Bilinçaltı
Daha önce anlattıklarımda eksik bir taraf kalmaması için şunu da ekleyeyim ki, tedavi çalışmalarımda daha baştan beri ipnotik telkinin yanı sıra bir başka çeşit ipnotizma uygulamasından yararlanıyordum. Bu da bana, hastadan, hastalık arazının oluşumuyla ilgili, çokluk onun ayık durumda hiç ya da gerektiği gibi anımsayamadığı bilgiler alma olanağını sağlıyordu. Uyguladığım ipnotizma tekniği, sadece hastaya yapması ya da yapmaması gereken bir şeyin telkininden daha etkili bir yol olmakla kalmayıp, hekimin bilip öğrenme merakını da gideren bir yöntemdi; çünkü o monoton telkin çabalarıyla ortadan kaldırmaya çalıştığı hastalık arazının nasıl oluştuğunu bilmek hekimin nihayet hakkıydı.
Söz konusu ipnotik yöntemi uygulamaya başlamam ise şöyle olmuştu: Daha Brücke'nin laboratuvannda çalışırken Dr. Josef Breuer'le tanışmıştım; Viyana'nın en hatırı sayılır ev hekimlerinden biriydi Breuer; beri yandan, geçmişte bir sürü bilimsel araştırılarda bulunmuş, solunum fizyolojisi ve denge organıyla ilgili kalıcı değerde birden çok eser vermişti. Benden on dört yaş büyük harikulade zeki bir adamdı. Çok geçmeden aramızdaki ilişki bir içtenlik kazanarak dostluğa dönüştü ve Breuer hayatın çetin durumlarında bana hep yardım elini uzatan biri oldu. Bilimsel alandaki çabalarımızın ürünlerini kendisiyle paylaşmaya alışmıştık. Bunda da kazançlı çıkan tabi bendim. Ancak sonradan psikanalizi geliştirip ortaya koymam, Breuer'in dostluğunu yitirmeme yolaçtı. Gerçi böyle bir buluşun karşılığını bu kadar ağır ödemek kolay olmadı benim için. Ancak ister istemez buna katlanmam gerekiyordu.
Bilinçaltı – Cem Yayınevi
Sigmund Freud etkileri günümüze dek süren bilinçaltının araştırılması yöntemi olarak psikanalizi geliştirmişti. Freud bilim insanı kimliğinin yanı sıra verimli bir yazardı. Araştırmalarını kamuoyuyla paylaşırken bilimsel polemiklere girişmiş, bu amaçla makaleler kaleme almıştı. Okuyucuya sunduğumuz Bilinçaltı kitabında Freud’un makalelerinden bir seçme bulacaksınız. Bu makalelerden ilki, Freud’un Adler ve Jung’la yaşadığı yol ayrılığını kendi açısından anlatması nedeniyle ayrı bir önem taşımaktadır. Ayrıca Freud’un ansiklopediler için kaleme aldığı, psikanaliz ve libido kavramlarını açıkladığı iki madde de aydınlatıcı olacaktır.
Bilinçaltından Gelen Ebeveyn
“Anlamsız şeylere öfkelenirken buluyorum kendimi.”
“Çocuklarıma böyle davranmamın yanlış olduğunu biliyorum ancak kendime engel olamıyorum.”
“Kendime söz veriyorum ama buna rağmen her gün öfke patlaması yaşıyorum.”
“Asla annem gibi olmayacağım, derdim ama gittikçe anneme benziyorum.”
“Bazen bir gülüş, bir bakış, bir el hareketi sinirlenmeme yetiyor.”
“Anneme ve babama şimdi hak veriyorum.”
“İyi ki zamanında bana o cezaları vermişler, aksi halde bu konumda olmam mümkün olmazdı.”
“Çocukluğuma dair pek bir şey hatırlamıyorum.”
“Çok mutlu bir çocukluk geçirdim, hiç travmam yok.”
“Ebeveynlerimizin zamanında pedagoji mi vardı?”
“Aslında ebeveynlerim iyi insanlar ama o dönemde cehalet varmış.”
“Biliyorum ama uygulayamıyorum.”
