Geçerken
“Okur olmanın önemi kavranmadan, yazar olmanın önemini de, durumunu da, sorununu ve sorumluluğunu da nasıl kavrayabiliriz ki?”
“Yazarın üstüne ‘Niçin yazıyorsunuz?’ diye varacağmıza, neyi nasıl yazdığına daha dikkatle baksak, hem o ‘niçin?’lerin yanıtı çıkardı ortaya, hem de, kuşkusuz içinde yaşadığı dünyadan ötürü bağrında açılan yarasının yeni bir dille dışlaştırılmış sesini daha iyi duyardık onun.”
Denemelerden, değinilerden yani “demeden” hiç uzak kalmıyor Adalet Ağaoğlu.
Türk romanından başlayıp oyun yazarlığına, sansürden otosansüre, yazma yöntemlerinden edebiyatta cinselliğe, sinema diline, çeviriye, Márquez’den Necatigil’e ve Kafka’ya dek demeye değer bulduğu her şeye Geçerken uğruyor.
Son Devrin Din Mazlumları – 40
Bu eser, ´Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar´dan sonra beklenmesi ve ona eklenmesi gereken bir bahsi çerçeveliyor. İmân ve ideal uğrunda umumi mazlumluk davasının çok yakından, öz hayatımızdan, yakın tarihimizden ele alınması ve hususi planda gösterilmesi? Bu yakın tarih ve hususi plân, İttihad ve Terakki ile başlayan, Cumhuriyetle yerleştiğini gördüğümüz İslâm nefretinin zeminini çizer ve o zemin üzerinde en kuduz zulüm kılıciyle düşürülen mazlum başların hikâyelerini anlatır. / N.F.K.
Hassas Mevzularda Matrak Muhabbetler
Duvarları Yıkmak
Kalpte, zihinde, yüksek yüksek duvarlar örmek yerine, köprüler kurmak gerek dostlar. Ardımız engin bir denizdir, ışıktır. Gelin o duvarları yıkalım ve ışık tüm ihtişamıyla girsin içeri, aydınlatsın gönüllerimizi. Haydi uyanın, uyandırın artık!
Tüketim çağı bizi birbirinden habersiz yaşayan bencil bireyler hâline getirdi. İnsanlık olarak kişisel gelişimin üzerine o kadar düştük ki toplumsal ilerlemeyi ıskaladık. Toplumca iyi olmadan, toplum bağlarını sağlamlaştırmadan ulaşılan bireysel gelişme hiçbir yarar sağlamayacaktır.
Bahadır Yenişehirlioğlu Duvarları Yıkmak adlı yeni eserinde topluma, dünyaya, hayata kısacası insana dair çok önemli tespitlerde bulunuyor. Modern dünya sisteminin tüm insanlığa zorbalıkla dayattığı şeyler karşısında elimizde ne tür bir silah var? Günümüz dünyasında aşırı bireyselleşmenin bir sonucu olarak içten içe çürüyen toplumun çaresi ne olabilir?
Yenişehirlioğlu, samimi bir sohbetle okuyucuyu duvarları yıkmaya davet ediyor: Bizi insanlıktan uzaklaştıran her duvar yıkılmaya mahkûmdur.
Balım Kız Dalım Oğul
Ceyhun Atuf kansu'nun Balım Kız Dalım Oğul kitabı, Türkiye radyolarından yayımlanan “Anadolu Albümü”nün tümüdür. Dinleyicilerce çok sevilen bu konuşmalar, Anadolu'yu tanıtmada, sevdirmede ve güzel Türkçenin sesini duyurmada çocuklarımızı da etkileyecek, dinlendiği ölçüde sevilerek okunacaktır.
“Bağımsızlıktır içtiğimiz, nisan gülüdür açtığımız ve de gezdik, gördük, dolaştık, sorana, durana vatan dağlarından kekiktir saçtığımız: Koklayana bu yurttur, verilesi değil; insan bir sevdi mi, Anadolu anadır, kardaştır, yârdır hiç ayrılası değil!”
