Ötanazi Okulu Kutulu Set
Percy Jakson Ve Olimposlular Tek Cilt Özel Baskı
New York Times listelerinde birinci sıraya oturup satış rekorları kıran ve ödüle doymayan Percy Jackson ve Olimposlular, Yunan tanrılarına yakışır bir koleksiyonla bir araya geldi!
Bir gün birisi çıkıp size Antik Yunan tanrılarının hâlâ hayatta olduklarını söylese ne yapardınız? Ya ailenizden birinin bu tanrılardan biri olduğunu öğrenseniz? Olağanüstü güçlere sahip olduğunuzun farkına varsanız? Bir de peşinize mitolojik efsanelerdeki canavarlar düşse? Ne yapardınız? Percy’nin yaptığını…
İşte karşınızda Percy Jackson. On iki yaşında, hiperaktif, okuma yazmada sorunları olan ve başı beladan bir türlü kurtulmayan bir çocuk! Peşine takılan, ne olduklarını bir türlü anlayamadığı birtakım doğaüstü yaratıklar da cabası! Bütün bunların sebebi aslında babasının bir Yunan tanrısı olması, fakat sorunları çözmek tamamen Percy’ye kalmış durumda.
Percy Jackson ve yarı tanrı arkadaşlarına, Yeraltı Dünyası’nın kapılarına ulaşmak ve tanrılar arasındaki yıkıcı savaşı önlemek için çıktıkları heyecan verici macerada eşlik edin.
Mahşer (Tam Metin)
"Mahşer, macera, aşk, kehanet, alegori, fantezi ve realizm öğeleriyle harmanlanmış harika bir roman." -The New York Times Book Review Biyolojik denemeler yapılan bir kuruluştan kaçan biri, kısa süre sonra domino etkisiyle insanların yüzde doksan dokuzunu yok edecek mutasyona uğramış ölümcül bir grip mikrobunu yaymaya başlar. Hayatta kalmayı başaran korku ve şaşkınlık içindeki bir avuç insan kendilerini kurtaracak bir lider arayışı içine girer. Ve iki aday ortaya çıkar... Colorado’da bir halkevi kurmakta ısrar eden 108 yaşındaki hayırsever rahibe Abagail ve kötülükten başka bir şey düşünmeyen, kargaşadan mutlu olan şiddet yanlısı "kötü adam" Randall Flagg... Yalnızca düşlerde var olabileceğini sandığımız karanlık bir hikâye...
O (Tam Metin)
Küçük bir Amerikan kasabası olan Derry’yi diğer kasabalardan farklı kılan şey, kanalizasyon mazgallarının altındaki dehlizlerde yaşayan, kendini kimi zaman kâbuslarda, kimi zaman da gerçek hayatta gösteren bir yaratığın, insanları kendi karanlık dünyasına çeken esrarengiz bir gücün varlığıdır. Bu korkunç yaratıkla uzun yıllar önce savaşıp ardından kasabayı terk eden ve kendilerine yeni bir hayat kurmuş olan yedi çocuk, artık birer yetişkin olmuş ve yaşadıkları dehşet dolu günleri unutmuşlardır. Ancak, anılarının derinliklerine gömülen yaratık yıllar sonra yeniden harekete geçince, onunla bir kez daha hesaplaşmak zorunda kalırlar. Geçmişte kalan kâbuslar, şimdiki zamanda korkunç bir gerçeğe dönüşmüştür artık.
Stephen King’in yazımını dört yılda tamamladığı ölümsüz başyapıtının sansürsüz ve eksiksiz metnini okurken tam da Daily Express’in tarif ettiği gibi, kendinizi O’nun karanlık dünyasında hissedeceksiniz.
Nilgün
1888 yılında Beylerbeyi'nde doğan Refik Halid Karay, 18. yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu'dan İstanbul'a göçenKarayakış ailesindedir. "Galatsaray Sultanisi" ve "Mektebi Hukuk"da okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe baslamıştır. Kısa sürede üne kavuşmuş, "Fecri Ati" edebiyat topluluğunun kurucularından olmustur. "Kirpi" adıyla yazdığı taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat ve Terakki hükümetince Anadolu'nun çeşitli illerinde 5 yılsürgüne gönderilmiş, ancak 1. Dünya Savaşı'nın son yılı İstanbula dönebilmiştir.Dönüşünde Robert Kolej'de öğretmenlik, Sabah Gazetesi'nde başyazarlık, iki kez de Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu süreçte tanınmış "Aydede" mizah dergisini de çıkarmıştır. Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Haleb'e yerleşerek "Vahdet" gazetesini çıkarmış, Hatay'ın Türkiye'ye bağlanmasında yazıları ve çalışmaları ile katkıları olmuştur. 1938'de yurda dönen Refik Halid, dergi ve gazetelerde günlük yazılar tazmış ve 20 kadar roman kaleme almıştır. 18.7.1965 tarihinde İstanbul'da ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı'nın temel taşlarından biri olmuştur.
Fare Dörtlemesi – Gri Kapak
“Fare Dörtlemesi” zamanımızın yaşayan en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen Haruki Murakami’nin edebiyat yolculuğunun en önemli izleklerinden birini temsil ediyor.
