Siyah Süt
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi... Siyah Süt kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye bu arada incelenen. Bu haliyle elinizde tutuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman. (...) Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor. Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır. "Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için." Selim İleri
Taş Meclisi
Jean Christophe Grange, "Kızıl Nehirler"in ardından "Taş Meclisi"yle yine sahnede. Gerçekten şaşırtıcı bir hayal gücü... Dayanılmaz bir gerilim... Fiziksel ve psikolojik şiddet... Parapsikoloji... Şamanizm... Telepatiyle gerçekleştirilen bir trafik kazası... Esrarengiz akupunkturcu... Türk ve Moğol şamanların mirasçıları arasındaki savaş... Mucizevi tedaviler, ani ölümler.. Bilimsel referanslar, polisiye vakaları ve parapsikolojik olguları etkileyici bir psikolojik atmosfer içinde birleştiren bir hikaye. Eski Sovyetler Birliği’nin gömülmüş sırları, nükleer füzyon, Mayıs 68’in hala varlığını sürderen derin izleri, peş peşe bulunan ipuçları. Kurbanların cellat, kahramanların hep kötü olduğu fantastik bir gerilim. "‘Taş Meclisi’, Grange’nin bugüne kadar yazdığı en karmaşık ve en sarsıcı roman." - Le Point- "Hem gerilim romanlarından hem de fantastik romanlardan izler taşıyan, gene çok satacak yeni bir Grange." - Le Soir- "Sonunda bir Fransız yazarın en iyi Anglosakson gerilim yazarlarıya boy ölçüşebildiğini görmek sevindirici." - L’Independant Dimanche- "Bir zamanların gezgini Grange sadece Avrupa’yı değil, tüm düyayı iyi tanıyor. ‘Kızıl Nehirler’in yazarı aslında tam bir edebiyat keşişi. ‘Taş Meclisi’de tıpkı ona benziyor. Şamanizm ile parapsikoloji arasında... Biraz büyücülük gibi..." - Femme-
Kurtlar İmparatorluğu
"Gerçekten etkileyici bir yazar." -The Guardian- "Grange güçlü bir kalem. Onu seviyorum." -Anita Brookner, The Spectator- "Eleştirilere, mantığa, gerçeğe meydan okuyan bir kitap..." -The Washington Post- "Paris’te sokak sokak, cadde cadde yaşanan bir kedi-fare oyunu... İstanbul’a kadar süren ve Nemrut Dağı’nda sona eren bir kaçma-kovalamaca... Jean-Christophe Grange’ye yaraşır bir kitap." -Le Monde- Seri cinayetler, uyuşturucu kaçakçılığı, Strasbourg-Saint-Denis’deki Küçük Türkiye, Fransız polisindeki iç hesaplaşmalar, tıbbın karanlık amaçlara alet edilmesi. Paris’i kana boyayan Türk mafyası. Kızıl Nehirler’in, Taş Meclisi’nin ve Leyleklerin Uçuşu’nun yazarı Grange’den yine çarpıcı, yine soluk soluğa bir roman.
Malafa
"Topaz Jewellery Center evrenin en büyük kuyumcusudur. Temeli Kapalıçarşı’da, çatısı Antalya’dadır. Çatının altında dört kat yatar. Her biri yedi yüz metrekaredir. Topaz’ın penceresi yoktur. Havalandırma sistemi eşsizdir. Bina, var olmayan bir ülkenin büyükelçiliğine benzer, içine adım atıldığında Türkiye’den çıkılır. Dışarıdan Kabe’ye, içeriden ana rahmine benzer. Topaz, üç delikli bir kasadır. Her deliğin şifresi farklıdır. Birinci delik ana giriştir. Ön cephenin balina grisi rengindeki duvarı, hayat geçirmez camdan üretilmiş kapılar taşır. Girerken yüksek, çıkarken alçak görünmesinler diye doğu cephesinde ikizleri vardır. Topaz’ın ikinci deliği doğu cephesindeki siyah camdan kapılardır. Binanın bağırsağına denk düşen arka cephedeyse duvarla aynı renkte tokmak taşıyan balina grisi demir bir kapı vardır. Topaz’a giren birinci deliği, çıkan ikincisini kullanır. Çünkü Topaz’a girmiş olan turistle, girecek olan turist karşılaşmamalıdır. Topaz’da çalışansa girip çıkmak için, duvara gömülmüş, görünmez delikten geçer. Topaz Jewellery Center, evrenin en büyük kuyusudur."
