Mikado’nun Çöpleri – Everest Açıkhava 3
₺125,00 Orijinal fiyat: ₺125,00.₺105,00Şu andaki fiyat: ₺105,00.
3 adet stokta
Mikado’nun Çöpleri – Everest Açıkhava 3
Everest Yayınları, kitabı yaşamın her anına taşıyacak yeni bir diziyi okurla buluşturuyor: Everest – açıkhava!
açıkhava kitapları, okura otobüs, tren, vapur, metrolar, kafe ya da parklarda,
tüm güzergâhlarda eşlik edebilecek çeviklik ve ebatta kitaplardan oluşuyor: Dizimizde
bir kol çantasına ya da büyük bir cebe sığacak kadar küçük, aynı zamanda
okumayı zorlaştırmayacak kadar büyük, ortalama yüz sayfalık yapıtları bir araya getirmeye özen
gösterdik. açıkhava dizimizdeki metinler, genç okurlar başta olmak üzere, diziyi takip edenlere,
edebiyatın önemli isimlerini hatırlama ya da yeni yazarlarla tanışma fırsatını verecek şekilde seçildi:
Dizide gerek yerli gerek yabancı yazarlara; hem klâsiklere hem de güncel yapıtlara yer
veriliyor. Seçkimizde öykü, novella, deneme, oyun, şiir gibi farklı türlerde ve mutlaka bütünlüklü
metinler yer alıyor. Başka bir deyişle hiçbir kitap bağlamından koparılmış bir metin içermiyor.
18 kitapla başlattığımız açıkhava dizimiz, düzenli olarak yeni kitaplarla zenginleştirilecektir
Melih Cevdet Anday, Mikado’nun Çöpleri’nde bir kış gecesi karşılaşan bir kadınla bir erkeği çıkarır sahneye. Erkek, kadını bir sokakta, kucağında çocuğuyla beklerken görür ve kalacak yeri olmadığını anlayınca alıp evine götürür. Her ikisi de konuşma ihtiyacındadır ve yaşam karşısındaki tutumların, kadın ve erkek hallerinin çatışma ve uzlaşmalarıyla örülü diyalogları şafak sökene dek sürer. Mikado’nun Çöpleri ilk olarak 1967-68 sezonunda Kent Tiyatrosunda sergilendi. Şu an İstanbul Şehir Tiyatrolarının bir parçası olan Kent Tiyatrosunda belki bir gün bu oyunu seyredebilirsiniz de.
İlgili ürünler
Bir Yaz Gecesi Rüyası
Shakespeare’in en verimli döneminde yazdığı komedilerden biridir Bir Yaz Gecesi Rüyası. Eski Atina yakınlarındaki büyülü bir ormanın gizemli gölgeliklerinde, birbirini kovalayan ya da birbirinden kaçan aşk vurgunu kadınlarla erkeklerin yaşadıkları bu maceraya cinler, periler de karışınca işler içinden çıkılmaz bir hal alır. İster soylu olsun isterse peri, aşk vurgunları ne yaptıklarını pek bilemezler çünkü aşk gözlerini kör etmiştir. Shakespeare’in yüz yıllardır en çok sahnelenen, bestelenen, resmedilen, birçok sanatçıya esin kaynağı olan oyunu gülünsün, eğlenilsin diye yazılmış gibidir ama yer yer, özellikle doğa ve insan, birey ve toplum ilişkileri konusunda yazarın çok ciddi görüşlerini de aktarır. Ozan her yapıtında olduğu gibi bu oyununda da unutulmayacak sözleriyle, gözlemleriyle, sınırsız hayal gücüyle okuru şaşırtır.
Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım
Haldun Taner, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ın iki kahramanı Vicdani ile Efruz’un şahsında 20. yüzyıl Türkiye’sinin analizini yapıyor. Karagöz’lerle Hacivat’lara uzak yakın aynalar tutarak ‘gözlerimi kaparım vazifemi yaparım’ anlayışına tatlı-sert dokunuyor.
“Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ın ana teması da bir yanlış koşullandırma. Oyunun ekseni, küçük ezik bir adam. Kapsadığı süre, yakın tarihimizin yetmiş yılı. Dekoru, Türkiye ve Yakındoğu haritası. 31 Mart’tan 12 Mart’a kadar oynanan siyasi oyunların zengin arka fonu önünde çeşitli dönemlerin, çeşitli koşullandırma evrelerinin kurbanı bir küçük, bir ezik adamın acı komedyasını izliyoruz, on beş tablo boyunca.”
- Haldun Taner
“Çok soylu bir tiyatro eseri bu. Üstelik Haldun Taner o cesur ama cesaretini kabul ettirmesini iyi bilen; taşlayıcı ama kırmadan taşlayıcı, tatlı, yumuşak üslubu ile bu güzel eserini büsbütün güçlü kılmış. Tiyatro geçmişimizin bütün olanaklarından Karagöz, tuluat, kanto gibi– bilge bir ustalıkla yararlanan Taner, gerçekten ilgi çekici, uyarıcı ve başarılı bir sonuca ulaşmış.”
- Çetin A. Özkırım
Huzur Çıkmazı
Haldun Taner’in ilk dönem oyunlarından Huzur Çıkmazı üç perdelik oyun yazılışından altmış yıl sonra ilk kez okuruyla buluşuyor.
1962’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen oyun ilerleyen yıllarda Ankara ve İzmir Devlet Tiyatrolarında defalarca sahnelenmiş ve büyük ilgi görmüştü.
Oyun metnini yıllar sonra yazarın eşi Demet Taner buldu ve yayına hazırladı. Böylece tiyatromuzun büyük yazarının bir eseri daha oyun okuruyla buluşmuş oldu.
Ayşegül Yüksel, oyun hakkında Haldun Taner Tiyatrosu kitabında şöyle diyor: “Huzur Çıkmazı, üç perdeden oluşan bir buruk güldürüdür. Taner’in dar aile çevresi içinde yer alan özel ilişkileri irdeleyen tek oyunudur. Huzur Çıkmazı, geleneksel ‘aşk üçgeni’ örgesinden yola çıkan, olaylar dizisi baştan sona ‘karı-koca-sevgili’ ilişkisinin bilinen aşamaları (kocadan soğuma – yasak aşk ilişkisine giriş – ilişkiyi kocaya söylenen yalanlarla sürdürme – korku ve tedirginlik aşamasına ulaşma – gerçeğin koca tarafından öğrenilmesi) üstüne kurulmuş bir oyundur; olayların akışı bilinen merak öğelerinin uyandırılması yolunda gelişir.
Haldun Taner, Huzur Çıkmazı’nı ‘gerilimsizlikten gerilim çıkarmaya çalışan bir tiyatro araştırması’ olarak nitelendirir.”
İpin Ucu
Gereği düşünüldü: Sanığın mahkememizde yargılanmasına olanak bulunmadığı kanısına varıldığından usul yasasının 4820. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verildi. Bu nedenle dosyanın yeterli uzunlukta bir ipe bağlanarak görevli mahkemeye sunulmak üzere aşağıya sarkıtılması için kapı dışında bekleyen mübaşire gerekli talimat verildi. (Işık kararır.)
Vüs’at O. Bener’in “sosyo-güldürü” olarak tanımladığı İpin Ucu , bölünmüşlüğü, yabancılaşmayı toplumsal ve bireysel düzlemde veren benzersiz bir oyun. Hesaplaşmayı cisimleştiren ana karakter iki kişidir ve hem kendisiyle hem düzenle dalgasını geçer: “Kendimi de öldürdüm. Kiminle kavga edeceğim şimdi ben?” Zaten insanı şekillendiren yapılar arasında ilerler bölümler; eğitim, din ve hukuk düzenine dokunarak ipin ucuna ulaşır.
Abdi İpekçi Tiyatro Armağanı’nı kazanan ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nca sahnelenen İpin Ucu , zengin diliyle açtığı ölüm-yaşam-özgürlük düğümleri üzerinden hem okuma hem seyir zevki yaşatan sıradışı bir yapıt.
