Dünden Bugüne Türkiye Türkçesi
₺225,00 Orijinal fiyat: ₺225,00.₺192,00Şu andaki fiyat: ₺192,00.
3 adet stokta
Dünden Bugüne Türkiye Türkçesi
Türkçe, Türkiye’nin aralıksız 800 yıllık devlet ve edebiyat dili. Bu topraklar en güzel Türkçe eserlere beşiklik etmiş ve türlü güzelliklere ilham kaynağı olmuş. Dağında, ovasında ozanların yüreğinden yankılanan türküler; düşünürlerin zihninde şekillenen fikirler; müminlerin gönlünden kopan zikirler; hasret, gurbet, feryat, ölüm, zulüm, sevda ve kavga hep Türkçeyle söze gelmiş.
Türkçe, eski dünya denilen üç ana karada bir dilin kullanılabileceği tüm alanlarda varlık göstermiş. Bu sebeple sadece Türklerin ana dili değil. Aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika’nın pek çok ülkesinde farklı adlarla anılan Türklerin ve Türk kültürüyle şekillenmiş toplulukların ayrılmaz bir parçası.
Göçlerle ana yurdundan ata ocağından ayrılmış, dünyanın dört bir yanına savrulmuş pek çok insan, hâlâ acısını, hasretini, sevdasını Türkçe haykırıyor, düşlerini Türkçe görüyor, hayallerini Türkçe kuruyor.
Dillerden dillere, gönüllerden gönüllere akıveren sözler, hayatı, dünyayı bir başka türlü ifadelendirme gayretleri, gizli diller, meslek dilleri, meşrep dilleri… Kadim dillerin tarihî hatıraları, azınlıkların dilleri, mahallî diller… Hepsi bizim, hepsi bizden yana bir güzelliğin dile gelmiş hâli.
İlgili ürünler
Avrasya’da Jeopolitik Hesaplaşma
“Bu kitapta yer verdiğim, Ekim 2022’den sonra VeryansınTv ‘Mavi Vatan’ köşesinde yayınladığım makaleler, genelde Avrasya’daki jeopolitik hesaplaşmaya gidişin 26 Mayıs 2024 tarihine kadar söz konusu olan ana olay ve hatlarını sunmaktadır. Bundan önceki kitabımın adının Jeopolitik Fırtına olduğunu hatırlatırsam neden bu kitabın adını Avrasya’da Jeopolitik Hesaplaşma olarak belirlediğim ortaya çıkar. Fırtına artık hesaplaşma dönemine girmiştir.
Dilerim 100 yıldır savaş görmeyen, II. Dünya Savaşı gibi milyonları yok eden bir savaşın dışında kalabilmeyi başaran Cumhuriyetimizin yaşayan nesilleri olarak, coğrafyamızın ve tarihimizin gücünü kullanarak jeopolitik hesaplaşmanın dışında kalırız. Ancak unutulmamalıdır ki, Avrasya’nın kilit ülkesi olarak bu hesaplaşmada Atlantik güçlerinin yanında savaşmamız için her türlü baskı, sindirme, tehdit ve gerekirse silahlı güç ile tehdit metotları kullanılacaktır.”
Doğu Avrupa’da yaşanan Rusya-Ukrayna Savaşı, Ordadoğu’da Hamas-İsrail çatışması sonrası bölgede gerçekleşen katliamlar, yıllardır Suriye’de olanlar... Peki ya sonrası? ABD, Rusya, Çin gibi “büyük aktörler” ve Türkiye’nin çevresinde yaşananlar karşısında ne yapacağı sorunu ise apayrı bir başlık. Cem Gürdeniz Avrasya’da Jepolotik Hesaplaşma adlı kitabında son yıllarda yaşanan bildiğimiz gelişmelerin haricinde bilmediğimiz detayları da değerlendirerek tüm süreci analiz edip Türkiye’nin ne yapması gerektiğini ele alıyor.