Can Veren Pervaneler – 7
… Tatlı-hoş bir söz, kökleri sağlam ve dalları göğe doğru uzanmış güzel bir ağaca benzer ki o ağaç, Rabb’inin izniyle meyvesini, yemişini her zaman verir… Sevimsiz, kem-çirkin bir söz de yerden koparılmış ve hiçbir sebatı-kararı olmayan kötü bir ağaç gibidir.”
(İbrahim Suresi: 14/24-26)
Göğe doğru uzanan o dallar meyvelerini vermeye devam ediyor. Ama biz onların gölgesinde serinleyip meyvelerini tatmadan geçiriyoruz ömrümüzü.
Klasik şiirimizden günümüze bir esinti getirebilmek muradımız. Daha çok o vesileyle, sahip olduğumuz anlam dünyasından bir haber iletmek mirasçılara. Öyle ya, bu muhteşem birikimin varisleri bizler değil miyiz? Şu kadar var ki, hayli zamandır uzak kalmışız kendi zenginliklerimizden. Bu ayrılık yetsin artık, demeyelim mi?
“Can Veren Pervaneler” serisinde Hayati İnanç, eşsiz mısralarla, kıssalarla, aktardığı tecrübe ve anılarıyla mühmel bir hazinenin izini sürüyor.
Çivisi Çıkmış Dünya
"Bu kitabı yazmamdaki amaç, geç kalındığını, ama çok geç kalınmadığını söylemek. Çöküşü ve gerilemeyi önlemek amacıyla bütün gücümüzle harekete geçmenin bir intihar, bir suç olduğunu söylemek. (...) Düşünce ve davranış alışkanlıklarımızı kökünden değiştirme, hayali gerçekliklerimizi kökünden değiştirme ve öncelikler ölçeğimizi yeniden oluşturma cesaretinin gösterilmesi gerektiğini dile getirmek." Okurların daha çok tarihsel romanlarıyla tanıdığı
Amin Maalouf, bu kez "medeniyetler çatışması" adıyla anılan ve dünyadaki bütün kültürler ve halkların geleceğini tehdit eden politikalara karşı, -yaşamın devamlılığının olmazsa olmazı olarak gördüğü -hoşgörü çığlığını yeniden duymaya davet ediyor insanlığı. Çivisi Çıkmış Dünya bir yandan küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve doğal felaketler,bir yandan da yanlış ve çıkarcı politikaların doğurduğu ekonomik ve siyasal krizlerle mücadele eden insanlık için bir yol haritası; içinde yaşadığımız hoşgörü çağında, her yeşe rağmen birbirimize saygı duymayı ve birlikte yaşamayı başarmak isteyenler için bir tür pusula.
İnsanın Acısını İnsan Alır
“Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması... Ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.”
Kısmet Büfesi
"Önceleri, bildiklerini-günün birinde resim yapacağını düşünmeden görüp öğrendiklerini-çizmişti.
İşin, eksizisiz bir at, bir boğa çizmek olduğunu düşünmüş, kaç kez, duvardan çıkıveren, yanına gelen hayvanlarla koşmuştu düşünde. Sonra bakmanın yetmediğini öğrenmiş, kovalayanlara kovalananların (ister insan, ister hayvan olsun) bağırmasına, böğürmesine kulak vermek, bu seslere, bu ölülere eliyle, gözü kulağıyla dokunmak, koşanlarla birlikte terlemek, yara alanlarla birlikte kanamak gerektiğini anlamış, bu sesleri, bu terleri kanları eklemişti yaptığı resimlere.
Daha sonra bunların da yetmediğini öğrenmişti.."
Şemspare
Gönülden yazılmış her roman, her hikâye, her kelime bir şemsparedir...
Güneş parçası...
Kararır gökyüzü bazen;
kasvetli bulutlar kaplar semayı.
Hayatın ritmi durağanlaşır, sohbetler bildikleşir,
içimizde birikir yalnızlık hissi.
