Adı Sıfır
İnsanın kalbine, dünyanın geleceğine dron uçuşu…
Dış dünyadan habersiz yaşayan bir genç. Ekranlardan ve bilgisayarlardan oluşan steril bir dünyada, kimseyle temas etmeden tek başına büyüyen biri. Tek bir canlıya dokunmadan, yağmura, kara maruz kalmadan. Bu sanal hayattan gerçek dünyaya adım attığı o gün, on altı yıldır bildikleri işine yaramaz olur...
Çağdaş İtalyan edebiyatının ödüllü yazarlarından Luigi Ballerini, bilimkurguyla distopyayı ustaca harmanlıyor. Teknolojiyle biçimlenen dünyanın geleceğine “dronlar eşliğinde” bakıyor, aile kavramını sorguluyor, okura sarsıcı keşifler sunuyor. Günlük yaşamın her ânını ele geçiren teknolojinin etik sınırlarını ve kullanım amaçlarını sorgulayan roman dünyanın geleceğini düşünenleri, insanın en temel duygularında keşfe çıkarıyor. Edebiyat yayıncılığında 10. yılını kutlayan ON8, ödüllü yeni kitabıyla her yaştan okura güncel tartışmalar sunuyor.
2016 Bancarellino Ödülü En İyi Gençlik Kitabı
Dünyanın, kendisinin Dünya dediğinden çok daha büyük olduğunu, insanların bir arada yaşadığını, birbiriyle konuştuğunu, birbirine dokunduğunu, tartıştığını, âşık olduğunu şimdi benden de duydu. Kimsenin yalnız başına büyümediğini ve her zaman birbirimize ihtiyacımız olduğunu, ama özellikle de kişinin yalnızca bir ses olamayacağını, bir bedeni de olması gerektiğini ona anlatmaya çalıştım. Sarılacak, okşayacak, sevecek bir beden. Kavga ettiğin, sonra da barış yaptığın bir beden. Koşan, düşünen, hata yapan, uyuyan, gülen, acı çeken bir beden.
Adım Adım Çocuklarda Cinsel Eğitim
Adım Adım Hayata 4
Adını Arayan Destan
Kitaplar insanları birbirine bağlar. Tıpkı Ulu Hayat Ağacı’nın farklı dünyaları birbirine bağlaması gibi… Ne de olsa kitaplar da ağaçtan yapılmıştır.”
Funda Özlem Şeran bu kitabıyla çocukları Türk mitolojisinden beslenen, gizem, korku ve heyecanla dolu bir maceraya davet ediyor.
Geceleri uyuyan insanların üzerine çöken karaçoralar…
Kara büyü yaparak kurt kılığına giren erbörüler…
Her canı ayrı bir yerde saklı yedi başlı yelbegen…
Ölen kötü insanların ruhlarını yeraltına sürükleyen körmösler…
İnsanların özünü çalarak onları hasta eden, benliklerini silip unutturan harsalar…
Ve nice diğer yeraltı-yerüstü yaratıkları…
Şaman Aybüke ve yanındaki çocuklar, deniz kenarında baygın halde yatan bir çocuk bulurlar. Çocuk konuşamıyor ve geçmişine dair hiçbir şey hatırlamıyordur. Gruptaki dört çocuğun Orta Asya mitolojisinde yer alan varlıklarla mücadele etmesi ve Dede Korkut Hikayeleri’nde olduğu gibi bir ada kavuşmaları gerekmektedir. Şaman Aybüke, bütün güçlerini harekete geçirerek onların yanında olacaktır. Peki, deniz kıyısında bulunan Deniz’in gizemi nedir? Onun belleğine kavuşması için nelerin üstesinden gelmesi gerekmektedir?
Adını Arayan Destan’ı ürpererek, insanın yeryüzünü anlamlandırmaktaki olağanüstü düşgücünün yaratıcılığı karşısında bir kez daha hayretler içinde kalarak okuyacaksınız.
