Hayata Dair Notlar
₺99,00
“Bir toplumun içinde; geçmişin kalıntıları, geleceğin filizleri ve güncelin egemenliği birlikte yaşar.” (Henry Fielding)
Bu kitap; Geçmişten bugüne toplumun oluşmasında, oluşturulmasında ana karakter olan, önemli yer tutan “insan” odaklı anlatı türlerine ilişkin derleme ve kapsamlı analizler içermektedir.
İnsan üzerinden yola çıkarak toplumların ilişkilerini ve geleceğe aktaracakları değerleri ele almaya çalışırken bir bakıma zaman kavramı üzerinden, kültürel özellikler üzerinde durarak tarihte bir yolculuğa çıktık.
Belki birinizin kalbine dokunmak, belki yüzünüzde ufak bir tebessüm, belki de “ben bunları biliyorum” dedirtirken hafızanızı tazelemek …
Sizin de kendi iç aleminize yolculuk yapmanız için bir yerden başlamanız temennisiyle…
| Yayınevi | Timaş Yayınları |
|---|---|
| Yazar | Ahmed Günbay Yıldız |
1 adet stokta
Timaş Yayınları – Hayata Dair Notlar
“Bir toplumun içinde; geçmişin kalıntıları, geleceğin filizleri ve güncelin egemenliği birlikte yaşar.” (Henry Fielding)
Bu kitap; Geçmişten bugüne toplumun oluşmasında, oluşturulmasında ana karakter olan, önemli yer tutan “insan” odaklı anlatı türlerine ilişkin derleme ve kapsamlı analizler içermektedir.
İnsan üzerinden yola çıkarak toplumların ilişkilerini ve geleceğe aktaracakları değerleri ele almaya çalışırken bir bakıma zaman kavramı üzerinden, kültürel özellikler üzerinde durarak tarihte bir yolculuğa çıktık.
Belki birinizin kalbine dokunmak, belki yüzünüzde ufak bir tebessüm, belki de “ben bunları biliyorum” dedirtirken hafızanızı tazelemek …
Sizin de kendi iç aleminize yolculuk yapmanız için bir yerden başlamanız temennisiyle…
İlgili ürünler
Bir İdam
İnsanların çoğu aşırı bencil değildir. Yaklaşık otuz yaşından sonra bireysel hırslarından vazgeçip –hatta çoğu durumda neredeyse birey olduklarını unutup– temelde başkaları için yaşamaya başlar, hayatın yükünün altında ezilirler. Ama sonuna kadar kendi hayatını yaşamayı kafaya koymuş yetenekli, inatçı bir azınlık da vardır; yazarlar da bu gruba mensuptur.
George Orwell, 1984 ve Hayvan Çiftliği romanlarında ortaya koyduğu romancı yönünün yanı sıra döneminin düzyazı ustalarındandı. Bir İdam, yazarın bu yönünü sergileyen biri kitap uzunluğunda dört makaleyi bir araya getiriyor.
"Yazma Sebebim"de Orwell yazarlık serüvenine nasıl başladığını anlatırken, "Sanat ve Propagandanın Sınırları"nda savaş çağında sanatın ve edebiyatın konumu üzerine düşüncelerini paylaşıyor. İngiltere’de Nazi işgalinin her an gerçekleşebilecek bir ihtimal olduğu, Londra’nın üstüne bombalar yağdığı bir dönemde yazılan "Aslan ile Tek Boynuzlu At"ta Orwell, sosyalist devrim gerekliliğini vatansever duygularıyla ve ülkesinin kimliğiyle uzlaştırmaya çalışıyor. Kitaba adını veren “Bir İdam”sa, Burma’da görev yaptığı sırada tanıklık ettiği bir idamın etrafında
gelişenleri anlatan kısa bir yazı.
Bir İdam, bir yazarın ve bir vatanseverin düşünce dünyasından bir seçki.
