakibi başarısızlık değildir, aşktır.
Seçmediğimiz bir hayatın içinde doğarız. Seçeneklerimizi hayat hazırlar, seçimleri biz yaparız. Hepimizin önünde iki büyük soru var:
1. Şu hayatı nasıl yaşamalı?
2. Hayatın içinden başarıyla nasıl çıkmalı?
Başarı Bilimi Konsept
Dünyada her gün 2500 yeni bilimsel araştırma yayımlanıyor! Çoğumuzun %1’inden bile haberi olmuyor. Haydi bir hayal kuralım: Milyonlarca araştırma içinden, kendini geliştirmeyle en ilgili olanları seçip, bir kitapta toplasak nasıl olurdu? İşte bu kitap, bu vizyonun ürünü!
Başarı bilimi, mutluluk bilimi, irade bilimi, motivasyon bilimi, karar alma bilimi, beyin bilimi gibi birçok konuda çözüm odaklı, yeni ve yararlı araştırmaları bir araya getirdik. Alanında çığır açan deneyleri özenle seçtik, kapsamlı bir şekilde analiz ettik, akıcı ve anlaşılır bir dille özetledik.
Ne varsa, bilimde var! Kendinizi geliştirmeyle ilgili klişelerden ve mantık kalitesi düşük fikirlerden bıktıysanız, geçerlilik testinden geçmiş bilimsel başarı tekniklerine hazırsınız demektir. Atatürk’ün de dediği gibi, ‘hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir.’
Bu kitapta soyut teoriler değil, ‘gündelik hayat bilimi’ var. Hayatta karşılığı olan araştırmalar. Eski sevgiliyi unutmaktan İngilizce kelimeleri hatırlamaya, irade gücünü geliştirmekten maaşına zam istemeye kadar yaygın sorunlara yeni nesil bilimsel çözümler anlatılıyor.
Zaferini zeka ve zerafetle kazanmak isteyenler için, bilimsel başarı araçları bu kitapta! Hayatınızı bilimle büyütün!
- İrade gücü nasıl geliştirilir?
- Başarı motivasyonu nasıl artar?
- Ne kadar bağımsız beyinlisiniz?
- Çocuklara başarıyı nasıl anlatmalı?
- Kalıcı mutluluk için bilim ne öneriyor?
- Zaman merkeziniz hangisi; geçmiş, şimdi, gelecek?
- Zeka mı, çaba mı, güzellik mi başarıda daha etkili?
- Akıllı insanlar neden bazen saçma seçimler yapar?
- Mantıksızlığın kuşatmasında, akıl sağlığı nasıl korunur?
- Zihinsel bagaj yüklerinden kurtulmak için ne yapmalı?
Başarılı Çocuk
Başarısızlar Kulübü
Başarısızlıkla Nasıl Baş Etsem?
Başıbozuk Sevdalar
Onunla bir ömür değil onun için bir ömürdür sevda
“Suç bende! Acılarımı dışa vursam sorun yok. Ama olabildiğince acılaşmış sözcükleri ortalığa saçacağıma yutuyorum. Pervasızca zehirliyorlar beni...” diyor Şiir.
“Kardeşlik zorunlu arkadaşlık, arkadaşlıksa seçilmiş kardeşliktir” dedirten bir can dost, Eda var yanında. Ve Şiir’in hayatına dokunan üç erkek...
“Bugüne kadar duyduğum, okuduğum, dinlediğim ya da seslendirdiğim bütün şiirlerden daha güzelsin!” diyen Ezel.
“Aşkın yaşı yoktur, mantığı da” tezini savunan Baran.
Ve hikâyesi, “Seni herkesten kıskanıyorum” ile “Nereden sevdim o zalim kadını” arasında sıkışıp kalmış bir Recep.
Şiir’in ruh hali ise karmakarışık. Şöyle ifade ediyor kendini:
“Bütün renkler çekip gitmiş hayatımdan
Siyaha, beyaza razıyım da...
Kapkara bir kuytunun derinine itivermişler beni
Gözlerim gökkuşağının yedi rengine hasret
Dokunsalar tel tel dağılacak yüreğim
Beynimse çoktan yükünü almış
Darmadağın...”
Başıma Gelen Acayip Şeyler
Başıma Gelenler Şaka Mı?
Hayat ne kadar güzel! Ağzım kulaklarımda, burnum havada, gözüm yükseklerde, keyfim yerinde. Kalp kalp kalp…
Yaşadıklarım rüya mı yoksa gerçek mi diye sık sık kendimi çimdikliyordum.
