Bütün Şiirleri Orhan Veli
"Orhan Veli çok daha ileriye bir adım attı: Şiirin kendi öz bir dili, bir vezni olmadığı gibi kendine öz konuları da olmayacağını gösterdi, ahengin, musikinin de şiirden kaldırılabileceğini anlattı."
- Nurullah Ataç
"Orhan Veli'nin kavgası, edebiyatımızın en büyük kavgasıdır, buna inanıyorum. Irmağın yatağın' daha doğal bir vadiye indirdi. Şiire kasket giydirdi, sivilleştirdi onu. Bugünkü şiir verimleri onun da verimleridir biraz."
- Cemal Süreya
Bütün Şiirleri, Orhan Veli'nin yüzüncü doğum yıl-dönümünde (2014) gözden geçirildi. Şairin defterleriyle mektupları ndaki el yazmaları, dergi yayınları ve kitabın 1951'den bugüne farklı yayınevlerindeki baskıları karşılaştırılıp incelenerek süregelen yazım hataları düzeltildi ve bazı şiirlerdeki karışıklıklar dipnotlarla giderildi.
Orhan Veli: Türk şiirinin "zincirkıran"ı, "kasket-giydiren"i, "sivilleştiren"i, "açıkhavaozanı"...
Büyücü
Mitolojik öğelere ve Shakespeare’in ünlü oyunu Fırtına’ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles’un Prospero’su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konuyor. Büyücü’de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu. Random House’un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz yapıt listesinde yer alan Büyücü, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni...
Büyük Ağa
Tarık Buğra, Türkiye şartlarında çok zor olanı başaran, yani hayatını kalemiyle kazanabilen yazarlardan biriydi; üniversite eğitimini edebiyat uğruna yarıda bırakmıştı. İlk başarısını hikaye dalında kazandı ve Türk edebiyatının en önemli hikayecileri arasında yerini aldı. Ancak onun asıl amacı roman yazmaktı; başarısız bir denemenin ardından Türk edebiyatında, 1950 sonrasının en önemli metinlerinden biri olan Küçük Ağa romanıyla önemli bir çıkış yaptı. Kurtuluş Savaşı’nın çok farklı bir açıdan ele alındığı bu romanı, çok partili hayata geçiş sürecinde yaşanan sancıları kasaba penceresinden bakarak anlattığı romanlar izledi. Önemli tiyatro oyunlarına da imza atan Tarık Buğra’nın en büyük şikâyeti, gazetelerde çalışmak zorunda kaldığı için asıl yazmak istediklerine fazla zaman ayıramamasıydı.
Beşir Ayvazoğlu, elinizdeki kitapta onun bu yazarlık ve yalnızlık macerasını anlatıyor. Tarık Buğra’yı sevenlere, kuru bir biyografik metin değil, roman gibi sürükleyici bir kitap sunuyor.
Büyük Bir Aşk Hikayesi
Zaman, Sonsuzluk’un bir kırıntısından başka bir şey değil ve biz bakışlarımızı bu kırıntıdan kaldırmazsak ölümden korkmayan bir hayatın yoğunluğunu asla yaşayamayız.
Denizlerin, rüzgârların ve yağmurların bir araya getirdiği; zamanın savurduğu ve birleştirdiği iki insan: Edith ve Andrea. Biri denizlere âşık, düzenli bir hayata sahip, sakin Andrea. Ötekisi dağlara tutkun, hayata ve dünyaya karşı merakını hiç kaybetmemiş, yüksek idealler ve mükemmeliyet arayışındaki Edith. Andrea mükemmel hayat bozyapındaki eksik parçacığın huzursuzluğuyla kavrulur, Edith ise fırtınalı bir denizle cebelleşirken güvenli bir limana sığınma fikrini ısrarla reddeder. Gelgelelim hayatın her zamanki şaşırtıcılığıyla bir araya getirdiği bu iki insan için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Zira hayat zaten bazen sakin okyanuslara açılmak, rüzgâra direnmek ya da kimi zaman onunla beraber esmeye karar vermek, bir kasırgada çalkalanmak, bazen sisi bir örtü gibi üzerine örtmek, suya tutsak kalmak veya yollarda ruhundaki düğümleri çözmek değil midir?