Başlarda “Fare Üçlemesi” olarak anılan seri Rüzgârın Şarkısını Dinle, Pinball 1973 ve Yaban Koyununun İzinde’den oluşur. Bu üç kitabı birbirine bağlayan, anlatıcı kahramanın arkadaşı “Fare”dir. Ama Yaban Koyununun İzinde’de Fare ortadan kaybolur. Yerine Koyun Adam’ı bırakır. Ve Koyun Adam hikâyeyi bir sonraki kitap olan Dans Dans Dans’a bağlayarak seriyi bir dörtleme haline getirir.
Gençlik, aşk, edebiyat, gizem, yalnızlık, kayıp duygusu... Murakami severler için gerçek bir okuma şöleni olan bu dört kitap şimdi tek cilt halinde bir arada...
Nobelli Yazarlar Seti
Nobel Ödüllü yazarların en sevilen kitapları bir arada
Albert Camus’nün bir 20. yüzyıl klasiğine dönüşen eseri Yabancı, Annie Ernaux’nun nadir görülecek türden bir yüzleşme deneyimi sunan metni Yalın Tutku, Gabriel García Márquez’in toplumsal bir ruh çözümlemesi yapan ölümsüz yapıtı Kırmızı Pazartesi, Hermann Hesse’nin aydınlanma ve özbenlik arayışını anlatan romanı Siddharta, Knut Hamsun’un “insan ruhunun keşfedilmemiş çatlakları”nı açığa çıkaran kitabı Açlık şimdi tek bir sette.
Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler 2
Her şeye rağmen hayallerinin peşinden gidip yazmaya devam etmek mi zor, en zorlu zirvelere çıplak elle tırmanmak mı? Kartal beslemek mi daha zor, laboratuvardan çıkmadan yeni formüller keşfettiğin halde adını bile geçirmeyen insanlarla mücadele etmek mi? Savaşın orta yerinde insanları kurtarmak mı zor, yoksa bir korsan gemisinde dalgalarla boğuşmak mı? Söz konusu dünyanın asi kızlarıysa tabii ki hiçbiri!
Agatha Christie, Alice Ball, Audrey Hepburn, Beatrix Potter, J.K. Rowling, Nadya Murad, Nefertiti, Sappho, Selda Bağcan ve niceleri. Hayatta prenses değil, kahraman olmayı seçmiş, bütün engellerin üstesinden gelmeyi başarmış yüz kadın! Dünyanın dört bir yanından elli kadın illüstratörün çizimleriyle görsel bir şölene dönüşen hayatlar. Elena Favilli ve Francesca Cavallo’nun yazdığı, ilk kitabıyla her yaştan kız ve erkeğin baş ucunda yerini alan, haftalarca çok satanlar listelerinden düşmeyen Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler macerası kaldığı yerden devam ediyor!
Unutma: “Umut sensin, güç sensin. Geri adım atmazsan, herkes ilerler.”
Şeker Portakalı Üçlemesi Seti
Vasconcelos’un biricik kahramanı Zézé’nin maceraları şimdi tek bir sette
Küçük Zézé’nin kalpleri ısıtan unutulmaz hikâyesinin başlangıcı Şeker Portakalı, hüzün ve umudu rengârenk bir serüvene dönüştüren Güneşi Uyandıralım ve gençliğe, özgürlüğe dair akıllardan çıkmayacak bir hayat dersi veren Delifişek özel kutusunda okurlarla buluşuyor.
Yolcu
Claire Randall ne derse desin, onların tutkulu karşılaşmaları çok uzun zaman önce gerçekleşti. Genç kadın yirmi yıl önce zamanda yolculuk ederek geçmişe gitmiş, 18. yüzyılda adı Jamie Fraser olan bu cesur bir İstoç’un kollarına düşmüştü. Daha sonra Claire onun çocuğunu taşıyarak kendi zamanına geri döndü, genç adamın kanlı Culloden savaşında öldüğüne inanıyordu. Fakat onu bırakmayan Jamie’nin hatırası asla silinmedi... Rüyalarında hala onunladır.
Nihayet, Claire onun hayatta kaldığını keşfeder. Ona geri dönmek ile kızıyla kendi zamanında kalmak arasında kararsızlığa düşer. Claire kendi kaderini belirlemek zorundadır. Ve zaman ile mekan tamamlarken, kendisini bekleyen tutku ve acıyla yüzleşmek için gereken cesareti bulmak zorundadır. Tehlikeli entrikaların döndüğü bölünmüş İskoçya’da, bilinmez bir karanlıkta yol alırken ya ölümsüz aşkına kavuşacak ya da sonsuza kadar lanetlenecektir.
Kale Kapısı (Yky)
Kimsecik, "dağları beklerken" korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğini parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler. Üçlünün ikinci kitabı Kale Kapısı'nın kahramanları iyilik ile kötülüğün buluştuğu tek avuçtaki iki insandır. İşlediği cinayetten sonra dağa çıkan Salman'ın saldığı korku kalpleri karartır. Ancak korkunun hüküm sürdüğü yerde cesaret uyanırsa yaşam sürer, sürecektir.
