Hayatımızın Bir Günü
₺205,00 Orijinal fiyat: ₺205,00.₺170,00Şu andaki fiyat: ₺170,00.
Devrimin etkilerinin sıcağı sıcağına hissedildiği Rusya’da gazetelerde ve dergilerde yayımladığı anlatılarda Bulgakov, bazen anekdotlardan, bazen güncel haberlerden, bazense kendi hayal gücünden yola çıkarak değişmekte olan yoksul toplumun günlük yaşamını, sıkıntılarıyla ve mutluluklarıyla gözlemlemişti. Hayatımızın Bir Günü’nde derlediğimiz yazılar, bir modern ustanın kaleminden yazılmış bir dönem tanıklığı olmasının yanı sıra kasvetli yaşamları dahi çekilir kılan mizahın da enfes bir örneği.
| Yayınevi | Can Yayınları |
|---|---|
| Yazar | Mihail Bulgakov |
| Sayfa Sayısı | 112 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2021 |
| Boyut | “12, 50 X 19, 50″ |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
1 adet stokta
Can Yayınları – Hayatımızın Bir Günü
/n
Devrimin etkilerinin sıcağı sıcağına hissedildiği Rusya’da gazetelerde ve dergilerde yayımladığı anlatılarda Bulgakov, bazen anekdotlardan, bazen güncel haberlerden, bazense kendi hayal gücünden yola çıkarak değişmekte olan yoksul toplumun günlük yaşamını, sıkıntılarıyla ve mutluluklarıyla gözlemlemişti. Hayatımızın Bir Günü’nde derlediğimiz yazılar, bir modern ustanın kaleminden yazılmış bir dönem tanıklığı olmasının yanı sıra kasvetli yaşamları dahi çekilir kılan mizahın da enfes bir örneği.
İlgili ürünler
Akılsız Sokrates
Hayat sürekli bir çizik daha atarak geçmesini bekliyor insanın. Gülerek, yenilerek, bir daha başlayarak, başlamaya fırsat bile bulamayarak geçip gidiyoruz ondan. Biri ötekine benzeye benzeye, öteki berikine inatla benzemeyerek yaşıyor hikâyesini. Ama ne yaparsak yapalım, hepimizin üzerinde hayattan bir çizik izi.
Mehmet Fırat Pürselim, 2017 Orhan Kemal Öykü Ödülü ve 2017 Türkan Saylan Sanat Ödülü alan Akılsız Sokrates kitabındaki öykülerde kurguyla gerçeği incelikle harmanlıyor. Akılsız Sokrates, tekrar tekrar okunması gereken, kalıcı bir eser olarak yolculuğuna devam ediyor.
“‘Bir çocuğumuzun olacağını bilmek, seni mutlu eder, beni gene eskisi gibi seversin sanmıştım. Yanılmışım… Çocuğumuzun fotoğrafının üzerinde sigara söndürecek kadar benden nefret ettiğini bilmiyordum. Öğrendim. Merak etme, başına dert olmayacağız. Önce doktora sonra avukata gidiyorum. Not: Kendine kötü bak. Allah belanı versin.’
Çöpün içinde, ultrason fotoğrafını buldum. Parçaları birleştirerek hastanenin adını öğrendim. Evden fırlayarak çıktım, ‘Koş Sokrates koş!’ diye Kordon’da bağırarak fuleli bir koşu tutturdum.”
Bana Kuşlar Söyledi
Çoğumuz çocukluğa dair tek bir anıya sarılırız bazen. Bir gün, bir kişi, bir olay… Bütün çocukluğumuzu onun çevresinde öreriz. Hani çocukken bir yerimiz yara olduğunda tentürdiyot sürerlerdi üstüne, sonra da yanmasın diye üflerlerdi. Hayatımız boyunca birileri yaralarımıza iyi gelecek bir şeyler sürsün, sonra da acımızı almak için üflesin diye bekliyoruz.
Yekta Kopan’ın yeni öykü kitabında çocuklar var. Gerçekle gerçek ötesinin sınır çizgisinde yürürken dengesini bulmaya çalışan çocuklar. Yetişkinlerin sıkıcı ve yoz dünyasına sığamayan, hayata taptaze gözlerle bakan, yaralı olmasına karşın sorgulamaktan asla geri durmayan çocuklar. Cesaretlerini ceplerinde taşıyan çocuklar.
