Türk Edebiyatının Kardeleni – Halide Edip Adıvar’ın Hikayeciliği
₺420,00 Orijinal fiyat: ₺420,00.₺345,00Şu andaki fiyat: ₺345,00.
1 adet stokta
Türk Edebiyatının Kardeleni – Halide Edip Adıvar’ın Hikayeciliği
İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçiş yıllarında yaşayan bir kadınla birlikte bir dönemi, bir yaşamı, birçok zorluğuyla birlikte toplumdaki kadın sorunlarını görmek. Bir kadının yaşadıklarını yazdıklarından okumak, bir toplumun savaşlarla geçen o en zor yıllarını hikâyelerde bulmak, kısacık tanışıklıklarla irkilmek, üzülmek… Yine kadınlar üzerinden acıyı, yokluğu, çaresizliği, namusu, analığı, vatan ve bayrak sevgisini okumak, kimsesizliğin içinden çıkan yeni bireyi ve yeni toplumu bulmak…
Yalnızlığın, çaresizliğin, evinin içinde kadere boyun eğip ölümü bekleyen, hastalıklı kadınlardan; ağası, atası, çocuğu çoluğu öldürülen, aç kalan, açıkta kalan, ırzına namusuna el uzatılan, yanan yakılan yok edilen evlerinde yeninden yeşeren, yeşerten, üreten, var eden, savaşan, yılmayan güçlü Türk kadınlarının hikâyesine. Millî edebiyatımızın ünlü kadın yazarlarından Halide Edip Adıvar’ın romantik bir anlayıştan realist bir çizgiye evrilen hikâyeleri ve hikâyeciliği vasıtası ile hayatı herkes için meşhur bir hikâye olan yazarı, kendi yazdığı hikâyelerden okumak…
Türk Edebiyatının Kardeleni Halide Edip Adıvar’ın Hikâyeciliği adlı bu çalışmada, hayatın zorluklarına karşı pes etmeyen ruhu ile yaşadığı 1882-1964 yılları arasına pek çok roman, dört hikâye kitabı, iki tiyatro eseri, pek çok yazı, anı, inceleme, çeviri sığdıran; bu yönü ile Meşrutiyet ile Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Halide Edip Adıvar’ın Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt, İzmir’den Bursa’ya ve Kubbede Kalan Hoş Sada adlı hikâye kitaplarında yer alan hikâyeleri yapı, tema, dil ve üslûp bakımından değerlendirilmeye çalışıldı. Şu ana kadar bir bütün olarak üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamış olan hikâye kitapları incelendi.
İlgili ürünler
Atasözleri
Atasözleri, kültüre dair inceliklerin görülebileceği en temel söz birimleridir. Ne zaman ya da kim tarafından söylendiği bilinmez ama halk bu sözlerin doğruluğunda, derinliğinde mutabıktır. Binlerce yıllık gelenekten damıtılmış bu hikmetli sözler, İskender Pala’nın özgün yorumlamalarıyla tekrar bir araya getirildi. Günlük hayatta hangi durumlarda kullanıldıkları, hangilerinin artık kullanımdan kalktığı / kalkması gerektiği gibi aydınlatıcı bilgilerle zenginleştirilmiş bu eser, halk kültürümüz için de önemli bir çalışma. Bu çalışmada bine yakın atasözüne yer verilmiştir. ... Umarız okuyucu ve öğrencilerimiz bu bin sözden bin öğüt öğütürler ve atalar sözü hazinemizden cevherler devşirirler.
Divan-I Hikmet
Ahmed Yesevî’nin yaşadığı XI-XII. yüzyıllarda Sayram, Türkistan ve çevresi tam anlamıyla her günü sürprizlerle geçirmekteydi. Bu bölge; Karahanlı Devleti, Oğuz Yabgu Devleti, Selçuklu Devleti, Harzemşahlar Devleti ve Gazneli Devleti’nin mücadele alanıydı. Yani Yesevî’nin doğup büyüdüğü yıllarda bu bölge beş Türk devletinin kesişme noktasıydı.
X. yüzyılda Türkler genel olarak kitleler hâlinde İslamiyet’i kabul etmişti. Fakat İslamiyet’in öğrenilmesi gerekliydi. Bunun için de başta Karahanlı Devleti ve Selçuklu Devleti Arapçaya yönelmiş, Türkçeyi gölgede bırakmıştı. Tam da bu sırada Ahmed Yesevî, İslamiyet’i Türkçe ile öğretmek için Türkistan’da bir güneş gibi doğdu. Beş Türk devletinin kesişme noktasında binlerce öğrenci yetiştirdi. İslam’ın kurallarını “ Hikmetler ” ile öğrettiği öğrencilerini Türk dünyasının en uç noktalarına kadar gönderdi. Böylece ortaya koyduğu aydınlanma hareketi Türk Dünyası’nın hemen her köşesine ulaştı. Türklerin yaşadığı bütün coğrafyalarda eski Türk gelenekleri ile İslam, Türkçe ile yoğrulup şekillendi.