Piç
Piçlerin çocukları olmaz. Piçler, aşık oldukları kadınların kendilerini kurtaracaklarını düşünür. Oysa hiçbir kadın dünyaya bir piçi kurtarmak için gelmemiştir. Piçlere sır verilebilir. Ölümleriyle son bulan sırdaşlıkları vardır. Piçlerin cinsel hayatı düzensizdir. Piçlerin bedenleri ve akılları, diğer insanlarınkilerin aksine nasırlaşmaz. Onların nasırlaşan tek yerleri ruhlarıdır. Piçler sadece kendi aşklarına saygı duyarlar. En yakın dostlarının kadınlarına dil ve el uzatabilirler. Bu durumda piç tabii ki suçlu, ancak piçlik meşrudur. Piçler düzensiz hayatlarında düzenli olarak içki içerler. Belli sayıdaki kadehten sonra sarhoş olup sızarlar. Sızdıkları yerin adı huzurdur. Piçlerin babalarıyla olan ilişkileri mezar taşı kadar soğuk, yeni dökülmüş kan kadar sıcaktır. Piçler insan öldüremedikleri, ağır suçlar işleyemedikleri, korkak ve hain oldukları için yaşadıkları yerleri zorulu kalmadıkça terk edemezler. Piçin davranış ve tercihlerini sadece bir başka piç kabul edilebilir olarak değerlendirir ve "Neden ?" diye sormaz. "Neden" sorusu piçliği yok eder.
Zargana
Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır. Anlam aramak boşunadır ve her şeyin "hiç"e dönüşmesi gerekir. Henüz on ikisinde Berlin’de dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, bu olaydan sonra kendini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki insan olmaktan uzaklaşıp "hiç"e yaklaştıkça kendisine döner; aşık olur. Parçalanmış benliğini onarmak için, başkalarının oynadığı bir "hayat oyunu"nu sahnelemeye koyulur... Türk edebiyatında şimdiden farklılığını kanıtlamış olan Hakan Günday, Zargana’da bunca karmaşık bir öykünün altından yalın ve duru bir anlatımla kalkıyor. Hayat, varlık, hiçlik, oyun, zeka, kudret ve acizlik arasında gidip gelen bir metin.
Kızıl Nehirler
Biz Efendileriz, Biz Köleleriz. Biz Her Yerdeyiz, Hem de Hiçbir Yerde. Biz Karar Verenleriz. Kızıl Nehirlerin Hakimiyiz. Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa, bu kitabı okumaya başlamayın. Grange’nin sınır tanımayan hayal gücü, sürekli artan gerilim, etkileyici karakterler, birbirinden korkunç cinayetler; hepsi daha ilk satırlardan itibaren size hükmedecek... "Kızıl Nehirler" sadece Fransa’da 450.000 sattı ve 20 dile çevrildi. Soluk kesen bir tempo. İnsanı hemen saran bir hikaye. Çok gerçekçi şiddet sahneleri. İki sıradışı insanın çevresinde gelişen olaylar: biri enerji dolu, tecrübeli bir polis, diğeri sokaklardan gelme Mağripli bir çaylak... "İnsanı daha ilk sayfalardan itibaren sarsan, altüst eden, yutan o kitaplardan biri. Sizi sürekli olarak gerilimin sınırlarında dolaştıracak; akkor haline gelmiş bir telin üzerinde yürüyormuş hissi verecek kusursuz bir thriller." -Le Monde- "James Ellroy ve Thomas Harris etkisinde bir seri cinayet hikayesi." -Le Nouvel Observateur- "Grange inanılmaz bir ustalıkla, insanı şaşkına çeviren kusursuz bir roman yazmayı başarmış. Okur romandan şok halinde ve kitabın bitmiş olmasından duyduğu boşluk içinde çıkıyor." -Le Point- "Polisiye-gerilim romanlarının Anglosaksonların işi olduğu söylenirdi. Grange ‘Kızıl Nehirler’le, sadece bir Fransız yazarın bu türde yazabileceğini değil, aynı zamanda Anglosaksonlara gerçekten sıkı bir rakip olacağımı da kanıtlıyor." -Le Magazine litteraire- "‘Kuzuların Sessizliği’nden bu yana yazılmış en iyi gerilim romanı." -Le Figaro-
Leyleklerin Uçuşu