Bu cümleler yaşamınızda ne sıklıkta yer alıyor? Hayatınızda tekrar edip duran döngüler mi var? Her seferinde çocuğunuzla yemek, uyku ya da ödev gibi konularda birbirine benzeyen tartışmalar mı yaşıyorsunuz?
İlişkilerinizde hep aynı konularda tartışmaktan bıktınız mı? Tüm bu döngüler bilinçaltınızın “kader” adı altında karşınıza çıkması olabilir mi?
Kendi içinizde bir yolculuğa çıkmaya, bilinçaltınızın anlatmaya çalıştıklarını duymaya ve bu farkındalıklarla kendi üzerinizde çalışıp hayatınızı dönüştürmeye ne dersiniz?
Bilinçaltının Gücü
Neden bir insan üzgünken, diğeri mutludur?
Neden bir insan korkak ve endişeliyken, diğeri inanç ve güven doludur?
Neden bir insan amansız olduğu söylenen bir hastalıktan kurtulurken, diğeri iyileşemez?
Neden bir insanın güzel ve lüks bir evi varken, diğeri derme çatma bir yerde yaşamak zorundadır?
Neden bir insan tam bir başarı örneğiyken, diğeri sefil haldedir?
Neden bir konuşmacı ilgi çekici ve son derece popülerken, diğeri sıradan ve sönüktür?
Neden bir insan işinde ya da mesleğinde bir dehayken, diğeri hayatı boyunca hiçbir şey yapmadan ya da başarmadan düşe kalka yürümeye çalışır?
Neden hoşgörülü ve ahlaklı bu kadar insan zihnindeki ve bedenindeki olumsuzlukların acısını çekiyor?
Neden bir insan mutlu bir evlilik sürerken, diğeri evliliğinde mutsuzluk ve hayal kırıklığı yaşıyor?
Bu soruların yanıtı, bilinçaltı ve bilinçli zihninizin işleyişinde gizli olabilir mi?
Kesinlikle evet.
Bilinçaltının Gücü İle Zengin Ol
Joseph Murphy’nin zenginliğe ulaşma konusuyla ilgili en etkili yazılarının, bilinçaltının düşünce ve eylem üstündeki etkisiyle ilgili öğretilerinin ve modern hayata ilişkin örneklerin de yer aldığı Bilinçaltının Gücü ile Zengin Ol adlı kitabında Murphy, “beş duyu dünyası” olarak adlandırdığı, etrafımızdaki belirsiz, sürekli değişen dünyayı aşabileceğimize ve içimizde huzur, bolluk ve iyiliğin hüküm sürdüğü bir yaşama sahip olabileceğimize işaret ediyor.
Joseph Murphy zamansız felsefesi ve uygulamaları ile okurlara, bilhassa zenginliğe ve arzu edilen diğer şeylere sahip olmak için çok fazla çaba sarf etmemeleri tavsiyesinde bulunuyor. Gerekli olan tek şeyin “zahmetsiz bir çaba” olduğunun altını çiziyor. Zenginliğe ulaşmak ve hayallerimizdeki hayatı yaşamak için dikkatimizi ve inançlarımızı odaklamamızın basit ama güçlü yollarına odaklanıyor.
Murphy’nin öğretilerini uygulamaya başlarken, zenginlik, mutluluk ve kendinizi gerçekleştirmekle ilgili yaklaşımınızda köklü değişiklikler yapmaya hazır olun!
Bilinçli Aile Olmak
Bilinçli Bebek
Bilinçli Genç Olmak
Dünya değişiyor.
Diğer gençler gibi, sen de ailenden çok daha farklı bakabiliyorsun dünyaya…
Ebeveynlerin ve öğretmenlerinle ufak tefek tartışmalar yaşaman çok normal. Özgür olmak istemen, gelecek hakkında kaygılanman, teknolojiye kolayca adapte olman gayet doğal…
Çünkü anlaşılmaya ve anlamaya ihtiyaç duyuyorsun.
Seni duyuyorum ve seni gerçekten anlıyorum…
Ben, Prof. Dr. Nevzat Tarhan.
Bu kitabı sana nasihat vermek için yazmadım. Bir dostunun, yol arkadaşının tavsiyeleri olarak görebilirsin yazdıklarımı. Sorunlarını arkanda bırakabilmen, hayata sevgi ve güvenle bakabilmen, yani gençliğinin tadına bilinçli şekilde varabilmen için tüm söylediklerim.