"Bendini yıkan ve taşan bir nehir gibi çoşkun bir anlatı...Yaşar Kemal, her yıl Nobel Edebiyat Ödülü'nün en güçlü adaylarından. İsveç okuyucusuna büyük anlatılarından bir örnek daha verdi." John Ohlsson, Arbetet, (İsveç) "Yaşar Kemal şiirsellikle yaşanmışın tadını birleştiren büyük bir ustadır." Hubert Juin, Le Monde, (Fransa) Kendisinden önce uluslar arası yazar yetiştiremeyen ülkesinde Yaşar Kemal, yurdunun ve Ortadoğu'nun tartışılmaz sesi olmuştur. O bize Homeros'la Eugene Sue arasındaki köprülerin daha yıkılmadığını gösterir." Alain Bosquet, Magazine Littéraire, (Fransa)
Kanın Sesi
Kimsecik, "dağları bekleyen" korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğini parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler. Üçlünün üçüncü kitabı Kanın Sesi'nde katliamların korkularıyla yürekleri dağlanmış çocuklar, insanlığın büyük macerasının devamıdırlar. Çocuklar korkuya inat sevgiyi yeşertirken yol arkadaşı, kendini sürekli yeniden yaratan doğadır. " Yaşar Kemal dünyanın en büyük yazarlarından biridir." Harry James Cargas, St. Louis Post-Dispatch, (A.B.D) "Yaşar Kemal, insanoğlunun çektiklerini hırs dolu bir beceriyle anlatan yürekli bir yazardır. O, isyan ve öfkesini, insanlara karşı batı yazarlarına az görülen bir güvenle desteklemesini bilmiştir." New Statesman
Cumhuriyet 2 Türk Mucizesi
1923-1938 Cumhuriyet dönemini anlatan Cumhuriyet - Türk Mucizesi’nin bu ikinci kitabıyla Türkiye Üçlemesi son buluyor. Bu kitabi da okumanızi diliyoruz. Çünkü: Çanakkale, Milli Mücadele ve Cumhuriyet bir butündür. Yakın tarihimizi oluşturan bu üç aşamali dönemin tarihini iyi bilmek zorundayız. Yoksa bugünu anlayamaz, yarını kestiremeyiz.
Çanakkale ve Milli Mücadele ruhu, bağımsızlık sevdasi, yurt sevgisi, azim, sabır ve akıl Cumhuriyette kucaklaşıp birleşti, Türk Mucizesi oluştu. Bazı Batılı gözlemciler neden bu dönemi Türk Mucizesi diye nitelediler? Millet M. Kemal Paşa’nin açtığı istiklal, milli irade ve uygarlık bayrağı altında toplandı. Dünyaya egemen galiplere ve onların yardakçlarına karşı, yarı çıplak dört yil daha dövüştü.
Vatan düşmandan kurtarıldı. Ama 1923’te Türkiye 12 milyon nüfuslu, Anadolu’da tek fabrikanın bulunmadığı, geri, ilkel, yoksul, bütün nüfusunun sadece % 7’si okur-yazar olan bir köylü toplumuydu. Kadın-erkek eşitliği söz konusu bile değildi. Sıra milleti kurtarmaya gelmişti. Gazi M. Kemal Atatürk ve ideal arkadaşları ortaçağı yenmek, çağdaşlığı gerçekleştirmek için bir avuç bütçe, halkın desteği ve uygarlık öncülerinin özverileri ile birçok siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik devrimler, olaganustü atılımlar yaptılar. On beş yıla destanlar, efsaneler, harikalıklar sığdırdılar. Okudukça şaşacak, hayran kalacaksınız.
Bu tarihi doğru bilirsek aramızdaki birçok anlaşmazlık sona erer. Birçok sorunun kaynağı doğru tarihi kirleten yalanlardır. Doğru tarih kutup yıldızı gibi doğru, kurtarıcı yolu gösterir. Her alanda çağdaş uygarlığa ulaşmak, bunun gereklerini yerine getirmek zorundayız. Geri kalan dona kalır. Sözün özü, Atatürk’e yürüyelim!
Kara Kule Iv Büyücü Ve Cam Küre
Silahşor Roland, Eddie, Susannah ve Jake, Mono Blaine’in son saldırısından kurtulmayı başarırlar, ama bu kez de kendilerini korkunç bir virüsün kol gezdiği Topeka, Kansas’ta bulurlar. Uzaklardaki cam küreye ulaşmaya çalışırken, Roland dostlarına bir sahil kenti olan Hambry’de Susan Delgado adındaki kıza nasıl âşık olduğunu, dostları Alan ve Cuthbert ile birlikte John Farson’un ordusuna karşı nasıl çarpıştıklarını, cam kürenin de yardımıyla Orta-Dünya’daki son savaşın nasıl başladığını anlatır.
“Muhteşem bir gerilim örneği! Okurlar Kara Kule serisinin dördüncü kitabında sonsuz bir duygu seline kapılacaklar.”
Memleketimden İnsan Manzaraları
Şair Nigar Hanım Güftesi Garplı Bestesi Şarklı
Şâir Nigâr Hanım. Yahut eserlerine attığı imza ile Nigâr binti Osman.
Adını açıkça sahiplenen şiirleriyle edebiyatımızın ilk “kadın” şâiri. Yirmi beş yaşından başlayıp hayatının sonuna kadar yazmayı sürdürdüğü günlüğüyle Türk edebiyatının en uzun günlük yazan kadın yazarı.
