Sisle Gelen Yolcu
Tarikat
Kaçırılan bir çocuk…
Ufak bir çocuk Stockholm’deki anaokulundan gündüz vakti kaçırılır. İz bırakmadan bir anda yok olur.
Zamana karşı bir yarış…
Dedektif Mina Dabiri yardım etmesi için yakın arkadaşı Vincent’ı çağırır. Ancak araştırmada ilerledikçe kaybolan başka çocuklar da ortaya çıkar. Zaman daraldıkça daha fazla çocuğun kaçırılacağı anlaşılır.
Sırlarla dolu bir dünya…
Mina ve Vincent kendilerini gizemli bir tarikatın pençesinde bulur. Her şey için çok geç olmadan onları durdurmayı başarabilecekler mi?
İsveç polisiyesinin kraliçesi Camilla Läckberg ve mentalist Henrik Fexeus, “Mina ve Vincent” serisinin ikinci kitabıyla karşınızda.
Lontano
Jean-Christophe Grange’den Kongo-Fransa-Belçika üçgeninde tüyler ürpertici, soluk soluğa bir kovalamaca.
Onlar ölümsüzlüğün sırrına vakıf olanlardı.
İntikam hissiyle yanıp tutuşan, kötülüğün öncüleriydi.
Zamanın ve mekanın ötesine geçebilenlerdi. Afrika’nın derinliklerinden getirdikleri
Kara büyüleriyle aklın sınırlarını aşanlardı.
Kızılgerdan
Parafili
Hollow Malikanesi Cinayeti
Lucy Angkatell'in köydeki evine öğle yemeği için davet edilen Hercule Poirot tatsız bir olayla karşılaşır. Kanlar içinde bir adam yüzme havuzunun yanında yatmaktadır. Başucunda duran karısının ise elinde bir tabanca vardır.
Poirot soruşturmaya başlayınca, o saygıdeğer yaşamların gerisinde arapsaçına dönmüş aile sırlarının varlığını keşfeder. Ve herkesten şüphelenmeye başlar...
Hercule’ün On İki Görevi
Dış görünümüyle Hercule Poirot'nun mitolojik Yunan kahramanı Herkül (Hercule) ile uzaktan yakından bir benzerliği yoktu. Fakat bu zeki dedektif de Herkül gibi toplum içinde meydana gelen tatsız olayların sorumlularını bulup yakalamakta ustaydı.
Emekli olmasına yakın, on iki vakanın çözümünü üstlenen Poirot, tarihte işlenmiş suçlardan çıkarımlar yapıp becerilerini kahramanca kullanarak olayları çözümleyebilecekti.
Buz Gibi Soğuk
Temposu son sayfaya kadar düşmeyen, bitirmeden elinizden bırakamayacağınız, gerilim yüklü bir roman. Tess Gerritsen yine kaleminin ve kurgusunun gücünü kanıtlıyor. Bir tıp konferansı için Wyoming’e giden adli tabip Maura Isles, hafta sonunu arkadaşlarıyla birlikte bir kayak merkezinde geçirmeye karar verir. Ancak korkunç kar yağışı altında araçları devrilir ve ıssız dağ yolunda mahsur kalırlar. Yürüyerek ulaştıkları on hanelik köy ilk bakışta tamamen terk edilmiş gibi görünse de, sofralarda dokunulmadan bırakılmış yemekler, garajlardaki arabalar, ölüme terk edilmiş evcil hayvanlar burada bambaşka, esrarengiz olayların yaşandığını düşündürmektedir.
Maura’dan haber alamayan ve onun peşinden bu köye gelen dedektif Jane Rizzoli, arkadaşının izine rastlayamasa da karların altında tüyler ürpertici bir başka gerçeği keşfeder. Buz Gibi Soğuk temposu son sayfaya kadar düşmeyen, bitirmeden elinizden bırakamayacağınız, gerilim yüklü bir roman. Tess Gerritsen yine kaleminin ve kurgusunun gücünü kanıtlıyor.