Adrıana Mater
Uğradığı tecavüz sonucu hamile kalan ve çocuğunu aldırmayı reddeden anne Adriana, büyüdüğünde babasının gerçek kimliğini öğrenen ve onu öldürmeye yemin eden oğul Yonas, savaştan yaralı olarak dönen ve zamanının dolmasını bekleyen baba Tsargo ve Adriana'nın kız kardeşi Refka. Annelik ya da barbarlık; ölüm ya da yaşam; bağışlama ya da intikam... Amin Maalouf, bize sık sık Ortadoğu'yu ya da Balkanları anımsatan bir coğrafyada, savaşın yaşandığı bir ülkede, düşmanlığın ve yabancılığın eşiğinde, tükenmekte olan bir dünyanın eğretilmesini sunuyor. Maalouf'un Uzaktan Aşk'tan sonra ikinci librettosu olan Adriana Mater (Ana Adriana), insanoğlunun unutulmaz trajedilerine ışık tutuyor...
Adsız Ülke
Adsız Ülke, Fransız yazar Fournier’nin 1914’te cephede vurularak ölmeden önce yayımlanan tek romanıdır. Otobiyografik nitelikler de taşıyan roman 1913’te yayımlanır yayımlanmaz olağanüstü bir başarı kazanır ve Fransız edebiyatının klasikleri arasına girer. Fransa’nın Sologne bölgesinde geçen bu macera romanı, François Seurel’in ağzından, kasabada dört gün boyunca ortadan kaybolan yakın dostu Augustin Meaulnes’un yaşamını anlatır.
Alain-Fournier’nin yapıtının zenginliği, büyüklüğü, ölümsüzlüğü, insanın yalın varlığını, onun gerçek duygularını sergilerken, zaman zaman düş ortamına kaysa bile, gerçekçiliğinden kaynaklanmaktadır. Başta Fransız romanı olmak üzere çağdaş romana yaptığı büyük ve sürekli etki, yazarın insanı arayan, “olmaz”ı “olur”a dönüştürmeye adanmış yazınsal seçiminde somutlanmaktadır. Yazar, yaşamının yalın gerçeği ile düşlerini karıştırıp Adsız Ülke’nin gerçek ve düş arasında gidip gelen dünyasını yaratmıştır.
Aelita – Modern Klasikler 161
Aleksey N. Tolstoy’un 1923 yılında yazılmış ve pek çok dünya diline çevrilmiş yapıtı Aelita, çağın fizik, astronomi ve tarih görüşlerini sentezleyen bir serüven. Bir Sovyet mucidi ile eski bir Kızılordu neferi, Mars’ta yeni bir uygarlık savaşının içinde buluyorlar kendilerini. Sosyal eşitliği kurma iddiasındaki bir ülkeden gelip ilahi bir ilgi ve korkuyla karşılanıyorlar. “Göklerin Oğullarını” ilahi tahtlarından indiren ilk etken, çökmekte olan eşitsiz Marslı uygarlığının güzel prensesi Aelita’nın aşkı oluyor, ikincisi ise isyan. Yayımlandığından bu yana pek çok kez sinemaya uyarlanmış Aelita, zamanın göreliliği, roket fiziği, Sovyet sistemi gibi temalardan yararlanan yazarın “Batı’nın Çöküşü” teorileriyle tartışması olarak da değerlendirilir.
Afacan Hızlı’nın Büyük Serüveni
“Güneş sıcacık parlıyordu. Rengârenk çiçeklerle bezeli kır yolu onu heyecanlandırıyor, giderek uzaklara, daha uzaklara çağırıyordu. Yürüdükçe yürüdü. Çiçekleri kokladı. Annesinden öğrendiği otlardan tattı. Sonra bir şarkı uydurdu:
Yaşasın, hop yaşasın, büyümek ne güzelmiş!
Tek başına dolaşmak dünyalara değermiş.
Bak, burası kır yolu, şurada da asfalt var.
Az ötede ağaçlar, yanından ırmak akar.
İşte dünya bu kadar!
Bunu bilmekte ne var?”
Afacanlar Çetesi
Afedersin Hayat
Aferin. Küçük Ayı
Afet’in Ay Macerası
“Afet, bir süredir yıldızlar ve uzay hakkında daha çok şey bilmek istiyordu. Geceleri gökyüzüne bakıyor, yıldızları saymayı deniyor ve uzayda yaşam hakkında öğretmenleriyle ailesini soru yağmuruna tutmaktan bıkmıyordu. ‘Uzayda yaşam olup olmadığı hakkında henüz bir kanıt yok Afet…’ ya da ‘Afetçiğim, daha önce de dediğim gibi bugüne kadar bir yaşam bulgusuna rastlanmadı. Ama koskoca evrende yalnız olmayabiliriz, belki ileride bulunacaktır…’ yanıtları Afet’e yetmiyordu.” Gazeteci yazar Özlem Özdemir, geçlerimize Cumhuriyet değerlerini anlattığı eserlerine bir yenisini ekliyor: Afet’in Ay Macerası. Kahramanımız Afet’e bu kez NASA’da çalışan ilk Türk kadını, “Apollo Başarı Ödülü” sahibi Dilhan Eryurt eşlik ediyor..