Divan-I Hikmet
Ahmed Yesevî’nin yaşadığı XI-XII. yüzyıllarda Sayram, Türkistan ve çevresi tam anlamıyla her günü sürprizlerle geçirmekteydi. Bu bölge; Karahanlı Devleti, Oğuz Yabgu Devleti, Selçuklu Devleti, Harzemşahlar Devleti ve Gazneli Devleti’nin mücadele alanıydı. Yani Yesevî’nin doğup büyüdüğü yıllarda bu bölge beş Türk devletinin kesişme noktasıydı.
X. yüzyılda Türkler genel olarak kitleler hâlinde İslamiyet’i kabul etmişti. Fakat İslamiyet’in öğrenilmesi gerekliydi. Bunun için de başta Karahanlı Devleti ve Selçuklu Devleti Arapçaya yönelmiş, Türkçeyi gölgede bırakmıştı. Tam da bu sırada Ahmed Yesevî, İslamiyet’i Türkçe ile öğretmek için Türkistan’da bir güneş gibi doğdu. Beş Türk devletinin kesişme noktasında binlerce öğrenci yetiştirdi. İslam’ın kurallarını “ Hikmetler ” ile öğrettiği öğrencilerini Türk dünyasının en uç noktalarına kadar gönderdi. Böylece ortaya koyduğu aydınlanma hareketi Türk Dünyası’nın hemen her köşesine ulaştı. Türklerin yaşadığı bütün coğrafyalarda eski Türk gelenekleri ile İslam, Türkçe ile yoğrulup şekillendi.
Ahmed Yesevî’nin ortaya koyduğu aydınlanma hareketinin mumları onun söylediği hikmetlerdir. Kulaktan kulağa yayılan hikmetler daha sonra toplandı ve “Dîvân-ı Hikmet” oluşturuldu.
Prof. Dr. Necati Demir, kaleme alınan Dîvân-ı Hikmet nüshalarını dünya kütüphanelerinde uzun zaman araştırdı. Yaklaşık 150 nüsha içerisinden şimdiye kadar tespit edilen en eski tarihli nüshayı önce Çağatay Türkçesinden yeni yazıya, sonra da her mısraı, herkesin anlayabileceği sadelikte Türkiye Türkçesine aktardı. Girişte de Ahmed Yesevî ve eserleri hakkında bilgiler sundu. Böylece Ahmed Yesevî ile ilgili tam anlamıyla kılavuz bir kitap ortaya konulmuş oldu.
Mesela
Geleneğin hikmetiyle günümüzün gerçeği “Mesela”da buluşuyor.
“Doğu kültürü sosyal hayatı hikayelerle harmanlamayı, kuşaktan kuşağa aktarırken büyük veya küçük hikayeler üzerinden ilerlemeyi sever. Bazen kulağımızdan kısa bir hikaye girer, zihnimize veya kalbimize yerleşir, benliğimiz ile özdeşlik kurarak bize bir ders verir. Modern zamanlar maalesef bu devamlılığı bozdu ve bizi o tür medeniyet taşıyıcı hikayeciklerden, mesellerden mahrum bıraktı.
Bu coğrafyanın ve medeniyetin bağrında özenerek ve göz nuru ile üretilen iğne oyaları maalesef ucuz pahaya feda edildi. Ve şimdi bazısını restore veya tamir etmeye, kimisinin imitasyonunu yapmaya, kimisini de inşa ve ibda usulüyle yeniden üretmeye mecburuz.”
Bu mecburiyete dikkat çeken İskender Pala, “Mesela” diye okumaya başlayacağımız doksan dokuz hikaye sunuyor bize. Her bir hikaye “mutlaka”larımız ile “keşke”lerimiz üzerine yeni bir bakış açısı getiriyor. Bazen bizi eski zamanlara götürüyor, bazen güncel sorunlara farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor, en çok da çevremizi ve kendimizi tekrar tanımamıza kapı aralıyor. Usta kalemiyle geleneğin hikmetlerini ve günümüzün tecrübelerini güncel bir üslupta buluşturan Pala, okuyucularına eğlenceli ve yararlı bir okuma serüveni vadediyor.