Susanna Tamaro bu romanında okuru hayat, aşk, sevgi, keder, kader, yas ve kayıp gibi insanlığın en temel meseleleri ve kaygıları hakkında birlikte düşünmeye davet ederken kadın erkek ilişkisinin, ebeveyn çocuk ilişkisinin, ışık ile karanlığın, gerçek ve belirsizliğin sınırlarında geziniyor.
Büyük Defter – Kanıt – Üçüncü Yalan
Zamanın ve adın olmadığı bir coğrafyada, savaşın, felaketin, yoksulluğun ortasında anneannelerine emanet edilmiş küçük ikizler, bir yandan hayatı anlamaya çalışırken bir yandan da ne pahasına olursa olsun hayata sıkı sıkı tutunmaya çalışırlar. Gün gelir ikizlerin yolu ayrı düşer. Bir daha görüşebilecekler midir? Belki de, sınırları aşmak, sadece mekanları ve kişileri değil, kimlikleri ve hatta geçmişi bile değiştirebilir... Agota Kristof'tan savaş, yıkım, göçmenlik, kimlik, insanlık ve yazmak üzerine tüyler ürpertici bir üçleme.
Büyük Dörtler
Poirot'nun yatak odasının kapısında toza toprağa bulanmış bir adam durmaktadır. Zavallı adam Poirot'ya boş boş bakıp yere yığılır.
Bir anda neye uğradığını anlayamadan yaşlı dedektif pekçok bilinmezin ortasında kalakalmıştır.
Bu adam kimdir? Şok mu geçirmektedir? Dahası, bir kağıt parçasına defalarca karalanmış 4 rakamının bir anlamı var mıdır?
Büyük İskender
Uçsuz bucaksız bir imparatorluğun filozof hükümdarı: büyük iskender…
"Büyük İskender, antik dünyanın, belki de tüm tarihin en büyük askerî lideriydi. Yalnızca dört sene içinde, kararlı liderliği, zeka kokan taktikleri ve sarsılmaz azmi sayesinde Pers İmparatorluğu’nu dize getirmişti. Pers tacına el koyan İskender, hâkimiyetini imparatorluğun doğu topraklarına genişletti. Henüz 33 yaşındayken öldüğünde, yeni fetihler tasarlamakla meşguldü. Kurduğu imparatorluk pek uzun ömürlü olmasa da, İskender’in karizmatik genç dünya fatihi imajı, kendinden sonra gelen hükümdarlara ilham kaynağı, kimi zaman da yılgınlık sebebi olmaya devam etti."
- Jeremy Black
Makedonya, Yunanistan ve Pers İmparatorluğu, dünya tarihinin en gizemli coğrafyalarına ev sahipliği yapmıştır. Bu üç imparatorluktan ilki, İskender’in veliahd olarak dünyaya geldiği Makedonya’dır. Yunanistan’a İskender’in babası Philippos hükmetmiştir. Dünya savaş tarihinin en korkutucu ordusuna sahip Persleri ise İskender fethetmiştir.
İskender, 11 Haziran 323 tarihinde Babil’de öldüğünde sadece 33 yaşındaydı. Ardında bıraktığı imparatorluk Nil Nehri’nden Himalaya’ya, Balkanlar’dan Hint Okyanusu kadar uzanıyordu. Ancak devlet yönetimindeki bazı tutumları, imparatorluğunda sonradan çok ciddi bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. İnsanlığı Yunanlar ve barbarlar olarak sınıflandırması, Persleri hem seçkin ağır süvari birliği hetairoi’ye hem de Avrupalı ordusuna dâhil etmeyi düşünmesi, onları yüksek mevkilere atayarak imparatorluk yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlaması imparatorluk felsefesinin neredeyse yeniden kurulmasına sebep olmuştur.
Tarihçi Jona Lendering, Büyük İskender adlı bu roman tadındaki kitabında; karakteriyle, savaştığı ordularla, iletişimde olduğu devletlerle ve tüm felsefesiyle İskender’in hayatını anlatıyor. Antikçağ Yunan hikâyelerinden, Babil hükümdarlık kayıtlarından, İran kökenli belgelerden yararlanarak daha önce benzeri görülmemiş bir biyografik eser sunuyor.