Şâir Nigâr Hanım, sadece yazar kimliğiyle değil, döneminin seçkinlerinden oluşan geniş sosyal çevresi ve kişisel hikâyesiyle de çok önemli bir portre. Bu portreyi en ince ayrıntılarıyla günümüze taşıyan, Nigâr Hanım deyince akla gelen ilk kişi ise şüphesiz Nazan Bekiroğlu.
Nazan Bekiroğlu 1995 yılında doçentlik tezi olarak hazırladığı Şâir Nigâr Hanım çalışmasını yıllar sonra büyük bir özveriyle adeta yeniden yazdı. Nigâr Hanım’la ünsiyetini akademik çalışmanın çok ötesine taşıyan Bekiroğlu, dört başı mamur bir edebî portre ortaya koyarken Nigâr Hanım’ın eserleriyle yaşamı arasındaki çok yönlü ilişkilere işaret eden, salonundan geçmiş kişilere varıncaya kadar hayatı ve edebiyatıyla ilgili en küçük ipuçlarını dahi yakalayan bir dikkatle edebiyat araştırmacıları için eşsiz bir çalışma örneği sundu.
Nigâr Hanım’ın eserleri ve günlüklerine ilâveten bugüne intikal bütün evrakın, kişisel arşivlerin, şâirenin aile fertlerinin özel koleksiyonlarının, kartpostalların, ithaflı fotoğraf ve kitapların, fotoğraf albümlerinin ve muhtelif eşyanın izinde geçen yılların semeresi olarak ortaya çıkan bu önemli eser “gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskı”sıyla yeniden raflarda.
“Nigâr Hanım sentezci değil eklektik bir kimliktir. Onda Doğu ve Batı öncelik sonralık sıralamasına alınmadan bir arada başlar, öylece devam eder ve öylece biter. Onunki, Doğulu gibi yaşamak ama Batılı gibi düşünmek değil; Doğulu gibi yaşamak ve Batılı gibi düşünmektir. Bu yönüyle eğer bir şarkıysa, güftesi Garplı, bestesi Şarklıdır.”
Uykusuzluk – İnsomnia
STEPHEN KING’IN UZUN YILLARDIR BASKISI OLMAYAN MUHTEŞEM ROMANI
Ralph Roberts, emeklilik günlerinde eşinin yasını tutarak uzun, uykusuz geceler geçirecegini bir kez olsun düşünmemişti. Ama şimdi sevgili Carolyn'ını kaybetmiş, günden geceye, her geçen dakika daha da erken uyanmaya başlamış ve sonunda uykusuzluğun kendisini tamamen esir aldığı o tedirgin edici anlara gömülmüştü…
Uykusuz geçen gecelerde yaptığı yürüyüşler sırasında bir şeylerin ters gittiğini fark eden Ralph, halüsinasyon olmasından şüphe ettiği birtakım tuhaflıklar görmeye başlar; bazı insanların başlarından yükselen ipler, karanlık çökünce şehirde dolasan iki küçük adam ve diğerleri…
Ancak Ralph’in tanık oldukları uykusuzluğun getirdiği halüsinasyonlardan çok daha fazlasıydı. Gerçekte Derry’de habis ruhlar kol geziyor, şehrin sıradan görüntüsünün altında dehşet verici güçler kuytularda saklanıyordu.
Artık Ralph’in en büyük sorunu uykusuzluk değildi; şehir boğazına kadar ölümün soğuk karanlığına gömülmüştü.
Romanlarını Maine’de kurgulamayı seven Stephen King, Uykusuzluk’ta bir kez daha buraya dönüyor. Yazarın iliklere işleyen bir gerçekçilikle doğaüstü korku unsurlarını bulusturduğu bu şaheserini elinizden bırakamayacaksınız.
Yusufcuk Yusuf(Akçasazın Ağaları
Akçasazın Ağaları tarihle, zamanla, düzenle hesaplaşmanın hikayesidir. Ağalar çökerken yanı başlarında yeni bir tarih yazılır, değişme kaçınılmazdır. Güçlüler dövüşürken doğa da ses verir. Yusufçuk Yusuf Çukurova'ya kuşaklar boyunca egemen olmuş iki derebeyinin hikayesidir. Köylüleri yıllarca baskı altında tutan bu güç kırılırken, yeni zamanların gereklerine uyum sağlamış yeni zenginler başka bir güç oluştururlar. barbarlığı çağrıştıran bu güç, "bataklıktan kutulmaya yüz tutmuş bir bataklık toprağını yağmalar." "İnsanoğlu farklılaşıyor, deri değiştiriyor ve kendini yeniden tanımlıyor. Acaba ortaklaşa yitirilen yüzyılların ağırlığını bir kenara koyabilecek mi? Genleştirmek bizim elimizde. Yaşar Kemal'in Binbir Geceleri bizi buna davet ediyor." Alain Bospuet, Le Matin, (Fransa) "Hasatla birlikte, omuzları evrensel genişlikte Türk yazarı Yaşar Kemal'in yeni kahramanlık destanı geldi. Bunalım evreninde bir trajedi. Kitapta İnce Memed'in yazarının bizi alıştırdığı epik ve toprak kokan soluğu bulmak da mümkün." Andre Clavel, Nouvelles litteraires, (Fransa) "Yusufçuk Yusuf'ta Yaşar Kemal'i yeni ve büyük bir atılım içinde buluyoruz. Bu kitap yalnız Yaşar Kemal'in en önemli yapıtı değil, Türk romanının da başyapıtlarından biridir." Cemal Süreya, Oluşum "Hugo çapında bir yazar olan Yaşar Kemal'in en önemli özelliği, günümüzde gözardı edilen bir tarzda freskler çizerek yazması." Christian Guidicelli, Guide Lire, (Fransa)
Değersiz Bir Hayat
Üniversiteden tanışan dört erkek arkadaş: Nazik, yakışıklı ve oyunculukta kariyer yapmak isteyen Willem. Sanat dünyasına hızlı bir giriş yapmak isteyen, zeki ama bazen kalpsiz davranabilen JB. Hayallerini gerçekleştirememiş, aileden zengin mimar, Malcolm. Bu arkadaş grubunun merkezinde duran, tam bir kapalı kutu olan avukat Jude. Yıllar içinde dörtlünün dostlukları bağımlılık, şöhret ve kibirle dönüşür ve derinleşir. Üç arkadaşın karşılaştıkları en büyük zorluk, hem bedensel hem de duygusal olarak ağır yaralı arkadaşları Jude’un yanında yer almak olacaktır. Jude’un üstesinden gelemediği çocukluk travmaları tüm yaşamını etkileyecek ve dostları onu hayatta tutmak için ellerinden geleni yapacaklardır.