Nasıl özleriz güneşi o zaman,
griler içinde aradığımız
bir tutam renk demeti.
Peri tozu gibi, inceden.
Gönülden yazılmış her roman,
her hikâye, her kelime
bir şemsparedir...
Güneş parçası...
Düşer omuzlarımıza,
kar tanesi gibi usulca,
yağmur gibi yıkar ruhumuzu, arındırır tozdan kirden tekdüzeliklerden...
Tarih Kültür Ve Kahramanlar
Tarih şuuru, milletlerin hareket hatlarını tayine yarayan bir millî savunma silâhıdır. Hangi milletten düşmanlık gelmiştir? Hangi rejim faydalı veya tehlikelidir? Ne türlü şahıslar iyilik ve kötülük edebilir? İşte bütün bunların cevabını tarih şuuru verir.
Türk milleti, aşağı yukarı binlerce yıllık mazisine rağmen çok genç milletlerdendir. Bu yüzden tarih şuuru olgunlaşamayan Türk milletine, bu şuuru tamamıyla kaybettirmek için düşmanları tarafından yapılan telkinler, yani zehir sunmalar pek çoktur. Ecdadı ve kanı ile bu toprağa bağlı olan normal bir insan, şahsî düşünceleri ne olursa olsun, topluluktan ne derece ayrı düşünürse düşünsün, fedakârlık edemeyeceği bazı sınırlara, mukaddes bildiği değerlere sahiptir. Böyle bir insan yurt topraklarından en küçük parçayı bile yabancılara bırakmayı düşünemez. Bir takım dolambaçlı yollarla, milletin mukaddes tanıdığı şeylerin aleyhinde bulunamaz. Tarihî düşmanımız olan milletlerle dost olmaktan bahsedemez. Milletimiz üzerinde yabancı bir devletin hâkimiyetini aklına bile getiremez. Getirirse ya anormal bir çılgındır, ya satılmış bir haindir veya bizden olmayan bir yabancıdır. Bunların üçü de bir kapıya çıkar.
Son Düzlük
Niye Geldik Cihane?
Kıymetli şairlerimizin zihnimize cilâ, kalbimize safâ olan mısralarını hoşsohbet üslubuyla bizlere aktaran Hayati İnanç, Niye Geldik Cihane? sorusuna yanıt olacak yazıları ile hayatı anlamlandırma çabamıza ortak oluyor.
Yolunu şaşıranlar, yolda kalanlar, varmak istediği yere henüz karar veremeyenler için hakikate işaret eden bir pusula niteliğindeki bu eser, Türkçemizin güzelliklerini de gözler önüne seriyor.
İnsan Makamı
Allah Cümlemizi Korusun
Sevgi Yukarıdan Gelir
Hepimiz büyük bir çaba içindeyiz. Kavuşmak için. Sevgilinin izini sürüyoruz. Bizi ona götürecek işaretler arıyoruz. Yürümek istediğimiz yollardan geçmiş âşıklar, şairler yetişiyor imdadımıza; sözleriyle rehber oluyorlar bize. Gökteki yıldızlar gibi onların mısraları; yönümüzü tayin edebilmemiz, kaybolmamamız için yolumuzu aydınlatıp bizi hakikate yöneltiyorlar.
