Ahmet Ferit’e Mektuplar
₺320,00 Orijinal fiyat: ₺320,00.₺264,00Şu andaki fiyat: ₺264,00.
1 adet stokta
Ahmet Ferit’e Mektuplar
“Üç Tarz-ı Siyâset’i iyi bulmamışsın da ‘Üç Siyâset’ demişsin, pekâlâ! Daha selis fakat dediğin gibi biraz prentieux (iddialı). Sen üç siyasetten yalnız birincisi kabil diyorsun. Ben de bilahare görmüş olacağın gibi yalnız birincisi gayr-i kabildir diyorum. Ne kadar taban tabana zıt efkâr. Lakin birinci kısım makalem sırf tarih idi, ma-vaka‘ayı hikâye idi. Tabii bence doğrusu zannolunan bir nokta-i nazardan bakılarak. Lakin asıl kabil-i tatbik olur olan üçüncü makaledir ki onu şimdi artık okumuşsundur ve ancak onu okuduktan sonra öyle bahsedebileceğiz, şimdilik kesiyorum. Eğer karşılık makale yazarsan elbet hoş olur… Acele ediyorum değil mi? Belki benimkini de derç etmeyecekler. Amma ne beis var; yaşasın Şûrâ-yı Ümmet!” [25 Mart 1904]
Türk düşünce tarihinin önemli isimlerinden Yusuf Akçura ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk İçişleri Bakanı Ahmet Ferit Tek, Kuleli Askeri Lisesi’nde başlayan samimiyetlerini, Akçura’nın vefatına dek sürdürmüş iki yakın dosttur. Birlikte Fizan’a sürgün edilmişler ve yine birlikte Paris’e geçerek Ecole Libre des Sciences Politiques’ten mezun olmuşlardır. Yusuf Akçura’nın 1903’te Fransa’dan Rusya’ya dönüşüyle yoğunlaşmaya başlayan mektuplaşmaları Akçura’nın vefat ettiği 1935’e kadar devam etmiştir. Hemen her hafta karşılıklı yazıldığı anlaşılan mektuplar gösteriyor ki birbirlerini bu derece seven, saygı duyan iki dost herhâlde Türk siyaset ve kültür hayatında enderdir. Bu mektuplar Yusuf Akçura ve Ahmet Ferit Tek’in hayatlarının karanlıkta kalan bazı noktalarının aydınlatılması açısından önemli olduğu kadar, Rusya Türkleri’nin 1905 İhtilali sonrası giriştikleri siyasi mücadelenin tarihinin yazılmasına da mühim katkı yapacak niteliktedir. Belki de en önemlisi, neşredildiği günden beri gündemimizi işgal eden Üç Tarz-ı Siyaset’in yazılış serüveni, Jön Türkler’in muhaceretteki mücadeleleri, birbirleriyle olan ilişkileri hakkında da mektuplar sayesinde yeni bilgiler edineceğiz.
İlgili ürünler
112 Öğretmenliğime Notlar
Öğretmenlik; her günü bir diğerinden farklı, tekrarı olmayan muhteşem bir meslek ve uzun bir öykü. Öğretmenliğe yeni başlayanlar için yaşanmışlıklardan, örnek olaylardan yola çıkarak “akılda bulunsun” diyerek yazıyorum.
Belli mi olur belki bir yerlerde, benzer şeyler yaşanır ve ön öğrenmeler işe yarar. Bu yolculuğun paylaştıkça güzelleşeceğine inananlardanız ve bizimki bu uzun öykünün giriş bölümünün dipnotları olsun.
Öğretmenliğin “öğretmek ve öğrenmek” olduğunu söyleyen Müjdat Ataman, 112 Öğretmenliğime Notlar adlı kitabında deneyimlerinden gelen önerilerini paylaşıyor bizlerle.
Ve Elma Yayınevi,
Duygulara kapattık gözümüzü, kuru bilgilerle doldurup genç beyinleri, kendi yarattığımız sınavlarda geri istiyoruz gereksiz öğretilerimizi, diyerekaçık yüreklilikle özeleştiri yapabilen bir öğretmenin okumaya doyamayacağınız kitabıyla buluşturuyor okuyucusunu.
