Al Gözüm Seyrele Salih
Al Gözüm Seyreyle Salih'te Karadeniz'in küçük bir kasabaında on bir yaşındaki Salih'in, kanadı kırık bir martıya duyduğu sevgi ve mavi oyuncak bir kamyonu elde etme isteği konu alınır. 1970'lerin Türkiyesi, dönemin insan, devlet, iktidar ilişkileri Salih'in dünyasını çevreler. Yaşar Kemal, Salih'in gözündenhayata bakar ve çocukluğun bahçesinden, Türkiye'nin genel yapısını tüm inceliğiyle çizer. "Yaşar Kemal bir halkın kültürünü temsil etmektedir. Epiği geniş, katıksız bir halkçı temele yaslanmıştır.Romanları yaşamın zenginliği, sıcaklığı, güzelliğiyle doludur." Joel Ohlsson, Arbetet,(İsveç) "Yaşar Kemal'in yapıtları olgun, nefis bir meyve tadarcasına okunuyor." Gerard-Hunbert Goury, Le Matin, (Fransa) "Kemal büyük bir sevecenlik ve merhametle yazıyor." Daily Telegraph (İngiltere) "Yaşar Kemal'in destansı anlatımında hiçbir şey küçük değil. Onun her sözü, denizin köpüren dalgaları gibi çağıldıyor." Frankfurter Allgemeine Zeitung (Almanya)
Al Midilli
Steinbeck’in doğaya ve insana on yaşındaki bir çocuğun gözünden baktığı Al Midilli kendi edebi kariyerinde olduğu kadar Amerikan edebiyatında da bir dönüm noktası. Salinas Vadisi’ndeki bir çiftlikte anne-babası ve yardımcıları Billy Buck’la yaşayan Jody’nin tekdüze hayatı babasının hediye ettiği al bir midilliyle renklenir.
Jody’nin henüz tay olan midilliye binebilmesi için hem tayın büyümesini beklemesi hem de onu eğitmesi gerekir. İnsan doğasının zayıflıklarını ve karmaşıklığını resmetme ustası Steinbeck, kendi çocukluk anılarından esinlenerek kaleme aldığı Al Midilli’de ergenliğin ıstıraplarını gözler önüne seriyor. “Al Midilli, Steinbeck’in kendi kişisel ve sıradan deneyimlerini ‘sanatın simyası’ aracılığıyla evrensel masallara dönüştürme konusundaki becerisini gösteriyor.”
John Timmerman
“Bir başyapıt… Çocukluğun yürek burkacak kadar gerçek bir tablosu.”
Clifton Fadiman
Al Yanaklı Hasan
Ala Çocuk Yollarda
Antik Çağ'da Anadolu'nun Ege kıyılarını, bir çocuğun gözünden, şiirsel bir dille anlatan öyküler!
Arkeolog, yayıncı, yazar Mine Soysal'ın 1996-2000 yılları arasında yazdığı dört kitaptan oluşan "Ala Kitapları" dizisi Ala Çocuk Yollarda adıyla tek kitapta toplandı. Soysal'ın, günümüzden 2500 yıl önce Anadolu'nun Ege kıyılarını bir çocuğun gözünden şiirsel bir dille anlattığı öyküler, bilimsel verilerin ışığında kaleme alındı. Anadolu'nun her yanında kalıntılarına rastlanan eski kentlerin, kutsal alanların, yolların, pazaryerlerinin ya da tapınakların gerçekte nasıl göründüklerini, kimler tarafından, nasıl kullanıldığını anlatan kitap, Serdar G. Sönmez'in karakalem resimleriyle bezeli. Hem çocuklar hem yetişkinler için kültür tarihimizin önemli bir dönemini aydınlatan değerli bir rehber niteliğinde.
