Anneannemin Kuyruklu Yıldızı
Babamla bazı pazar günleri bitpazarına gideriz. Çok değil, yılda birkaç kez. Babam, orada satılan şeylerin önünde durur, uzun uzun bakar, sonra bana:
-Kimbilir bunu kimler kullanmıştı Metin, der. Acaba yeniyken nasıldı? Sonra niçin buraya düştü?
Babam bitpazarından bazen kitaplar, bazen de onarım aletleri satın alır. Penseler, tornavidalar, kerpetenler, çekiçler. Onları evde birtakım şeyleri onarırken kullanır. Bir kezinde benim odam için küçücük bir dolap aldı.
Annelik Sanatı
Annem Bir Melek
Annem Bir Süper Kahraman
Annem Bıyık Bıraktı
Annem De Çocukmuş
Sen hiç beştaş oynadın mı? Ya da körebe? Veya istop?
Evde çok sıkılan Leyla, tam tabletini açıp çizgi film izleyeceği sırada, annesi eski sandığını açar ve içinden siyah beyaz fotoğraflar çıkarır.
Fotoğraflarda Leyla’nın daha önce hiç duymadığı, oynamadığı oyunlar vardır. Annesi de anlatır bu oyunları bir bir…
Ama Leyla sadece yeni oyunlar öğrenmekle kalmaz, başka bir sırrı daha çözer!
Annem Ve Babam Boşanıyor Ebeveynleri Ayrılan Çocuklara Yardım
Bu kitap, çocukların boşanmayı anlamaları ve kaybın yarattığı keder duygusunu tanıyıp ifade etmeleri için güvenilir ve incelikli bir yol sunuyor. Kitaptaki yaratıcı ve interaktif çizim aktiviteleri çocukların şu konuları öğrenmelerine yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır: - Değişimi hayatın bir parçası olarak görmek - Boşanmayla ilişkili değişimleri tartışmak - Boşanmayı ve boşanmayla ilgili duyguları anlamak - Evlilik ve boşanmayla ilgili kavramları tanımak - Değişimle başa çıkma yöntemlerini belirlemek - Kayıp ve keder duygusunu tanımak - Tüm duyguların doğal olduğunu kabul etmek - Duyguları ifade etmenin sağlıklı yollarını bulmak - Boşanmış ebeveynlerle yaşamak - Ebeveynlerin duygularını tanımak "Boşanma sürecinde hem çocukları hem de ebeveynleri bilgilendirecek, bu zor sürece hazırlayacak ve onlara yol gösterecek ustalıkla hazırlanmış mükemmel bir kitap. Bu kitap sadece anlayış değil, umut da vaat ediyor..." -Dr. Earl A. Grollman-
Annemi Bir Kez Daha Görebilsem
Bir kadının yüreğindeki o hiç sönmeyen umut ışığının yürek burkan hikâyesi…
İngiliz asıllı bir annenin çocukları olan henüz on beş yaşındaki Zana ile kız kardeşi Nadia, herkes gibi hayalleri olan iki genç kızdır. Birmingham’daki son derece modern ve özgür hayatlarının, onları günün birinde umut ettikleri o parlak geleceğe kavuşturacağından da emindirler. Ne var ki Yemenli bir esnaf olan babaları onlarla aynı fikirde değildir. Bulundukları ecnebi topraklarında kızlarının ahlaklı ve iffetli kadınlar olmayı asla öğrenemeyecekleri düşüncesiyle Zana ile Nadia’yı karşısına alıp onlara, ata topraklarını ziyarete gitmelerini teklif eder. Kızlar babalarının bu teklifini hemen kabul ederler çünkü kendilerine anlatılan her şeye inanmışlardır. Yemen’in egzotik kumsallarında birbirinden güzel maceralar yaşayacakları bir tatil geçirmeyi planlıyorlardır. Öte yandan Yemen topraklarına ayak bastıktan çok kısa süre sonra kandırıldıklarını anlarlar. Babaları tarafından oğullarıyla evlendirilmek üzere iki Yemenli aileye para karşılığı satılmışlardır.