Göçmen kuşlardır leylekler. Her bahar Avrupa’ya gelir, yaz sonunda tekrar Afrika’ya doğru yola çıkarlar. Ama bu yıl geri dönmeyecekler.. Louis Antioche’un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. Parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller... Arayışı onu, Bulgaristan’daki Çingene mahallerinden işgal altındaki toprakların güneşte kavrulan kibutzlarına, Orta Afrika Cumhuriyeti’nin balta girmemiş ormanlarından Kalküta’nın araka sokaklarına kadar götürecektir. Hatta cehenneme kadar... Sınır tanımayan bir hayal gücü, kusursuz bir kurgu, tüyler ürpertici şiddet sahneleri, nefes nefese bir gerilim. Jean-Christophe Grange’yi bu tarzın zirvesine çıkaran, Kızıl Nehirler’i dünya çapında bir başarıya ulaştıran bu nitelikler, Leyleklerin Uçuşu’nda da var. Korkutucu bir yolculuk, şaşırtıcı bir kitap! "Kızıl Nehirler ve Taş Meclisi’ni okudum. İnanıyorumki biz polisiye roman yazarları çok sağlam, sıkı, sarkmayan, soluk soluğa okunan bir kurguyla, edebiyatın temel işlevi olan insan benliğine yolculuğu gerçekleştirebiliriz." - Ahmet Ümit- "Yeni bir Stephen King, Soluk soluğa bir tempo, dozu hiç azalmayan bir gerilim, gerçeküstü şiddet sahneleri. Grange inanılmaz bir ustalık sergiliyor." - VSD, Fransa-
Siyah Kan
Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol. Paris. İlk temas. Kuala Lumpur. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. Kamboçya. Bal ve Fresk. Tayland. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! Bangkok. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir! Ve Paris. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor. ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!
Nutuk Gençler İçin Sadeleştirilmiş
Nutuk, Mustafa Kemal’in, 15-20 ekim 1927 tarihleri arasında ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının salonunda milletvekillerine hitaben yaptığı, aralıklı olarak altı gün ve toplam otuz altı saat süren konuşma metnidir.
Gazi bu uzun ve ayrıntılı konuşmasıyla, 19 Mayıs 1919’da başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın hangi koşullar içinde yapıldığını, Cumhuriyetimizin nasıl kurulduğunu anlatır ve sayısız belgeye dayandırdığı bu tarihi konuşmasının sonunda, elde edilen başarıyı Türk gençliğine emanet eder. Nutuk, bu özellikleriyle yakın tarihimizi aydınlatan eşine az rastlanır bir belge olduğu kadar, her Türk çocuğunun ve gencinin de elinden düşürmemesi gereken bir başucu kitabıdır.
Nutuk’u genç kuşaklar için yalınlaştırdık, merakla ilgiyle ve Atatürk’e sevgi duyarak okuyacakları bir başucu kitabı durumuna getirdik.
İçeriğini günümüz Türkçesi’ne değerli edebiyat öğretmeni ve yazar Ahmet Köklügiller aktarmıştır.
Şeytan Yemini
Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa'nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek bir kişi midir? Kendini şeytanın yerine koyan, kendini şeytan sanan biri. Belki de şeytan gerçekten yeryüzüne inmiştir.
İçimdeki Rehber
Çok eski zamanlarda tanrılar, bilgelik hazinesini insanoğluna armağan etmeye karar vermişler. Bu hazineye kolayca sahip olmak değerini düşüreceğinden, onu saklayalım demişler. Biri demiş ki: "Onu en yüksek dağa koyalım", diğeri: "Okyanusların en derinine", bir diğeri de: "Uzak yıldızlara koyalım"...
Düşünmüşler taşınmışlar ve insanoğlunun bunlara zamanla kolayca ulaşacağına karar vermişler. Sonra içlerinden biri: "Gelin bu hazineyi insanın içine koyalım. Çünkü o, bilgeliği asla kendi içinde aramayacaktır"demiş.