Senin çok akıcı bulacağından emin olduğum bu kitabı, ebeveynlerin ve öğretmenlerin de – seni daha iyi anlamak istediklerinde – rahatlıkla açıp okuyabilecekler… Böylece belki de senin söyleyemediklerini de okuyabilir, seni daha iyi anlamaya çalışabilirler… Belki onlara sen tavsiye edersin, kim bilir?
Genç dostum…
Bilinmeyen Adanın Öyküsü
“Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver.”
Bilinmeyen adaların kalmadığına inanılan bir dönemde bilinmeyen ada arama cesaretine sahip bir adamla böyle bir cesareti görüp hayatını değiştirebileceğine inanan bir kadının büyük usta Saramago’nun eşsiz anlatısında edebiyat tarihine geçen yolculukları böyle başlar. Emrah İmre’nin Portekizceden çevirisi ve Birol Bayram’ın desenleriyle okurun minör başyapıtlarından olacaktır Bilinmeyen Adanın Öyküsü.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Bir Kadının Hayatından 24 Saat
Stefan Zweig’ın 1920’li yıllarda kaleme aldığı “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” ve “Bir Kadının Hayatından 24 Saat” adlı öyküler okuru insan ruhunun dehlizlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor: Ruhta iz bırakan anlar, insanın yazgısını değiştiren karşılaşmalar, yenilgiler ve hayal kırıklıkları insanın varlığını esir alan tutkunun farklı veçheleri ekseninde öyküleniyor.
Zweig’ın öyküleri insan psikolojisine dair derinlikli gözlem gücünü her satırda bir kez daha hissettiriyor.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Koridor Yayıncılık
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Modern Klasikler 22
Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
Bilinmeyen Hedef
Çok sayıda bilim adamı bir anda ortadan kaybolur. Bu durum gizli haberalma servislerini iyiden iyiye endişelendirir.
Bu adamlar kaçırılmış ya da şantaj mı yapılmıştır? Yoksa beyinleri mi yıkanmıştır?
Tüm bu sırrın anahtarı bir kadında saklıdır, ama o da uçak kazasında ağır yaralanmış, hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır.
Bu arada Kazablanka'da bir otel odasında, Hilary Craven isimli bir kadın intihar etmeye karar verir. Ancak hiç tanımadığı bir adam, bunun yerine kadına daha heyecanlı bir ölüm yolu önerir.
"Agatha Christie, bu dedektiflik öyküsüyle bizlere yine geri-lim dolu bir roman sunuyor."
Sunday Times
Bilinmeyen Numara Nar Ciltli
Çınar Duman’ın, dört yıldır aynı evi paylaştığı Balın İmge ile olan dostluğu bir yaz tatili projesiyle bir şehirden diğerine uzanacaktır. Proje için seçilen öğrencilerden kimisi ikiliyle samimi dostluklar içerisine girer kimisi de gizli kimlikler ardında çeşitli oyunlar oynamaktan geri kalmaz. İkili, hemen her gün bir şekilde kendilerine ulaşan ve hayatlarını tepetaklak eden mesajcıyı bulmak için çabalar.
Kimden geldiği belli olmayan mesajlarla tehlikeli bir oyunun içine sürüklenen Çınar ve Balın her şeye rağmen dostluklarına sıkıca tutunmaktan vazgeçmez.
Bilirbilmezler Yeni Beyaz Kapak
Bouvard ile Pécuchet, bilgisizliklerinden ve ahmaklıklarından kaynaklanan sınırsız bir gözüpeklikle her konuya el atan iki arkadaştır; görünüşleri gibi tutumları ve tutkuları da gülünçtür. Ama gülünçlükleri biraz da ele aldıkları eserlerin, karşılaştıkları kişi ve durumların gülünçlüğünden ileri gelir. Gerçekten de Flaubert, onların serüveninde, döneminin bilimini, felsefesini, edebiyatını, politikasını gülünç düşürmeyi amaçlar. Bilirbilmezler’i yazmaya hazırlandığı günlerde, “Öfkemi boşaltacağım bir planım var... Çağdaşlarımın bende uyandırdığı tiksintiyi onların üzerine kusacağım... Taşkın ve müthiş bir şey olacak,” demesi bundandır. Bunu da çok iyi başarır. Bu roman, Don Quijote’den Teneke Trampet’e doğru uzanan çizgide, roman tarihinin baş döndürücü doruklarından biridir.