Orta Çağ kanunları ile yönetilen, modern hayattan fersah fersah uzak bir dağ köyünde, daha önce hiç görmedikleri adamların eşleri olarak yaşamaya zorlanan Zana ve Nadia, başlarına ne gelirse gelsin günün birinde bu cehennemden kurtulacakları umuduna tutunmaya devam ederler. Özellikle de Zana, baskıya, zulme ve erkeklerin ağızlarından çıkan her sözün âdeta yasa kabul edildiği bir düzene tüm varlığı ile başkaldırır. Peki, her şeye rağmen hayatta kalmayı başaran bu iki kız kardeş, evlerine, İngiltere’deki yaşamlarına ve en önemlisi biricik annelerine yeniden kavuşabilecek midir?
Yayımlandığı ilk günden itibaren dünya çapında ses getiren ve okuyan herkesi derinden etkileyen Annemi Bir Kez Daha Görebilsem, birbirinden farklı kadın portreleri eşliğinde toplumları oluşturan değerlere de ışık tutuyor.
Annemin Bavulu
Annemin Çantası
Güzel bir yaz günü. İki kardeş anneleriyle parka gidiyor. Çocuklar neye ihtiyaç duysalar çantadan çıkıveriyor. Acaba bu çanta süper güçlere mi sahip?
Sara Şahinkanat’ın yazdığı, Ayşe İnan’ın muhteşem resimlerle hayat kazandırdığı “Annemin Çantası”, her zaman alay ya da merak konusu olan bir konuya açıklık getiriyor. Kadınların çantasında neler var neler? Böyle bir kitap, iki duyarlı kadının ortak ürünü olunca, ortaya müthiş bir sonuç çıkıyor. Aslolan çanta değil, çantalarında taşıdıkları “hayat”la kadınlar çünkü…
Annemin Gölgesi
Annemin Kalbi Kuş Gibi
Annemin Kasetleri
Erkeklerin ve çocukların canına kasteden bir lanetin gölgesinde, sadece kadınların hayatta kaldığı bir köyde, mucizevi bir şekilde yaşama tutunan iki çocuğun hikâyesi bu: Yedi yaşındaki ikizler Bayram ve Seyran, anneleri Zêre’nin bir teyp ve kasetlerle yarattığı ritüellerle Tabaa’nın lanetine direnirken, kadınlar köyünün her bir sakini geçmişiyle yüzleşir ve bütün oyun ortada gibi görünse de suçluluk ile masumiyetin kimde kalacağı belli değildir.
Devran Kaya, Annemin Kasetleri’nde, kendi yaşamına dair izleri ilahi ezgilerinin, gizemli atların, tekinsiz fısıltıların, şifalı otların, hurafelerin kol gezdiği bir evrenle yoğuruyor: Olağanüstü fakat aynı zamanda çelişkileriyle insanın olduğu her yere benzeyen, tüm zamanlara ait bir coğrafya burası. Heyecan ve ironiyle dinleyicisine seslenen özgün bir hikâye anlatıcısını müjdeleyen bir ilk roman.
Damdan avluya bakıldığında, insana önce bir piyanonun beyaz tuşlarına basılıyormuş izlenimi veren, sonra öne arkaya hareket edip gittikçe hızlanarak gemileri yutan bir girdaba dönüşen bir çember seçilirdi; bunun tam ortasında duran, başını yıldızlara doğru uzatmış iki çocuğun gözbebekleri, batması muhtemel bu gemiden yardım için göğe fırlatılan işaret fişeklerini andırırdı.
Annemin Mektupları
Bu kitabı okuyan sevgili arkadaşlarım;
Annem, işine çok erken gidiyor. İşyeri eve yakın. Babamsa, uzaklarda çalışıyor. Onunla sık sık telefonla konuşuyorum. Sesi güneş ışığına benziyor. Onun sesini duyunca içim aydınlanıyor, kuşlarım ötüyor.
Her sabah kahvaltı masasında annemin bir mektubunu buluyorum. Onun mektupları, peynir kadar, zeytin kadar, bal kadar tatlı geliyor bana. Çünkü her mektubunda öyküler anlatıyor.
