Ses ve Fenomen
₺265,00 Orijinal fiyat: ₺265,00.₺212,00Şu andaki fiyat: ₺212,00.
1 adet stokta
Ses ve Fenomen
Ses ve Fenomen, Gramatoloji ve Yazı ve Fark ile beraber Derrida düşüncesinin köşe taşlarından biridir. Husserl’in gösterge teorisi üzerine olan bu kitap, aynı zamanda yapısöküm kavramının kökenine ve ne olduğuna dair önemli bir başvuru kaynağıdır.
Derrida, göstergenin her zaman bir erteleme ile malul olduğunu ve elimizde olanın yalnızca bir gösterenler zinciri olması gerektiğini ileri sürer. Çünkü Husserl’in elde etmeyi umduğu gibi bir ideallik mümkün değildir. Klasik fenomenolojinin iddia ettiği “bilincin kendine mevcut olma hâli” imkânsız bir durumdur. Différance, işte bu imkansızlığın adıdır. Derrida, bu kitapta, Husserl’in bulmaya çalıştığı idealliklerin çözüldüğü noktaları tespit etmeye çalışır. Yine burada Husserl’in gösterge teorisinin eleştirel bir okumasını ve yapısökümün bir tür yöntem olarak işletildiğini görürürüz.
Derrida’nın fenomenolojik çalışması, Husserl’in yapıtının kökten bir sorgulamasıyla birlikte onun ötesine geçmeyi dener.
İlgili ürünler
Acaba Nasıl?
Adeta ortasından başlayıp noktasız virgülsüz akan
Beckett’in sadece en temel öğelerine indirgediği
bir anlatı biçimi Acaba Nasıl?
Anlatıcı kim belli değil
Pim kahraman mı yoksa Pim mi anlatıcı
hiçbir şeyden emin olamayacağımız bir kurgu
Beckett’in kaleminden dili oyan dille oynayan
onu bir oya gibi işleyen bir roman
Benim Adım Öğretmen
Öğretmenler… Kelimeler yetmez onların önemini anlatmaya. Nihayetinde başka hangi meslek var ki insan hayatını bu kadar
şekillendirebilsin ve geleceği inşa etsin?
Nurten Akkuş, çocukluk hayalini hakkını vererek yaşayan bir öğretmen. Köy okulunda başlayan öğretmenlik kariyerini uluslararası başarılarla bezemiş, çocuklarının tek bir gülümsemesi için her fedakârlığı yapan, başarılı bir kadın. Kâh sınıflar inşa etmiş onlar için, kâh doğanın sunduğu fırsatlardan faydalanmaya teşvik etmiş çocuklarını.
Bu kitapta ise hem genç öğretmenlerle, hem öğretmen olmayı arzulayanlarla hem de hayallerine giden yolda bir desteğe ihtiyaç
duyan herkesle paylaşıyor deneyimlerini. Köy okulundan dünyaya uzanan yolda karşılaştığı güçlükleri, onların üstesinden nasıl geldiğini, 21. yüzyıl öğretmeni olmanın gerekliliklerini anlatıp özellikle kırsal bölgelerde öğretmenlik yapmak isteyenler için eşsiz bir rehber sunuyor.
Çünkü Nurten Öğretmen’in hep dediği gibi, “Bir çocuk değişir, dünya değişir.”
Gece Yarısından Sonra Bir Saat – Novalis
Hermann Hesse’nin, yapıtında izlediği yolu anlamak isteyen okurlar için gençlik dönemi eserleri arasında önem atfedip Hermann Lauscher ve Peter Camenzind kitaplarıyla birlikte andığı ve henüz yirmi bir yirmi iki yaşlarında kaleme aldığı Gece Yarısından Sonra Bir Saat masalsı atmosferiyle, Maeterlinck’in etkisi altında genç bir yazarın kendisine yarattığı düş ülkesinden ezgiler niteliğindedir.
Yazarın ilk düzyazı denemelerinden, yine aynı yıllarda yazdığı, kitap sevgisine ilişkin “Novalis” öyküsü, bibliyofil anlatıcının aktarımıyla okuru eski kitapların geçmişteki ve gelecekteki hayali okurları ve dostluk üzerine düşündüren bir yolculuğa çıkarır; bu yolculuk boyunca romantizmin öncülerinden 18. yüzyıl sonu Alman şairi Novalis’in yapıtını selamlar.
“Şimdi burada gördüğün ne varsa, her şey bütün gerçekliklerden daha güzel ve bütün gerçekliklerden daha gerçek.”
Sözler metalden yapılmış gibi, yavaş ve ağır okunuyor. Buna rağmen kitap edebi değil. En iyi yerlerinde gerekli ve tuhaf. Taşıdığı huşu içten ve derin. Sevgisi büyük ve içindeki bütün duygular saf: Sanatın eşiğinde duruyor.
Rainer Maria Rilke (Gece Yarısından Sonra Bir Saat kitabına dair)
Gece Yarısından Sonra Bir Saat ’teki düzyazılar üzerinde çalışırken, kendime bir sanatçı-düş ülkesi, bir güzellikler adası yaratmıştım; düzyazılardaki şiirsellik güncel dünyanın çalkantılarından ve en diplerinden geceye, düşlere ve yalnızlıkların güzelliğine bir geri çekilme anlamı taşımaktaydı...