Büyük Mal
“Drama düşmüş kişi, ne kadar budala olursa olsun, ister istemez, içinde yaşadığı toplumun bozuklukları, haksızlıkları üzerinde durur düşünür; belki de onlara karşı çıkar ve onurlu bir tavır takınır! Romanın gücü buradadır.”
Büyük Mal romanında taşradaki toplumsal yapıyı sorgulayan Kemal Tahir, yerel ve merkezî güçler arasındaki çıkar ilişkilerini, köylü-ağa çatışmalarını ve kadın erkek ilişkilerindeki erkek egemen bakışı kurgusal zemin olarak kullanır. Taşradaki çözülmenin önü alınamaz bir hale geldiği, hatta çürümeye döndüğü yılların anlatıldığı Büyük Mal, ellerindeki gücü birtakım oyunlarla ve merkezî iktidar yardımıyla elde eden bir grup taşra elitinin değişen siyasi konjonktürle birlikte içine düştüğü güç mücadelesini anlatır.
Kemal Tahir’in taşrayı anlattığı romanlarının sonuncusu ve bir olgunluk çağı eseri olan Büyük Mal, bu yönleriyle hem başta Yediçınar Yaylası ve Köyün Kamburu olmak üzere taşra romanlarının devamı olarak, hem de müstakil bir başyapıt olarak okunabilir.
Büyük Saat
İkinci Yeni hareketinin Edip Cansever ve Cemal Süreya ile birlikte önde gelen şairlerinden Turgut Uyar, çok uzun bir aradan sonra ilk kez bütün şiirleri içeren bir kitapla okurlarının karşısında. Arz-ı Hal, Türkiyem, Dünyanın En Güzel Arabistanı, Tütünler Islak, Her Pazartesi, Divan, Toplandılar, Kayayı Delen İncir ve Dün Yok mu kitaplarının yanı sıra dergilerde kalan son şiirleri ve önceki baskılardan unutulmaları ya da şair tarafından elenmeleri nedeniyle kitaplarına girmemiş şiirleriyle, kaçırılmayacak bir yapıt
Büyük Umutlar Yeni Beyaz Kapak
Büyük Umutlar, 19. yüzyıl İngiltere’sinde taşra ortamından büyük kente uzanan tam bir Victoria dönemi romanıdır. Charles Dickens, bu olgunluk dönemi eserinde köyünde zor bir çocukluk geçirdikten sonra esrarengiz bir mirasa konan Pip’in maceralarını anlatır. Gönlü karasevdayla, gözü yükselme hırsıyla perdelenmiş genç Pip’in serüvenleri, sanayileşen toplumdaki sevgisizliği, ikiyüzlülüğü ve para hırsını gözler önüne serer. Büyük Umutlar, Londra’da beyefendi konumuna yükselen Pip’in başından geçenleri anlatmakla kalmaz, birbirinden ilginç karakterlerle tanıştırır okuru.
Dickens, romanın kahramanı Pip’in düşünce yapısını büyük bir incelikle ele alır. Bir yandan bireylerin düşkünlüklerini, başarısızlıklarını anlatırken diğer yandan da çağın gerçeklerine ve değerlerine ayna tutar.
Büyük Yarış
Büyük Yüzücü
Büyülü Yer
Büyümenin Türkçe Tarihi
Bazen okuduğunuz bir öykü sizi birkaç yaş birden büyütür. Çoğu kez edebiyat, hayattan daha çabuk büyütür. Yaşama ilişkin birçok şeyi, kendi deneyimlemenize gerek kalmadan edebiyat yoluyla öğrenebilirsiniz. ... Edebiyat bizi yalnızca dış dünyaya ve hayata ilişkin bilgilerle değil, aynı zamanda kendi içimizle, kendi duygularımızla da tanıştırır. Edebiyat aynı zamanda bir büyüme sanatıdır; bizi, biz yapar. İleriki yıllarda da her yaşın büyümelerini, algılamalarını, kavramalarını, edebiyat üzerinden izlemeyi, kavramayı sürdürürüz.
Büyümenin Türkçe Tarihi, bu düşüncelerden yola çıkarak Türkçe hikâyenin on iki klasiği ile, kitabın konukları olan on iki yazarın onlar üzerine yazdıkları denemeleri bir araya getiriyor. Kendilerini büyüten hikâyeleri, bu hikâyelerle kurdukları kendi büyüme ve kavrama serüvenlerini anlatıyorlar.