Annemin Sır Dolu Çekmecesi
Annemin Zarif Elbiseleri
Annemle Uzayda
"Zeyno Kitapları" dizisinin ikinci macerasında, eğlence ve heyecanın dozu artıyor, aile içindeki alışılmış roller değişiyor. Usta sanatçı Sedat Girgin'in desenleriyle bezeli bu renkli kitaplar, küçük büyük birlikte okumak için birebir.
Zeyno'nun günleri, uzaya gidip gelen annesi Sevinç'e heyecanlanmak ve ev işlerini beceremeyen babası Ahmet'e gülmekle geçmektedir. Bir gün babası, işinden ayrıldığını, artık kâğıthelvacıda çalışacağını söyler. Kâğıthelvaların paketlerine şiirler yazıp satışı artırmayı hayal etmektedir! Annesiyse, Zeyno'nun ayaklarını yerden kesecek bir sürprizle çıkagelir!..
Annesinden Kopamayan Erkekler
Neden bana bağlanamıyor? Pek çok kadın ilişki istemeyen, çapkınlık yapmayı bırakmayan veya seks bağımlılığından vazgeçmeyi reddeden bir erkeğe âşık olduğunda kendini bu soruyu sorarken bulur.
Annelerine yönelik aşırı ve dolayısıyla sağlıksız duygusal bağları olan erkekler, kendi isteklerini yerine getirmeye ve yaşamlarını sürdürmeye çalışırken kendilerini kapana kısılmış, suçlu ve vefasız hissederler. Dolayısıyla bağlanmak onlar için korkutucudur. Bu tür erkekleri seven kadınlar, genellikle sevgililerinin flört sürecinde sadece belirli bir yakınlık kurup, orada takılıp kalmalarından dolayı hayal kırıklığına uğrarlar. İlişkinin başlangıcında bu erkekler, çok sevgi dolu ve düşüncelidirler fakat sonra aniden aradaki bağ tüm canlılığını yitirir. Geri çekilirler ve nedenini açıklamazlar. Bağlanmazlar.
Klinik psikolog Dr. Kenneth M. Adams, bu kitapta iç içe geçmiş anne-oğul ilişkilerinin etkilerini açıklamak için klişe örneklerin ötesine geçiyor. Yirmi beş yıllık meslek hayatı boyunca bu tuzağa düşmüş yüzlerce erkeği başarıyla tedavi eden Adams, bu bilgilendirici rehberde onların hikâyelerini paylaşıyor. Annelerinden kopamayan erkeklerle birlikte olan kadınlar, oğullarını özgür bırakmak isteyen anneler için pratik, şefkatli ve verimliliği kanıtlanmış yöntemler sunuyor.
Antigone – Hasan Ali Yücel Klasikleri 228
Sophokles (MÖ 495-406): Yunan tragedyasının en önemli yazarları arasında adı ilkönce hatırlanan Sophokles, konuları işleyişi ve oyundaki karakterleri canlandırılmakta ustalığıyla ayrı bir yere sahiptir. Tiyatro tekniğini geliştirmiş, diyaloglara, dekor ve kostüme önem vermiştir. Tragedyalarında dönemin yazarlarında rastlanmayan derli toplu bir içyapı görülür. Eserlerinde yazgı sorununu her zaman ön planda tutar. Katıldığı yarışmalarda yirmiden fazla ödül almıştır. Yüz yirmi üç tragedya yazan Sophokles’in eserlerinden sadece Aias, Antigone, Kral Oidipus, Elektra, Trakhis Kadınları, Philoktetes, Oidipus Kolonos’ta günümüze ulaşabilmiştir. Sophokles’in tüm eserleri Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlanacaktır.
Antik Mısır
Antik Mısır'ın inanılmaz geçmişini keşfedin. Piramitlerden mumyalara, firavunlardan Mısır Uygarlığı’nın benzersiz coğrafyasına kadar çocuklar, bu büyüleyici toprakların tarihi ve kültürü hakkında pek çok şey öğrenecekler.