Sevgiyi, anlayışı hoşgörüyü, kabullenmeyi hep başkalarının gözlerinde arıyor ve mutsuzluğa mahkum, ömrümüzü tüketiyoruz. Sanıyoruz ki olaylar, insanlar, sahip olduklarımız ya da olmadıklarımız mutsuzluğumuzun kaynağı.
Eğer kendi içimize bakarsak İçimizdeki Rehber'in önce kısık, sonra giderek yükselen sesini duyabiliriz. O bize, aranılanın arayan olduğunu söyleyecektir.
"Küçük adamın aradığı başkasında, büyük adamın aradığı kendinde bulunur."
- Konfüçyüs
Sınır Kişilik Bozukluğu
"Sınır Kişilik Bozukluğu için en kapsamlı ve en güncel tedavi yaklaşımını arayan klinisyenler tarafından mutlaka okunması gereken bir kitap!"
- Jeffrey Young
"Sınır Kişilik Bozukluğu'nun tedavisinde Şema Terapi umut veren, yepyeni bir yaklaşım. Şema Terapi'yi geliştiren ekibin üyeleri tarafından kaleme alınan bu kitapta, bu terapi yaklaşımının klinikte tam olarak nasıl uygulandığı anlatılıyor. Klinisyenler için pratik bilgiler sunan son derece faydalı bir kitap!"
- Joel Paris
Sınır Kişilik Bozukluğu (SKB) genellikle tedavi edilemez bir ruhsal bozukluk olarak görülmektedir. Ancak güncel araştırmalar, tedaviye yanıt verme ve iyileşme oranlarına bakıldığında, Şema Terapi'nin (ŞT) üstünlüğünü ortaya koymaktadır. Sınır Kişilik Bozukluğu için Şema Terapi SKB için kavramsal bir model, hastaların tedavisi için bir tedavi modeli ve pratik bir dizi teknik önermektedir. Bu kitapta Arnoud Arntz ve Hannie van Genderen tarafından tedavi planlaması, terapötik ilişki, bilişsel ve davranışçı teknikler, özgül stratejiler, davranışsal örüntü bozma ve terapiyi sonlandırma konuları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Aynı zamanda yöntemlerin nasıl uygulamaya konulacağını göstermek için sıklıkla vaka örneklerinden yararlanılmıştır. Teknikler, modların tespit edilmesi ve terapi aşamalarını bir bütünlük içinde okura sunan bu pratik kitap, günlük ve pozitif seyir defteri gibi hastalar için faydalı bir dizi broşür ile de desteklenmiştir.
Takıntılarla Başa Çıkma
Takıntılarla Başa Çıkma Obsesif Kompulsif Bozukluğunuzu Kontrol Altına Almanın Yolları
"...OKB üzerine yazılmış en iyi kitaplardan biri"
- Robert L. Leahy
Tekrarlayan eylemlerinizi ve zorla zihninize giren düşüncelerinizi tanımayı ve bunlarla başetmeyi, istenmeyen düşüncelerle ilgili korkularınızdan kurtulmayı, kaygılarınızı azaltmayı, takıntılı düşünmeyle ilgili duygusal rahatlama yolları bulmayı öğrenebilirsiniz.
Takıntılı düşünceleri yönetmede etkisi kanıtlanmış teknikler hepimizin zaman zaman sıra dışı düşünceleri olur. Örneğin, gözümüzün önüne şöyle bir görüntü gelir; akan trafikte arabamızı birdenbire ters bir yöne doğru sürebiliriz ya da akşam yemeği hazırlamakta kullandığımız bıçağı alıp sevdiğimiz birine zarar vermek için kullanabiliriz. Birçoğumuz, bu tür düşünceleri hiç önemsemez, ama bazılarımızın zihni sürekli bunlarla meşgul olur. Ya bir kazaya sebep olursam? Ya bakımını üstlendiğim birine zarar verirsem?
Şiddet içeren, hoş olmayan, dine saygısızlık içeren düşüncelerden ne kadar deneseniz de kurtulamıyorsanız, bu kitap size yardımcı olabilir. Bu tür takıntılı düşünceler, obsesif-kompulsif bozukluğun (OKB) belirtileri olabilir. OKB tanısı almışsanız ya da tanı almamış olsanız da bu tür düşünceleriniz varsa, bu kitaptaki güvenli ve etkili teknikler tekrar huzura kavuşmanız için size yardımcı olabilirler.