-- Murathan Mungan
Büyüyemeyenler
Buz Gezegeni Barbarları
Buz Gibi Soğuk
Temposu son sayfaya kadar düşmeyen, bitirmeden elinizden bırakamayacağınız, gerilim yüklü bir roman. Tess Gerritsen yine kaleminin ve kurgusunun gücünü kanıtlıyor. Bir tıp konferansı için Wyoming’e giden adli tabip Maura Isles, hafta sonunu arkadaşlarıyla birlikte bir kayak merkezinde geçirmeye karar verir. Ancak korkunç kar yağışı altında araçları devrilir ve ıssız dağ yolunda mahsur kalırlar. Yürüyerek ulaştıkları on hanelik köy ilk bakışta tamamen terk edilmiş gibi görünse de, sofralarda dokunulmadan bırakılmış yemekler, garajlardaki arabalar, ölüme terk edilmiş evcil hayvanlar burada bambaşka, esrarengiz olayların yaşandığını düşündürmektedir.
Maura’dan haber alamayan ve onun peşinden bu köye gelen dedektif Jane Rizzoli, arkadaşının izine rastlayamasa da karların altında tüyler ürpertici bir başka gerçeği keşfeder. Buz Gibi Soğuk temposu son sayfaya kadar düşmeyen, bitirmeden elinizden bırakamayacağınız, gerilim yüklü bir roman. Tess Gerritsen yine kaleminin ve kurgusunun gücünü kanıtlıyor.
Buz Krallığı Ciltli
“Bir kadının çığlığı yeterli değilken, bir erkeğin fısıltısı tüm kapıları açtırabiliyordu.”
Megan Maureen Sheran, kadınların erkeklerin gözlerine bakmalarının bile yasak olduğu Buz Krallığı’nda yaşamaktadır.
Ülkesindeki kadınlara daha özgür bir hayat sunabilmek için mücadele eden Kitap Kulübü adında bir örgüte üyedir.
Kız kardeşinin veliaht prensle nişanı bozulduğunda istemediği bir evliliğin içine sürüklenir.
Hayatı boyunca her şeye kolayca sahip olan Leonard Ares Henderson, onunla evlenmeyi reddeden bir kadınla karşılaştığında dengesi bozulur. Ülkenin dört bir yanından yükselen örgüt sesleri krallığını iç savaşa sürüklerken, müstakbel eşinin de bir örgüte üye olduğundan habersizdir.
Ülkesine karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir veliaht prensle kadınları korumak için korkusuzca savaşan bir leydinin birbirine meydan okuduğu bu krallıkta ikisini de hazırlıksız yakalayan aşk, tüm planları altüst eder.
“Eğer bir gün gökyüzüne bakma cesareti gösterirsen, özgür olduklarında yıldızların ne kadar çok parladığını görürsün. Sen de bir yıldızsın ama parlamaman için özgürlüğünü elinden aldılar.”
Buzdaki Kelebek
Buzdan Kıvılcım Zirve Ötesi Serisi – 1 (Ciltli)
ZİRVE ÖTESİ SERİSİ – I
Patenlerim eski olsa da buzun üzerinde yıldırım gibiydim.
Her bir dönüş hissettiğim nefretin, yaşadığım haksızlıkların ve söyleyemediğim cümlelerin çığlığı gibiydi.
İklim kendini bildi bileli her konuda en iyisi olması gerektiğine inanmıştır çünkü hayatı boyunca kimse ondan daha azını beklememiştir. Bu yüzden hayatının merkezi olan rtistik buz pateni için canını dişine takar, yarışmalarda derece almak amacıyla elinden geleni yapar.
Ancak en büyük rakipleri Karza ve Sevina’nın İklim’i rahat bırakmaya niyeti yoktur. Özellikle çocukluklarından bu yana neredeyse her gün görüşmek zorunda kalan ve her fırsatı birbirlerini sinir etmek için kullanan bu ikili, rekabet ortamını buz pistine adım attıkları ilk günden beri diri tutar. Ta ki bir gün karşılarına çıkan bir sorun yüzünden el ele verme ihtimaliyle yüzleşene dek… Birbiriyle uğraşmadan duramayan bu ikilinin herhangi bir konuda uzlaşması imkânsız gibi görünse de işin içine kariyerleri girince hayatları hiç umulmadık bir yöne sapacaktır.