“Sevgi Yukarıdan Gelir”de Hayati İnanç, akıcı üslubuyla zarif bir anlatıcı ve hatırlatıcı olarak edebiyatımızın ustalarının baş döndürücü, ruh açıcı, hikmet dolu mısralarını nakledip izah ediyor bizlere. Maksat can evimizi temiz tutabilmek ve Vedûd’un sevgisini orada büyütebilmek…
İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar
İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, insanlık tarihine yön vermiş belirleyici anlar üstüne kısa denemelerden oluşuyor. Stefan Zweig, çevrelerindeki geçici koşulların dayattığı sınırları aşabilmiş Fatih Sultan Mehmed, Handel, Dostoyevski, Tolstoy, Lenin gibi "yaratıcı bireyler"in o benzersiz "anlarını" anlatıyor. En iyisi, kendisinden dinleyelim:
Çağları aşan bir kararın bir tek takvime, bir tek saate, çoğu kez de yalnızca bir tek dakikaya sıkıştırıldığı trajik ve yazgıyı belirleyici anlara, bireylerin yaşamında ve tarihin akışı içinde çok ender rastlanır. Ben böyle anları İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar diye adlandırdım; çünkü onlar, tıpkı yıldızlar gibi, hiç değişmeden geçmişin karanlığına ışık tutmaktadırlar... Olayları anlatırken, gerçekleri değiştirmedim, kendi katkılarımla renklendirip zenginleştirmedim. Çünkü tarih, kusursuzluğa ulaştığı böylesine eşsiz anlarda, kendisine yardım için uzatılan ellere gereksinim duymaz.
Artık Kimsenin Hiç Kimsesi Olmayacağım
Ben suskun değilim,
Sevdiklerim bana sağır!
Sessizce yaşayan kadınlar var...
Kendinden başka hiç kimseye zararı olmayan, hüzünlerini gülümsemelerinin arkasında saklayan ve artık masallara inanmayan kadınlar…
Yorgunluklarını gözlerinde taşıyan, konuşmaktan bıkmış, içine kapanmış, hayatı tecrübeleriyle sorgulayan, susan ve anlaşılmayan kadınlar…
Gündüzleri nafakası için çabalayan, geceleri yalnızlığına sarılan, her şeye rağmen yine de inatla ayakta kalan ve sevdikleri için yaşayan kadınlar…
Saçınızdaki her beyaz, ışığınız; akıttığınız her gözyaşı, ahınız ve doğruluktan ayrılmayan kalbiniz de sizi diğerlerinden ayıran en büyük farkınız olsun...
Müslümanca Yaşamak
Fakat en önemlisi, Müslümanın kendi iç oluşumunu gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Müslümanlar sürçtükleri, tökezledikleri yerde, bunun başlıca sebebinin kendi iç oluşumlarını tamamlamakta gösterdikleri ihmalden kaynaklandığını görmezden gelmemelidir. Kendi doğrularının gerektirdiği hayat tarzını, ilkin kendi nefislerinde yaşamaya başladıkları an, İslam'ın hayata geçirilmesinde en doğru yöntem kendiliğinden bulunmuş olacaktır. Müslümanın elinde bulundurduğunu söylediğimiz fırsat işte bu oluşumu gerçekleştirmek için verilmiştir kendisine.'
Yoksulluk Kitabı
Gençlerle Hayat Bilgisi-Haluk’un Defteri
Prof. Dr. Haluk Dursun’un güncesinden gençlere seslendiği yazılarının derlendiği bu kitap, kendisinin hayat bilgisi dersleri niteliğindeki tavsiyelerini farklı hikayeler ve olaylar üzerinden bir araya getiriyor.
Haluk Hoca bu kitapta bir ağabey kimliği ile, hayatın her alanında yararlanılabilecek önerilerini, eğlenceli ve kendine has üslubuyla paylaşıyor.
“Kısacası gençler, sıradan ve sürüden olmayın. Başkaları sizi gütmesin, yönlendirmesin, dolduruşa getirmesin. Siz onlara ehil iseler, adil iseler danışın ama yine de doğru bildiğinizi, içinizden geleni yapın. Kendinizi her sahada yetiştirin. Her öğrendiğinizden şüphe edin. Kendinizi yenileyin. İstikrar ve istikamet üzere olun. Tembihata önem verin ama tam teslimiyetten de, Allah hariç, uzak durun. Hayırlı insan olun. Başkaları sizin elinizden, dilinizden, işinizden emin olsun.
İnsanın hayırlısı, insanlığa hayırlı olandır.”
