Nietzsche’nin Felsefesi
Canavar Peşinde 31 Kertenkele Kral Komodo
Yepyeni Canavar Peşinde macerasına hoş geldiniz: Kargaşa Dünyası
Tom’un en zorlu görevi başlıyor! Annesini hilekâr büyücü Velmal’in elinden kurtarmak zorunda. Bunu da ancak altı iksir malzemesini bularak yapabilir. Bu malzemelerin her biri, Kayonya’nın korkunç canavarları tarafından korunuyor. Tom ve arkadaşları, çölün zorluklarına göğüs gerip Kertenkele Kral Komodo’yu
yenmek zorunda…
Öksüzler Treni
Canavar Peşinde 17 Fildişi
Yepyeni Canavar Peşinde macerasına hoş geldiniz: Karanlıklar Diyarı Tom, bu kez Avantia’nın iyi canavarlarını Karanlıklar Diyarı Gorgonia’dan kurtarmaya çalışıyor... Avantia’nın iyi canavarları, Malvel’in yarattığı altı yeni ve korkunç canavar tarafından tutsak edildiler ve kötü büyücünün hüküm sürdüğü Karanlıklar Diyarı Gorgonia’ya götürüldüler. Dev Mamut Fildişi, Gorgonia’nın çürüyen ormanlarında dehşet saçıyor. Canavar, Ateş Ejderhası Ferno’yu tutsak etti. Tom, Ferno’yu kurtarmak zorunda. Yoksa Avantia’nın karşı karşıya olduğu tehlikeyi ortadan kaldıramayacak.
Canavar Peşinde 13 Boğa Adam Torgor
Yepyeni Canavar Peşinde macerasına hoş geldiniz: Karanlıklar Diyarı. Tom, bu kez Avantia’nın iyi canavarlarını Karanlıklar Diyarı Gorgonia’dan kurtarmaya çalışıyor.... Avantia’nın iyi canavarları, Malvel’in yarattığı altı yeni ve korkunç canavar tarafından tutsak edildiler ve kötü büyücünün hüküm sürdüğü Karanlıklar Diyarı Gorgonia’ya götürüldüler. Tom, onları kurtarmak için bu korkunç diyara adım atmak ve ilk olarak korkunç canavar Boğa-Adam Torgor ile karşılaşmak zorunda.
Canavar Peşinde 7 Korkunç Ahtapot Zepha
Kötü büyücü Malvel sihirli altın zırhı çaldı ve parçalarını Avantia’nın dört bir yanına gizledi. Tom bu parçalan bulmak zorunda ancak her biri Malverin yarattığı altı korkunç canavar tarafından korunuyor. Tom’un altın zırh macerasındaki ilk görevi Korkunç Ahtapot Zepha ile karşılaşmak. Kahramanımız su altındaki bu zorlu mücadeleyi kazanacak mı?
Canavar Peşinde 4 At Adam Tagus
Avantia’yı korumakta olan altı canavar var: Ateş Ejderhası Ferno, Deniz Yılanı Sepron, Dağ Trolü Arkta, At-Adam Tagus, Kar Canavarı Nanuk ve Alev Kuşu Epos. Bu canavarlar, Kara Büyücü Malvel’in yaptığı kötü büyü nedeniyle, bir zamanlar korudukları toprakları yerle bir etmeye başladılar. At-Adam Tagus, ovalarda yaşayan insanlara ve hayvan sürülerine korku saçıyor. Tom, onu durdurabilecek mi?
Canavar Peşinde 3 Dağ Trolü Arkta
Avantia’yı korumakta olan altı canavar var: Ateş Ejderhası Ferno, Deniz Yılanı Sepron, Dağ Trolü Arkta, At-Adam Tagus, Kar Canavarı Nanuk ve Alev Kuşu Epos. Bu canavarlar, Kara Büyücü Malvel’in yaptığı kötü büyü nedeniyle, bir zamanlar korudukları toprakları yerle bir etmeye başladılar. Tom, Büyücü Aduro’dan aldığı kılıç ve kalkanla yeni bir maceraya atılıyor. Bu kez Dağ Trolü Arkta ile karşı karşıya. Tom, ülkesini yok olmaktan kurtarabilecek mi?
Canavar Peşinde 2 Deniz Yılanı Sepron B. Yok
Avantia’yı korumakta olan altı canavar var: Ateş Ejderhası Ferno, Deniz Yılanı Sepron, Dağ Trolü Arkta, At-Adam Tagus, Kar Canavarı Nanuk ve Alev Kuşu Epos. Bu canavarlar, Kara Büyücü Malvel’in yaptığı kötü büyü nedeniyle, bir zamanlar korudukları toprakları yerle bir etmeye başladılar. Tom, bu kez okyanusun derinliklerinde Deniz Yılanı Sepron ile mücadele etmek zorunda. Sepron’u lanetin etkisinden kurtarabilecek mi?