Affet Beni Allahım
Bir Deistin Gözyaşları.
Öksüz ve yetim büyüdüğüm bu hayat yolunda, bütün manevi değerlerimi yitirmiştim.
Darmadağın olmuş zihnimle Allah’ı unutmuş, ateizmle yatıyor, deizmle kalkıyordum.
Öyle ki hiç durmadan varlığımı sorgulamaktaydım:
“Ben kimim?”
“Nereden geldim? Nereye gidiyorum?”
“Bu hayatın anlamı ne?”
“Gerçekten bu âlemin bir yaratıcısı var mı?”
Artık şüpheler ve çelişkiler rüzgârının önünde kurumuş bir yaprak gibi savruluyordum.
Tam pes ettiğim anda karşıma çıkmıştı, o esrarengiz adam…
Sanki efsunlu bir kalem, gözyaşıyla yoğrulmuş hayat hikâyemi yeniden yazmaya başlamıştı.
Bu kitap, deizm ve ateizm yolunda inancını yitiren bir gencin, yürek burkan yaşanmış hikâyesidir.
Aforizmalar – Hasan Ali Yücel Klasikleri 271
Koslu Hippokrates (MÖ 460-370): Tıbbı batıl inançların gölgesinden kurtarıp akli temellere dayalı bir sanata dönüştürmüş, böylece “tıbbın babası” olarak tarihe geçmeyi başarmıştır. Ortaya koyduğu anlayış zaman içinde değişik toplum ve kültürlerce benimsenmiş, hatta Galenos (MS 2. yy.) aracılığıyla Batı ve İslam ortaçağlarına aktarılarak çağdaş bilimin temellerinin atıldığı 18. yüzyıla değin etkisini sürdürmüştür. Kendisine atfedilen Hippokrates Külliyatı adlı derleme, insanın vücut yapısından hastalıkların nedenlerine, hatta uygulamada gözetilecek teknik kurallar ile ahlaki düsturlara kadar pek çok konuya değinen yaklaşık altmış metinden oluşmakta ve tıp konusunda antikçağdan günümüze ulaşan derli toplu en temel kaynak olma niteliğini taşımaktadır. Bu derlemenin gözbebeği sayılan, yüzyıllar boyu hekimlerin ellerinden düşürmediği Aforizmalar ise tıp tarihinde çığır açan Hippokrates’in tıp anlayışına aralanan bir kapıdır.
Aforizmalar – İş Bankası Kültür Yayınları
Oscar Wilde, parlak zekâsı, nüktedanlığı ve yaratıcılığıyla kuşaklar boyunca okurlarını büyülemiştir. Bugün yalnızca doğduğu ülke İrlanda’da değil, İngiltere’de de ulusal bir hazine olarak görülmesini, İngiliz dili ve edebiyatına muazzam katkılarda bulunmasına borçludur. Söz ustalığı, aykırı ifadeler, esprili diyaloglar, zekâ barındıran nükteli şiirler, İngilizceyi bizzat bu dilin güzelliklerini sergilemek için bir araç olarak kullanan Wilde’ın üslubunda önemli yer tutar. Sanat, estetik ve kişisel özgürlük üzerine düşünceleriyle Victoria döneminin tutucu ahlak anlayışına meydan okuyan Wilde, edebi mirasıyla olduğu kadar özlü sözleriyle de okurlarının kalbini fethetmiştir. Düşüncelerini ince mizahının süzgecinden geçirerek son derece çarpıcı ve benzersiz bir üslupla ifade edebilme becerisi onu yapıtlarından en çok alıntı yapılan yazarlardan biri haline getirmiştir. Bu derlemede, hayatın her alanından damıttığı bilgelikle dolu özlü sözlerini bulacaksanız.