Kimi alabildiğine gerçekçi kimi cesurca yaratıcı ve oyunbaz kimi de distopyanın sınırlarında gezinen öyküleri bir araya getiriyor. Bana Kuşlar Söyledi. Ele aldığı çetin meselelere karşın kendine özgü mizahından, derin ironisinden ve yaşam sevincinden asla ödün vermiyor Yekta Kopan. Her şeye rağmen hayatın yanında olmamız hatta elden geldiğince “dans etmemiz” gerektiğini vurguluyor.
Çocukların dünyasından bakınca hâlâ umut var.
Çocuklar varsa umut var.
Başını Vermeyen Şehit
“Hava kapalıydı. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi acı acı bağırıyorlardı.
Palanka kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı, yavaşça kımıldadı. İkindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor; uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunların hepsi Türklerin elindeydi.”
*****
Başını Vermeyen Şehit; savaşta başı gövdesinden ayrılarak şehit düşen derviş Deli Mehmet’in, dilden dile dolaşan destansı bir hikâyesidir.
Deve Gözü
Eserleriyle dünya edebiyatında en fazla tanınan yazarlardan olan Cengiz Aytmatov, bu kısa hikayesinde her zamanki berrak ve sade üslûbunu bu defa tabiat tasvirleri için kullanmıştır. Onun eserlerini okurken, tasvir ettiği yerlere ayak basmış, o yerleri karış karış gezmiş gibi hissedersiniz. Deve Gözü isimli bu hikâye de işte o eserlerden biridir. Aytmatov’un halk ile aydınlar arasındaki çatışmaya da yer verdiği bu hikayesi, kısalığına rağmen okuyucuda iz bırakır. Bunda hikâyenin muhtevası kadar Aytmatov’un üslubunun da tesiri olduğu muhakkaktır.
Doğdum Kızdım
Adı: Aylin, Sevdalinka, Köprü, Nefes Nefese gibi romanlarıyla milyonlarca okur tarafından çok sevilen Ayşe Kulin öyküleriyle açıkhava’da! Kulin, kadına şiddete, yoksulluğa, sınıf farklarına, kapalı topluma edebiyatın olanaklarıyla bakmaya çağırıyor. Ayşe Kulin’in iyi bilinen yalın, sinematografik tarzıyla dokunmuş bu metinler, bir yazarın kendi ülkesine sorumlu bakışının ürünleri.
Paranormal Hikayeler 2
“Paranormaliçe”nin üç yıldır beklenen yeni korku hikâyeleri ile baş başa kalmaya hazır mısınız?
Korku hikâyeleri ve videoları denince akla gelen ilk isim olan Işıl Işık, başta Japon efsaneleri olmak üzere dünyaca bilinen efsanelerden inanması zor olaylara, lanetli köylerden hayalet otobüse, Türk korku hikâyelerinden esrarengiz kayıp vakalarına, çözülememiş gizemli cinayetlere ve daha pek çok inanılmaz olaya değindiği, tüylerinizi diken diken edecek kısa öyküleri yeni kitabında topladı.
Paranormal Hikâyeler 2, korku severlerin ellerinden bırakamayacağı, ara vermeden okurken olayların arkasındaki gerilimin müziğini duyacakları türden tüyler ürpertici öykülerle sizleri bekliyor.
Stage-1 Animal Farm – İngilizce Hikaye
All Animals Are Equal
But Some Animals Are More Equal
Than Others
This story takes place on a farm in England. The animals of Manor Farm work too hard for the farmer Mr. Jones and they do not get much back in return for all of their work.
A wise pig named Old Major calls the animals together to give them a speech and to tell them about his dream. That is the start of the revolution. The animals decide that they will have better lives if they run the farm by themselves. They chase the humans away and write their own rules for their new farm: Animal Farm. They learn how to do everything by themselves. They even learn some human skills too like reading and writing.
But, will life on Animal Farm really be better than it was on Manor Farm? Will the animals really work less and have more? Will they really have more freedom? Or will things be worse than before?

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.