National Geographic’in uzman fotoğrafçılarının imzasını taşıyan görsellerle, zengin bir içerik, bu kitapta bir araya geldi. 12 kitaptan oluşan, 3. seviye okuma kitaplarından biri olan Antik Mısır, kendi başlarına akıcı olarak okuyabilen ve yeni sözcüklerle uzun cümlelere hazır olan çocuklar içindir. İlgi çekici parlak resimleriyle çocukların ilgilerini kaybetmeden hem eğlenmelerini hem de öğrenmelerini sağlayan bu kitap, onların bilim, tarih ve arkeoloji dünyasına attıkları ilk adımlardan olacak.
Antika Kral Forsantinin Uyanışı
İsmi Forus Forsantin’miş. Ona kısaca “Forsantin” diyebilirsiniz.
“Bir dakika! Antika kral mı? O da ne demek?” dediğinizi duyar gibiyim.
O zaman Forsantin’in hikâyesini dinlemek için hazırlanın ve arkanıza yaslanın.
Televizyonları, bilgisayarları ve telefonları kapatın.
Kendinize sessiz bir yer bulun. Dış dünyayla olan bağlantınızı şimdilik kesin.
Kemerlerinizi bağlayın ve derin bir nefes alın.
Çünkü birazdan Forsantin sizi başka bir dünyaya götürecek.
İsmi Forus Forsantin’miş. Ona kısaca “Forsantin” diyebilirsiniz.
“Bir dakika! Antika kral mı? O da ne demek?” dediğinizi duyar gibiyim.
O zaman Forsantin’in hikâyesini dinlemek için hazırlanın ve arkanıza yaslanın.
Televizyonları, bilgisayarları ve telefonları kapatın.
Kendinize sessiz bir yer bulun. Dış dünyayla olan bağlantınızı şimdilik kesin.
Kemerlerinizi bağlayın ve derin bir nefes alın.
Çünkü birazdan Forsantin sizi başka bir dünyaya götürecek.
Antikacı
Antrenmanlarla Matematik 1
Başlarken,
Bu öyle bir yolculuk ki sonunda matematiği anlamak ve öğrenmek var...
Eğer siz de matematiği öğrenme zamanınızın geldiğine inanıyorsanız buyurun.
Evet, en uzun yolculuklara bile küçük bir adımla başlandığına göre...
Artık siz de cesaretinizi toplayın ve ciddi ciddi yola koyulun.
Yola çıkmadan önce bu olaya pozitif bakmayı öğrenin. Ve kafanızdaki matematik öğrenme ile ilgili tüm negatif düşünceleri yok edin. Daha önceki denemelerinizin nasıl sonuçlandığına değil şimdiki denemenize yoğunlaşın.
Bir de, bu yolun zorluklarını değil, yolculuğunuz bittiğinde yaşayacağınız mutluluğu düşünün. Çalışırken yorulduğunuzda veya sıkıldığınızda şunu aklınızdan hiç çıkarmayın. Bu derse gerektiği gibi çalışıp da başaramayan öğrenci yok. Yeter ki ortalama bir zekâya sahip olunsun. Buna da sahip olduğunuza göre... Ama sabırsız olduğu için başaramayan çok.
Siz,
Daha önce defalarca matematik öğrenmeye karar vermiş olabilir ve her girişiminizde pes etmiş olabilirsiniz,
Matematiği fobi haline getirmiş olabilir ve hatta nedenini bile bilmeyebilirsiniz,
Matematiğin zor bir ders olduğuna inanmış ve bunu sadece matematik beyni (her ne demekse) olanların yapacağına inanıyor da olabilirsiniz,
Belirlediği yüksek hedeflerden matematik yapamadığı için vazgeçmiş olanlardan da olabilirsiniz, Matematiği öğrenmek için bir sürü dershane dolaşmış ama her seferinde ümidini kaybetmiş olarak başa dönmüş de olabilirsiniz,
Matematiği öğrenme ümidiyle bilinçsizce bir sürü kitap alan ama açınca nereden başlayacağını bilmeyenlerden de olabilirsiniz,
Tarih ve Türkçe derslerini rahatlıkla yapabildiği halde matematiği neden yapamadığını bir türlü kavrayamayanlardan da olabilirsiniz,
Matematiği çok zayıf olup da bu problemini sınıf ortamında halledebileceğinizi de sanıyor olabilirsiniz.