İlk öykü "Ala"da tanıdığımız Ala çocuk, Anadolu ülkesini bulutların arasındaki Gökkuşağı Evi'nden izleyen meraklı bir çocuktur. Günün birinde dostları Bilge Yağmur ve Deli Rüzgâr'a Anadolu'ya gitmek istediğini söyler. İkinci öykü "Mermer Kent Priene"de Ala, 2500 yıl öncelerindeki Priene kentini, bir Demeter rahibesi olan Nikeso'dan dinleyecek, kentin yağmurla yıkanan sokaklarında yürüyecektir. Üçüncü öykü "Dağlardaki Tanrılar, Labraynda"da Ala'nın yolu Anadolu'nun en eski kutsal alanlarından olan Labraynda'ya düşer. Milas Ovası'na bakan dağlardaki Zeus Tapınağı'na giden Ala, fildişi keçi Pani'den yapılan törenleri ve inançları dinler. Son öykü "Mavi Zamanlar, Halikarnassos"taysa Ala, tarih biliminin babası olarak kabul edilen araştırmacı-yazar Herodotos'la karşılaşır. Ala, bir zamanlar günümüzün eğlence merkezi Bodrum'un yerinde yükselen Halikarnassos kentinin ve Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri olan Mausoleum'un öyküsünü bu kentte doğup büyüyen Herodotos'un ağzından dinler.
Alaaddin’in Sihirli Lambası
Alaca Efsanesi
Alacağınız Olsun
Her insanın bir öyküsü vardır! Bu kitapta da Sedat Öğretmen'in ve onun öğrencilerinin öyküleri yer alıyor. Ama baştan belirtelim; bu öğrenciler, büyüklerin övdüğü tertipli, düzenli, örnek öğrencilere pek benzemiyor. Onlar; yaramaz, esprili, şakacı ve fazlasıyla süslüler...
Durun! "Nasıl bir kitap bu?" diyerek atmayın bir köşeye. Çünkü bu kitaptaki çocuklar aynı zamanda çok dürüst, dost canlısı, merhametli ve cesurlar!
Bu kitapta gırgır var, şamata var, macera var, daha da önemlisi çok ilginç karakterler var. Örneğin; şaşırtıcı sorularıyla Sedat Öğretmen, çılgın dedeleriyle Ülken, intikam planlarıyla Kerem, ablalığın tadını çıkaran Hazal, dakikalarla yarışan Deniz, kendi modasını yaratan Nazlı, şair ruhlu İlhan, alerjik bünyeli Elif ve hiç eksilmeyen iştahlarıyla Doğancan ile Suatcan sizlerle tanışmayı bekliyorlar.
Onları tanıyıp da ne mi yapacaksınız? Kim bilir! Belki siz de kendi öykünüzü yazarsınız... Ya da yeni arkadaşlar edinmenin coşkusunu yaşarsınız. Ne de olsa, bu kitabın kahramanları çok kafa dengi çocuklar!
Alacakaranlık Kuşları
Onlar, Nuh Tufanı’ndan çok önce, dünyamızda yaşamaya başlamışlardı. Onlar, kendileri istemedikçe, insanlara görünmezlerdi. Onlar, varlıklarında taşıdıkları Gizil güç’le dönüşümü başarmışlardı. Başta insan olmak üzere, her türden canlının görünümüne bürünebilir, aramıza katılıp İnsanüstü eylemlerde bulunabilirlerdi. Efsanelere geçen bu kutsal kuşların adı, Aliopanta’ydı. Bir gün, Hakkari’de ışık topları halinde, insan içine indiler. Sonra bir solukluk sürede görkemli kuşlara Dönüşerek, gökyüzünün derinliklerine daldılar.
Bu göz kamaştırıcı olayı, gizemli bir uyarı olarak değerlendiren, Genç Bilimciler; Akilopanta’ların peşine düşme tutkusuna kapıldılar. Hedefleri, kuşlardaki gizil gücün niteliğini ve kaynağını keşfedip insanların yararına sunmaktı. Tüm dünyada, Doğaüstü olaylarla, şaşırtıcı serüvenler yaşayarak, Akilopanta’ların izini sürmeye giriştiler. Bu süreçte, Akilopanta’ların da türlü görünümlere bürünerek, kendilerini izleyip gözlemekte olduğunu bilmiyorlardı.