Ahmed Yesevî’nin ortaya koyduğu aydınlanma hareketinin mumları onun söylediği hikmetlerdir. Kulaktan kulağa yayılan hikmetler daha sonra toplandı ve “Dîvân-ı Hikmet” oluşturuldu.
Prof. Dr. Necati Demir, kaleme alınan Dîvân-ı Hikmet nüshalarını dünya kütüphanelerinde uzun zaman araştırdı. Yaklaşık 150 nüsha içerisinden şimdiye kadar tespit edilen en eski tarihli nüshayı önce Çağatay Türkçesinden yeni yazıya, sonra da her mısraı, herkesin anlayabileceği sadelikte Türkiye Türkçesine aktardı. Girişte de Ahmed Yesevî ve eserleri hakkında bilgiler sundu. Böylece Ahmed Yesevî ile ilgili tam anlamıyla kılavuz bir kitap ortaya konulmuş oldu.
Heykelden Taşa Ve Nobel Konuşması
Heykelden taşa. Saramago’nun yıllar sonra kendi yazını ve zanaatına dönüp baktığında gördüğü seyrin veciz bir eğretilemesi. Saramago severlerin, okudukları kitapları yerli yerine oturtabileceği bir çerçeve ya da bir izlek önerisi de diyebiliriz.
Bu kitap Saramago’nun 1998’de Torino Üniversitesi’nde yaptığı “Heykelden Taşa” adlı konuşmayı yine aynı yıl İsveç Akademisi önünde gerçekleştirdiği Nobel Konuşması ile birleştirirken, eşi Pilar’ın başlığın öyküsünü anlattığı sunuşu, Fernando Gómez Aguilera’nın derinlikli analizi, yazarın kendi eliyle kaleme aldığı otobiyografisi ve en sondaki albümle birlikte dört başı mamur bir Saramago haritası çıkarıyor.
Kendini Affet
“Ben”in Sabotajından Kurtulma Yolları
"Yasak" bir şey yaptığımızda hissettiğimiz suçluluk duygularını veya vicdanımızın sızlamasını hepimiz biliriz: yine çok fazla yemek yemişizdir, adaletli ya da dürüst olamamışızdır, bir işi özenerek yerine getirmemişizdir.
İyi insan tablosuna uygun olmayan herhangi bir şey, düşüncelerimizi ve davranışlarımızı bir tür "moda"/ "moda değil" listesine göre değerlendiren içsel sansürcüyü sahneye çağırabiliyor. Bu liste eğitim, gelenekler ve alışkanlıklardan oluşan bir kurallar bütünü olup çoğumuz onu bir yük olarak yanımızda taşıyoruz. Zira ona her zaman uygun davranabilen biri yoktur herhalde? Ancak: Bunu yapmamız gerekiyor mu ki? Başkalarına ve tabii kendimize ait olan beklentilerimizle nasıl baş edebiliriz; onları özgüvenli, hatta neşeli bir şekilde çiğneyerek, ama yine de sorumluluk alarak?
"Katı içsel sansürcüyü" ve kendimize ilişkin bakış açımızı adım adım nasıl uzlaştırabileceğimizi, Peter Uffelmann bize somut ve tutkulu bir şekilde gösteriyor.
On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi
Türk edebiyatı tarihlerinin hiçbir zaman vazgeçilemeyecek olanı şüphesiz ki Ahmet Hamdi Tanpınar’ın On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi’dir. Bundan sonra da ne kadar edebiyat tarihi yazılırsa yazılsın, Tanpınar’ın verdiği hükümler kültürümüzdeki yerini koruyacak niteliktedir. Çünkü yazar sadece malzemeyi nakletmekle yetinmemiş, içinde yaşadığı "devri anlamaya" ve anlatmaya çalışmıştır. Uzun 19. Yüzyıl olarak nitelendirilen Türk modernleşmesinin, aslında doğası gereği, edebî metinler üzerinden bir okumasını yapan yazar, Türk düşünce tarihinin meselelerini de masaya yatırmaktadır. Bu çerçevede siyasî olaylara paralel olarak, gazetenin yükselişi, roman ve şiirin aldığı yeni formlar Tanpınar’a has bir üslupla metnin içerisine dahil edilmektedir. Dergâh Yayınları olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bütün eserlerini yayınlamaya, Türk Edebiyatının ve düşünce tarihinin temel kitaplarından biri olan On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile devam ediyoruz.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.