Değişim Gerekliyse Korkma
Yılmaz Akbaş, “Değişim Gerekliyse Korkma” adlı deneme kitabında,
“Belki de insanoğlu çözülmesi gereken bir “şey” değildi de insan hep çözmeye çalıştığından dolayı bir türlü çözemiyordu,” diyor.
Ve insanın belki de hiç çözemeyeceği bir duygu olan “aşk” tan bahsediyor.
“Ya aşka düştüğümde üzülürsem?” diye korkarak soran satır aralarındaki okurun iç sesine ise,
“Üzen aşk değil, üzen eskilere takılmak.
Takılıp kaldığın noktada değişim gerekliyse, korkma” diye usulca fısıldıyor.
Birbirinden ayrı başlıklardaki yazılarında aşkı, âşık olanı ve âşık olunanı anlatırken bir yandan okura en iyi sırdaşının kim olduğunu sorgulatıyor?
Bu sırdaşımızın gerektiğinde sert çıkışlar yaptığını ama gerektiğinde de bize hak ettiğimiz değeri gösterdiğine dair ipucu verirken, okura “ Bunu bize kim yapar ki?” diye düşündürüyor.
“Onunla ancak #aynadakiylesohbet etme cesaretini gösterebilenler tanışabilecek ve hayatları tamamen değişecek” diye de ekliyor.
“Teşekkürler beni terk ettiğin için.
Aksi hâlde, hayatı senden ibaret sanacaktım!”
Deli Çocuğun Güncesi
Edebiyat Kulesi
“Sürekli cümle kurarak, cümlelerini bozmalıyım bunların” diyen Nuri Pakdil’in, Edebiyat Kulesi ’nde kurduğu her yeni cümle, “mutlak öğreti”yi, “kök”leri, “insan”ı savunmada atılan birer yeni adım. Pakdil, aynı zamanda, cümlelerini kurarken gösterdiği olağanüstü titizliğin ipuçlarını da veriyor okura.
O, başını yastığa koyduğunda, “Aynası Firavun Tapınıcılığı olan bir ülkenin” aklından hiç çıkmadığını söylüyor. Bunu bilerek ve bunun öfkesiyle var gücüyle insanı saran buzullara vuruyor, harflerle yapılmış çekicini.
Köklere sımsıkı bağlanmanın, sahih bir eylem birlikteliği içerisinde insanı ve yeryüzünü onaracak bir yaşama ustalığının ipuçlarını veriyor Pakdil. Sabır, onun metinlerini okurken hiç bilmediğimiz kadar soylu bir bilgiyle anlam kazanıyor.
“Yazmalı ve mütemadiyen yeni tasarılar yapmalı tabii. Cambazlığın tıpkısı: Birtakım ağırlıklarla ipin üzerinde gidip gelmeli ve düşmemeli. Seyirlik bir iştir yazmak.”
“Bilinç, Tarih’e sarksa ve araştırarak çıksa oradan bir: Karanlığı yol diye önümüze koyanları göreceğiz.”
Kelime Defteri
Ben ilkokula gittiğim yıllarda öğretmenimiz bize Kelime Defteri tuttururdu. Alfabetik fihrist formunda, ince uzun bir defterdi bu. Türkçe dersi sırasında karşılaştığımız yeni bir kelimeyi ve onun anlamını günlük defterimize değil Kelime Defteri’ne yazar, karşı tarafta cümle içinde kullanırdık. Böylece kendimize ait sözlüğümüz oluşurdu.
Şimdi ben de kendi kelimelerimi merak ediyorum ve onları bir araya getirerek cümle içinde kullanmayı deniyorum. Bir tür Kelime Defteri çıkarmak istiyorum kısacası. Bir de merak ediyorum, acaba fark etmediğim kelimelerim de var mıdır benim? Yoksa hepsinin farkında mıyımdır?
İşte benim Kelime Defteri’m...
…
Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı.
İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde.