Buzullar Arasında Bir Kış – Modern Klasikler 145
1855 yılında ilk kez Musee des familles dergisinde yayımlanan Buzullar Arasında Bir Kış, okuru Dunkerque’ten dondurucu Grönland’a uzanan, aşk ve dostluk uğruna girişilen heyecan ve gerilim dolu bir maceraya davet ediyor. Bu kısa ama çarpıcı öyküde, büyük macera romanlarının barındırabileceği bütün unsurlar mevcuttur: Çetin bir deniz yolculuğu, zorlu bir arama kurtarma girişimi, düşman bir çevrede, son derece elverişsiz koşullarda hayatta kalma mücadelesi, gemide isyan…
Kaptan Louis Cornbutte, Korkusuz Kız adlı gemiyle çıktığı sefer sırasında, tehlike sinyallerini aldığı bir uskunanın yardımına koşmak üzere iki tayfasıyla birlikte filikayla denize açılmış ve geri dönmemiştir. Korkusuz Kız’ı seferine başladığı Dunkerque’e ikinci kaptanı geri getirir. Louis’nin öldüğüne inanmayan ve kendisi de denizci olan babası Jean Cornbutte, mürettebatı toplayarak oğlunu aramak üzere yeniden denize açılır.
Cadı Avcısı
Cadılar Bayramı Cinayeti
Cadının Yüreği
“Madeline Miller'ın Ben, Kirke'sini sevenler için birebir.” –Library Journal
“Neil Gaiman’ın İskandinav Mitolojisi’ni ve Joanne M. Harris’in Loki romanlarını seven okurlar için eşsiz bir yeniden anlatım.” –Booklist
“Kadim İskandinav tanrılarının puslu diyarına uzanan benzersiz bir yolculuk. Kitabın merkezinde ise sevdiklerini korumak için çağlar boyunca fedakârlıklar yapan bir cadı duruyor.” –Margaret George
Derler ki, yaşlı bir cadı yaşarmış doğuda…
Bu cadı güneş ve ayı kovalayan kurtlar getirmiş dünyaya. Derler ki, Asgard’a gitmiş ve üç kez ateşe verilmiş, üç kez yeniden doğmuş kaçmadan önce. Derler ki, eşsizmiş büyüsü, kâbusuymuş tanrılar tanrısı Odin’in bile. Derler ki, yaralı dudakları ve sivri dili olan bir adamı sevmiş, Loki derlermiş adına. Derler ki, doğurduğu çocuklar tanrıların alacakaranlığını, Ragnarök’ü getirmiş. Ve yine derler ki, kendisi direnmiş Ragnarök’ün alevlerine sonuna kadar, kalbi dışında her şey bir kez daha küle dönene kadar. Ancak kimisi onun hâlâ yaşadığını söyler.
İnsanlar ölür, tanrılar ölür amao yaşamaya devam eder…
Cadının Yüreği’nde Genevieve Gornichec, İskandinav mitolojisinin göz ardı edilen ancak kıyametin gelmesinde doğrudan rol oynayan buz devi cadı Angrboda’nın hikâyesini anlatıyor. Loki’nin Asgard tanrılarından gizlediği eşi; Fenrir, Hel ve Jormungundr’un annesi; Odin’in alt edemediği rakibi Angrboda, bu kibirli tanrılar dünyasında kendi destanını yazma fırsatına ilk kez kavuşuyor.
Çador
Çağlar Boyu Quıddıtch Ciltli
Hogwarts Kütüphanesi’nin en çok okunan kitaplarından biri olan Çağlar Boyu Quidditch asil Quidditch sporunun ortaçağdan günümüze tarihi, kuralları, ihlal edilen kuralları, ünlü takımlarıyla ilgili bilmek isteyebileceğiniz her şeyi içeriyor.
Saygın Quidditch yazarı Kennilworthy Whisp’in kaleminden nesillerdir dünyanın her yerinden birçok büyücü ve Muggle ailenin severek takip ettiği bu eşsiz sporla ilgili ilginç gerçekler, en çok yapılan fauller, sürat süpürgesinin gelişimi üzerine herkesin kitaplığına mutlaka eklemesi gereken bir eser.