Ve Ayna Kırıldı
St. Mary Mead sıradan bir İngiliz taşrasıydı, ta ki ünlü film yıldızı Marina Gregg gelene dek. Gossington Malikânesi’ni satın alan Marina bir davet verir. Davet sırasında konuklardan biri ölür. Kokteyl kadehine zehir konmuştur. Tüm ipuçları asıl hedefin Marina olduğu ve zavallı Heather Badcock’un yanlışlıkla öldüğü yönündedir. Gerçekten de olay bu kadar basit midir? Miss Marple bu cinayette de bir gizem olduğunu düşünür, çünkü en sessiz ve huzurlu köylerde bile karanlık sırların saklandığına defalarca tanık olmuştur...
Diriliş
Avcı ve tahnitçi Leon Gott, duvarlarında başlarını sergilediği vahşi hayvanlar gibi, evinde baş aşağı asılmış halde, ölü bulunur. Aynı zamanda ona teslim edilmiş değerli bir leoparın postu kayıptır.
Maura Isles cesedi inceledikten sonra bu cinayeti, ülkenin çeşitli yerlerinde çözülememiş bazı davalarla ilişkilendirir. Ayrıca altı yıl önce Afrika’da kaybolan bir safari grubuyla Leon Gott cinayetinin arasında bir bağlantı olduğu ortaya çıkar. Jane Rizzoli bu zor davayı çözmek için safariden sağ kurtulan tek kişiye ulaşmak zorundadır.
Diriliş, zekice kurgusu ve düşmeyen temposuyla yine harika bir Rizzoli & Isles macerası…
Bundan Kimseye Bahsetme
Suç Ortakları
Sittaford Malikanesinin Gizemi
Dartmoor’da gözlerden uzak bir malikânede, küçük bir masanın etrafında toplanan altı kişi ruh çağırıyordu. Ruh, Albay Trevelyan... cinayete... kurban... gitti... diye yazınca gerilim doruğa çıktı.
Bu gerçekten karabüyü müydü yoksa korkunç bir şaka mı? Trevelyan’ı bulunca bu sorunun cevabını da bulacaklardı. Ne yazık ki, albayın evi çok uzaktaydı ve kar yolları kapatmıştı. Birisinin yürüyerek oraya gitmesi gerekiyordu.
“Her zamanki gibi Christie’nin en iyi romanlarından biri.”
-Books
“Agatha Christie... Tartışmasız polisiye romanların kraliçesi.”
-Sunday Express
Mavi Trenin Esrarı
Lüks Mavi Tren Nice’e ulaştığında, kondüktör derin uykuya dalmış Ruth Kettering’i uyandırmaya çalışır. Ancak Ruth bir daha asla uyanmayacaktır. Yüzüne aldığı ağır bir darbe sonucu öldürülmüştür. Ayrıca kadının paha biçilmez yakut takıları da ortadan kaybolmuştur. Tüm olasılıklar değerlendirildiğinde, bir numaralı katil zanlısı Ruth’un ayrı yaşadığı kocası Derek’tir. Ama Dedektif Poirot toplanan kanıtlardan tatmin olmamıştır. Sonunda esrarengiz cinayeti trende tekrar sahneye koymaya karar verir...
“Polisiye romanlar kraliçesinden eşsiz bir cinayet romanı daha.”
- Sunday Express
Bağdat’a Geldiler
Şahidin Gözleri
Londra’nın zengin ailelerinden Argyle’lerin malikânesi korkunç bir cinayetle sarsılır. Zengin, güzel ve iyi yürekli Bayan Argyle çalışma odasında başına şömine maşası vurularak öldürülmüştür. Tüm şüpheler evin oğlu Jacko Argyle’yi işaret eder. Mahkeme Jacko’yu ömür boyu hapse mahkûm eder fakat genç adam cezaevinde zatürreeden ölür.
...Ve iki yıl sonra Doktor Arthur Calgary adında biri ortaya çıkıp cinayetle ilgili yeni bilgiler ortaya atar; Jacko suçsuzdur. Doktorun bu açıklamaları ailede eski yaraların açılmasına ve belki de gerçek katilin yeniden harekete geçmesine neden olacaktır...