Takıntılı düşünceleri yönetme süreciniz, takıntılı düşüncelerin neden ısrarcı olduklarını ve bu düşünceleri tedavi etmek için profesyonellerin kullandıkları yolları keşfetmekle başlar. Kendi takıntılı düşüncelerinize anlam vermeyi de öğrenirsiniz bu düşünceleri neyin tetiklediğini ve bu düşüncelerle başa çıkmak için halihazırda ne yaptığınızı. Ardından, kitap sizi, takıntılı düşüncelerinizi yönetmenize yarayacak ve bu düşüncelerin yaşam kaliteniz üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlayacak bir dizi güvenli ve kontrollü yüzleşme egzersizine doğru yönlendirecektir.
Şema Terapi
Şema Terapi, kişilik bozukluğu ve kronik depresyon gibi uzun süreli ruhsal sağlık sorunlarıolan insanlara yardım etmek için, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) tekniklerini kişilerarası, yaşantısal ve psikodinamik terapi öğeleri ile birleştirir. Şema Terapi, birçok olumsuz bilişsel durumun geçmiş deneyimlere dayandığını ileri sürer ve sonuç olarak değişimi ortaya çıkarmak amacıyla, negatif düşünce ve davranışlara karşı meydan okumak ve onları değiştirmek için modeller sunar.
Bu kitapta, Eshkol Rafaeli, David Bernstein ve Jeffrey Young, Şema Terapi'nin 30 ayırıcı özelliğine ve bu yöntemin daha geniş BDT spektrumuna nasıl uyarlanabileceğine dikkat çekmektedirler.
Kuramsal Kısımlar ve Uygulama Kısımları olmak üzere iki bölümden oluşan bu kitap, tekniğe yeni olanlar için özlü bir giriş; alanda tecrübe sahibi olanlar içinse, bu tekniğin diğer Bilişsel DavranışçıTerapilerden nasıl ayrıldığı üzerine bir tartışma sağlamaktadır.
"Bu kitap, Şema Terapi'yi çok güzel anlatıyor ve Şema Terapi'nin güncel gelişimindeki tüm kilit alanları yetkin ve özlü bir biçimde ele alıyor."
- George Lockwood
Hayatı Yeniden Keşfedin
Daha cesur, üretken ve doyumlu bir hayat için gerekli araçlar
Tatmin etmeyen ilişkiler, evhamlarla dolu bir hayat, nedensiz yere diğerlerinden aşağı hissetmek... Bütün bunlar fark etmeden kabul ettiğimiz inanışlarımızı değiştirerek çözülebilir. Bu kendine zarar verici düşünme ve hissetme kalıplarına “şema” adı verilmektedir. Hayatı Yeniden Keşfedin, mutluluğaulaşmanızı engelleyen bu girdaplardan nasıl kurtulacağınızı gösteriyor.
Kişiliğe işlemiş ve tedavisi zor sorunlar için geliştirilen ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış Şema Terapi’nin yaratıcılarından Jeffrey E. Young ve Janet S. Klosko, ilaçların yardımı ve uzun süren geleneksel terapiler olmadan, şemalarınızı testler aracılığı ile fark edip, Bilişsel Terapinin devrim niteliğindeki ilkeleri ile değişmenize yardımcı oluyor.
Şema Terapi Klinisyenin Rehberi
Şema Terapi Klinisyenin Rehberi; Şema Terapi, Grup Şema Terapi, veya her ikisinin yapılandırılmış ve uygun maliyetli bileşimini uygulamak isteyen psikoterapistler için tam bir klinik kaynak. Grup Şema Terapi’nin yaratıcıları olmak üzere, alanda dünyada öncü olan isimler tarafından yazılmış bu kitap araştırmalarla kanıtlanmış olan Şema terapinin bütüncül ve zaman sınırlı modeli üzerine temellendirilmiştir. Şema terapi başlangıç seviyesindekilere ek olarak, bu kitap grup ve bireysel şema terapi yaklaşımlarını birleştirmekle ilgilenen terapistler ve belirli şema modları ile çalışmak için hazır bir kaynak arayan klinisyenler için paha biçilmez bir fırsat sunar.
