Epigramlar
₺580,00 Orijinal fiyat: ₺580,00.₺479,00Şu andaki fiyat: ₺479,00.
1 adet stokta
Epigramlar
Martialis ya da tam adıyla Marcus Valerius Martialis, yazdığı epigramlarla yalnız Romanın değil, tüm batı edebiyatının en seçkin şairlerinden biri sayılıyor. Epigramlarının gücü şiirsel parlaklıklarından, dil üstünlüklerinden daha çok döneminin Roma yaşamını keskin bir gözlemle ve tam bir sözünü esirgemezlikle vermesinden kaynaklanıyor. Tam anlamıyla bir Roma Günlük Yaşam Ansiklopedisi gibidir Martialisin epigramları. Aradan geçen bunca yüzyıla karşın onları okunur kılan da budur işte.
Tadımlık
ÖNSÖZ Martialis, Roma yazınında en iyiler arasında adına yer verilen bir ozan değildir. Çoğu kısa, az sayıda ise görece uzun, toplam 1.550 koşuk yazmıştır. Bunlar çeşitli konulardadır, kendisinin tanık olduğu, herkesin bildiği küçük olaylardır. Martialis, zamanındaki söylentilere, dedikodulara katılmaktan, sorumlularını sivri diliyle eleştirmekten, onlara sövgülü sözlerle veriştirmekten geri kalmamıştır Bu konular nedense insanların oldum olası daha çok ilgisini çektiği, Martialis de bunu dizginsizce, bol bol işlediği için, taşlama ozanı, yergi ozanı olarak tanınmıştır. Yine de Epigrammata Taşlamalar ya da Yergiler olarak çevrilemezdi. Her şeyden önce bu karşılık, sözcüğün köken anlamına olduğu gibi, koşukların içeriğine de aykırı olurdu. Bunlar gerçekte kısalı uzunlu koşuklardı; ancak, epigram sözcüğü dilimize öyle bir girmişti ki, söküp atmak şimdilik olanaksızdı. Bunu Türkçeleştirmek boynumuzun borcu olsun. M.A. Lindsayın gözden geçirdiği M. Valerius Martialis, Epigrammatayı ilkin doğrudan özgün dili Latinceden çevirdim, sonra, H.J. İzaakın Fransızca, Alberto Gabriellinin İtalyanca, Türkan Uzel-Tunganın (seçme biçimindeki) Türkçe çevirisiyle karşılaştırdım. Açıklamalar ve Özel Adlar için bu yapıtlarla birlikte klasik diller ve uygarlıklarla ilgili çeşitli sözlüklerden yararlandım. Çeviride güçlük ayrıntıdaydı; örneğin çiçekler, balıklar, baharat, günlük kullanımdaki araç gereç vb. Bunların Türkçesini bulmak uğraştırdı. Öte yandan bize Roma toplumuna özgü açık saçıklık özgürlüğü tanınmadığı gibi, estetik anlayışımıza da uymadığı için çirkinden kaçındım, anlamı güzelce vermeye çalıştım. Martialisin sergilediği tiplerle, anlattığı olaylarla Roma imparatorluk yaşamının iç yüzünü, dış yüzünü yalın biçimde ve kısaca ortaya seren Epigrammata süslü püslü yapıtların tersine okuma kolaylığı sağlamaktadır. Bu bakımdan Latince öğreniminde kullanılırsa, en azından Romada bir dönemin toplum yaşamını aracısız tanımada kılavuz olacaktır.
İlgili ürünler
Bağbozumu Şarkıları
Tanrılar arasında insan yalnızlığı mı
İnsanlar arasında insan yalnızlığı mı?
Korkusu küçük düşürüyor hayatımızı.
Ne diyordu ince şeylerin annesi
“Ötekini oku, derinde dipte duranı.”
Kilisenin bahçesinde mumdan bir harita
Bütün göç yollarının iki ucuna tutunmuş
“Geride kalmanın cezasıyım –diyor-
Biliyor musun, hoyratlık değil de
İncelik yakıyor canımı...”
Bu kalabalıkta bu tenhalık--
Sevgilim, bütün sözlerimi
Mazlumların rüyasından seçtim ben.
Budur, düşünmeden bildiğim
Budur, ayaklarına serdiğim has bahçe...
Belki De Neşe
“Hayat, en uzunu, sakalı nehri andıran en uzun ömürlü ihtiyarınki
De dâhil olmak üzere, ardında her zaman karanlık
Suskunluklar, küle dönmeyen harabeler, meçhul
Adalar bırakır. Altmış yıl değil, akla hayale sığmayacak altı
Yüz yıl daha geçse bile, bu süre adaları yaşanır kılmaya,
Harabeleri kül etmeye yetmez; insan karanlıklardan bahsetme
Mecburiyetinden gene kurtulamaz.”