“Yüzeyde yansıyan ayrıntılarıyla birlikte ele alındığında ise ‘İpin Ucu’, düşünce özgürlüğünü koşula bağlamaksızın benimseyememiş bir düzende, var olma nedeni ‘düşünmek’ olan kişinin, tarihsel-toplumsal-ekonomik konumu içinde yaşadığı çıkmaz için tiyatroda yakılmış ağıtların bir anlamda en yüreğe oturanı, bir anlamda da en güldürücü olanıdır.”
–Ayşegül Yüksel
Ne Mutlu Türküm Diyene
Benim adım Mustafa Kemal'dir. Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Eğer beni onurlandırmak istiyorsan, Türkiyeli Türkoğlu Türk Mustafa Kemal diye çağır. Benim hayat yolum şu düstur olacaktır: Türklük ve Türkler en yüksekte Bu memleket tarihte Türk'tü, halde de Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır. Türk Milleti büyük bir aslandır. Biz hepimiz onun tüyleri arasına sıkışmış ve sığınmış gözle görülmez küçük varlıklarız. O aslanın büyük hareketleri ve hamleleri ise inkılâp hareketleri ve hamleleridir. Bu arslanı tahrik edebilmek İşte bizim için iftihar edilebilecek rol budur. Kahraman Türk Milleti, tarih boyunca vatanı için can vermekte bir an bile tereddüt etmemiştir. Her karışı şehit kanları ile sulanmış olan vatan toprağı, tüm Türk Milleti için kutsaldır. Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir. Bir Türk dünyaya bedeldir.
Ne Mutlu Türküm Diyene!
Suikast Planı
NİKOLAY TURGENYEV : (Düşünceli hâli ve kısık sesiyle) Konu benim için o kadar kolay değil. Pavel ve Fyodor ikiniz de bekarsınız ana babanız hayatta değil. Kaybedecek tek şeyiniz atalarınızdan kalan toprak. Onu da ölü ya da diri kaybedecek gibisiniz. Bu yüzden bu eylem size kolay gelebilir. (Mihal’e dönerek) Mihail’e gelecek olursak onun da bağlı olduğu bir evi ve eşi yok, babasının işleri yolunda. Gençliğinin verdiği heyecanı da düşünecek olursak geride kimin kalıp kalmadığı çok da umrunda değil. Benimse bir evim, eşim, iki çocuğum bakmam gereken bir analığım var. Bunları düşünmek zorundayım. Kaybedecek bir şeyleri olmayanlar için ölmek sıradan bir eylemdir. (Yarım şarap şişesini alıp kafasına dikti.)
MİHAİL :
(Nikolay’ın kafasına diktiği şarap şişesini elinden aldı.) Korkakların içmeye hakkı yok, sen onurunu kaybetmişsin. (Nikolay’ın elinden aldığı şarap şişesini kafasına dikti.)
NİKOLAY TURGENYEV :
Onur senin için ne anlama geliyor?
MİHAİL :
İnsanın yaşaması için sahip olduğu şeydir onur. (Nikolay TURGENYEV’E sert sert bakmaya devam ediyordu.)
NİKOLAY TURGENYEV :
Yine gençliğin cahilce sözleri. Geride bıraktıklarını düşünmeyen biri nasıl onurlu ölmüş olur?
Toplu Oyunlar 1
Kaldım yine kendi kendime. İlk baştaki gibi. Olsun ama artık trendeyim. Ne güzel karnım tok sırtım pek. Düzen içerisinde bir piyon olabildim sonunda. Amacım bu muydu? Ben söylenmemiş sözlere tercüman olacaktım. Akmayan göz yaşlarının akarsuyu olacaktım. Ne umdum ne buldum. Kendi sesim kendi ne nefesimdim halbuki. Şimdi düzenin bir parçası olmaktan başka çarem yok. Ne kadar acı. Makinist görevini yapıyor elçi de beni gözetliyor. Ben… Ben anca kendimle uğraşırım. Kendimi dinlerim. Bu tren durduğunda seneler geçmiş olacak ben ne olacağım peki? Zaten ben var mıydım? Hiç var oldum mu?

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.