Tanrı İle Sohbet – Alışılmadık Bir Diyalog 2
Bu kitap bir umudun kitabı. Sen, ben, o... birlikte dünyayı (kendi dünyamızı ve gezegenimizi) değiştirebilme gücüne sahip olduğumuzu bilmek ne harikulade, ne heyecan verici bir duygu. Hepimizin içindeki Tanrı, Öz, Sevgi bize yaşamımızın ta başından beri hep aynı mesajı veriyor: BİR’siniz. Egomuz ise bunun tam zıddını bağıra bağıra söylüyor: AYRI’sınız. Egomuzun sesini dinleyerek geldiğimiz durum ortada. Bir de Özümüzün minik, ahenkli sesine kulak vermeyi denesek. O zaman her birimiz bir "Tanrı ile Sohbet" kitabı yazabiliriz.
Zavallı Necdet – İskele Yayıncılık
Monte Kristo Kontu
Maçinli Kız İçin Ev
Ben de sevgililerime öyküler anlatmaya başladım. Öyle çok sevgilime öyle çok öykü anlattım ki... Çocuklarıma anlattığım masalları uydurduğum gibi, sevgililerime anlattığım öyküleri de uyduruyorum. Ama öyle uyduruyorum ki, çocuklarımın uyduruk masallarına inandıkları gibi, sevgililerim de uydurduğum öykülere inanıyorlar. Bunda şaşacak hiçbir şey yok sevgili Ç... Çünkü, uydurduğum öykülere kendim de inanıyorum.
Uydurduğum öykülerime sevgililerimin inanmasından, onlara benim bile inanmamdan çok daha şaşılası olan, bu kitapta derlediğim öyküleri okuyan ya da dinleyenlerin de onlara gerçek diye inanmış olmalarıdır. Sen, ben, biz, hepimiz, bu uydurulmuş öykülere inanıyorsak, öyleyse onlar gerçektir, hem de nesnel gerçek...
Kitaptaki "Ç...' Aracılığıyla Okurlarıma Mektup" adlı giriş bölümünden.
Az Gittik Uz Gittik – Nesin Yayınevi
Bu kitabımın başına gelenler çok ilginçtir. İlk basımı 1959'da (6 bin), ikinci basımı 1971'de (10 bin), üçüncü basımı 197,4'te (10 bin), dördüncü basımı 1976'da (10 bin), beşinci basımı 1982'de (10 bin) yapılan "Az Gittik Uz Gittik" adlı kitabımın beşinci basımı daha satışa bile çıkmadan savcılığın istemiyle toplatıldı. On bin kitap, yayınevinin deposundan Sultanahmet'teki Adliye Sarayının mahzenine resmî araçla taşındı. Arkadan Ağır Ceza Mahkemesine verildim.
Ben De Çocuktum
1972’de kurulan Nesin Vakfı, ortalama 41 çocuğu ve 21 çalışanıyla -gönüllüleri de sayarsak- 70 kişilik cıvıl cıvıl bir ailedir. Vakf’ın ana binası Çatalca’da, 15 dönümlük yemyeşil bir bahçe içindedir. Her çocuğun ayrı bir odası vardır. İlk ve orta eğitimdeki çocuklarımız Çatalca’daki devlet okullarında okurlar, Yüksek öğretimdeki gençlerimiz, bulundukları kentlerde, varsa Nesin Vakfı’nın evlerinde, yoksa kiralanan bir evde ya da yurtlarda kalırlar. İlkokul çağına girmeden Vakf’a katılan çocuklar, bir meslek edininceye, daha doğrusu kendi ayakları üstünde duruncaya değin, Vakf’ın koruması altındadır. Nesin Vakfı’nda neredeyse yok yoktur: 25.000 kitaplık kütüphanesi, tiyatro salonu, yüzme havuzu, spor ve oyun salonları, seramik atölyesi, müzesi, bilgisayar odası, hayvanları (inek, koyun, keçi, tavuk, bıldırcın, tavşan, hindi, ördek...) çeşit çeşit meyve ağaçları, sebze bahçeleri, marangozhanesi... Ve elbette Aziz Nesin her zaman bizimle birliktedir. Nesin Vakfı’nın gelirleri, Aziz Nesin’in yapıtlarının telif haklarından, Nesin Vakfı’nın konutlarının kiralarından ve bağışlarından oluşmaktadır.