Ve bir gün...
Alaska Tatili
New York Times çok satanlar listesinin vazgeçilmez ismi Debbie Macomber bizi Alaska'nın büyülü doğasına davet ediyor ve aşkı en beklenmedik yerde bulduğumuzda onu korumanın nasıl mümkün olduğunu gösteriyor.
Josie, hayallerindeki işe nihayet kabul edilmiştir. İşe başlamadan önce yaz aylarını Alaska’nın muhteşem kasabası Ponder'da aşçılık yaparak geçirmeye karar verir. Bu gözlerden uzak kasabada yaşayan insanların sıra dışı hayatlarının cazibesine kapılır ve kendine yepyeni arkadaşlar edinir. Bunlar arasında, sakin bir yaşam süren, tutkulu kılıç ustası Palmer Saxon da vardır.
Josie ve Palmer, Alaska’nın uzun yaz günlerinde yakınlaşsalarda Josie sonbaharda gerçek hayata ve zorluklarla elde ettiği kariyerine geri dönecektir. Öte yandan Palmer, Josie’nin Ponder'da kalması için elinden geleni yapmaya hazırdır. Josie ise aşk için kariyerini feda etmeyi hiç mi hiç istememektedir.
Ancak Josie, kış bastırmadan önce Ponder’dan kalkan son feribotu kaçırır ve burada mahsur kalır. Eğer geri dönmezse işini kaybedecektir ve Alaska’dan gitmek için her yolu denemeye kararlıdır.
Debbie Macomber, bu güzel kış hikâyesinde, evimizi aramak için çıktığımız uzun yolculukların aşkla nasıl güzelleştiğini, Alaska’nın eşsiz atmosferinin ev sahipliğinde anlatıyor.
Albay Jack – Hasan Ali Yücel Klasikler
Daniel Defoe (1660-1731): Londra’da varlıklı bir ailede dünyaya geldi. İyi bir akademik eğitimin ardından ticarete atıldı. Çetin ve macera dolu bir ticaret hayatından sonra siyasi yergilerle yazarlığa başladı. Gözüpek bir gazetecilik kariyeri ve pek beğenilen didaktik eserlerinin akabinde, 1719 yılında onu dünya edebiyatının başköşelerinden birine yerleştiren Robinson Crusoe romanını yazdı. Defoe’nun pikaresk sayılabilecek romanlarından biri olan Albay Jack, tema olarak epey benzerlik taşıdığı Moll Flanders eseriyle aynı yıl, 1722’de yayımlanır. Daniel Defoe, hayatına hırsızlık ve yankesicilikle başlayan yetim Albay Jack’in suç dünyasındaki sürükleyici maceralarını, Virginia’da kölelikten çiftlik sahipliğine ulaşmasını, pek çok Defoe karakteri gibi ticaretle zenginleşmesini, talihsiz evliliklerini, savaşlara katılmasını, tövbekâr oluşunu benzersiz üslubuyla capcanlı gözlerimizin önüne getirir. Tek bir insanın hayatına sığması, peş peşe gelmesi neredeyse imkânsız görünen onlarca tesadüf Daniel Defoe’nun ayrıntıcı kalemi sayesinde Albay Jack’te hayat bulur.