Dostluk, aşk, kalp kırıklığına dair dokunaklı, müthiş bir hikâye...
“Enfes... Bu romanı bir şaheser olarak adlandırmak hiç de mübalağa olmaz. Hatta bu kelime hafif bile kalır.”
San Francisco Chronicle
“Harikulade... Travma ve arkadaşlık öylesine zekice ve derin bir kavrayışla ele alınıyor ki bu roman bundan sonra bu konuda yazılmış tüm romanlar için bir ölçüt olacak.”
The Wall Street Journal
“Değersiz Bir Hayat başka hiçbir romana benzemiyor. Sınırı aşıyor, çizgiden dışarı taşıyor, kısaca unutulmaz.”
The Independent
“İçinize işliyor. Yanagihara insanın davranışının en aşağı ve en yüce uç noktalarını can acıtıcı bir yoğunlukla sorgulayabilme yeteneğine sahip bir yazar.”
The Times Literary Supplement
Büyücü
Mitolojik öğelere ve Shakespeare’in ünlü oyunu Fırtına’ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles’un Prospero’su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konuyor. Büyücü’de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu. Random House’un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz yapıt listesinde yer alan Büyücü, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni...
Bir Gün Tek Başına
“Ağır ağır çıktı odadan, banyoya girdi, şofbeni yaktı, suyu açtı. Büyük bir gürültüyle akan suya baktı, elini tuttu, ılıktı tam istediği gibi. Fakat yine de bir türlü giremiyordu suyun altına. Değişmek istemiyorum da ondan. Bu suyla birlikte içindeki her şey akıp gidecek. Sonra yavaşça girdi.
Hiçbir şeyin akıp gideceği yok. Ne kolay öyle! Korkaksın da ondan. Her şey hemen değişiversin istiyorsun. Sanki daha mı iyi olurdu? O zaman da peşinden koşar, bir türlü yetişemezdin. Şimdi de geri kalıyorum; bak şimdi de… Altından çekiliverdi, çok kızmıştı su. Gözlerindeki sabunları akıtmak için uzattığı eli bile zor dayanıyordu. Sende iş yok oğlum. Bu sıcak, beriki soğuk…
Öteki sert, beriki yumuşak… Ömrünce sınırda kalacaksın. Sende iş yok oğlum, sende iş yok… Biraz ferahlamıştı. Şofbeni ayarladı, tekrar girdi suyun altına. Her vakit böyle olurdu. Sonunda dönüp dolaşıp kesinlikle kendini suçladı mı bitirirdi. Söyleyecek söz kalır mı? Ben, böyleyim… Bitti…
Artık savunma bile boşuna. Değil mi ki değişmez… O vakit bırakırsın yaşamayı kendi yoluna, yürür gider. Sonra yine kımıldamaya başlar birikenler. Sonra yine kızgın su. Ya da bir diş ağrısı. Ola ki bazı görmeden bastığın asfalta yayılmış yemyeşil bir balgam. Bir vapurun kaçması…”
Sarı Defterdekiler
"Dağ köylerinden, obalardan, kasabalardan ikide bir kopup gelir Adana'ya ve önümüze, ağıtlar, türküler, destanlar sererdi, buruşuk sarı kâğıtlar üstüne yazılmış... Her getirdiği söz yumağı akıllara durgunluk verirdi. Dehşetli acı, dehşetli güzeldi... "Ağıtlar toplamak, ölümle kavgaya tutuşmak gibi bir şeydi. Yitebilecek olanla, yitenle, ölümle, yok olmakla bir yarışma... Kurtarmak gerekti Çukurova ve Toros doğasının, insanın söz serüvenini... Ona 'Türküler Müfettişi' adını takmıştım." Sarı Defterdekiler, Yaşar Kemal'in 1992'de Alpay Kabacalı'ya armağan ettiği defterlerle yer alan koşma, semai, destan, türkü, ağıt, mani ve türkülü halk hikâyesi türlerindeki, çoğu ilk kez yayımlanan derlemelerinden oluşuyor.