Matematiğin ne demek olduğunu bile tam olarak bilmezken çevresindekilerin 'zor ders” yakıştırmalarından dolayı matematiğe karşı önyargısı olanlardan da olabilirsiniz,
Matematiği sınıfta anlıyorum ama eve gidince yapamıyorum diyenlerden de olabilirsiniz,
Matematiği anlıyorum ama işlem kabiliyetim kötü olduğu için yapamıyorum diyenlerden de olabilirsiniz,
Aslında matematiğim iyi ama çok işlem hatası yapıyorum diyenlerden de olabilirsiniz,
Ya da kendini kusursuz melek zannedip de öğretmeni sistemi ve bilmem daha neleri suçlayıp başarısızlığına kılıf arayanlardan da olabilirsiniz, ...
Her ne olursanız veya hangisi olursanız olun... Önemli değil artık. Hepsi geride kalacak ve artık başaracaksınız. Yeter ki kararlı ve sabırlı olun ve Antrenmanlarla Matematik setinin birinci kitabını adam gibi bitirin.
Bu setle matematiği seven ve öğrenen o kadar çok öğrenci var ki. Onun için eminim ki siz de siz de bu seti bitirdiğinizde neden daha önce yapamadığınıza şaşıracaksınız. Biliyorum ki
Kesinlikle başaracaksınız. Ve işte şimdi tam zamanı...
Apartıman Çocukları
İstanbul’da biçimiyle ve planıyla birbirinin aynısı üç apartman: Şeref, Namus ve Vicdan apartmanları... Bu üç apartmanın tek sahibi Hacı Suduri Efendi...
Memur Seyfi Saymaner’in kiralık bir ev aramasıyla ve baktığı birkaç evden sonra Namus Apartımanı’na ailesini yerleştirmesiyle başlıyor maceralar. Sonra mı? Doktoruyla, öğretmeniyle, kaptanıyla, tiyatrocusuyla ve kapıcısıyla birçok meslek grubundan renkli kişiliklere sahip apartman sakinlerinin kendi küçük dünyalarında başlarından geçen büyük olaylar... Bu üç apartmanın içinde yaşayan çocukların, büyüklere ders verecek dostlukları…
Apartıman Çocukları, Anadolu’nun çeşitli köylerinden İstanbul’a gelenlerin yaşadıkları çelişkiler, insanlar arasındaki ilişkilerin yapaylığı ve yapmacıklığı üzerine bir mizah romanı.
Rıfat Ilgaz, eğlenceli bir serüvene çağırıyor.
Mizah ustalığının eşsiz gücüyle...
Apollon’un Görevleri 5 – Nero’nun Kulesi
Bu perişan ergen bedeninde, utanç verici Lester Papadopoulos ismiyle geçirdiğim altı ayın ardından yolun sonuna geldim.
Meg'le birlikte ülkenin öbür ucuna savrulduktan sonra geri dönüyoruz. Kadim kâhinleri kurtardık, lejyonlar dolusu canavarı alt ettik ve büyük kayıplar yaşadık. Triumvirate'nin kötü kalpli iki imparatorunun, Commodus ve Caligula'nın hakkından geldik. Ancak en zoru şimdi başlıyor. Her şeyin başladığı yere, Manhattan'a geri dönüyoruz. Nero Claudius Caesar'ın, yani Meg'in zalim üvey babasının merkez üssüne. Onu bir şekilde yensek de daha güçlü bir başka tehlike beni bekliyor:
Kutsal mekânım Delfi'ye deniz kenarında ucuz pansiyon bulmuş gibi çöken ezeli düşmanım Piton.
Önümüzdeki birkaç gün içinde bu düşmanları yenip yeniden tanrı Apollon olmam gerekiyor (tabii babam Zeus kabul ederse). Yoksa bu yolda ölüp gideceğim. Ancak her iki koşulda da Lester Papadopoulos olarak süremi doldurmuş bulunuyorum.