“Agghhhhh!”
Nihayet beklediğim olmuş, özgürlüğüme kavuşmuştum işte. Günün birinde davul zurna eşliğinde telli duvaklı olmadan aile evinden çıkacağımı söyleseler hayatta inanmazdım. Daha birkaç ay öncesine kadar babamın, annemin, babaannemin sıkıyönetimi altında ve pek tabii kardeşim Ozan’ın uyuzlukları arasında çile dolduran ben, milyonlarca öğrencinin hayal bile edemeyeceği bir üniversiteyi kazanmış, neşe içinde ayrı eve çıkmaya hazırlanıyordum. Tabii beni nelerin beklediğinden habersiz…
Akla hayale gelmeyecek bir öğrenci evi, birbirinden ilginç ev arkadaşları, hela başında tavla maçları, dumanlar arasında üniversite dersleri, yatağımı paylaştığım sokak hayvanları… Ayy, daha da neeeler neler!
‘Yaşadıklarım rüya mı yoksa gerçek mi?’den ‘Başıma gelenler şaka mı?’ya uzanan bu trajikomik macerada gerçekten de başıma gelmedik daha ne kalmış olabilirdi acaba?
Başımın Tacı Aile Ağacı
Başını Vermeyen Şehit
Başka
Başka Bir Anne
Başka Bir Şey
Aklın gidiş biletini aldığı yerde kalp çoktan dönüş biletini ayırmıştır.
Aslında her şey bir rüyayla başladı. Sahi rüyalara inanır mısınız? Ben inanmazdım. Ta ki aynı rüyayı birkaç kez görene kadar... Uyandığınız an ya da günün herhangi bir anında ne yaparsanız yapın rüyanızın tamamını hatırlayamayacaksınız. Her seferinde en fazla yarısı ya da küçük bir bölümü tamamlanmış bir hikâyeye bakar gibi bakacaksınız rüyalarınıza...
Bir rüyanın peşinden koşmak kimilerine anlamsız gelebilir, bense bununla ilgilenmiyorum. Sadece kalbimin sesini dinlemek istiyorum çünkü kalbimi hafife almaktan, sezgilerimi görmezden gelmekten korkuyorum. Siz sadece şunu düşünün, ya gördüğünüz rüyayı sizinle birlikte bir başkası daha görüyorsa? Ya siz de o başka bir şeyi yaşıyorsanız ama haberiniz yoksa? Aşk başka bir şeydir. Bazen gördüğünüz rüyanın içindeki mor bir şemsiye, bazen mesafelere inat yanı başınızda duran bir gazoz kapağı, bazense zamanın içinde saklanan gizli bir zamandır aşk. İnanmaya, hissetmeye ve yaşamaya değer...
Başkan Babamızın Sonbaharı
Başkan Babamızın Sonbaharı, küçük bir Latin Amerika ülkesinde kendi zorbalığının kapanına kısılmış bir diktatörün öyküsü. Ölmekte olan bir diktatörün, Tanrı korkusu ile zalimlik arasında gidip gelen iç çatışmalarının anatomisi. Onun buyruğuyla işkence görenlerin, öldürülenlerin, onun yabanıl cinsel isteklerine boyun eğenlerin, ondan olma adsız çocukların gözünden betimlenen bir diktatörün, “yeryüzündeki en yalnız insan”ın portresi.
Gabriel García Márquez, ayakları gerçeklik toprağına basan bu fantastik romanda, evrensel bir diktatör portresi çizerken, ezenle ezilen arasındaki ilişkinin karmaşıklığını da gözler önüne seriyor. Başkan Babamızın Sonbaharı; Yüzyıllık Yalnızlık ve Kolera Günlerinde Aşk’la birlikte García Márquez’in başyapıtlarından biri...
Başkanın Adamları
Kim bu adamlar?
Türk edebiyatının usta ismi Mustafa Kutlu altı yıllık aranın ardından yeni hikâye kitabıyla okurlarıyla buluşuyor. Başkanın Adamları'nda bir belediye başkanının ve başkanlarına gönülden bağlı birkaç adamın bir festival düzenleme hikâyesine tanık oluyoruz.
Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da Kutlu ilk defa misafiri olacağınız bir evin ahalisiyle beraber bir sofraya oturtuyor okurlarını kitap boyunca ilk defa gördüğünüz bu insanları yıllardır tanıyormuş hissiyle bir yandan gündelik hayatlarının koşturmacasına dalacak siyasetin zalimliği üzerine düşünecek bir yandan da büyük kalabalıkların coşkusuna şahitlik ederken yalnız kalanların da arzularına ihtiraslarına eşlik edeceksiniz.
