Hayat Bir Maraton
₺240,00 Orijinal fiyat: ₺240,00.₺192,00Şu andaki fiyat: ₺192,00.
1 adet stokta
Hayat Bir Maraton
Haydar Doğan, 1969 yılında Tunceli’de doğdu.
Dokuz yaşında spora başladı.
1986 yılında İstanbul Kartal Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra 1987–1988 yılları arasında İngiltere’de yabancı dil ve spor eğitimi gördü. İngiltere’nin en iyi atletizm kulübü olan ve bünyesinde Dünya rekortmenlerinin ve olimpiyat şampiyonlarının bulunduğu Herangay Spor Kulübünün formasını giydi ve orta ve uzun mesafe branşlarında kulübün 1988 yılı sezonunda İngiltere şampiyonu olmasına katkı sağladı.
1989 yılında Marmara Üniversitesi Spor Akademisinde eğitimini sürdürdü. 1993 yılında mezun olduktan sonra, Beden Eğitimi öğretmeni oldu. 2004 yılında Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürü olarak göreve atandı. Tunceli’de 4 yılda sporcu ve tesisleşmede birçok başarıya imza attı. Haziran 2008 tarihinde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Merkez Teşkilatı’na Şube Müdürü oldu.
İşitme Engelliler Spor Federasyonu Genel Sekreterliği görevi de yaptı. 11 Şubat 2013’te yapılan seçimlerde Haydar Doğan, Gelişmekte Olan Spor Branşları Federasyonu Başkanlığına seçildi. 1989 yılında kurulan Millî ve Şampiyon Sporcular Derneği’nin kurucu üyesi oldu.
Haydar Doğan, yirmi yıllık spor hayatında 100’ün üzerinde millî formayı giydi. 7 kez Balkan şampiyonu olup 1987 yılında Avrupa Gençler Şampiyonası 10000 metre yarışında 2. olarak Avrupa’da kürsüye çıkan ilk Türk atleti olma unvanını aldı. Halen kırılamayan üç Türkiye rekoru bulunan Haydar Doğan, 1 Haziran 1986’da Fransa Nice’de Liselerarası Dünya şampiyonasında 3000 metreyi 8.18.22 de koşarak 33 yıl kırılamayan Dünya rekorunun sahibi oldu. 12 yıl sonra 1998’de Pakistan’da yapılan Liselerarası Dünya Şampiyonasına onur konuğu olarak davet edilen Haydar Doğan’a yıllarca kırılamayan rekoru dolayısıyla, “Pakistan Schoolsport Organization” tarafından onur plaketi verildi.
Haydar Doğan, 22 Temmuz 2007 Türkiye genel seçimlerinde Tunceli’den milletvekili adayı oldu.
İlgili ürünler
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Modern Klasikler 22
Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: "Sana, beni asla tanımamış olan sana". Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda "mutlak aşk" kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!
Çocukluk Ne Güzel Şey
Kışın Ardı Bahardır
Hayatınız kışa döndüyse baharı hiç yaşayamıyorsanız,
Deli rüzgârlar sizi sağa sola savuruyorsa,
Yanlış arkadaşın veya yanlış çevrenin kurbanı olduysanız,
Hapsolduğunuz karanlık gecelerde bir çare, bir çıkış arıyorsanız,
Sizi kimse anlamıyor, çığlıklarınızı duyuramıyorsanız,
Haksızlık girdabında ikiyüzlülerle boğuşuyorsanız,
Hasretinizi, sevdanızı ve hayallerinizi yüreğinize gömdüyseniz,
İnancınızı, dürüstlüğünüzü ve yolunuzu kaybetmek üzereyseniz,
Ve hâlâ da nefes alıyorsanız,
Üzülmeyin! Daha umudunuz var demektir.
Çünkü, kışın ardı bahardır...
Yol Hali
“İncire, zeytine, Sina Dağı’na ve o emin beldeye and olsun ki” acısı uyurken yüzünden okunanlarla birlikte çıktım bu yolculuğa. Evimin bacasının alev aldığı, çeşmelerininse Kerbela kestiği bir düşten sonra düştüm bu yola.
Pasaportumda boş yer kalmadı ey şehir. Mevlana’nın bir Şems kaybettiği Şam sokaklarından geçtim. Ölümünde bile mağrur Selahaddin’in, kılıcının gölgesinde uyuyan Halid Bin Velid’in, Muhyiddin İbn Arabi’nin, sırrını tutamayan sır katibinin ihanetine uğramış Son Padişah’ın türbelerinden geçerek çıktığım yolculuğun sonunda sana geldim.
Cehennemle cennet burada yer değiştirirken. Elini sok koynuna, ihtimal beyaz çıkar. Burası Lüt Gölü karşısı Mesra. İkisi. Nasıl da kıyı kıyıya.
Bu kitap bir yolculuk öyküsü... Bekiroğlu, İran, Suriye, Mısır güzergahı üzerinde okuyucusuyla birlikte seyahat ediyor, anlatıyor, hissettiriyor.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.