Zübük
Şimdi çok iyi anladım ki, Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor: Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz. (...) Benim için şimdilik tek amaç, buradan kurtulmak. Ama gerçekten zübüklerden, kendi zübüklüğümüzden kurtulabilecek miyiz? İşte bu soruya cevap veremediğim için nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilemiyorum. Yeni gideceğim yerden sana mektup yazar, önce kendi zübüklüğümden kurtulup kurtulamadığımı anlatırım.
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı önce radyo oyunu olarak yazdı. Kazandığı büyük başarı üstüne sahne oyunu haline getirdi. Israrlar üzerine senaryosunu yazdı; çoğu tiyatrocudan olduğu gibi, bu kez de filmciden telif hakkını alamadı. Bir haftalık gazetede çizgi romanı yayımlandı. Ardından televizyon senaryosunu yazdı. Okurların isteği, çevrenin baskısı artınca sonunda Yaşar Yaşamaz, şu an elinizde tuttuğunuz roman oldu.
Kitabın giriş yazısını kaleme alan Meral Çelen bu büyük ilgiyi Yaşar Yaşamaz’ın ağzından şöyle açıklıyor:
“...Ünümün bu kadar yaygınlaşmasına, beni bu kadar sevmenize ilk zamanlar akıl erdiremiyordum ama, şimdi biliyorum artık... Nasıl hepimizde biraz Don Kişot’luk varsa, demek biraz da Yaşar Yaşamaz’lık varmış... Başıma gelenler yabancınız olsaydı, sever miydiniz beni, arar mıydınız?”
Şimdiki Çocuklar Harika
Bu romanı salt çocuklar için değil, anababalarla öğretmenler için de yazdım.
Aziz Nesin
Bu romanda çocukların gözüyle büyüklerin nasıl göründüğü anlatılıyor.
Bu romanda çocuklar anababalarını, öğretmenlerini ve büyüklerini eleştiriyor.
Bu roman çocuk eğitiminde gerekli sanılan, günümüzde geçerli birtakım değer yargılarının yanlışlığını anlatıyor.
Bu roman çocukların büyüklerine karşı haklarını ve kendilerini savunmalarıdır.
Aşkım Dinimdir
"Çıplak gözle görünemeyen gerçekleri, biz yazarlar uydurmalarımızla çok daha gerçek olarak, dıştan görünenin iç yüzünü ve arka yüzünü de göstermeye çalışarak anlatıyoruz.
Hayır, hayır... Siz yetmiş yaşınızdan sonra, dinsizken girdiğiniz yeni dine, o dinin en doğru din olduğuna gerçekten inandığınız için değil, sevdiğiniz genç ve güzel kadının dini olduğu için girdiniz.
Unutmayınız Bay Garanda, gerçek aşk, “Aşkım tahtımdır! Aşkım tacımdır!” diyenlerin değil, “Aşkım dinimdir! Aşkım yaşamımdır!” diyenlerindir."
Yedek Parça
"Meret dağ gibi yatıyor. İki fincan benzin dedilerdi. Gaz tenekesiyle mazotu, yağı dayadılar. Oğlan çıktı üstüne. Hep bindik... Traktör tırısa kalktı. Maşallahı var. Üstüne bir eski babuç, bir baş sarmısak, bir mavi gözboncuğu, bir de maşallah astık, deh dedik... Akşamüzeri köye varınca dört döndük köyü, keyfine diyecek yok.
Bizden gören Donatım Kurumuna seğirtti. Gatırcının Yusuf var ya, köyün alt yanında on dönüm kıraç tarlası var, o bile borç harç edip gitti bir traktör aldı.
Akşam oldu mu, köy yolunda ver ediyorlar traktörleri. Bizim oğlanın şüförlüğüne laf yok. Vurup geçiyor. Memiş’in Hüsiin’in traktörüne bir gıç vurdu, vallaha bir vuruşta herifin traktörünü ıskartaya çıkardı. Goca meret, tosbağa gibi sırtüstü devrildi biyana."
İt Kuyruğu
- Anladım bey, dedim, elbette domuzun öldürülmesi gerek. Sen domuzu göster, biz de öldürelim. ama bir mısır ekmeyiz... Babalarımızın babaları da ekmezlerdi. Babalarımızın babalarının babaları da ekmezlermiş!...