Bilişsel Davranışçı Terapi Temel İlkeler Ve Uygulama
Bilişsel Terapi, yalnızca başvuranların güncel sorunlarını çözmez, aynı zamanda bütün yaşamları boyunca sorunlarını çözebilecekleri özel birtakım beceriler de öğretir. Unutmayın ki; “Olayları olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz”.
“Bilişsel terapi alanında yazılan bu kitapta hem BDT’nin tanıtılması, hem de BDT’nin uygulanabilir alanlarının akıcı ve anlaşılır bir dille aktarılmış olması Türkiye’deki bilişsel terapi alanı adına bir kazanç niteliğindedir. Bunun yanında tüm ruh sağlığı alanında çalışanlara ve hastalara yol gösterici niteliğinde olan bu kitabı bizlere kazandıran Dr. Hakan Türkçapar’a teşekkürlerimi sunarım.”
-Dr. Emel Stroup (ABPP, ACT)
“Prof. Hakan Türkçapar’ın Bilişsel Davranışçı Terapi: Temel İlkeler ve Uygulama isimli kitabının yeni baskısı, bilişsel terapi modeli için harika bir başlangıç ve genel değerlendirme. Bu müthiş eser, klinisyenlere, bilişsel model veya psikopatoloji hakkında, hastaların nasıl değerlendirilmesi gerektiği, ilk seansta nasıl etkili çalışılacağı, olgu kavramlaştırması ve sorunlu düşünüş-davranış biçimlerini tanılama hakkında güncel bir bakış açısı sağlıyor. Elinizdeki kitap, bilişsel modeli bilinçli ve sofistike bir bağlamda kullanmak isteyen klinisyenler için çok önemli bir kaynak. Klinisyenlere şiddetle tavsiye ederim.”
-Prof. Dr. Robert L. Leahy
American Bilişsel Terapi Enstitüsü Direktörü
Bilişsel Davranışçı Terapiler Derneği Eski Başkanı
Uluslararası Bilişsel Psikoterapi Derneği Eski Başkanı
Bilişsel Terapi Akademisi Eski Başkanı
“Hakan Türkçapar, bilişsel terapinin teori ve pratiğiyle ilgilenen Türkçe konuşan klinisyenler için değerli bir kitap yazmış. Hakan, Türkiye’deki psikiyatri kurumlarında bilişsel davranışçı terapi eğitimi, süpervizyonu ve yaygınlaştırılması konularında oldukça yoğun çalışmalar yapan deneyimli bir BDT klinisyeni. Onunla çalışmaktan her zaman büyük keyif aldım; bu kitabı da bilişsel terapinin temel prensipleri ve uygulamalarını öğrenmek isteyen Türkçe konuşan tüm akıl sağlığı çalışanlarına tavsiye ederim.
-Prof. Dr. Judith S. Beck
Beck Bilişsel Davranışçı Terapi Enstitüsü Başkanı
“Kuramlar, fotoğraf çeken bir kameraya benzer; kameranın objektifi resmi çekerken belli bir noktaya odaklanır, diğerlerini göz ardı eder, etmek zorundadır. Kameranın açısı ne kadar genişse o kadar daha fazla öğe kapsanır. İnsan psikolojisiyle ilgili çeşitli kuramlar da böyledir. Bilişsel davranışçı terapinin bu noktadaki farkı ya da ayrıcalığı; psikoloji alanındaki çeşitli kuramlar içinde, bilimsel yöntemi psikolojiye uygulama iddiasını kendine kalkış noktası olarak benimsemesi ve bu sayede diğer kuramlardan farklılaşmasıdır. Bilişsel davranışçı kuramın bilimsel önerme ve verilere (gözlem, hipotez-hipotezin test edilmesi) dayalı olarak oluşturulması ve onu temel alması, diğer bilimsel kuramları içinde kapsayarak dışlayıcı olmaması ve psikolojideki en insana özgü yanı, yani bilişleri merkeze oturtması ve değişimde merkezi dayanak noktası yapmasında yatar. Birazdan sayfalar arasında ilerledikçe, yukarıdaki ölçütler açısından kuramları değerlendirdikçe, neden bu kitapta bilişsel davranışçı terapinin konu alındığı daha iyi ortaya çıkacaktır.”