Şu Çılgın Türkler
80 yıldır beklenen kitap
Dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan birinin, emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşının, bir millileşme ihtilalinin romanı, şaşırtıcı bir yakın zaman destanı...
Tüm yeni nesillere eşi olmayan bir armağan.
"...Özakman'ı kitabı tarihsel bir gerçeğin güzelim bir Türkçeyle roman diline dönüştürülmesidir. Kırk yıllık özel çabayla saydamlaştıran özgün tarihimizin anlamamızı yeniden ve bu vakitte içimize sindirmek, bize ve yeni kuşaklara her zamankinden daha çok gerekli. Bu kitabı okuyun, çocuklarınıza okutun, dostlarınıza armağan edin.
- İlhan Selçuk, Cumhuriyet
"Şu Çılgun Türkler'i okuyun 'çılgın' babalarınızla, dedelerinizle onur duyun."
- Hasan Pulur, Milliyet
"Hiç 688 sayfa boyunca gözlerinizin sürekli dolduğu oldu mu? Hiç, bir kitap acıyı, kederi, gururu ve zaferi akıl almaz med-cezirler arasında adeta yaşadığınız oldu mu?... Hiç, hıçkırıklarınızdan övünç duyduğunuz oldu mu?... Benim oldu. Elleri öpülesi Turgut Özakman'ın 'Şu Çılgın Türkler' kitabını okurken."
"An be an, gün be gün bir kurtuluşun, yeniden varoluşun çoşkusunu soluk soluğa Şu Çılgın Türkler'de yaşayacaksınız."
- Doğan Hızlan, Hürriyet
"...Bu kitabı okurken. kendi babamdan ve amcamdan, ailemden hep duyduğum olayları yaşadım. Bunu ancak çılgın Turgut yazabilirdi. Ancak doğrusu, haset duymadım desem yalan olur; böyle bir şaheseri kendim yazamadığım için!"
Altemur Kılıç, Ortadoğu
"Şu Çılgın Türkler'i bu yaz mutlaka okuyun... Okutun... Hatta 'çılgın türkler' kursları açıp gençlere Kurtuluş Savaşı'nı öğretin... Mutlaka!"
Ölmek Ya Da Ölmemek
• Ailenizde prostat kanseri öyküsü mü var? O süt bardağını bırakın ve diyetinize olabildiğince keten tohumunu ekleyin.
• Karaciğer hastalığıyla mı savaşıyorsunuz? Kahve içmek karaciğer enflamasyonunuzu azaltabilir.
• Meme kanseriyle mi mücadele ediyorsunuz? Soya tüketmek daha uzun süre hayatta kalmakla ilişkilendiriliyor.
• Kalp hastalığından mı endişelisiniz? Hastalığı önlemekle kalmayıp durdurabildiği de defalarca ortaya konulan işlenmemiş bitkisel temelli bir diyete geçin. Erken ölümün başlıca on beş nedeni kalp hastalığı, kanser, diyabet, Parkinson, yüksek tansiyon ve diğerleri her yıl milyonlarca insanın hayatına kastediyor. Böyle olmak zorunda değil. Dr. Greger’ın tümü güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenen önerilerini takip ederek bu hastalıkları önleyebilirsiniz!
Tamamen kullanışlı, uygulanabilir öneriler ve beslenme biliminin en yeni, en şaşırtıcı verileriyle dolu bu reçete uzun, sağlıklı bir hayat sürmek için tam ihtiyacımız olan şey. "Bu kitap, hastalıklardan korunmak isteyenlere yardımcı olacaktır."
-Dalai Lama
"Dr. Michael Greger bu kitapta, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek için gerekli olan faydalı yiyeceklerin rolünü tüm berraklığıyla gözler önüne seriyor."
-Daily Mail
Kelebeğin Kaderi
Tesadüf Tanrı’nın kendini gösterme şeklidir.
“Bir gün, küçük bir kozada minicik bir delik açıldı. O an kozayı seyretmekte olan bir adam, bedenini o minicik delikten dışarıya çıkartmak için çabalayıp duran ama onca çabaya rağmen bir arpa boyu yol alamayan kelebeğe çok acıyıp yardım etmeye karar verdi. Kelebeğin kozasındaki deliği genişleterek içinden çıkmasını sağladı. Ancak dışarı çıkan kelebeğin kanatları bedenine oranla küçücük, kupkuru ve buruş buruştu. Şaşıran adam, zamanla kelebeğin kanatlarının büyüyüp gelişeceğini umut ederek beklemeye başladı. Ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Çünkü hayat suyu kelebeğin bedeninden kanatlarına ancak kozadan çıkmak için çabaladıkça akabilirdi. Kelebek ömrünün geri kalanını, uçma hayalleri kurarak, kocaman bedeni ve küçücük kanatları ile sürünerek geçirdi. Hiç uçamadı.
Adamın anlayamadığı, kelebeğin o küçücük delikten dışarı çıkmak için verdiği mücadelenin aslında o kelebek için gerekli olduğu idi. Çünkü bu, kelebeğin kaderini gerçekleştirebilmesi için, içinden geçmesi gereken Tanrı’nın bulduğu bir yoldu!”
Başak Sayan ilk romanı Bağlanma Korkusu’nun ardından bu sefer Kelebeğin Kaderi ile okuru spiritüel bir yolculuğa davet ediyor.