Mustafa Kutlu'nun ellinci kitabı olan Başkanın Adamları festivaller mevsiminde bir festival hikâyesi...
Ilık bir ilkyaz akşamı. Yağmur yağmakla yağmamak arasında mütereddit. Rüzgâr yağsın diye onu mütemadî okşuyor toprak bağrını açmış birkaç damla dökülürse hepimiz ferahlayacağız diyor. Anlaşılan havada bir miktar sıkıntı var.
Çamlıpınar Belediye Başkanı Şemsettin Bilen'in evi. Bu arkadaşı hatırladınız umarım.
'Tufandan Önce' adlı kitabımızın önde gelen simalarından biri idi. Sadece o mu? Kaymakam Çetin İdiris Güzel Zabıta Kemal ve başkaları da yeri gelince sahneye çıkacak. Peki bu nedir? Eski köye yeni âdet mi? Yoo! Tanıdık bir kadronun bir sonraki macerası. Elbette kasaba dahil pek çok unsuru değişmiş bulacaksınız. Eh o kadar olur."
Başkanın Öldürüldüğü Gün
Başkomser Nevzat 1 – Çiçekçinin Ölümü
Bir Usta Yazar, İki Usta Çizer, Üç Çarpıcı Çizgi Roman
Ahmet Ümit okurlarının zihinlerinde canlandırdığı dünyası bu kez çizgi dünyamızın iki ustası İsmail Gülgeç'le Aptülika'nın kareleriyle hayat buluyor. Ümit'in polisiye roman ve öykülerinin efsanevi kahramanı Başkomser Nevzat, bizi bu üç çarpıcı macerada, yardımcıları Komiser Ali ve Kriminolog Zeynep'le beraber İstanbul'un kadim semtlerinden farklı toplumsal yaşantıların dünyasına, insanın aşk ve onurunu korumak için neler yapabileceği ile yüz yüze getiriyor.
Her katilin bir hikâyesi vardır.
O hikâye ki size insanı anlatır.
Ahmet ümit
Bir suçluyu daha yakalamak...
Bataklıkta sivrisinek avladığının farkındaydı...
Polisliğin insan öğüten bir meslek olduğunu çoktan fark etmişti...
İyi de polislik gerçek anlamda bir “iş” mi?
Başkomser Nevzat
Başkomutan Emsalsiz Lider
Başkomutan kitabı, Türk milletinin varoluş mücadelesini Mustafa Kemal’in askeri kariyerini izleyerek anlatıyor. Onun hangi kritik dönemde, hangi hayati kararı, nelere dayanarak aldığını ve bunların sonuçlarını tartışıyor.
Sadece siyasi durum ve güç ilişkileri açısından değil, arazi bilgisi ve insan psikolojisi açısından da Mustafa Kemal’in tercih ve aksiyonlarını analiz ediyor.
Ahmet Yavuz bizi hem arazide hem arşivlerde bir zaman yolculuğuna çıkarıyor ama ayaklarımızı bugüne bastırarak… Mustafa Kemal’in izinde bugünü daha iyi anlamak, onu geleceğe taşımak için.
Başlarım Senin Aşkına
Dünyanın boş ve aldatan yüzüne dönüp “başlarım senin aşkına!” dedikten sonra Allah’a yönelip “Rabbim önceden hazır değildim şimdi iznin olursa seve seve Başlarım Senin Aşkına” diyeceğiniz bir kitap...
Hakikatler gönlünde bir sarsıntı oluşturmuyor mu, yoksa uyanmak için hâlâ yerin göğün sarsılmasını mı bekliyorsun?
Ve anlarsın zor sorular ancak kaliteli öğrencilere sorulurmuş
İmtihanın bu yüzden ağırmış, anlarsın.
Ve anlarsın ateş İbrahim’i yakmadıysa,
Balık Yunus’u yemediyse,
Bıçak İsmail’i kesmediyse,
Deniz Musa’yı boğmadıysa,
Kuyular Yusuf’ları almadıysa,
Sen de anlarsın umutlarını kün fe yekün’le büyütmen gerektiğini.
Ve anlarsın,
Allah azze ve celle geciktiriyorsa, güzelleştiriyordur.
Sabret…
Sabret…
Anlıyorsun değil mi?