Gölgelerin Efendisi 2 – Yanan Köprü
Son yılların en iyi fantastik serilerinden biri olan ve haftalarca New York Times Bestseller listesinde kalan "Gölgelerin Efendisi / Ranger's Apprentice", bir Orman Muhafızı Çırağı olan Will'in yaşadığı soluk kesici maceraları konu alıyor…
Araluen Krallığı, yıllardır doğal engeller sayesinde kötü kalpli Lord Morgarath'tan korunur. İnsanlar güven ve huzur içinde yaşamaktadır. Ta ki 'şeytanın' zamanı gelinceye kadar… Orman Muhafızı Halt'un eski çırağı Gilan ile özel bir göreve katılan Will ve Horace, geçtikleri her yerin boşaltılmış olduğunu görürler.
Morgarath'ın krallık ordusu için planladıkları, hayalgüçlerinin çok ötesindedir. Yaklaşan felaketin önlenmesi, yalnızca Will ve Horace'a bağlıdır.
Okulda Tuzak
Çizimin Sırları – 1
Biraz olsun azimli ve istekli olan herkes iyi çizim yapmayı öğrenebilir ve işte bu, her seviyedeki meraklılar için kapsamlı ve pratik bir kurs niteliğinde olan Çizimin Sırları'nın başlangıç noktasıdır. Natürmorttan, bitkilere, manzaradan, hayvanlara, figür çiziminden portreye kadar geniş bir yelpazeye sahip bu kitap, uygulama yapmanız ve kendinizi geliştirmeniz için büyük bir fırsat sunarken, perspektif ve kompozisyonun da dahil olduğu pek çok beceri ve teknikle ilgili gösterimlerle de gelişim sürecinize ivme kazandırıyor.
Çizimin Sırları'nda kullanılan gelenekselleşmiş ve kendini kanıtlamış yöntemler, yüzyıllardır sanat öğrencileri ve ressamlar tarafından kullanılmaktadır. Barrington Barber, bir öğretmen ve ressam olarak edindiği paha biçilemez deneyimini, nasıl etkili ve başarılı çizim yapabileceğinizi göstermek için sizlerle paylaşıyor. Bu alandaki deneyiminiz ne olursa olsun, resme yaklaşımını cesaretlendirici, öğretme şeklini ise ilham verici bulacaksınız.
Çizim Hakkında Öğrenmek İstediğiniz Her Şey
Olumlu Düşünmenin Gücü
Dip Vazgeçmeyi Ve Vazgeçmemeyi Öğreten Küçük Bir Kitap
Seni asla geri aramayacaklarını bildiğin beşinci iş görüşmesidir.
Kimsenin olmadığı bir gece kulübünde boşluğa doğru şarkı söylemektir.
Kayak yapmayı öğrenirken, yedinci kez yere düşmektir.
Startın verilmesinin heyecanı geride kalıp, finiş çizgisine ulaşmanın uzak bir hayal olduğu uzun bir maraton koşmaktır.
Büyük hedefinize ulaşmak için zorlu yolları aşmaktır. Tabii doğru hedefin peşinden gidiyorsanız.
Başka?
Tamam, kariyerinize, gelecekteki mutluluğunuza ve belki de nihai mutluluğa giden anahtardır.
Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler – Profil Kitap
İlmihal Yahut Arzuhal
“Aydınlığa ve vuzuha açılan bir kapı, sonsuzluğa doğru uzanan bir yol, hakikat ve merhamet deryasına doğru akan bir nehir, göğe yükselen bir miraç...
Mustafa Kutlu’nun İlmihali’nde (ki yıllar önce ilk metinler ortaya çıktığında ona birlikte Kutlu İlmihal adını vermiştik) yüksek bir hissiyatın eşlik ettiği bu hikmetli anlatım edebin ve edebiyatın, sanatın imkânlarıyla yeni bir biçime ve üsluba kavuşuyor, terütaze yeni bir ihmihal türüne kanatlanıyor.
Yazar metinlerin neredeyse tamamında aslında kendi tecrübelerini, müşahedelerini, içten duyduklarını, tazarru ve niyazlarını, ızdıraplarını, zevk ve acılarını, ümit ve korkularını, rüya ve hayallerini anlatıyor. Bir dua gibi, bir rahmet seli gibi hikâye ediyor. Merhamet, hürmet, hizmet sütunları üzerine yükselen bir ahlâk dünyası, bir insanlık meşheri kuruyor.”