Hermann Hesse (Gece Yarısından Sonra Bir Saat, “1941 Baskısı İçin Önsöz”den)
İdealist Öğretmen – Koridor Yayıncılık
Moskova Üniversitesi’nde başarılı bir matematik profesörü olan Raçinski, herkesin gıptayla baktığı kariyerini bir kenara bırakıp istifa eder. Hem de yalnızca köyüne gidip sıradan bir öğretmen olabilmek için. Başta kimselerin anlam veremediği bu durum, Raçinski’nin hayatında aldığı en önemli karardır. Çünkü halkın içindeki keşfedilmemiş cevherleri bulacak ve onları parlatıp hak ettikleri gibi aydınlığa kavuşturacaktır.
Profesör Raçinski’nin bir bilinmeze doğru attığı adımlar, bu yoldaki umutları ve fedakarlıkları sizi öylesine sarsacak ki hayatta neyin önemli olduğunu ve sonunda gurur duyacağınız bir yaşam sürmeniz için ne yapmanız gerektiğini bir kez daha sorgulayacaksınız.
Bu küçük ama etkisi büyük kitapta yalnızca bir öğretmenin çırpınışını değil, aynı zamanda Rusya’nın o dönemdeki içler acısı durumunu, halkın tembelliği, sefaleti ve cehaletiyle nerelere sürüklendiğini ve eğer doğru yönlendirilirse neler başarabileceğini de okuyacaksınız. Atatürk tarafından, bir bataklıklar ülkesi olan Finlandiya’nın kurtuluşunun ülkemize örnek olarak gösterildiği Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi yazan Grigoriy Petrov’un kaleminden yine unutulmaz, sarsıcı bir hikaye.
Konuşmalar
"Konuşmalar" sıradan bir diyaloglar dizisi değil; memleket meselelerini derinlemesine irdeleyen bir düşünce akışı. Cumhur Utku, farklı mesleklerden dokuz kişiyle yaptığı sohbetlerde, Türkiye'nin toplumsal, siyasal ve kültürel dönüşümünü sorgularken, okuyucuyu da kendi yolculuğuna ortak ediyor.
Yurt ve yurttaş hakkında konuşmalar, zamanın nabzını tutmaktadır. Bu kitap sadece bir döneme ışık tutmakla kalmıyor aynı zamanda bireylerin iç dünyalarındaki çatışmaları, özlemleri ve düşünce fırtınalarını gözler önüne seriyor. Çağdaş dünyanın bireyi yalnızlaştırdığı bir zamanda konuşmanın, yazmanın ve anlamanın değerini anımsatıyor.
Yalnızca kelimelerle değil, samimiyet ve cesaretle yazılmış bu eser toplumun hafızasına katkı sunan bir kayıt niteliğinde. Cumhur Utku’nun kaleminden kendi kendimizle ve birbirimizle yüzleşmenin gücünü keşfedeceksiniz.
Konuşalım, anlatalım ve anlayalım. Çünkü gelecek günler bugünü konuşanların ellerinde şekillenecektir. Duygu ve düşüncelerimizi kalplerimize gömmek bize zarar verir. Bu doğru elbette. Konuşmalı ya da yazmalıyız. İkisini birden yapanlar herhâlde geceleri rahat uyuyorlardır. Yaşlanan insanlara baktığınızda çoğu susmak üzeredir ya da artık susmuştur. Annem ve babam öğretmen olduklarından çok konuşurlardı. Yaşlandıklarında konuşmaz oldular. Öyle pencereden dışarı ya da TV camından içeri bakar dururlardı. Babam televizyonu dinleyip hükûmet erbabına kızdığında salondaki masaya daktilosunu getirir, onlara mektuplar yazardı. Lütfen konuşun ve konuştuklarınız kayda geçsin diye de yazın. Olanağınız varsa görüntülü kayıt yapın. Çünkü artık kimse okumuyor, seyretmek daha iyi geliyor yeni kuşaklara. Bizden sonrakiler belki yazdıklarınızı okur, konuştuklarınızı izlerler ve sizin ne kadar saf olduğunuzu öğrenirlerken yaşadığınız çağın bir bölümünü de anlayabilirler.
Mektub
“Türkiye’den geliyorum,” dedi üstada adam. “Bu yolculuğu size bir tek soru sormak için yaptım.”
Yaşlı adam ona şaşkınlıkla baktı:
“Çok güzel. Bana tek bir soru sorabilirsiniz.”
“Size soracağım soruyu açık seçik sormalıyım. Sorumu Türkçe sorabilir miyim?”
“Sorabilirsiniz,” diye yanıtladı bilge. “Tek sorunuzu yanıtlamış bulunuyorum. Başka bir şey öğrenmek istiyorsanız, onu yüreğinize sorun, sizi yanıtlayacaktır.”
Paulo Coelho Mektub’da farklı kültürlerin gözünden rengârenk bir deneyim hazinesi sunuyor. Coelho’nun ifadesiyle, “Mektub bir tavsiye kitabı olmaktan ziyade tecrübeleri aktarmayı amaçlıyor.”
Sözlü anlatının her türlü kaynağından köken ayırt etmeden beslenen bu duru metinler okura hem dünyevi karmaşanın ortasında soluklanma hem de kendini daha yakından tanıma fırsatı veriyor.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.