Çağdaş dünya edebiyatının ölümsüz kalemlerinden José Saramago’nun üç kitaptan oluşan Toplu Şiirler’i artık Türkçede.
Bütün Şiirleri 4
Seni yalnız bıraktım diye
Mezarından bile koşarak geliyorum eve.
Islık çalan odalarda
Konuşuyorum konuşuyorum konuşuyorum.
Uzaktan gelmişim, ağzımda sabahın çiy taneleri
Çocuklaşma diyerek çekiyorsun ağzını.
Sonra kaldırıyorum başımı, pencere değil
Sıralı kirpikler gibi çocuk ölüleri.
İnsan acısından utanır mı
Döktüğüm yaşlarla zehirleniyorum.
Bizden geçti de, demiştin, hepsi ölümün rahminde
Bu çocuklar nasıl yaşayacaklar bu ülkede.
Antakya’dayız, Vakıflı Köyü’nde kalbimizi seviyoruz
Bu iyilik içinde kimin aklına gelir ölüm.
Deniz kıyısına gidelim haydi
Mavi, göğsünde uyutur biraz korkumuzu.
İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin.
Çeviri Şiirler
"Şiir tercümesinin adamakıllı güç, hatta çok kere imkânsız bir şey olduğunu hatırdan çıkarmamak lazım. Burada sadece mütercim olarak konuşmuyorum. Kendim de şiir yazdım. Bir şiirin ancak bir defa söylenebileceğini, ancak bir türlü söylenebileceğini kendi tecrübelerimle biliyorum. Bu gerçeği Fransız şairi Cocteau şöyle anlatıyor: 'Bir şiir hiçbir dile tercüme edilemez. Hatta yazılmış göründüğü dile bile/ Peki, mademki öyle, insan bu kadar güç, bu kadar imkânsız bir işe niçin girişiyor? Bunun cevabını kendime göre vermeye çalışayım- Şiir başka bir dile ister çevrilsin ister çevrilmesin, bir şair başka memleketlerin şairleri gibi duymaya, onların düşündüklerini düşünmeye, onların usullerini kullanmaya kalktı mı kendi imkânlarının başka hiçbir suretle genişletilemeyecek bir şekilde genişlediğini görüyor. Bu yalnız şair için değil, okuyucu için de böyle."
Orhan Veli Kanık
Orhan Veli Yunan şiirinden Çin şiirine, Macar şiirinden İran şiirine çok geniş bir yelpazeden seçkin örnekler sundu. Bazıları ölümünden sonra yayımlanan çevirilere Orhan Veli tarafından hazırlanan Fransız Şiiri Antolojisi için yine kendisinin yazdığı önsöz ve tanıtma yazıları eşlik ediyor. Bir ustadan başka ustalara "farklı" bir bakış...
Gülü İncitme Gönül
GÜLÜ İNCİTME GÖNÜL
Çiçeklerle hoş geçin,
Balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için
Dalı incitme gönül.
Konuşmak bize mahsus,
Olsa da bir güzel süs,
‘Ya hayır de, yahut sus.’
Dili incitme gönül.
Sevmekten geri kalma,
Yapan ol, yıkan olma,
Sevene diken olma,
Gülü incitme gönül.
Başın olsa da yüksek,
Gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek
Yolu incitme gönül.
Mevlâ verince azma,
Geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma,
Külü incitme gönül.
Dokunur gayretine,
Karışma hikmetine.
Sahibi hürmetine
Kulu incitme gönül.
Kuş Uçar Kanat Ağlar
Buradan dağlara bakarım. Gün, eteklerini toplayıp giderken bir küçük anne gelir. Yatağındaki boşluğa bakar. Tülbentlerini açar, katlar. Kırlentleri düzeltir. Kitapları toplar. Çocukları sorar. Gözyaşımı kurular. “Göğsümdeki çiçeklerin dili yok, unutma.” Evine gülümser. Alın çizgilerimi düzeltir. Sonsuzluğun ağzıyla öper. Yalnızlığımı alır. Yalnızlığını verir. “Ölüler, yaşayanlarda yaşar, bunu hiç unutma.”
Buradan dağlara...
Söyle Bana Hindiba
Nurullah Genç'in hayata armağan ettiği kelimeler, şiirin en güzel duraklarına götürüyor okuru yeniden.
Kartallar uçar mı bir harâbeden
Köprülerden benim yârim geçer mi
Sen neden bu kadar güzelsin, bilmem
Taşırsın yeryüzüne ebedî tohumları
Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum
Avuçlayıp öpüyorum kumları
Bir karadelikten bakarken hayat
Meydan okuyanlar kim bu seraba
Söyle bana hindiba

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.