“Şimdiye kadar kendinize Altın Snitch’in nereden geldiğini ya da Wigtown Wanderers’ın cübbelerinde niye kasap satırı resmi olduğunu sorduysanız, size Çağlar Boyu Quidditch gerekiyor demektir. Bu kitabın satışından elde edilecek kazanç Comic Relief’e gidecek, onlar da paranızı hayatları iyileştirmek için kullanmaya devam edecekler ki bu 1921’de Roderick Plumpton’ın Altın Snitch’i üç buçuk saniyede yakalamasından da daha önemli ve şaşırtıcı bir iş.”
- Albus Dumbledore
Çağlar Boyu Quidditch’e Övgüler
“Her iddiasına varım ki bu kitap çok satanlar arasına girecek. Ee, hadi, iddiaya giriyor muyuz?”
-Ludovic Bagman, İngiltere Milli Takımı ve Wimbourne Wasps Vurucusu
“Whisp baştan sona keyif veren bir kitap yazmış; Quidditch hayranlarının bu kitabı hem bilgilendirici hem de eğlendirici bulacağı kesin.”
- Hangi Süpürge?’nin Editörü
“Daha beterini de okudum.”
-Rita Skeeter, Gelecek Postası
Çağlayanlar – Bilge Kültür Sanat
Çağlayanlar Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun hikâyeler aracılığıyla Türk kültürü ile ilgili düşüncelerini etkili biçimde dile getirdiği bir eserdir. Türk milletinin içine düştüğü zor durumun tesiriyle kaleme alınan eser milletin değerlerine sahip çıkmanın önemini haykırır. Yazar, birçoğumuzun önemsemediği yatağan, kilim gibi şeyleri bile anlatırken çağlayanlar gibi coşkuludur. Sokak satıcısının "kaaarpuz" diye bağırmasını bugünlere kadar getirir. Millî değerlere sahip çıkmanın öneminin anlatıldığı hikâyelerin bazıları hikâyeden çok denemeyi andırır. Çağlayanlar Müftüoğlu’nun Türkçülük anlayışına uygun olarak yazdığı hikâyelerden meydana gelmektedir. İçinde taşıdığı millî heyecanla ve Türk kültürüne hayranlıkla kaleme alınan eser yazarın en beğenilen kitaplarından biridir.
Çağlayanlar – Ötüken Neşriyat
"Çağlayanları bir kitap tanıtma yazısının bilinen ölçülerine göre inceleyip değerlendiremem; elimden gelmez. Sırf aklının sağlamlılığına güvenip yazanın noksanını bulmak güç değildir, yalnız öğrendiğini satanın yanlışını yakalamak daha da kolaydır. Ama aşk ile coşan bir çağlayanın sürükleyici gücüne karşı kim durabilir! Müftüoğlu Ahmet Hikmet, sanki bir kitap yazmamış da sayfalarının arasına yüreğini yerleştirmiş. Hala diri bir yürek, hala büyük bir yürek! Öyle bir yürek ki, katıksız bir imanın beslediği ölümsüz ve kocaman bir sevgi ile çarptığını hala duyabilirsiniz; azıcık bir kabiliyetiniz kalmışsa, ıstırabı ile hala tutuşabilirsiniz. Böyle bir kitap için ne yazılır, hele bencileyin bir garip ne yazabilir...Hiç!... Sadece okunmasını isterim." -Galip Erdem
Cahil Filozof – Hasan Ali Yücel Klasikleri 389
Voltaire (1694-1778): Fransız edebiyatının en önemli yazarlarından olan François-Marie Arouet eserlerinde kullandığı Voltaire mahlasıyla tanınmıştır. Eleştirel zekâsı ve hiciv ustalığıyla sivrilen yazar, neredeyse bütün edebi türlerde eserler vermiş olmasının yanı sıra döneminin siyasi kurumlarına ve popüler düşünce tarzlarına oklarını yönelttiği Felsefe Sözlüğü ile bu alanda da etkili olmuştur. Fransız İhtilali’nin arifesinde Avrupa medeniyetinin gelişim yönünü etkileyen eserleri çağımızda da baskı ve bağnazlık karşısında yurttaşlık hakları ve özgürlük düşüncesinin başyapıtları yer alır. Cahil Filozof Voltaire’in yetmiş iki yaşında yazdığı, emin oldukları ve hâlâ şüphe duyduklarının bir katalogudur. “Ben kimim?” sorusundan başlayarak çıktığı yolculukta Descartes, Spinoza, Leibniz gibi düşünürlerin tezleriyle yüzleşir, kendinin ve başkalarının cehaletinden geçer ve aklın şafağına ulaşır. Bu küçük ama etkili eser Voltaire’in felsefesinin inancıyla birleştiği noktaya ışık tutması açısından da önem taşır.