Ölüm Dalgaları
Gordon Cloade genç, güzel bir dulla evlendikten birkaç hafta sonra Londra semalarından yağan bombalara kurban gider. İkinci kere dul kalan Rosaleen Cloade beklemediği bir anda Cloade ailesinin servetine sahip olur. Ölen adamın yengesi, kısa bir süre sonra Hercule Poirot’yu ziyaret eder ve Rosaleen Cloade’in ilk kocasının hâlâ hayatta olduğunu "ruhlardan" öğrendiğini anlatır. Kadının tuhaf fikirleri, Hercule Poirot’nun şüphesini çeker. Ünlü dedektif, olayın altındaki gizemi çözmeye karar verir...
Ölüm Çığlığı
Albay Protheroe'nun öldürülmesi St. Mary Mead halkını şaşırtmış ama pek de üzmemişti. Albayı öldürmekle katilin dünyaya büyük bir iyilik yaptığını söyleyen köyün papazı, Protheroe'nun genç ve fingirdek karısını da kocasını öldürmekle suçlamıştı. Peki sadakatsiz Bayan Protheroe ve genç ressam sevgilisi bu konuda ne düşünüyorlardı?Entrikalarla bezeli gerilimi yine kurnaz Jane Marple çözüyor.
Bu romanda okurla Miss Jane Marple ile ilk kez tanışıyor.
Noel Kekinin Gizemi
İngiltere'nin kırsal kesiminde Noel zamanı bir ev düşünün. Şöminede odunlar çıtır çıtır yanıyor, birbirinden lezzetli yiyecekler ko-nuklara ikram ediliyor. Böyle bir ortamda cinayet işlenebileceği hiç aklınıza gelir mi?
Hercule Poirot'nun yastığının üstüne bırakılan not, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını gösteriyordu. Ta ki karların içinde genç bir kızın cesedi bulunana dek...
Noel Kekinin Gizemi'ndeki altı öyküde, Hercule Poirot'nun gizemli cinayetleri çözümlemekte ne denli usta olduğunu görüyoruz.
Bayan Mcginty’nin Ölümü
Bayan McGinty’nin başına yediği darbe ölümüne neden olmuştur. Tüm şüpheler Bayan McGinty’nin pansiyoneri olan James Bentley üzerinde toplanır. Çünkü şüphelinin giysilerinin üzerinde kurumuşkan izleri ve maktüle ait birkaç saç teli bulunmuştur. Ama ortada önemli bir nokta vardır: Bentley bir katile benzememektedir. Acaba Poirot, cinayetten iki gün önce gazetede çıkan bir haber sayesinde bütün hünerini gösterip düğümü çözebilecek midir? Katil elini kolunu sallayarak ortalarda dolaşırken görev Hercule Poirot’yu beklemektedir.
Görünmez Gardiyan -1. Kitap
Baztán Nehri kıyısında genç bir kız cesedi bulunur – aynı ay içinde ikinci kez. Elizondo kasabasında söylentiler dolaşmaya başlar: Bu acımasız bir seri katilin işi midir, yoksa daha uğursuz bir şey mi?
Hırslı ve cesur dedektif Amaia Salazar, doğup büyüdüğü kasabadaki gizemli cinayetleri araştırmak üzere görevlendirilir. Annesi ve kız kardeşlerinin de yaşadığı, dört yanı ormanla çevrili ve sisle örtülü bu yerde nedenini çözemediği bir şey çocukluğundan beri peşini bırakmamıştır.
Cinayetlerin sayısı ve vahşeti arttıkça kasaba halkı bunun Bask mitolojisinin en büyük yaratıklarından biri olan Basajaun’un işi olduğundan da emin olur. Amaia bir yandan katilin izini sürerken bir yandan da kendi kâbusları ve geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır.
Çıplak Kalp
Siyasi nedenlerle Çocuk Şube’ye yollanan Komiser Suat Zamir’in odasına bir gün Samet adlı bir çocuk gelir.
Samet babasının kalbini bir kutuda bulduğunu ileri sürer. Diğer yandan iktidarın gözbebeği müteahhit Cüneyt Canipoğlu’nun gizemli bir şekilde kaybolması Emniyet’i alarma geçirmiştir. Birbirinden bağımsız görünen iki soruşturma Suat Zamir ve meslektaşları Selim ile Beren’i akıl almaz bir suç zincirine yönlendirir.