Albaya Mektup Yok
Albaya Mektup Yok, çağımızın en büyük yazarlarından Gabriel García Márquez'in en güzel uzun öykülerinden biri. Ülkesi uğruna savaşarak yaptığı hizmetlerin karşılıksız kaldığını anlayan, emekliye ayrılmış yaşlı bir askerin öyküsü. Bir türlü gelmeyen emekli aylığını her cuma günü karısı ve horozuyla birlikte bekleyen emekli bir albayın komik, ama bir o kadar da trajik hikâyesi. Gabriel García Márquez'in 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülmesinde, hiç kuşkusuz, Albaya Mektup Yok'un da payı var. Büyülü gerçekçilik ustasının anlattığı her sahne, karakterlerin her davranışı, umarsız görünen bir dünyada yaşama sevincinin türküsünü söylüyor, ölüme ve yalnızlığa meydan okuyor. Her cümle, yaşamın uçsuz bucaksız boşluğunun suskunluğunu kırıyor.
"İmge, gerçekliğe ulaşmanın aracıdır," diyen Gabriel García Márquez'in buruk bir alaycılık içeren bu öyküsü neredeyse görsel bir edebiyat başyapıtı.
Albert Nobbs
Albert Nobbs, her yerde karşılaştığımız ve ânında unuttuğumuz insanlardan biri. Dublin’in lüks otellerinden birinde yıllardır garsonluk yaparak gözlerden uzak, sade bir yaşam süren bu orta yaşlı adamın bir sırrı vardır – aslında bir kadındır. Bir gece sırrının ortaya çıkmasıyla Albert bir yandan inşa ettiği benliği korumaya çalışır, öte yandan arzularının peşinden gitmeye karar verir. George Moore’un 1918 tarihli öyküsü, cinsellik ve kimlik gibi konuları zamanının ötesinde bir içtenlikle tartışıyor.
Albıe Brıghtın Sayısız Dünyası
Dünyanızı Değiştirmek İçin Ne Kadar İleri Giderdiniz?
Albie, annesi öldüğünde, doğal olarak onun nereye gittiğini merak eder. Ebeveyni bilim insanlarıdır ve genellikle her soruya yanıt verebilirler. Babası kuantum fiziği ve paralel evrenlerle ilgili bir şeyler mırıldanınca Albie karton bir kutu, bir dizüstü bilgisayar ve çürüyen bir muzu bulup uzayda ve zamanda gezinmeye başlar.
Bulduğu, aradığı şey olabilir de olmayabilir de; ama pek çok büyük sorunun yanıtını bulacaktır.
Meraklı Herkes İçin İnanılmaz Bir Roman.
"Bilimle ilgili romanların, muazzam derecede eğlenceli olabileceğini kanıtlıyor."
Times Gazetesi, Haftanın Çocuk Kitabı
"Devasa bir beyni, bolca kahkahası ve koskocaman kalbi olan bir kitap."
Frank Cottrell Boyce
Aldanan Kadın
Rosalie eşini kaybetmiş, kırık bir aşktan geri kalan boşluğu resim yaparak gidermeye çalışan kızı ve lise öğrencisi oğluyla birlikte sakin bir yaşam sürmektedir. Oğluna İngilizce dersi vermek için eve gelen genç Amerikalı, onu çok etkiler. Önce kendine bile itiraf etmekten çekindiği duyguları, konuşmalarına ve hareketlerine farkına varmaksızın yansıyınca ilk tepkiyi çocuklarından alır. Ama ne pahasına olursa olsun, doğanın kendisine bahşettiğine inandığı bu aşkın peşinden gitmeye kararlıdır. Aldanan Kadın, yazarın ölmeden önce tamamladığı son öyküsüdür. Thomas Mann, erken dönem çalışmalarından Venedik’te Ölüm’ün ana motiflerini, bu defa yaşlanmakta olan bir kadının duygu dünyasına yerleştiriyor. Eserlerinde yaşam ile ölümün karmaşık diyalektiğiyle hesaplaşan Mann, ölmeden önce tamamladığı bu son öyküsüyle adeta kendi yazınsal döngüsünü de tamamlıyor. Kitap, dönemin kadına bakışını yansıtması açısından da çok ilgi çekici diyaloglar içeriyor.
Alemciler
"Minibüstür kuş olur, kuştur uçar. Canım sağolsun dersin geçersin."