-İsmail Kara
Tarla Kuşunun Sesi
Türk edebiyatının usta hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun yeni kitabı Tarla Kuşunun Sesi, okurlarıyla buluşuyor…
Kutlu, “halk destanı” tarzında kurduğu hikâyede, bir ailenin kuşaklar boyu yaşadıklarını anlatıyor. Kalabalık bir ailenin hayatını merkeze alan Kutlu, diğer hikâyelerinde de olduğu gibi hikâyeyi günlük hayatın unsurlarıyla zenginleştiriyor. İnsana, aileye, topluma “gerçekçi” ve “merhametli” bir gözle bakan anlatıcı, hikâyeye tarihi bir arka plan da çiziyor.
“Böyledir. Her şeyin aynı şekilde sürüp gideceğini sanırız. Kâinata ve hayata akıl erdirmeye çalışmak boş. Akıl dediğin bir yere kadar. Nasıl gayba inanıyoruz, olup bitenler için şöyledir böyledir demenin bir mânası yok. Teslim olmalı.
(…)
İşte su üzerine bir yazı yazdık, geldik gidiyoruz. Şu gölgede bir miktar dinlendik. Hepsi bu.
İdare edin. Hoşça kalın.”
İyiler Ölmez
"Kapı açıldı, biri içeri girdi. Onunla beraber yağmurun kokusu, fırtınanın ayazı…
Kahveci Hacı Kadir uzun süpürgenin sapına dayanarak gelene baktı.
Biraz ürperdi ama renk vermedi.
Ne de olsa gecenin bir vakti.
Saç baş birbirine karışmış, sırt çantası taşıyan bir garip adam. Üstelik sakallı.
O yıllarda memlekette sırt çantası yoktu. Demek bu adam yaban ya da turist…
Orada öylece gözlerini kısmış duruyor, dimdik Hacı'ya bakıyor."
Bir Demet İstanbul
"Bir şehre ruhunu veren, o iklimin, o coğrafyanın, o kültürün, o şehri yapan insanların birlikte kotar-dıkları biricik oluştur. Bu bazan bir pencere biçiminde kendini gösterir, bazan bir ağaç seçiminde. Meselâ İstanbul ve Bursa için Erguvan vazgeçilmemesi gereken bir ağaçtır. Şehrin Erguvan'a ihtiyacı vardır. Erguvan pembesinden arındırılmış bir Boğaziçi, baharda, gelinini yitirmiş duvağa benzer.
Bir şehre ruhunu veren bazan o mıntıkada kaynayan bir su, bazan sadece o bölgede pişirilen bir yemek, oynanan bir oyun, bir yapı tarzı, bir davranış, bir mezar, bir tepe, bir ziyaretgâh, bir mesire-dir. Urfa'da Halilü'r-Rahman, Konya'da Mevlana kadar Meram, Safranbolu'da evler, Erzurum'da Çifte Minare kadar eski çeşmelerden akan eski sulardır.
Bir şehre ruhunu veren çocukların oyun oynarken söyledikleri türküler ve tekerlemelerdir. Esnafın müşteriyi karşılamasıdır. Topluca yaşanmış elemler, topluca yaşanmış kederlerdir.
Bütün bu unsurlardan yoksun kalan şehir ruhunu kaybeder. Belki büyür, modernleşir, hatta azmanlaşabilir; ama ötekilerden bir farkı kalmaz, çekici bir yanı olmaz, içinde ikamet eden insanlara vereceği bir şeyi yoktur artık onun."
Vitrinde Olmak
"Geçen asrın (19.) ortalarına kadar ülkemiz esnafı dükkanına vitrin yapmıyordu. (Vitrin bize batıdan gelmiş, önce azınlıklar uygulamıştır.) Kepenkleri ve kapıyı açıyor, uygun bir yerde ise malının bir kısmını dükkanın önüne koyuyordu. Malın satışı hususunda özel bir gayreti, (süsleme-paketleme-cilalama vb.) görülmüyordu. Zaten malı olduğundan farklı göstermek (yani çirkini güzel kılmak, malı olduğundan fazla parlatarak müşterinin aklını çelmek) adaba aykırı sayılırdı. Sonunda bizde de şu söz kanun oldu: 'Vitrinde olmaz isen satış şansın yoktur.'"