Aptal Sınıf
Arkamızdan gülünüp dalga geçildiğini biliyoruz. Ancak çektiğimiz filmin sonunu izlemeden karar vermeyin.
Ne demiş atalarımız: Son gülen iyi güler!
Sıra dışı eğitim teknikleri ve yetiştirdiği öğrencileriyle milyonların takdirini toplayan Ahmet Naç, ilk öykü kitabı Aptal Sınıf’la minik kitapseverlerin karşısına çıkıyor. Aptal olarak yaftalanan çocukların doğru motivasyonla nasıl olağanüstü bireylere dönüşebileceğini gösterdiği bu başarı öyküsü okuyuculara ilham kaynağı olacak.
Aptalı Tanımak
Şu anda Türkiye’ye egemen olan cehalet yönetimi, toplum olma bilincimizde büyük yaralar açmıştır ve açmaya da devam etmektedir. Öncelikle, toplumun bir grup olarak rasyonel düşünme yeteneğini silip süpüren yobazlık ve düşünceye değil korkuya dayanan cemaat yaşamının hortlatılması, toplumsal dokumuzu derinden yaralamıştır. Buna ilaveten eğitimimizde yaratılan kargaşa ve kalitesizlik, bir toplum olarak bilgi edinme ve değerlendirme yetimizi ortadan kaldırmak üzeredir.
Tüm bunları yapanların eleştirilmesine, toplumda gerçeği aramak için oluşturulabilecek bir serbest düşünce ve tartışma ortamının oluşturulmasına imkân verecek basın özgürlüğünün alenen, fütursuzca tehdit edilmesi ve buna toplumdan en ufak bir reaksiyon gelmemesi ortaya konan yıkım projesinin toplumca algılanamamasına ve dolayısıyla bertaraf edilememesine neden olmaktadır. Bahsettiğim yıkım projesi, bir grup kötü niyetli insanın Türkiye’yi ortadan kaldırma projesi olarak algılanmamalıdır. Kuşkusuz, içimizde bu yıkım projesini yönetenleri dışarıdan destekleyenlerin böyle bir amaçları olabilir ve muhtemelen vardır da. Ancak bu projeyi içimizde (ve başımızda) bulunarak yürüten ve destekleyenlerin yaptıklarının tamamen farkında olduklarını sanmıyorum. Ortaya çıkan ve benim kısaca “proje” diye betimlediğim olgu aslında yalnızca cehalet ve aptallığın ortaya çıkardığı bir süreçtir. Tarih boyunca cehaletin ve aptallığın eline geçen toplumların kaderleri hep bizimki gibi olmuştur. Zira cahil, çevresiyle temasa geçemediği gibi bizzat kendisi hakkındaki bilgileri de değerlendiremez. Aptal ise bu veriler kendisine sunulsa bile bunlarla ne yapacağını düşünemez. Cahil ve aptal her türlü eleştiriden korkar; zira bellediği yolun dışında bir yolun varlığını bilmez, olabileceğini düşünemez ve kendisine gösterilse bile değerlendiremez. Bu durumda yapabileceği tek şey, bugün Türkiye’de olduğu gibi, toplumsal terör, yani korku yaratmaktan ibaret olur.
Aptallar Erken Ölür
Mafia’nın egemen olduğu yeraltı dünyasını Baba romanıyla efsaneleştiren Mario Puzo, okuyucuyu bu kez pırıltılı hayatlarla ünlü Las Vegas ve Hollywood’a götürüyor.
Bakara ve yirmibir masaları, kumarhaneyi dolandıran krupiyeler, havalandırmadan gelen saf oksijenle ayakta kalan ihtiraslı kumarbazlar, ‘ökse’ kadınlar, ‘yaşlı kurt’ kumarhane müdürleri; film yapımcıları, Hollywood yıldızları, Beverly Hills hayatı... ve romanın ana karakteri ‘dejenere’ bir kumarbaz olan ‘Sihirbaz’ Merlyn.
Puzo’nun güçlü kaleminden nefis bir roman.