Zafer Doruk'un Âlemciler'i işte böyle bir dünyada yaşıyor. Kuşçu Kâmil, Memiş Emmi, Şaşı Ömer, Ebleh Hasan, Kahveci Yakup, Kör Ethem, Adanalı Osman, uzatmalı işsiz İsmail, Güney'in baharlı kültürünün bir tül gibi sardığı öykülerde canlanıyor.
Gençliğinde hayatın tadını gönlünce çıkarmış, şimdi pişmanlığın pençesinde ölmeye yatanlar, karanlık hücresinde zihninin oyunlarına mağlup düşenler, kardeş öfkesiyle boğma rakı eşliğinde aya karşı beyitler okuyan eski âlemciler, eziyetle vahşileştirdiği köpeklerden birinin elinde can verenler ve tıpkı yazlık bahçede, renkli ampullerle donatılmış söğütlerin altında izlenen filmler gibi unutulamayan, bir ömür yara gibi taşınan aşklar...
Öykücülükte otuz yılı geride bırakan ve eserleri çeşitli ödüllere layık görülen Zafer Doruk, yeni kitabı Âlemciler'de, ışığı loşluğunda, sıcağı ayazında saklayan o güzel sokaklarda, hikâyeleri hiç bitmeyen alazlı insanların arasında dolaştırıyor bizi yine...
Alemdağ’da Var Bir Yılan – Modern Türk Edebiyatı Klasikleri 8
"İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak. (1) Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi." "Yılan Uykusu" adlı öyküden.
Alev Kız Aninna
Bundan 10.000 yıl önce, Anadolu’da bir köyden çıkıp kendi geçmişini ve ailesini arayan Alev Kız Aninna’nın öyküsü... Aninna, annesini doğarken yitirmiş alev saçlı bir kız. Yurdundan çok uzak bir köyde, babası bildiği Kallu büyütmüş onu. Avcılık ve sağaltım yetenekleriyle tüm köyün saygısını ve sevgisini kazanıyor Aninna; köyün gençlerinden Manat’ın da aşkını... Bir gün, gezgin ve bilge Hurru’yu dinlerken, ailesinin yaşadığı yerleri merak ediyor ve oralara gitmeye karar veriyor. Kara adını verdiği evcil kurdunu da yanına alıp geçmişini aramak için serüven dolu bir yolculuğa çıkıyor... Onu çok seven Manat’la birlikte...
Alev Kuyruk
Alev Ve Gölge Hanesi – Bryce Ve Hunt Hikayesiyle – Hilal Şehir 3
ZİFİRİ KARANLIK BİR DÜNYA
ALEV ALEV YANAN BİR KIVILCIM
IŞIL IŞIL PARLAYAN BİR YILDIZ
#1 New York Times | #1 USA Today | #1 Publishers Weekly
#1 Wall Street Journal | #1 Los Angeles Times
Bryce Quinlan, Midgard’dan başka bir dünyayı görebileceğini hiç tahmin etmemişti; şimdiyse tek istediği Midgard’a geri dönmekti, çünkü tüm sevdikleri oradaydı: ailesi, arkadaşları ve eşi. Bu garip yeni dünyada mahsur kalmıştı ve zekâsından başka güvenebileceği hiçbir şey yoktu.
Hunt Athalar, kendini pek çok kez derin boşluklarda bulmuştu ama bu sefer en derinine batmıştı. İstediği her şeye sahip olduğu kısacık bir sürenin ardından kendini yine Asteri’nin zindanlarında buldu. Özgürlüğü elinden alınmıştı ve Bryce’ın korkunç kaderine dair hiçbir fikri yoktu. Ona yardım etmek istiyordu ama Asteri’nin tasmasından kurtulana kadar elinden hiçbir şey gelmeyecekti.
37 dile çevrilen Hilal Şehir’in nefes kesici üçüncü kitabı Alev ve Gölge Hanesi inanılmaz bir geleceğe açılıyor.