Yirmi yıllık bir süre zarfında yazdığı gazete yazılarından hazırlanan seçkinin bu üçüncü kitabında Mustafa Kutlu bizlere, hikayelerinde olduğu gibi yine insanı ve hayatı anlatıyor; kaybettiklerimizi hatırlatıyor…
Aydaki Kadın
Aydaki Kadın tam anlamıyla bir Tanpınar romanıdır. Eser kahramanının nice tanıdıklarının binbir hatırasıyla mekânı doldurduğu İstanbul’un, özellikle Boğaz’ın ve denizin romanı olduğu kadar, bir türlü dile getirilemediği için, içte genişleyen, kıvranan ve zehirleyici bir güce dönüşen aşkın romanıdır. Yazar eserini ayrıca siyasî bir roman olarak tasarlamıştır. Türkiye’nin demokrasi tecrübelerinin iflası, insanların iflasıyla birleşir. Bir bakıma hem Huzur hem de Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile birleşen noktaları çoktur. Her romanına kendisini koymuş olan Tanpınar bu romanda da vardır. Aydaki Kadın’ı günlükleriyle birlikte okuyunca, Tanpınar’ın hayalleri ve günlük gerçekler arasında parçalanışı, Selim’in yaşadıklarında da takip edilebilir.
Sahnenin Dışındakiler
Sahnenin Dışındakiler 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edildikten sonra ancak 1973 yılında kitap olarak yayımlanabilmiştir. Yazarın diğer romanlarından Mahur Beste ile Huzur bu kitapla birlikte bir nehir romanının parçaları olarak değerlendirilmiştir.
Sahnenin Dışındakiler'de zaman 1920 yılıdır ve mekan İstanbul'dur. Türk milletin yaşadığı o ateşten günlerde İstanbul hem bir sahnedir hem de sahnenin dışı. Asıl sahne Anadolu sahne dışı İstanbul'da pek az ve değişik aynalardan görülür.
Eserin tefrikasındaki farklılıkları da bu baskıda okuyacaksınız.
Beş Şehir
Tirende Bir Keman
Türk hikayeciliğinin usta kalemlerinden Mustafa Kutlu, Tirende Bir Keman adlı son kitabıyla okurlarıyla buluşuyor.
Kimi zaman güldüren çoğu zaman da hüzünlendiren musikişinas bir baba oğulun hikayesi, okuyanların yüreğine dokunacak türden… Her hikayesinde olduğu gibi Türk toplumunun duygu ve düşüncelerine ayna tutan Kutlu, hayat verdiği karakterlerle bize insanlık hallerini anlatıyor.
Hayal kırıklıkları karşısında sonu gelmeyen tiren yolculuklarına çıkan Kenan ve yolculukta onu yalnız bırakmayan oğlu Sadullah... Gerisi ise istasyonları doldurup boşaltan yolcular misali hayatlarına girip çıkmış insanlar… Değişmeyen şeyler de var elbette: Yanlarından ayırmadıkları keman ve dillerinden düşürmedikleri şarkılar. Bir de hasret ve gurbet…
Ellili yılların havasını taşıyan bu şarkılarla yürüyen duygusal hikayeyi Mustafa Kutlu’nun kaleminden okuyacaksınız.
Kültür Ve Medeniyet
Bir asırdan beri memleketimizin başta gelen derdi medeniyet meselesidir. Geçmişte büyüklüğü dünyaca bilinen Türk milletinin medeni varlığa sahip olmadığını önce Batı’yı tanıyanlar ortaya attı. Tanzimatla başlayan Batı münasebetleri, birçok nesillerin gözünü kamaştırdı. Aydınlar, Batı’nın yükselişindeki sırrı aramaya koyuldular ve bu araştırmayı yaparken farkında olmadan kendi iç dünyalarını Batı’nın içinde buldular. Birbiri ardısıra birkaç nesil "Avrupa’ya benzemek için ne yapalım?", "Garplılaşma nasıl olmalı?" diye uzun zaman sayıkladılar. O nesilleri Batı taklitçiliğine, hem de ruhları duymadan sürükleyen kuvvet, başlangıç noktasında bağlandıkları aşağılık duygusu olmuştur. Bu duygunun kendi içimize aktıtığı zehir, bizi küçülttükçe küçülttü. Böyle bir içten yıkılış faciasının karşısına dikilen muhafazakar zümre, Batı taklitçiliğini protesto ederken sade taassubunu kullandı. Onlar için mesele, sadece Batı’ya benzememek davasıydı. Milli varlığımız hakkında bir fikirleri yoktu. Inkılapçılar, örflerle kıyafet değiştirmede kurtuluşumuzun sırrını aramak gibi gülünç bir davaya kendilerini kaptırırlarken, muhafazakarlar; eski hayat şekillerine sımsıkı bağlanmadı felah ümidi buldular. Her iki tarafın gafil olduğu şey, kendi milli kültürümüzü yoğurmanın lüzumlu oluşudur. Hakikatte, bin yıllık tarihimiz içinde ortaya konmuş olan Anadolu müslüman Türk kültürünü, örfleri, folkloru, edebiyatı ve güzel sanatlarıyle, tasavvufu ve tarikatlarının felsefesiyle, İslami ahlakıyle bir potada yoğurmak, davanın esasını teşkil ediyordu.