Tersyüz Oyunu
₺295,00 Orijinal fiyat: ₺295,00.₺251,00Şu andaki fiyat: ₺251,00.
1 adet stokta
Tersyüz Oyunu
“Peki ya ben, ben kimdim? Ben sadece başkalarının
romanlarının başlarını ezbere biliyordum, benzer bir hikâyeye
aittim, başka bir romandan göç etmiş bir kahramandım, onun
daha küçük boyutlarda trajedisiz olarak yaratılmış haliydim…”
20. yüzyıl İtalyan edebiyatının en özgün seslerinden Antonio Tabucchi,
Tersyüz Oyunu’nda kimliğin, belleğin ve bastırılmış arzuların izini süren
öyküleriyle karşımızda.
Her biri kendi başına duran ama aynı havayı soluyan bu öykülerde
gerçekle kurmaca, imgelerle yüzler, gölgelerle cümleler yer değiştiriyor.
Başkasının rüyasında kendi geçmişine rastlayan bir yabancı, bir
öğleden sonranın ışığı, bir melodi ya da bir roman karakteri. Her şey,
anlatıcının bakışının hafifçe kaymasıyla anlam değiştiriyor. Tanıdık
bir manzara aniden yabancılaşıyor, ufak bir sessizlik anı bir tür bilmeceye
dönüşüyor. Her öykü bir aynaya bakıyor ama yansıyan yüz her
seferinde tersyüz edilmiş başka bir hayata ait.
Kendime hikâyemin içimde olduğunu ve bir gün onu yazacağımı tekrarlardım.
Rüyadaymışım gibi önümdeki beyaz kâğıda bile bakmadan
masaya oturacağım ve hikâye bir pınar gibi fışkıracak; işte o zaman sanki
büyü gibi, ilham adı verilen, mıknatısla çekilen kelimeler kendiliğinden
kâğıdın üzerinde sıralanacaklar.
İlgili ürünler
Aşk Böyle Yaşanır
"Aşk", baş tacı edilecek, kalbin en temiz yerinde saklanacak bir duygu iken; maalesef onu ayağa düşürenler oldu. Aşklarını ayağı düşüren insanlar ise, ne yazık ki kendileri de ayağa düştü.
"Aşk", diye ete-kemiğe sarılanlar, "aşk" diye her türlü değerleri ayaklar altına alanlar, aşktan nasipsiz insanlardır. Çünkü aşk insan ruhunu temizler, olgunlaştırır, kişiyi ulvi duygularla donatır.
Günümüz insanının ve özellikle de günümüz gençlerin en fazla problem yaşadığı konuların başında "aşk" gelmektedir.
Bu kitap; baştan sona kadar yaşanmış ve nefes kesen ibretli olaylarla doludur.
Başını Vermeyen Şehit
“Hava kapalıydı. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi acı acı bağırıyorlardı.
Palanka kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı, yavaşça kımıldadı. İkindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor; uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunların hepsi Türklerin elindeydi.”
*****
Başını Vermeyen Şehit; savaşta başı gövdesinden ayrılarak şehit düşen derviş Deli Mehmet’in, dilden dile dolaşan destansı bir hikâyesidir.
Falaka – Parıltı Yayınları
Osmanlı’da çocukluk nasıl yaşanırdı?
Eğitim hangi yollarla verilirdi?
Ahmet Rasim, başta bunları ve daha fazlasını, anılarından doğan Falaka’da, 19. yüzyılın İstanbul manzaraları eşliğinde anlatıyor.
Edebiyatımızın en üretken kalemlerinden Ahmet Rasim,
okul hayatının ilk dönemini oluşturan “mahalle mektebi” yıllarında yaşadığı olayları, kıvrak kalemiyle yazıya döktü. Bugünden bakıldığında bir yanı trajik, bir yanı komik sayılabilecek bu tecrübeleri 1927’de, Falaka adı altında yayımladı.
Falaka, o günden bu yana hayatımızda ve
Ahmet Rasim’in, dahası edebiyatımızın en çok okunan
kitapları arasında yer alıyor.
Şimdi, günümüz Türkçesiyle…
Halid Ziya Uşaklıgil’in Kaleme Aldığı Ve Tercüme Ettiği Öykülerden Bir Seçki: Nakil
Türk edebiyatının usta kalemlerinden Halid Ziya Uşaklıgil, henüz çocukken Gedikpaşa Tiyatrosu’nda seyrettiği oyunlar vesilesiyle Fransız kültürü ve edebiyatıyla tanışır; bu tanışıklık İzmir Rüşdiyesi’nın sıralarında öğrenciyken Fransızca dersine duyduğu sevgiyle daha da ileri bir boyuta taşınır. Yine bu esnada yazar, özel hocası Auguste de Jaba’nın etkisiyle ilk tercümesini yapar; önceleri Jaba’nın seçtiği kitapları tercüme ederken bir süre sonra bağımsız devam eder ve tercümeye duyduğu tutkuyu şu sözlerle dile getirir: “Artık delice bir hevesle, birini bırakıp ötekine koşarak, bir oyuncak dolu masanın önünde kendisini şaşırmış bir çocuk hâliyle tercümeler yapmaya başladım.”
Halid Ziya Uşaklıgil’in Alphonse Daudet, Guy de Maupassant, Émile Zola gibi Fransız edebiyatının önde gelen kalemlerinden tercüme ettiği öykülerle kendi öykülerini bir araya getirdiği ve çiçeği burnunda bir yazarın hikâye anlatmanın her yönüne duyduğu derin tutkuyu gözler önüne seren eşsiz eseri Nâkil, eksiksiz olarak ilk kez gün yüzüne çıkıyor...
Peyami Safa Hikayeler
Edebiyat târihçileri, son asır fikrî, içtimâi ve edebî sahaların Peyâmi Safâ gibi bir büyük ismi hakkında umûmî hükümler verirken, onun hikâyeleri üzerinde her nedense durmazlar. Halbuki, bir sanatkârın belli bir cephesini bütünüyle değerlendirmek, ancak o sahada yazdıklarının tamamını gözden geçirmekle mümkündür.
Küçük hikâyecilik zannedildiği gibi kolay değildir. Ama Peyâmi Safâ, daha ilk hikâyesinden itibaren bu zorluğu aşmış bir sanatkârdır. Ona, âdeta tahkiyeci olarak doğmuştur nazarıyla bakabiliriz. Muallim Nâci’nin babasına verdiği unvânı, “anadan doğma hikâyeci-romancı” şeklinde biraz değiştirerek kullanabiliriz. Kısa hikâyelerde merak unsuru, hikâye esprisi, iç bütünlük, hâdiseler arasındaki irtibat Peyâmi Safâ tarafından çok ustalıkla kullanılmıştır.
Peyâmi Safâ’nın dili ve üslûbu hakkında söz söylemeye lüzûm var mı? Kıvrak bir zekâ, duru, güzel bir Türkçe ve çarpıcı bir üslûp, her zaman olduğu gibi bu hikâyelerin de başlıca vasfıdır.
1914’ten 1930’a kadar muhtelif hikâyelerini topladığımız bu kitap, Peyâmi Safâ’nın romancılık öncesi devresine ışık tutacak mâhiyettedir. Peyâmi Safâ’nın hikâyeden romana giden sanat anlayışının da vesikalarını vermesi bakımından HİKÂYELER ayrı bir değere sâhiptir.
Günümüz Peyâmi Safâ okuyucularının en az romanları, fikrî ve içtimâî yazıları kadar HİKÂYELER’ini de zevkle ve severek okuyacaklarını tahmin ediyoruz.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.