“Her fırsatta şaşırtan baş döndürücü, gerilim dolu bir girdap...”
—Entertainment Weekly
“Maas’ın okurlarının aradığı tüm fantastik unsurlar, rengarenk çok katmanlı kahramanlar, aşk ve aksiyon dolu olay örgüsü…”
—Booklist
“Keskin mizah ve için için yanan romantizmle tatlandırılmış, inanılmaz zengin bir hayal gücü...”
—Publishers Weekly
Alevini Kaybeden Ejderha
Alex – Sahanın Yıldızları
BÜYÜK POSTER, FUTBOLCU KARTI VE STICKER HEDİYELİ!
2024 yılı güncel bilgileri ve istatistikleriyle!
Alex, Fenerbahçe’ye imza attığında herkes büyük bir futbolcunun transfer edildiğini biliyordu.
Ama kimse, o Fenerbahçe’den ayrılırken stadyumun önüne heykelinin dikileceğini tahmin edemezdi.
Kendisi bile.
Yağmur yağdığında dahi futbol oynamaktan vazgeçmeyen bir çocuktu.
Onun bu azmi ve tutkusu, yeteneklerini fark edenlerin gözünden kaçmadı.
Zirveye çıkarken bir kez olsun yılmadı, karşılaştığı zorlukları futbol sevgisi ve disipliniyle aştı.
Bu sayede futbolun efsaneleri arasında yerini aldı.
Sarı-lacivert kalplerdeyse hiç dinmeyecek bir coşkunun ve özlemin adı oldu Alex.
Fenerbahçeliler o ayrıldığı günden bu yana yeni Alex’ini arıyor.
Bir daha hiç kimsenin onun gibi olamayacağını bile bile.
Bu yüzden adı unutulmazlar arasında en baş köşeye yazıldı.
Alex De Souza
Alex, kuşkusuz birlikte çalışma ayrıcalığına eriştiğim büyük bir oyuncuydu. Maç okuma yeteneği olağanüstüydü, zeki ve teknikti, sahada olup bitenleri gözden kaçırmıyor ve topa akıl almaz bir kolaylıkla dokunuyordu. Onun futbolu klasik ve rafineydi.
Saha kenarından, sonraki hamlelerini çoğu zaman tahmin edemiyordum. Fakat o, öngörüsüyle yapılması gerekenleri diğerlerinden önce düşünüyordu. Hiç kuşkusuz, Brezilya futbolunun en büyük oyuncularından biriydi. Fakat Dünya Kupası'na katılma fırsatı verilmeyerek adaletsizliğe maruz kaldı. Bence 2002'de Brezilya Milli Takımı’nda yer almalıydı.
Kendisi yıldız olduğu halde, sizi idolleştiren biriyle çalışmak pek kolay değildir, fakat sonuçta, onun ve kurduğu o güzel ailenin dostu olma hazzına eriştim. Fenerbahçe'de onun gibi örnek bir profesyonelle çalışmak işimi kolaylaştırmıştı. Takım için önemini gösterme niyetiyle zaman zaman, ondan çok şey talep ettim. Alex bir liderdi ve takımdan yana aldığı her tutum önemliydi. Daha fazla sorumluluk üstlenmesini hedefleyerek, onu kaptan yaptığımda, hemen sorumluluğu üstlendi ve takıma liderlik yaptı. Türkiye'de birlikte çok mutlu anlar yaşadık.
Alex, tüm yaşamını futbola adayarak elde ettiği parlak kariyerini kısa bir süre önce sonlandırdı, sıra dışı futbol yıldızlığının, saha dışındaki tavırlarının yanı sıra bencillikten uzak tutumunun şekillendirdiği bir kişiliğe sahipti. Bütün bunlar onun futbolculuğunu ve eşsiz kişiliğini daha da belirginleştiriyordu.