Aforizmalar – Modern Klasikler 7
Kafka, içinde yaşadığı dönemin, o dönemin olaylarının değil, gelmiş geçmiş tüm zamanların toplumsal mekanizmalarının yarattığı yalnızlığı, anlamsızlığı betimlemiştir. Kuşkusuz, karanlık bir tablodur bu. Bu karanlık tabloyu aydınlatan ise Kafka Güneşi’dir. Kuşkusuz, karanlık bir tablodur bu. Bu karanlık tabloyu aydınlatan ise Kafka Güneşi'dir. Gecenin en yoğun anında doğan, karanlığın tüm gizlerini açığa vuran ışığıyla, bizlere, insanlara yalansız bir dünya göstermeye çalışan, bunu handiyse özür dilercesine mırıldanarak gerçekleşitern, san aşamada da pişman olup tüm yazdıklarının yakılmasını (bunu hiçbir zaman yerine getirmeyecek bir dostundan istemiş olsa da ) isteyen, hiçlikten sahici bir dünya yaratan bir insan. Eğer Kafka'nın yapıtında manevi değerler ve umut aranıyorsa, burada aranmalı. Ve aforizmanlar da bu ışığın altında okunmalı. Bu kitap, Kafka'nın ardında bıraktığı tamamlanmış ender elyazlarından biridir. Tüm arforizmalar Kafka tarafından tek tek numaralandırılmıştır. Max Brod, altısı, küçük okul defterine yazılmış aforizmalardan, kısa öykücülüklerden, çeşitli konulardan oluşan bu elmazmaları "yığını" Taşrada toplanmıştır. Daha sonraları. Birçok ülkede, bu kitaptan küçük başka kitaplar üretilmiştir: Babaya Mektup ve Aforizmalar gibi. Bu kitaptaki Aforizmaların tam olarak ne zaman yazıldığını bilmiyoruz. Bir sayfadaki 1917 tarihiyle Günlük'te yer alan benzer cümleler, aforizmaların 1917-18 yılları arasında yazıldığına işaret etmektedir. Max Brod, bu aforizmalara "Günah, Acıçekme, Umut ve Gerçek Yol Üzerine Derin Düşünceler" başlığını uygun görmüştür. Ama Kafka, bu elyazlarına bir ad vermediğine göre, en uygun başlık, kuşkusuz, yazın alanındaki bu türün genel adı olan Aforizmalar'dır. Hemen şunu da belirteeyim ki, Kafka'nın tüm kitaplarında, özellikle Günlüklerde ve mektuplarda yazılmış, çeşitli konularda, ayıklanacak olsa, başlı başına büyük bir kitap oluşturacak kadar aforizma vardır.
Afrika’nın Yeşil Tepeleri
Hemingway, Avrupa'da bulunduğu yıllarda sık sık Afrika'ya avlanmaya gitmiştir. Kendi ülkesinde de balıkçılıkla birlikte, avlanmanın her türüne ilgi duymuş; çoğunlukla avlanabileceği yerlerde yaşamış; daha sonra da bunları birbirinden güzel öykülerle anlatmıştır. Afrika'nın Yeşil Tepeleri, yalnızca avcılığı, avlanmayı anlatan bir yapıt değildir. Kitapta, bir yandan tüm canlı cansız varlıklarıyla Afrika'nın doğasını, bir yandan da kendi yaşamıyla, yaşam felsefesiyle Hemingway'i bulacaksınız.
Avcılık, doğal yaşam, hayvan hakları gibi konular üstüne düşünen herkesin okuması gereken bir kitap olan Afrika'nın Yeşil Tepeleri, Küçük İskender'in önsözü ve Fatma Aylin Sağtür'ün özenli çevirisiyle av tutkunlarının iç dünyasına tutulmuş bir ayna gibi.
Afrika'nın Yeşil Tepeleri baştan sona gözden geçirilip yenilendi, içinde Hemingway'in Afrika günlerinden fotoğrafların ve el yazması müsvedde örneklerinin bulunduğu, kuşe kâğıda basılmış 21 görselle zenginleştirildi.
Afrikalı Leo
Afrikali Leo, gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bir yaşamöyküsü: "Bir berberin sünnet ettiği, bir Papanın vaftiz ettiği" Hasan ibn Muhammed el-Vezzan ez-Zeyyati alias/namıdiğer Giovanni Leone de Medici'nin, Leo Africanus yani Afrikalı Leo'nun özyaşamöyküsü -yazmış olsaydı yazacağı gibi. Amin Maalouf, bu ilk romanında -daha sonra Semerkant, Tanios Kayası, Doğu'nun Limanları, Yüzüncü Ad ve öteki romanlarında da yapacağı gibi- tarihle/ tarihten olağanüstü bir halı dokuyor. Bir uçan halı...