Komiser Suat Zamir’in üçüncü macerası Çıplak Kalp, devlet, tarikatlar, çocuklar ve hurafeler ekseninde akan, gerilimi yüksek bir polisiye roman…
Yırtıcı Kuşlar Zamanı
… alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından…
Sokaklarda cirit atan uluslararası suç şebekeleri, onlarla fotoğraf çektirmekten utanmayan siyasiler, faili meçhulden faili meşhura evrimleşen cinayetler, ekonomik bozulmanın ve kolay para kazanma arzusunun hızlandırdığı ahlaki çürüme, liyakatsizliğin getirdiği kamusal ve kurumsal çöküş…
Yüzünde kan var Nevzat!
Başkomser Nevzat bu kez geçmişin hayaletleriyle mücadele ediyor. Ailesini katledenlerin peşinde maceradan maceraya koşarken, Nevzat ve ekibinin yaşadıkları olaylar bir 21. yüzyıl Türkiyesi portresi çiziyor.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda Ahmet Ümit Türkiye’nin yıllardır mustarip olduğu toplumsal hastalıkların röntgenini çekiyor.
Olan bitenin farkındaydım, arkadaşlarım etrafımdaydı, insanlar bana yardım etmek için çırpınıyorlardı. Ama umurumda bile değildi. Yemek yiyemiyordum, iğne ipliğe dönmüştüm. Vazgeçmiştim, her şeyden, herkesten, hepsinden… Kılımı kıpırdatamıyordum. Kıpırdatmak istemiyorum diye değil, kıpırdatamıyordum, çünkü artık içimde yaşama isteği yoktu.
Yılan Avı
John Verdon’ın şimdiye kadarki en sürükleyici polisiyelerinden biri olan Yılan Avı’nda emekli NYPD dedektifi Dave Gurney en tehlikeli düşmanıyla yüzleşiyor!
Eski tenis oyuncusu ve yeni uyuşturucu satıcısı Ziko Slade, küçük çaplı bir suçlu olan Lenny Lerman'ı vahşice öldürmekten yirmi yıl hapis cezasına çarptırılır. Arkadaşının ricası üzerine davayı üstünkörü inceleyen Dave Gurney ortada görünürden çok daha katmanlı bir suç olduğunu anlar.
Gurney olayların perde arkasını araştırırken kendini bir cinayetin baş şüphelisi olarak bulur ve soğukkanlı bir katil tarafından takip edilir. İtibarını kurtarmak için işlenen cinayetleri çözmeye çalışırken kanundan kaçmak zorunda kalan Gurney dedektiflik mesleğine olan sarsılmaz güvenini sorgulayacaktır.
“Verdon'ın Dave Gurney serisinin sekizinci polisiyesi daha ilk sayfadan itibaren büyülüyor. Yılan Avı Verdon'ın neden en iyi polisiye yazarlarından biri olduğunun kanıtı.”
—Publishers Weekly
N Veya M ?
İkinci Dünya Savaşı’nda Kraliyet Hava Kuvvetleri, Luftwaffe savaş uçaklarını İngiltere sınırlarının dışında tutmaya çalışırken, düşman içeride sinsi bir tehdit oluşturmaktadır. Nazi casusları sıradan vatandaş maskesi altında amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar.
Artan baskı nedeniyle gizli haber alma servisi sıradışı iki casusa görev verir. Tommy ve Tuppence Beresford adındaki karıkocanın görevi deniz kenarındaki Sans Souci Pansiyonu’ndaki renkli kişiler arasında gizlenen haini bulup ortaya çıkarmaktır. Bu görev deniz kenarındaki gezilerden ibaret değildir. N ve M İngiltere’nin en iyi ajanının yaşamına son vermişlerdir...
""Sonu muhteşem bir sürprizle biten... baştan sona heyecan dolu bir öykü!"
-Obsever
"Her zamanki gibi dahiyane şekilde kaleme alınmış."