Cahit Külebi Bütün Şiirleri
Bütün Şiirleri Adamın Biri Rüzgâr Yeşeren Otlar Atatürk Kurtuluş Savaşında Süt Türk Mavisi Yangın Güz Türküleri "Cahit Külebi, aydın bir saz şairi içtenliği, bir Karacaoğlan rahatlığı ve temiz bir dil ile, zaman zaman kötümser, güvensiz, kendi türküsünü söyledi. Yarım kafiyeler, iç sesler, duygu ve düşüncelerine eklediği zarif benzetmeler ve söyleyişindeki titizlikle en sevilen şairler arasına girdi." Behçet Necatigil "Ben teşbihten haz etmem... Niçin şiirlerini seviyorum? Külebi bu işi ustalıkla idare etmesini biliyor da ondan. Onun başka şiirlerinde bazı teşbihler gördüm, onları da sevdim... Bu teşbihleri teşbihten saymamak lazım. Burada teşbih hudutlarının dışına çıkan bir ifade kuvveti var... Külebi eskilerin mecaz-ı urfi dedikleri halk mecazlarını kullanıyor. Bal gibi, mis gibi, gül gibi v.b. Bu şiir gelecek yıllara Cahit Külebi devrinin bir tarihi olarak kalacak... Külebi’nin şiirlerini okumakla doyamıyorum." Orhan Veli Kanık "Humor - ses - ses... Külebi’de temel öğe müziktir. Kırın şairi... Cahit Külebi Türkiye coğrafyasının şiirini yazıyor. Hiçbir şair şiiri bitirmeyi Cahit Külebi gibi bilemez." Cemal Süreya Benim doğduğum köylerde Şimal rüzgârları eserdi, Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır Öp biraz! Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! Benim doğduğum köyler de güzeldi Sen de anlat doğduğun yerleri, Anlat biraz!
Çakıcının İlk Kurşunu Yeni
"Ben hayatta herkese karşı lakaydımdır...Bu bende sevmek hissinin mefkudiyetinden değil çok fazla oluşundandır. Ben sevdiklerimi köpek gibi severim yavrum...Zelilâne severim." Şiir, hikâye ve romanlarında, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatan; insanın, gücü, zayıflığı ve zaaflarıyla bir bütün olarak kavrayıp ödün vermez bir gerçeklilikle yansıtan Sabahattin Ali, "sandığındaki" belgeler arasından derlenen hikâye, şiir ve yazılarıyla ilk kez okur önünde!
Çakırcalı Efe
Çakırcalı Memed Efe, on beş yıldan fazla bir zaman boyunca eşkıya olarak Osmanlıya baş kaldırmış, binden fazla insanı öldürmüş, öte yandan fakir fukaranın koruyucusu olmuştur. Yaşar Kemal, Çakırcalı’yı öldüren müfrezenin kumandanı Albay Rüştü Kobaş’ın verdiği bilgiler ışığında eşkıyanın hayat hikayesini, tanıklarının yorumlarına da yer vererek anlatır. "Yaşar Kemal insanoğlunun çektiklerini hırs dolu bir beceriyle anlatan yürekli bir yazardır. O isyan ve öfkesini, insanlara karşı Batı yazarlarında az görülen bir güvenle desteklemesini bilmiştir." New Statesman, (İngiltere) "Bir epik kültürün bu ölçüde derinliklerine inmiş birini daha bulmak çok güç." Norrtelje Tidning, (İsveç) "Yaşar Kemal çağdaş edebiyatın eşine az rastlanır devlerinden biridir." Le Figaro, (Fransa)