Haluk Dursun
Feminist Manifesto
Sözün Doğrusu 2
Gençlik Türküsü
Türk edebiyatının tanınmış ve kıymetli yazarlarından Tarık Buğra sadece romanlarıyla öne çıkmış bir isim değildir. O, kalemini gerek hikâye gerek tiyatro ve senaryo gerekse fıkra ve deneme çalışmaları için de usta bir şekilde kullanmıştır.
Fıkralarından derlenen Gençlik Türküsü isimli bu kitap da onun, çoğunluğu Yeni İstanbul’dan alınan yazıların bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. İlk kez Milliyetçiler Derneği Neşriyat tarafından 1964’te yayımlanan kitap, Buğra’nın kaleminin kıvraklığını ve diğer türlerde olduğu gibi, fıkra-deneme türündeki ustalığını da okuyucuya göstermektedir.
En Büyük Hazinem
Romanlar
Cehaletten Kurtulma Sanatı Ne Nedir?
Bugün dünyada yaşayan en müreffeh toplumlar, bilimde en ileri gitmiş toplumlardır. Bugün bu toplumlarda dinî inançların hızla gerilediğini görüyoruz. Bu kitabın amacı sizlere çevremizdeki bazı olaylar ve geliştirdiğimiz bazı kavramlar hakkında çok yüzeysel de olsa bilgi vermek fakat daha da önemlisi okuyucuyu düşünmeye teşvik etmektir.
Eğitimin en önemli amacı bireyi bağımsız ve eleştirel düşünebilen insanlar haline getirmektir. Bu amaca ulaşmak konusunda zarar verecek şeyleri eğitime sokmak insanlığa ihanettir. İnsan hür olmak ister. Dikkat edilirse bazı vahşi hayvanlar dahî hürriyetleri ellerinden alındığı zaman ölür. Hürriyet olmadan çevremizle verimli bir ilişki içerisine giremeyiz. Hürriyetin en büyük düşmanı dogmalardır. İnsanlık tarihine bakılırsa insanların düşünce evrimlerinin her zaman dogmadan kurtulma istikametinde yürüdüğü görülür. Özellikle ülkemizde nasçılık denilen dogma tutkunluğunun halkımızın başına ne çoraplar ördüğü çok yakın zamanlarda görülmüştür.
Bu kitabın amaçlarından biri de okuyucuyu bu tür cehalet kaynaklarından uzak tutmaktır. Elbette bu küçücük kitap ve içindeki sınırlı nesne ile kavramlar okuyucuyu birdenbire bu amaca ulaştırmaz. Ama okuyucunun bu kitabı okuyarak daha önce yapmadıysa bağımsız ve eleştirel düşünceye yönelmesi benim maksadımdır.
Celal Şengör
Kıyısızlar
Türk Ülküsü
Bir ülkünün çevresinde toplanmak ve onun için ölümü göze alarak savaşmak ne güzel şeydir! İnsanlar ancak ülkü ile hayvanlardan ayrılabiliyorlar. Millî bir ülkü olmadıktan sonra, insanın hayvandan ne farkı kalır? Hayvan, ölümden ve ızdıraptan kaçar, kuvvetliden korkar. Ölümden korkmayan, ızdıraptan kaçmayan, kuvvetli ile savaşı göze alan yaratık, ancak ülkücü insandır. Bir zamanlar dinler insanları hayvan olmaktan kurtarmak için çalıştı, onlara Tanrı’dan öğütler verdi. Bugünkü ülküler, tamamıyla millîdir. Dinî inancı da içine almış olan millî ülkü, insanları sürükleyen, güçlendiren ve asilleştiren bir duygu ve düşüncedir. Bugünün kaba maddeciliği arasında Türk ülküsü sararmış, biraz küflenmiş gibi görünüyor. Maddecilik hastalığı geçtiği zaman, o yine parlayacaktır. Onun için Türk ülküsüne sarılmaya mecburuz. Bütün Doğu milletlerini yendiği halde yalnız Türklerle başa çıkamayan Batı’nın içine sinmiş düşmanlığı ve hıncı karşısında, bizim silahımız, Türk ülküsüdür. Tek başına Avrupa’ya dalan ve yüzyıllarca tek başına bütün Avrupa milletlerine karşı Allah’ın adını savunan Asya arslanlan zaman zaman gaflet uykusuna dalmışlar, fakat sonra sıçrayıp şahlanmışlardır. Bu seferki dalgınlık biraz tehlikeli gibi görünüyor. Çünkü içinde bir de yabancıya hayranlık unsuru Tehlikeler nereden gelirse gelsin, ne kadar büyük olursa olsun, tek çare ve tek ilacı Türk ülküsü’dür.