-The Guardian
Cinayet İlanı
Yerel Gazete’de çıkan garip cinayet ilanı, Jane Marple dahil tüm Chipping Cleghorn köyü sakinlerini heyecanlı bir bekleyişe sürüklemiştir: 29 Ekim, Cuma günü, saat 18.30’ da Little Paddocks’ta cinayet işlenecektir. Bu çocukça bir şaka mıydı, yoksa zavallı Letitia Blacklock’u korkutmak için yapılan bir oyun muydu? Bu esrarengiz davetiyeye karşı koyamayanlar belirtilen zamanda Little Paddocks’un kapısında belirirler ve ışıklar söner... "Agatha Christie polisiye yazarlar tahtından asla inmeyecek. Her zamanki gibi zekice kurgulanmış bir eser..." A. A. Milne
Ölümle Randevu – Altın Kitaplar
"Nil’de Ölüm adlı romandan iki misli daha heyecanlı." Observer Petra’nın sarp kayalıklarının tepesindeki şişmiş ceset, iğrenç bir Buda heykeline benziyordu. Bayan Boynton’un bileğindeki minik iğne izi onun cinayete kurban gittiğini gösteren tek kanıttı. Cinayetin 24 saat içinde çözülmesi gerekiyordu. Hercule Poirot, Kudüs’te kulak misafiri olduğu sözleri anımsadı. "Onun bir an önce ölmesi gerek, anlıyorsun değil mi?" Bayan Boynton, Poirot’nun tanıdığı en iğrenç kadındı...
Mucize Denizaltı
Cingöz Recai Kibar Serseri
Perinin Ölümü
Başkomiser Perihan Uygur yine şehrin tekinsiz sokaklarında…
Ünlü romancı Nadir Surkultay’ın eski eşi ve çevirmeni Alman vatandaşı Eva Surkultay Balat’taki evinde ölü bulunur. Başta kendi silahıyla intihar ettiği zannedilir. Ancak soruşturma başlayınca Eva’nın öldürüldüğü anlaşılır. Başkomiser Perihan ve yardımcısı Ayla, bu cinayeti araştırırlar. Magazin basınının da ilgi gösterdiği çetrefil soruşturmanın ucu karanlık suç örgütlerine kadar uzanacaktır.
Tehlikeli Şarkılar
Bir sahil kasabasında düzenlenen müzik festivalinin başlamasına günler kala, organizasyonun başındaki iki kişi vahşice öldürülür. Gözler, festivali yasaklatmak için uğraşan tarikata çevrilir. Olay medyaya yansıyınca toplumsal bir gerilime neden olur. Başkomiser Perihan Uygur, son görevinde yaşadığı psikolojik travmadan dolayı izinde olmasına rağmen Cinayet Büro’ya döner ve soruşturmayı üstlenir. Cinayetler birbirini izledikçe işinin düşündüğünden de zor olduğunu anlayacaktır.
Tuna Kiremitçi’den polisiyeyle müziği buluşturan, nefes nefese bir roman. Polisiye okurlarının sevgilisi Başkomiser Perihan Uygur bir kez daha bizlerle.
On Kişiydiler
Yıl 1939. Avrupa savaşın eşiğindedir. Her biri ürkütücü sırlar taşıyan on kişi, Devon kıyısında bulunan Asker Adası’ndaki ıssız bir malikâneye davet edilirler. Ancak malikâneye giden grubu bir sürpriz beklemektedir, zira ev sahibi Bay ve Bayan Owen ortalarda yoktur.
Geçmişlerindeki karanlık sırlardan başka hiçbir şeyleri olmayan bu insanlar adada mahsur kalmışlardır. Konuklar bir süre sonra gizledikleri sırları birbirlerine anlatmaya ve teker teker ölmeye başlarlar...
On Kişiydiler romanı, Amerika’da 1940’lardaki ilk basımından, İngiltere’de ise 1980’lerden beri And Then There Were None adıyla yayımlanmaktadır. Zamanında normal karşılanan ama aslında bu amaçla kullanılmasa da günümüzde ırkçı sayılabilecek bazı kelimelerin Agatha Christie’nin ailesinin ve ajansı ACL’in kararıyla yeni dile uyarlanması uygun bulunmuştur.