On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi
Türk edebiyatı tarihlerinin hiçbir zaman vazgeçilemeyecek olanı şüphesiz ki Ahmet Hamdi Tanpınar’ın On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi’dir. Bundan sonra da ne kadar edebiyat tarihi yazılırsa yazılsın, Tanpınar’ın verdiği hükümler kültürümüzdeki yerini koruyacak niteliktedir. Çünkü yazar sadece malzemeyi nakletmekle yetinmemiş, içinde yaşadığı "devri anlamaya" ve anlatmaya çalışmıştır. Uzun 19. Yüzyıl olarak nitelendirilen Türk modernleşmesinin, aslında doğası gereği, edebî metinler üzerinden bir okumasını yapan yazar, Türk düşünce tarihinin meselelerini de masaya yatırmaktadır. Bu çerçevede siyasî olaylara paralel olarak, gazetenin yükselişi, roman ve şiirin aldığı yeni formlar Tanpınar’a has bir üslupla metnin içerisine dahil edilmektedir. Dergâh Yayınları olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bütün eserlerini yayınlamaya, Türk Edebiyatının ve düşünce tarihinin temel kitaplarından biri olan On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi ile devam ediyoruz.
Özgürlüğün Rengi Mavidir
Zehirli egoların ülkesinde bu kitabı yazarken kafamda tek gaye vardı. İstedim ki okur yakın tarihin filtresiz gerçeklerini birinci ağızdan öğrenirken hepimizi silindir gibi ezip geçen sistemin aklı, zekâyı, yeteneği, beceriyi yok sayan vasatlığına kendi varlığıyla direnç geliştirmenin yollarını yine kendi içinde bulabilsin.
Abartılı hassasiyetlerin topraklarında var olmaya çalışırken ortalama hayatlara mahkûm bugünkü gençliğin yılgın neferisin. Gençsin ama gençliğini hissedemiyorsun. Umutlarını çalıyorlar, çaresizce seyrediyorsun. Düzen hepimize had bildiriyor çünkü.
“Sesini çıkarma, konuşma, hayal kurma, farklı düşünme, düşünüyorsan da kendine sakla!” diyor. Buna itirazım var benim.
Birey olmak zorundasın. Kimse seni kurtarmayacak. Kimse sana mahkûmiyetlerinin yalan olduğunu göstermeyecek. Uyanacaksın. Başka yolu yok.
Kimse özgürlüğün mavisini elimizden alamaz. Hiçbir güç, hiçbir kudret, hiçbir otorite insandan daha üstün değil. Yeter ki insan kendi gücünün farkına varabilsin.
Sizi özgürlüğe davet ediyorum bu kitapta. Özgürleşmeden mutlu olamayız çünkü. Ezene direnemeyiz. Kendi dünyana döneceksin arkadaş, kaybettiğin özgürlüğü bulup çıkaracaksın.
Motorları maviliklere süreceğin güne kendi emeğinle ulaşacaksın.
Sonrası umut...
Shaman King 2. Cilt Şaman Kral Manga
Türkçe Off
Türkçe “Off”un yazılışının üstünden çeyrek yüzyıla yakın zaman geçti. Ne yeni bir bilinç ışıltısı var ortalıkta ne kendine gelme, uyanma, silkinme... Gitgide batıyoruz. Üstelik dilimize bunca yabancılaşma, artık pek çok kişiyi irkiltmiyor bile. Yabancı sözcükleri sevgiyle bağrımıza basarken Türkçeyi yitiriyoruz.
Yeni bir Osmanlıcayı ilmek ilmek dokuyoruz. Osmanlı, dilinin Türkçeden ne kadar uzaklaştığını fark ettiğinde halkın konserve gibi, bozulmadan koruduğu Türkçeyi bulmuş ve ona dört elle sarılarak içine düştüğü açmazdan kurtulmaya çalışmıştı. Biz ne yapacağız? Türkçeyi bozulmadan koruyan o halk yok şimdi. Halkın dilini de kirlettik, yozlaştırdık. Televizyon ve internet, girdiği evlerde Türkçeyi bozmakla işe başladı. Yitirdiğimiz Türkçenin aslını biz nereden bulacağız?

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.