Zico, Brezilya Milli Takımı’nda 10 numaralı formayı giydi, üç Dünya Kupası’nda (1978, 1982 ve 1986) oynadı; 2006-2007 ve 2007-2008 sezonlarında Fenerbahçe’yi çalıştırdı.
Alexander Ve Oyuncak Fare
Algernon’a Çiçekler
Algernon’a Çiçekler, bugüne dek 27 dilde 30 ülkede yayınlandı, 5 milyon adetten fazla sattı. Prestijli Hugo ve Nebula ödüllerini kazandı.
Çok düşük bir IQ ile doğan Charlie, bilim adamlarının, zeka seviyesini artıracak deneysel ameliyatı gerçekleştirmeleri için kusursuz bir adaydır. Bu deney Algernon adındaki laboratuvar faresinde test edilmiş ve büyük bir başarı elde edilmiştir. Ameliyattan sonra, Charlie’nin durumu günlüğüne yazdığı raporlarla takip edilmeye başlanır. İlk yazdığı raporlara çocuksu bir dil ve imla hataları hakimdir. Ve sonra ameliyat etkisini göstermeye başlar. Charlie artık, insanların kendisiyle dalga geçemeyeceğini ve bir sürü arkadaş edineceğini, aşık olduğu kadına açılabileceğini düşünür. Fakat zekası normalin çok üstüne fırladığından, çevresinde yadırganır, kıskanılır ve istemiş olduğu arkadaşları edinmekte yine başarısız olur ve yine yalnızdır...
Bu deney, son derece önemli bir buluş olarak görülüyordu, ta ki Algernon’da ani bir gerileme baş gösterene kadar... Acaba Charlie’de de aynı gerileme olacak mıydı?
“İnandırıcı, sürükleyici ve oldukça dokunaklı bir hikaye.”
-New York Times
“Heyecan verici bir günlük… Bu kitaptaki bazı sahneleri hayatım boyunca aklımdan çıkarabileceğimi sanmıyorum.”
-The News and Observer
“İnsanı içine çeken bir roman, özgün… Önemini uzun süre kaybetmeyecek bir hikaye.”
-Library Journal
Ali Cavide Karşı
Pandemiye bilimle direnen bir çocuğun öyküsü...
Sevilen yazar İrem Uşar, COVID-19 pandemisiyle dünyaya yayılan koronavirüsü bir çocuğun gözünden öyküleştiriyor. Bu olağanüstü süreçten birçok açıdan olumsuz etkilenen çocukları bilime yakınlaştırmayı, bilim insanı olmaya heveslendirmeyi amaçlayan yazar, her yaştan okuruna umut dolu bir macera anlatıyor. Pandemiyle birlikte okul ve aile yaşamı altüst olan bir çocuğun keşif yolculuğu, yetişkinlerin çocukların virüsle ilgili sorduğu soruları dürüstçe ve anlaşılır biçimde yanıtlamasına yardımcı olacak nitelikte. Türkiye'nin 2021 ALMA (Astrid Lindgren Anma Ödülü) adayı olan ödüllü sanatçı Huban Korman'ın renkli resimleriyle canlanan kitap, Prof. Dr. Önder Ergönül'ün danışmanlığında hazırlandı.
Ali ve ailesinin yaşamı, pandemi nedeniyle çok değişmiştir. Ali uzaktan eğitimle cebelleşmekte, sağlık çalışanı annesi için de kaygılanmaktadır. Aile, korunma önlemlerini tam uygulasa da, aksi komşuları Külyutmaz'ın dikkatsizliği, Yaşar Nine'nin virüs kapmasına neden olur. Hastaneye kaldırılan ninesini çok merak eden Ali, beklenmedik bir anda, COVID Cavid'le karşılaşır. Onunla konuştukça da, insan bedeniyle ilgili yepyeni bilgiler öğrenir. Ninesi, bu ölümcül virüsle mücadeleyi kazanıp eve dönecek midir?..