Tek İnsanın Değeri
Haldun Taner’in düzyazı kitapları serisi yeni derlemelerle sürüyor. Tuncay Birkan’ın hazırladığı “Tek İnsanın Değeri” 1955-1986 yılları arasında Tercüman, Milliyet gazeteleri ve başka yayınlarda çıkmış yazılardan oluşuyor. Arada Bir, Devekuşuna Mektuplar, Hak Dostum Diye Başlayalım Söze, Perşembenin Gelişi başlıklı gazete köşelerinde güncel konuları, çağın getirdiği toplumsal sorunları eleştirel, hoşgörülü ve esprili bir yaklaşımla ortaya koyuyor Haldun Taner. Kadın-çocuk, aşk-evlilik, saygı-sevgi, gençlik-yaşlılık, insan-hayvan, geçmiş-gelecek, mutluluk-umut, özel günler-tatiller gibi pek çok insani konu ve toplumsal olguyu geniş bir kültürel çerçevede irdeliyor. “Bu ihmallerimizle, insan hayatını umursamayan bu adamsendeciliğimizle sâde ölmüşlere, ölenlere değil, yarınki eli belinde görünür kazaların kurbanı olan bugünkü yaşayanlara karşı da şimdiden suçluyuz.
Emin ol, yarınki kazalarda da kabahat ölen şoförde, boğulan kaptanda, hava durumunda, bastıran siste, esen rüzgârda, kabaran dalgada, patlayan frende bulunacaktır. Resmi ağızlar, aynı şeyleri söyleyeceklerdir: Teftişler zamanında yapılmış, makineler usulünce revizyondan geçirilmiş, her şeyyolunda gitmiş, ne var ki, kader, böyle tecelli etmiştir. Tabiat amansızdır. Talih zebun. Eceli kaza gelince suç aramak boşunadır. Kaza kurbanlarının hâtıraları hürmetle anılacaktır. Tanrı devlete, millete zeval vermesin vs. vs. Biz bu kafa ile ıslah olur muyuz dersin?”
(1958)
Can Veren Pervaneler – 4
“… Tatlı-hoş bir söz, kökleri sağlam ve dalları göğe doğru uzanmış güzel bir ağaca benzer ki o ağaç, Rabb’inin izniyle meyvesini, yemişini her zaman verir… Sevimsiz, kem-çirkin bir söz de yerden koparılmış ve hiçbir sebatı-kararı olmayan kötü bir ağaç gibidir.”
(İbrahim Suresi: 14/24-26)
Göğe doğru uzanan o dallar meyvelerini vermeye devam ediyor. Ama biz onların gölgesinde serinleyip meyvelerini tatmadan geçiriyoruz ömrümüzü.
Klasik şiirimizden günümüze bir esinti getirebilmek muradımız. Daha çok o vesileyle, sahip olduğumuz anlam dünyasından bir haber iletmek mirasçılara. Öyle ya, bu muhteşem birikimin varisleri bizler değil miyiz? Şu kadar var ki, hayli zamandır uzak kalmışız kendi zenginliklerimizden. Bu ayrılık yetsin artık, demeyelim mi?
“Can Veren Pervaneler” serisinde Hayati İnanç, eşsiz mısralarla, kıssalarla, aktardığı tecrübe ve anılarıyla mühmel bir hazinenin izini sürüyor.