Bu nedenle daha önceleri On Küçük Zenci adıyla yayımlanan bu romanı kırıcı dilinden arındırarak yeni bir isimle okura sunmayı uygun buluyoruz.
Ölüm Adası
Karayip güneşinin tadını çıkaran Miss Marple huzursuz günler geçirmektedir. Evet, sıcak hava romatizmalarına iyi gelmiştir ama bu cennet gibi yerde heyecandan eser yoktur. Miss Marple’ın otelin müşterilerinden emekli bir subayla tanışması tatiline renk katar. Emekli subayın, tanıdığı bir katilin öyküsünü anlatması Miss Marple’ın ilgisini çeker. Binbaşı tam katilin fotoğrafını göstermek üzereyken birdenbire vazgeçer. Adamın panik içindeki davranışlarını otelde katili görmüş olmasına yoran Marple, yanlış kişiye odaklanır. Ve bu cennet gibi adada peş peşe cinayetler işlenir...
Sonuncu Kurban
Ne Yaptığını Biliyorum
Karımı Üç Kelimeyle Anlatabilirim:
GÜZEL. HIRSLI. MERHAMETSİZ.
Kocamı Tanımlamak İçin Tek Kelime Yeter:
YALANCI.
Tipik bir İngiliz kasabası olan Blackdown’da bir kadın öldürüldüğünde, BBC spikeri Anna Andrews bu haberi yapmak istemiyordu. Dedektif Jack Harper’sa onun bu vakayla bir alakası olduğundan şüpheleniyordu. Ta ki başında bulunduğu cinayet soruşturmasında kendi de şüpheli durumuna düşene kadar.
Bazı sırlar, uğruna öldürmeye değerdi.
“Hızlı akan bir macera… Hikâye yalnızca katili ortaya çıkaran değil, anlatıcıların güvenilirliğini de sorgulatan bir doruk noktasına doğru ilerliyor.” —New York Times Book Review
“Zekice kurgulanmış bir psikolojik gerilim… Nefes kesici finalinin okurları hazırlıksız yakalayacağı kesin.” —Publishers Weekly, starred review
“Muazzam bir kedi fare oyunu.” —Booklist
“Bu yılın en heyecanlı kitabını buldunuz.” —Woman & Home
“Kimse bir hikâyeyi Alice Feeney gibi kurgulayamaz. Ne Yaptığını Biliyorum insana kime güvenebileceğini sorgulatan, çarpıcı, elinizden bırakamayacağınız bir roman.” —Samantha Downing
“Ne Yaptığını Biliyorum’da Alice Feeney, okurların sayfaları hızla çevirmesine neden olacak karanlık ve sarsıcı bir hikâyeyi ustalıkla dokuyor. İnsanın tüylerini ürperten bu cinayet romanında gerçek suçluyu tahmin etmeye çalışıp her seferinde yanılacaksınız.” —Mary Kubica
“Feeney yine yapacağını yapmış! İnsana bundan sonra birine güvenip güvenemeyeceğini sorgulatıyor. Elimden bırakamadım.” —Christina Dalcher
“Ne Yaptığını Biliyorum’u bir çırpıda okudum. Ustaca kurgulanmış anlatıcıları ve karanlık sırların gün yüzüne çıktığı tipik İngiliz kasabasıyla film gibi bir atmosferi olan sürükleyici bir roman.” —Helen Monks Takhar
Göldeki Kadın
Cinayet Randevusu
Her dedektifin, ister kadın olsun ister erkek, kendine özgü bir araştırma yöntemi vardır. Parker Pyne, Pollensa Koyu’ndaki Sorun adlı öyküde sorunu çözerken insan doğasına ilişkin sezgilerine güvenir.Harlequin Çay Takımı’nda Bay Satterthwaite,ilhamı gizemli Bay Quin ile işbirliğinde arar. Sarı İrisadlı öyküde ise Hercule Poirot esrarengiz birinden gelen telefonla öğrendiği bir cinayet teşebbüsünde yeni baştan test edilir.
Birbirinden farklı ve sıra dışı öyküleriyle dikkat çeken Agatha Christie’nin Cinayet Randevusu’nda kahramanları yine olağanüstü.
“Polisiye romanların kraliçesi.”
Observer