Tabiat: Yarı ölü düştüğüm bahçede yabani bir lâvanta çiçeğini saçlarımın arasına takma arzusunu duyduğumda, beni taşıdığım can hatırına onaracak olanı da tanıdım.
Nergis: Gül devrim, lâle devrim geçti. Şimdi nergis devrimdeyim.
Karadeniz: Karadeniz’in ayrı bir kimliği var. O yüzden Kelime Defteri’nde Deniz’e rağmen Karadeniz var. İçinde Fırtına.
Çay: Çayı yaratan Allah’a hamd olsun. Ya yaratmamış olsaydı!
Yazı: Hayatımın merkezinde duran şey yazıdır, yazarlık değil.
Defter: Bitti. Oysa benim daha çok kelimem kaldı. Su gibi. Ateş gibi.
Med Cezir
"... bir gün bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında. Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir ‘yabancı’yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar, ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar." "Med-Cezir başlığı altında yazılarını toplamış Elif Şafak. (...) Dergilerde, gazetelerde yayımlanmış yazılar. Tarihsiz, çoğu kez de tarifsiz. Kendini de benzettiği, kökleri havada Tuba Ağacı gibi metinler. Böyle de olması gerek. Metin tek başına boşlukta duruyorsa duruyordur zaten. Durmuyorsa hiç durmasın zaten. Tarihsiz durabiliyorsa tarif edebilir kendini metin." -Ece Temelkuran- "Elif Şafak’ı yalnız romanlarından tanıyanlara, kafalarındaki fotoğrafın eksik karelerini tamamlamak için Med-Cezir’deki yazıları okumalarını salık veririm. Burada kanlı canlı, öfkesiyle, inadıyla, kırılganlığıyla, tutkularıyla velhasıl renginin bütün tonlarıyla Elif Şafak var." -Ali Çolak-
Sevgi Yukarıdan Gelir
Hepimiz büyük bir çaba içindeyiz. Kavuşmak için. Sevgilinin izini sürüyoruz. Bizi ona götürecek işaretler arıyoruz. Yürümek istediğimiz yollardan geçmiş âşıklar, şairler yetişiyor imdadımıza; sözleriyle rehber oluyorlar bize. Gökteki yıldızlar gibi onların mısraları; yönümüzü tayin edebilmemiz, kaybolmamamız için yolumuzu aydınlatıp bizi hakikate yöneltiyorlar.
“Sevgi Yukarıdan Gelir”de Hayati İnanç, akıcı üslubuyla zarif bir anlatıcı ve hatırlatıcı olarak edebiyatımızın ustalarının baş döndürücü, ruh açıcı, hikmet dolu mısralarını nakledip izah ediyor bizlere. Maksat can evimizi temiz tutabilmek ve Vedûd’un sevgisini orada büyütebilmek…
Söz Mühendisi
Hiç bitmesin dediğin zamanlara, gün geliyor keşke hiç yaşamasaydık diyorsun.Hayat ne garip. İyi ki varsın dediğiniz insanın yokluğu ile huzur bulduğunuz günler de gelecek. Bu sana hayatın verdiği en önemli ders olacak. Bir zamanlar iyi ki vardı, şimdi iyi ki yok. Çok acayip bir durum elbette. Hasta olmasına bile dayanamadığın biri için gün gelir "Daha beter olsun." dersin. Bugün çok sevdiğin, yarın görmek istemediğin birine dönüşebilir. Kabullendim, böyle olması gerekiyormuş. Bugün yoktu, yarın da olmayacak. Bir zaman sonra çabalamayı bırakıyorsun. Hani elinden geleni yapıyorsun ve daha fazla zorlamıyorsun. Bir zaman sonra elinden değil, içinden bile gelmiyor bir şey yapmak. Bedenin değil tüm ruhun yorulmuş. Çabalamak istemiyorsun. Ne olacaksa olsun diyorsun. Zamana bırakmak en güzeli aslında. Zamanla gelir, Zamanla gider, Zamanla biter.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.