Modern dünyanın kahramanlarının sevmek, sevilmek, acı çekmek, ihanete uğramak ve kendini keşfedip kaderini gerçekleştirmek yolunda yaşadıkları yoğun ve sarsıcı bir macera Kelebeğin Kaderi. Tesadüflerin hayatı nasıl yönettiği ve aslında hiçbir şeyin tesadüf olmadığı, her insanın ve her deneyimin yaşam yolunda bir basamak olduğuna dair epik bir anlatı, bir modern zaman masalı...
En derin acılarınıza başka bir gözle bakmaya, tüm yaşadıklarınızın nedenini keşfetmeye ve
kozanızdan çıkmaya hazır mısınız?
Karıncanın Su İçtiği (Bir Ada Hikayesi 2)
Bir Ada Hikayesi dörtlüsü, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistan'a gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır. Umut, dörtlemenin baş kahramanıdır. Karıncanın Su İçtiği, beklemenin ve sabrın romanıdır. Savaştan dönmeyen yakınlarını bekleyen kadınların, yurduna dönmeye bekleyen sürgünlerin, denizi bekleyen balıkçıların, aşkı bekleyen yüreklerin sonsuz bir sabırla hayata duydukları inanç, adanın doğasına, insanlarına duyulan sevgiyle aydınlanır. "Yaşar Kemal'in romani vahşi ve muhteşem bir türküye benziyor.
Güçlü, yalın ve insanı deli eden..." -Die Weltwoche, (İsviçre)- "Yaşar Kemal büyük bir yazardır. Onun eserlerini okumak, zengin kazanımlar sağlayan büyük bir serüvendir." -Fönstet, (İsveç)- "Yaşar Kemal'in eseri, büyük bir tuval üzerinde her santimine ayrı titizlik gösterilerek hazırlanmış bir tablo gibidir." -Paul Theroux, The New York Times, (A.B.D.)- "Çok büyük bir yazar.. Eserlerinin güzelliğine kapılıveriyor okur, bitirince şaşkınlık ve mutlulukla doluyor." -Femme d'Aujourd'hui, (Fransa)- "Almanlar ister koşuklu yazsın ister düzyazıyla, yapıtları yüzeyin çok diplerinde katmanlar taşıyan derinlikli yazılara 'Dichter' derler. hiç kuşkusuz 'Dichter'dir Yaşar Kemal." -Güven Turan-
Şiirler Behçet Necatigil
Behçet Necatigil: Şiirde "hikmet burcu"nun seçkin sakini: Şiirimizin, en köklü gelenek tadıyla en köktenci yenilik çabasını şiirinde buluşturmuş, altın oranı bulmuş şairi...
Necatigil'in Türk şiirinin serüveni içindeki kendine özgü yeri gün geçtikçe daha da belirgin, vazgeçilmez, çekici bir anlam kazanıyor. Hem Doğu'yu hem Batı'yı hem klasikliği hem çağcılığı, hem bireyi hem de bireyi kuşatan dünyayı, tarihi sindirmiş, özümsemiş bir yapıt.
Bütün Yapıtları'nın bu cildi, Necatigil'in kitaplaşmış (Kapalı Çarşı, Çevre, Evler, Eski Toprak, Arada, Dar, Çağ, Yaz Dönemi, Divançe, İki Başına Yürümek, En/Cam, Zebra, Kareler Aklar, Beyler, Söyleriz) ve kitaplarına girmemiş bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Ali Tanyeri ve Hilmi Yavuz'un, her şiir için ince ince düşülmüş notlarıyla.
Uzak
Oscar ödüllü Avustralyalı çizer-yazar Shaun Tan'in hiç yazı kullanmadan hazırladığı "sessiz kitap" Uzak, göç ve göçmenlik çerçevesinde, okurların zihin ve ruhlarındaki uzak kavramına imgesel bir anlam kazandıran çarpıcı bir eser.
Dört yıllık uzun bir araştırma, geliştirme ve çizim döneminin ürünü olan Uzak, büyük bir ustalıkla ince ince işlenerek yayına hazırlanan her sayfasıyla olağanüstü bir görsel okuma deneyimi sunuyor.
Kızı ve eşine daha iyi bir yaşam kurabilme umuduyla bilinmeyen topraklara doğru adım atan yalnız bir adamın sessiz hikâyesini anlatan bu şiirsel eser, anlaşılmayan diller, tuhaf hayvanlar ve yabancı nesnelerin yer aldığı detaylı çizimleriyle yeni bir yerde en sıradan ayrıntıların bile ne denli yabancı gelebileceğini gözler önüne seriyor.
Genç yaşına rağmen, çizerlik ve yazarlık kariyerine sayısız büyük ödül sığdıran Shaun Tan, 2011 yılında çocuk ve gençlik edebiyatına katkılarından ötürü Astrid Lindgren Anma Ödülü'nü (ALMA) almaya hak kazanarak son yılların en ünlü illüstratörlerinden biri olarak anılmaktadır.
Uzak okurlarını, her göçmenin, her sığınmacının kısacası yurdundan edilmiş herkesin umuduna ışık olmaya çağırıyor...