Bir Yazarın Günlüğü
Hayat arkadaşı Leonard Woolf’un derlediği Bir Yazarın Günlüğü, dünya edebiyatının akışına yön veren bir dehanın zihnine yolculuk yapma ve mahrem düşünceleri arasında gizlice dolaşma olanağı sunuyor. Eşsiz bir titizlikle derlenen günlük Woolf ile yeni tanışacak okurlara yol arkadaşı olacak, çünkü her bir eserin tohumlarının nasıl ekildiğine, yazmanın ne denli yoğun, acı verici fakat bir o kadar da keyifli bir süreç olduğuna ışık tutuyor. Kitap, bilinç akışı yönteminin öncüsünün hayranları için ise sayısız sürprizle birlikte yeni katmanlar sunuyor: Nihai halini alan kitapların alternatif akışları hatta isimleri, Woolf’un Dostoyevski ile kavgası, Shakespeare hayranlığı, iktisatçı Keynes ile sırdaşlığı, gerçek dostları, öfkeleri, kaygıları, sıradan olan her şeye duyduğu tiksinme hissi... Ve tüm karanlığıyla savaş. Edebiyat ve eleştiri yazmak arasında sıklıkla tercih yapmak zorunda kalan Woolf’un ne denli sıkı bir okur olduğunu da günlük sayesinde öğreniyoruz.
Bir Yazarın Günlüğü ile Woolf’u yakından tanıyacak, satır aralarında ömürlük bir dost bulacaksınız.
“Dün, yani ayın 18’i, pazar günü, bir kükreme duyduk. Tam üstümüze geldiler. Uçağa baktım, kükreyen bir köpekbalığına bakan ufak bir balık gibi. Işıkları yansıyordu, üç tanelerdi sanırım. Zeytin yeşili. Sonra pat pat pat pat! Almanlar mıydı? Tekrardan pat pat pat, Kingston’ın üzerine doğru.”
Büyüyemeyenler
Bu bir “kişisel gelişememe” kitabı.
Melis Danişmend, bizi tanıdık bir hikâyeye kaçırıyor Büyüyemeyenler’de. Aşkta şansının baş aşağı gittiğini görenler, ailesiyle çatışırken artık barışma vaktinin geldiğini fark edenler, “kariyer seçimi”ni gözden geçirenler, yani kendi iç dünyasına dönerek hesaplaşmaya cesaret eden, ama bunu gülerek, kendiyle dalga geçerek, etrafını da zekice iğneleyerek yapabilenlerin kitabı bu.
Boşandıktan sonra evini kapatıp bu kez bir yetişkin olarak ailesinin yanına dönmek zorunda kalan, plazalar dünyası yerine müzik ve basın sektöründe inişli çıkışlı bir mücadele veren Melis Danişmend’in hikâyesi, pandemi sonrasında belki de birçoğumuza her zamankinden daha yakın gelecek. Ama Büyüyemeyenler bundan da fazlası...
“Kaybedenlerin, tekrar tekrar kaybetme seçimine/kaderine tutulanların, şanssız hissedenlerin, kafası hep doluların, her zaman soru soranların, bir sesin peşinden giden ama onun hangi yönden geldiğini ve ne söylendiğini tam olarak bilmediği halde yürümeye devam edenlerin... Ama en çok da, asla hiçbir şekilde büyüyemeyenlerin, bunu istemeyenlerin öyküsü.
Çünkü bazen kaybetmek de normal. Kaybetmek de çok sıradan. Hatta kaybetmek güzel.
Eğer öyleyse, merhaba.
Sen de bir ‘büyüyemeyen’sin...”
Çanakkale’de Üç Muhammed
Amaçsız, başıboş ve asi ruhumla beyhude bir ömür tüketirken, bir grup kafadarla Çanakkale gezisine gitmiştik.
Savaşların geçtiği yerlerde dinlediğim, dedelerimin kahramanlık dolu sarsıcı hikâyeleri ve kardeşlik bağı hayatıma anlamlı sayfalar açmıştı. Bütün dünyamı kuşatan bu esrarlı duygu, varoluş nedenimi yeni baştan sorgulamama da sebep olmuştu.
Dizginlerini kırmış bir küheylan gibi şahlanan gözü pek Osmanlı torunları; aşklarını, hayallerini ve memleket hasretlerini bir tarafa koyarak yollara düşmüştü. Bu cesur yiğitlerin bizleri yaşatmak için ölümü tercih etmeleri beynimde fırtınalar koparmıştı. Özellikle de yedi düvele meydan okuyan ölümsüz destanları iksirli bir ilaç gibi damarlarıma yayılarak bütün duygularımı yaratılış ayarlarına geri çevirmişti.
Allah ve Peygamber aşkının yürükleri ateşleyerek, vatan derdine düşen iki yüz elli bin şehidin içinde; bilhassa da ‘Üç Muhammed’in yürek paralayan hikâyesi beni derin bir uykudan uyandırmıştı.
Eminim ki bu kitapta sizin de içinizde yeni “ben”ler doğacak, hayatın anlamı belki de ilk kez yürek kıvrımlarınızda bitmeyen bir heyecana dönüşecektir.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.