Ağ – Sanal Dünyada Gerçek Kalmak
Bir gönüllü kölelik çağında yaşıyoruz. Her birimiz ağ vatandaşıyız artık. Ağa bir kez yakalanmayagörün, onun gerçekliği sizin gerçekliğiniz oluverir. Böylece sanal âlem gerçek hayatlarımıza sirayet eder ve bizi -mış gibi yapan oyunculara dönüştürür.
Herkesin önündeki ekrana baktığı bir çağda kimse diğerinin yüzüne bakmıyor. Halbuki bizi insan kılan şeylerden biri; muhatabımızın yüzünden, sesinden, duruşundan onu okuyabilmektir.
İnsan olmak, halden bilmektir.
Ruhun karanlık gecesini ekrandan sızan parlak ışıkla aydınlatamayız. Bir gülüş, latif bir söz, sessizce yan yana duruşla aydınlanır o gece. Ağ: Sanal Dünyada Gerçek Kalmak, yaşanmış örnekler üzerinden günümüzün bu yeni salgınını teşrih masasına yatırmakla kalmayıp, dijital göbek bağımızı nasıl keseceğimizi, kendimizi fişten nasıl çekebileceğimizi tartışıyor.
İnsanı insan yapan öze sadık kalmak ve dijital prangalardan kurtulmak için kılavuz bir kitap.
Ağaç Okul
Ağacın Çürüğü
Ağacın Çürüğü, Baldaki Tuz, ustadır Arı ve Zulmün Artsın Yaşar Kemal'in gazetelerde, dergilerde yayınlanmış toplumcu ve gerekçi bir bakış açısıyla kaleme aldığı yazılarından ve konuşmalarından derlenen kitaplardır. Yazarın düşünce ve yazarlık serüvenine tanıklık eden bu yazılar halkın yıllardır içine sürüklendiği karanlığın belgeleridir. "Sayın muhbir vatandaş, sen bu yurdun çürümesinin başlangıcıydın ve sonu olacaksın. Senin bol bol işlediğin yerde, hangi toplum olursa olsun, bir düşmanlıklar kargaşası çıkar...Sayın muhbir vatandaş, sen bir ölçüsün. Senin oyunaların en korkuncusun." Yaşar Kemal "Yaşar Kemal büyük bir yazardır. Onun eserlerini okumak, zengin kazanımlar sağlayan büyük bir serüvendir." Fönstet (İsveç)
Ağacın Hafızası
Nedenini bilmese de Jan, anneannesi ve dedesinin artık onlarla yaşayacağının iyi haber olmadığını sezer. Dedesi Joan ile anneannesi Caterina, yaşadıkları Vilaverd köyünden ayrılarak Barselona’ya, Jan ve ailesinin yanına taşınırlar. Ve bu durum, evdeki gündelik yaşamı tamamen değiştirir. Artık sözcüklerin de, sessizliklerin de yeni anlamları olacaktır. Fakat Jan ve dedesinin ağaçlar, göründüğünden farklı anlamlar taşıyan sözcükler ve uzun yürüyüşlerle bezeli apayrı bir dünyaları vardır. Dedesi Joan’ın zamanla silikleşen anıları torunu Jan’a emanettir artık.
Ağacın Hafızası, bir çocuğun dedesine bakınca gördüğü olağanüstü insan hakkında dokunaklı ve şefkatli bir roman.
Ağaçkakanlar
“Fakat düşün bir kere, dünya o kadar, o kadar, o ka-dar geniş ki burada minnacık bir arazi parçasına sıkışıp kalmak aptallık olur. Deden anlatmıştı, taaa uzaklardan gelmişler. Bil bakalım ne kadar uzaklardan?” Fakat Upuy cevap vermedi. Rengi solmuş gibi, isteksiz bir şekilde babasına baktı. Ve dalgın dalgın, “Ne kadar uzaklardan?” diye sordu. “Tam bir milyon kanat vuruşu uzaktan.”
Cahit Zarifoğlu, hayal ve gerçeğin içinden filizlenen bir hikâye ile selamlıyor bizi. Anne ve baba ağaçkakanların korkuları yaşamlarına yön verirken ceviz ağaçlarının üzerinden hızla geçen yavru kuş, rüya içinde rüyaya, gerçek içinde gerçeğe dikkatle bakmamız için kanat çırpıyor.