“Bilişsel davranışçı terapinin uygulama alanında diğer psikoterapilerden farklılaşan yönü yapılandırılmış bir tedavi olmasıdır. Bunun iki anlamı vardır: Birincisi bilişsel davranışçı terapi süreci, seanslar arasında yapılandırılmıştır. Terapi sürecinin genel yapısı değerlendirme, ilk psikoterapi görüşmesi, terapi süreci ve yinelemeyi önleme ve güçlendirme görüşmeleri sırasını izler. Yani süreç değerlendirme ve tedavi amaçlarının belirlenmesiyle başlar, psikoeğitim seansları ve bilişsel davranışsal müdahalelerin uygulandığı rahatsızlığa özgü tedavi protokolüyle devam eder ve sonlandırma seanslarıyla biter. Süreç bittikten sonra da gerek duyulursa güçlendirme seansları yapılır. İkinci anlamı ise her seansın kendi içinde de benzer bir yapının olmasıdır. Seanslar da aynen terapi süreci gibi kısa bir değerlendirme, amaç/gündem belirleme ile başlar. Bilişsel davranışçı müdahalelerle süre. Özet ve geribildirimle biter.”
Billur Köşk Masalları
Billur Örüntüler
“Sence önce tren mi gelir kar mı yağar?”
“Bilmem, önce kar yağmaya başlarsa daha güzel olur sanki.”
“Evet… Önce kar yağsa sonra kar tanelerinin arasından tren geçse.”
Rüzgârı, billur örüntüleri yüzümüze savursa
Gözlerimizi kıssak
Düdüğü çalsa
Eve dönsek.
Rıdvan Hatun, ilk kitabı Billur Örüntüler’de karanlıkta el yordamıyla ışığın düğmesine ulaşmaya çalışan insanları anlatıyor.Hayatta kalmaya çabalayan insanlar, başkalarının hayatta kalması için çabalayan insanlar, aile denen taşıması zor yükü sırtlanan insanlar. Birbirinden farklı dünyaların küçük sahnelerinden; büyük, tedirgin edici anlatılar var bu öykülerde. Yumruğun nereden geleceğini kestiremiyorsunuz.
Billy Milliganın Zihinleri
Tek bedende 24 farklı kişilik barındıran Billy Milligan’ın gerçek hikayesi
Billy Milligan, bedenine hâkim olmak için mücadele eden yirmi dört belirgin kişiliğin içinde hapsolmuş genç bir adamdır. Bu mücadele, üç kadını kaçırmak ve onlara tecavüz etmekle suçlanarak tutuklanmasına kadar sürer. Billy Milligan çoklu kişilik bozukluğu olan bir akıl hastası olduğu gerekçesiyle kendisine isnat edilen bu suçlardan beraat eder, mahkemenin bu kararı tarihte ilktir ve bugüne kadar bilinen en dikkat çekici ve tüyler ürpertici çoklu kişilik vakasını toplumun gözleri önüne sermiştir.
Sıradan bir suçlu olan Philip; bir ecza deposu soygununun planlayıcısı ve uyuşturucu dünyasıyla bağlantıları olan Kevin; tek amacı Billy’nin üvey babasını öldürmek olan April; Billy’nin bedenini onun tutuklanmasına neden olan tecavüzlerde ‘kullanan’ şefkate aç, çekingen ve lezbiyen Adalana; tüm kişiliklerin acılarını hisseden sekiz yaşındaki David ve erkeklerden, kadınlardan, kız ya da erkek çocuklardan oluşan tüm diğerleri ve onları bir arada tutabilen tek kişilik olan Öğretmen… İşkenceler içindeki bu genç adamın zihninin derinliklerine ve onun paramparça olmuş dehşet verici dünyasına yolculuğa hazır olun.