Cam Şato 7 Kül Krallığı Hc
Ateşyürek Aelin, halkını kurtarmaya söz vermişti ama bedelinin bu kadar büyük olacağını tahmin edemedi. Fae Kraliçesi tarafından bir demir tabutun içinde kilitlenen Aelin, aylarca işkence görürken harlanan iradesinin gücüyle inanılmaz savaşlar vermeye devam ediyor. Maeve’e teslim olmuyor çünkü aksi takdirde tüm sevdiklerinin yok olacaklarını biliyor ama o demirden iradesi her geçen gün eriyor…
Vahşi, zeki ve genç suikastçı Aelin’ın intikam yolculuğu ile başlayan öykü, giderek çoğalan, karmaşıklaşan, renklenen; türlü yaratıkların, sürpriz doğaüstü olayların, inanılmaz evrenlerin ve sonsuz sayıdaki muhteşem karakterlerin destansı şölenine dönüştü.
Sarah J. Maas’ın New York Times’ın çok satanlar listesinden inmeyen epik fantastik klasiği Cam Şato efsanesi, içimizde bir keder bırakarak yedinci kitabıyla inanılmaz bir sona ulaşıyor.
Şimdilik!..
Ama… Yeni bir dünya için, daha iyi bir dünya için savaşmaya devam!
Mızraklar. Mızraklar Tüfekler. Tüfekler
"Silah sanayinde neden hiç grev olmaz?" Saramago, ömrünün sonlarına doğru kafasını kurcalayan bu soruya yanıt aramak için, tamamlayamadığı bu son romanına başlıyor. Romanın çıkış sorusu son derece yaşamsal ve güncel bir etik anlam taşımaktadır: Silah üreten fabrikaların karanlık geçmişi, her türlü grev girişiminin kanlı bir şekilde bastırıldığını göstermektedir. Silah fabrikalarında hiç durmayan ve zorla sürdürülen bu üretim, aslında dünyada asla bitmeyen savaşları da temsil etmektedir.
Bir silah fabrikasında çalışan ve ağır silahlar bölümüne terfi etmek dışında bir amacı olmayan Artur, acaba idealist karısı Felícia'nın peşinden gidip, görev aşkıyla çalıştığı fabrikanın İspanya İç Savaşı'nda oynadığı karanlık rolü deşifre edecek midir? Yani Saramago'nun metinlerinde sıkça vurguladığı bir ilkeyi, "çöküş koşullarında bir erdem isyanı başlatmayı" başarabilecek midir?
Saramago'nun romanı yazma sürecinde aldığı notlar, usta bir yazarın romanını kurgularken aklından geçenlere ışık tutuyor ve kitapta yer alan Saramago üzerine yazılmış diğer metinlerle birlikte, okuru romanı tamamlamaya, sorulan etik soruların peşinden gitmeye davet ediyor.
Yitik Adanın Öyküsü
İber Yarımadası anlaşılmaz bir şekilde anakaradan ayrılmıştır. Dünyanın her yerindeki gazeteler Yarımada'nın o tarihi fotoğrafını kocaman manşetlerle yayınlarken birbirinden ilginç rastlantılarla bir araya gelen beş kişinin her biri de bu kopuşun kendi davranışlarının sonucu olduğunu düşünmektedir.
İki atla bir köpeği de yanlarına alarak koyuldukları serüvende, bir karaağaç dalı ile toprağa şekiller çizen Joana Carda, yerin sarsıldığını duyan Pedro Orce, sürekli sığırcıklar tarafından takip edilen José Anaiço, çok ağır bir taşı denize attığının nasıl
görüldüğüne bir türlü akıl erdiremeyen Joaquim Sassa ve tavan arasında bulduğu bir çorapla uğraşıp duran Maria Guavaira, bizi hayali bir dünyaya doğru yola çıkartırken bir yandan da yaşamla ilgili pek çok gerçekle yüzleştiriyor.
Nobel Edebiyat Ödüllü yazar José Saramago bu romanında şiirsel üslubu ve ironik yaklaşımı ile siyaseti, kimlikleri, coğrafyayı, sınırları, insan ruhunu, varoluşu, yeniden
sorgulatıyor. "Don Quijote geleneğinden gelen Yitik Adanın Öyküsü, Saramago'nun belki de en iyi kitabı . "
-Los Angeles Times-
"İnanılmaz eğlenceli - ara ara karşımıza çıkan metafizik dokundurmalar ve yazarın zekice anlatımıyla önümüze muhteşem bir dünya seriliyor.
Mağara
Kentlerde giderek yayılan dev alışveriş merkezlerinin ve yaşam sitelerinin hayatımızda yarattığı değişiklikler üzerine, Saramago'nun her zamanki incelikli üslubuyla kotardığı bir roman, Mağara. Günümüz dünyasının yükselen trendleri olan tüketim ve steril yaşam mekânlarının sembolü olan bir 'Merkez'le, basit, geleneksel ama hakiki duygularla dolu üretken yaşamın sembolü yaşlı bir çömlekçiyi karşı karşıya getiren büyük usta Saramago, basit bir durumu hayranlık uyandıran felsefi bir alegoriye dönüştürüyor: Sıcak masalsı anlatısı ve sempatik karakterleri, devasa reklam kampanyalarıyla birer harikalar diyarı olarak sunulan yaşam projelerinin insan ruhunun Platonik mağarasından öteye geçemeyeceğini gösteriyor.