- Ekin efendim dedi, tembel tembel oturacağınıza mısır ekin! Mısırlara domuz gelsin, siz de domuzları vurun. Devletin emri de yerine gelsin!
- Başüstüne, ekmesine biz ekeriz, ama bey, bitmez ki... Bizim topraklarda mısır bitmez. Malum a, altı ay, bazı da sekiz ay kış olur, kar kalkmaz!
- Herşeye bir bahane buluyorsunuz! diye bağırdı. Amerikan köylüsü kutuplarda buzun üstünde karanfil yetiştiriyor. Bir öğrenmişsiniz, olmaz...
Gıdıgıdı
Nah Kalkınırız
Bilindiği üzere her ülkede azçok birbirine benzer yiğitlik ölçekleri vardır. Kimi ülkede örneğin pozu gücü yiğitliğin göstergesidir. Sağlam yapılı insanlar yiğit sayılır. Kimi ülkede yiğitlik boyla bosla, pazu gücüyle değil, yüreklilikle ölçülür; gözünü budaktan sakınmayanlar yiğit sayılır. Kimi ülkede sözünü sakınmayanlar, eğriye eğri doğruya doğru konuşanlar yiğittirler. Kimi ülkede...
Biz Adam Olmayız
– Gürültüde yazarım da, yalnız yanı başımda birisi konuşursa yazamıyorum.
– Canım efendim, gürültü olmasa daha iyi değil mi? Ne hakları var sizi rahatsız etmeye, yavaş da konuşabilirler. İşte Danimarka’da, İsveç’te, Hollanda’da katiyen böyle bişey olmaz. Onun için de adamlar ilerliyorlar. Çünkü onlarda insanın insana saygısı vardır.
Bu saygı üstüne türlü örnekler de göstererek konuştu da konuştu. Terbiyesizlikti ama ne yapayım, o anlatırken başımı kâğıtlara eğip yazmaya başladım; yazmıyordum, yazarmış gibi yapıyordum.
– Hiç boşuna uğraşmayın, yazamazsınız, sinirleriniz bozulur, dedi; Avrupa başka... Avrupalı insan demek, insanın insana saygı duyması demek. Bizde nerdeee... Biz işte bunun için adam olamayız beyim, biz adam olamayız!"
Mahallenin Kısmeti
Ama yedi yaşındaki oğlu Cengiz,
-Anne be!... dedi, babamdı vallahi. Babam bugün dükkâna gitmedi ki... Bilâl amcanın kahvesindeydi...
Çocuk lafını tamamlayamadan bir çığlık koptu. Esma, Cengiz'in kaba etine bir çimdik basmış,
-Yumurcak... Sus... diye haykırmıştı.
Kocasının kocaman Karadenizli burnunu duvarın köşesinden o da görmüştü. Ama konu komşunun yanında iki paralık olmak istemiyordu. Başını pencereden içeri çekip,
-Etinden et koparılmış gibi bağırma domuz, şimdi alırım ayağımın altına!... diye çocuğa bağırdı.
"Şimdi ayağının altına almak" sık sık kocasının kullandığı, Esma'nın da ondan öğrendiği laftı.
Kadınlar başlarını pencerelerden içeri çektiler. Artık dedikodu dört duvar arasında kahve değirmeninin sesine, kundaktaki çocukların viyaklamasına karışıyordu.
Toros Canavarı
"Gülay,
– Neler söylüyorsun ağabey, dedi, babamın polisle ne işi olurmuş?
Mehpare Hanım,
– Şimdi yüreğime inecek, dedi. Öyle bir adam ne yapar da polis tutarmış?
Metin korkulu bir sesle, teker teker:
– Gazeteler aylardanberi bir Toros Canavarı’ndan söz ediyorlar ya...
– Eeee?..
– Evet?..
– İşte o Toros Canavarı babammış... Polis öyle söyledi. Yakalamışlar babamı. Babam Toros Canavarı’ymış...
Mehpare Hanımdan, “Ayy...” diye bir ses duyuldu. Kadın yere yığıldı. Ve bu sırada tavandaki delikten üçünün de üstüne bir kova su döküldü."