Billy Summers
“Tekinsiz hayal gücünü, dizginlenemez güce çeviren” efsanevi yazar Stephen King’den, profesyonel bir katil üzerine heyecan verici bir roman.
Billy Summers dünyanın en iyi kiralık katili, madalyalı bir Irak Savaşı gazisi, izini kaybettirmede sihirbaz Houdini kadar hünerli bir keskin nişancı. Ancak sadece gerçekten “kötü” adamları hedef alan bu amansız katil artık emekliye ayrılmak istiyor. Bundan önceyse son atışını yapıp kötülük timsali bir adamı haklamalı. Sonrasında sırra kadem basacak. Peki bu süreçte ne yanlış gidebilir ki? Muhtemelen her şey.
Stephen King’in son şaheseri Billy Summers, hem bir savaş hikâyesi, hem de Amerika’nın küçük kasabalarına ve orada yaşayan insanlara yazılmış bir aşk mektubu. Eli kanlı bir intikam romanı. Aşk, şans, kader ve kurtuluş için tek atımlık kurşunu kalmış karmaşık bir kahramanın karanlık hikâyesi.
Bu romanı elinizden bırakamayacak ve Billy’yi asla unutamayacaksınız.
New York Times
Çok Satanlar Listesinde Bir Numara
Esquire
Yılın En İyi Kitabı
Wall Street Journal
Yılın En Sevilen Kitabı
Goodreads Okur Ödülleri
En iyi Gerilim Finalisti
Bilyeler
Oyunların büyüsü bizi nerelere götürür?
Son kitaplarından Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği! adlı çocuk romanı, Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (ÇOGEM) 2014 Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Roman Ödülü’ne ve Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Çocuk Romanı Ödülü’ne değer görülen Behiç Ak, sıcacık bir mahalle öyküsüyle okuruyla buluşuyor. Lunaparkta bir küp dolusu bilye kazanan İbo’nun ve mahalle arkadaşlarının oyun dünyasını anlatan öykü, her yaştan okurun içinde kaybolacağı eğlenceli desenlere sahip. Sokak oyunlarının her sosyal sınıftan çocuğu bir araya getiren, birleştiren ve eşitleyen yönünü vurgulayan kitap, iletişim ve paylaşma konuları üzerine düşünmek için de birebir. Anadolu’nun farklı kentlerinde ve mahallelerinde bilye, misket, meşe, cıncık, zıpzıp, dobi, babüş, cicoz, cille gibi onlarca farklı adla anılan ve her kuşaktan çocukla buluşan bu renkli küçük cam kürelerin önemli yer tuttuğu kitap, oyunların büyüsünü yeniden hatırlatıyor.
İbo ve Pisi, lunaparkta koca bir küp kazanırlar. İçinde ne olduğu ancak evde çıkar ortaya: Renk renk sayısız cam bilye. Bu pırıl pırıl bilyeler kısa sürede İbo’nun en büyük tutkusu haline gelir. Ancak, oğlunun sürekli bilyelerle oynaması, babasının hiç hoşuna gitmez. Bulduğu çözümse, İbo kadar mahallenin çocuklarını da etkileyecektir...
Yazar Hakkında:
Behiç Ak, Samsun’da doğdu; İstanbul’da mimarlık öğrenimi gördü. 1982’den beri Cumhuriyet gazetesinde bant karikatür çiziyor. Çocuk kitabı yazarlığı ve çizerliği, oyun yazarlığı ve sanat yönetmenliğinin yanı sıra belgesel film alanında da çalışmaları var. İlk yayımlandığı Japonya’da ödül kazanan Yüksek Tansiyonlu Çınar Ağacı adlı resimli çocuk kitabı, Günışığı Kitaplığı tarafından özgün bir tasarımla yenilendi ve Çince’ye çevrildi (2014). Okumaya yeni başlayanlar için felsefeye giriş niteliğindeki “Tombiş Kitaplar” dizisi, Benim Bir Karışım, Bizim Tombiş Taştan Hiç Anlamıyor ve Bizim Tombiş Fiyonk Makarnayı Çok Seviyor’la sürüyor. Otuz yıllık karikatür birikimini Karikatür Kitabı adlı özel bir albümle çocuklara sunan sanatçının, “Gülümseten Öyküler” adı altında yazıp çizdiği Güneşi Bile Tamir Eden Adam, Alaaddin’in Geveze Su Boruları, Kedilerin Kaybolma Mevsimi, Galata’nın Tembel Martısı gibi kitaplar her yaştan okurun ilgisini topluyor. Behiç Ak’ın Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği! adlı çocuk romanı, Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (ÇOGEM) 2014 Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Roman Ödülü’ne ve Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Çocuk Romanı Ödülü’ne değer görüldü. Sanatçının son romanı, Postayla Gelen Deniz Kabuğu (2014).
Bin Aşık Yılı Uzakta
Bin Muhteşem Güneş
Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan’ın Khaled Hosseini’de yaşadığı gibi…
Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurtma Avcısı’yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hosseini’nin ikinci romanı. Yazar bu romanında da yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden…
Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar…
Khaled Hosseini, hasreti, dostluğu, aşkı ve insanlığı en iyi anlatan yazarlardan. Başarıyla kurduğu olay örgüsüyle, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini gösteren yaratıcı bir kalem.
Bin Muhteşem Güneş, kelimenin tam anlamıyla “beklenen” bir roman…
Binbaşı Erseverin İtirafları
Tarih 23 Ekim 1993.
Çalan bir telefon.
“Ersever’i infaz ettik, sıra Soner’de.” Telefon kapanıyor.
Tarih 4 Kasım 1993.
Binbaşı Ersever, elleri arkadan bağlı, ağzı bantlı halde bulunuyor.
Öldürülmüş. Kafasına iki kurşun sıkılarak.
Ardından yakın arkadaşı itirafçı Mustafa Deniz ile sevgilisi Mahsune Dguebe’nin cesetleri bulunuyor.
Peki Binbaşı Ersever’i kim öldürdü?
Başbakan Tansu Çiller “kendi içlerindeki çatışma” diyor.
Kendi içlerindeki?
Kontrgerilla, JİTEM, itirafçılar...
Kontrgerilla timleri: Anadolu Halk Cephesi... TİT... KAP...
İtirafçılardan kurulu Yıldız Timleri...
Yeşil kod adlı Ahmet Demir...
Faili meçhul cinayetler...
Binbir Çiçekli Bahçe (1. Baskı)
Ustadır Arı, Ağacın Çürüğü, Baldaki Tuz, Zulmün Artsın ve Binbir Çiçekli Bahçe Yaşar Kemal'in gazetelerde, dergilerde yayımlanmış toplumcu ve gerçekçi bir bakış açısıyla kaleme aldığı yazılardan ve konuşmalardından derlenmiştir. Onun düşünce ve yazarlık serüvenine tanıklık eden bu yazılar halkın yıllardır içine sürüklendiği karınlığın belgeleridir. "Dünyamız, ne büyük mutluluktur ki, on binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Her kültürün bir rengi, bir kokusu vardır. Dünyamızın bir çiçeğinin koparılması, dünyamızdan bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır." Yaşar Kemal
Binbir Gece Masalları – Kısaltılmış Metin
“Kışla yaz arasında ziyaret için gelen benim. Ama ziyaretim gece ışıklarının görünümü kadar kısadır. Ay ışığının toprağa düşüşü kadar kısadır. Çiçek açışımın kısa süresinden yararlanmak için acele edin ve hatırlayın ki, zaman keskin bir kılıçtır. Uzun süre beni elinde tutmayı düşünen yanılmaktadır. Ben bülbülün aşık olduğu gülüm.”
Yüzyıllar boyunca, Çin’den Kuzey Afrika'ya uzanan ve Çin, Çin Hindi, Hindistan, ‹ran, Irak, Türkiye, Suriye ve Mısır'ı kapsayan bir alanda anlatılan Binbir Gece Masalları, ilk kez Antoine Galland tarafından düzenlenip Fransızcaya çevrilerek (1704-17, 12 cilt) dünyaya tanıtıldı. Dünyalar güzeli Şehrazad’ın geceler boyunca Sultan Şehriyar’a anlattığı masallar zengin içeriği, kurgusundaki ustalık ve fantastik motiflerin bolluğu ile küçüklerin olduğu kadar büyüklerin de ilgisini çekmektedir.