Kahraman Çino
Karadenizin Kıyıcığında
Karadenizin Kıyıcığında, Rıfat Ilgaz’ın öğretmenlik yaptığı Akçakoca kasabasını ve uzun süre bir arada yaşadığı Batı Karadeniz insanını anlatır. Geçimini fındık yetiştirerek sürdüren Kasaba halkı, bir yandan hırçın doğayla, diğer yandan yoksullukla başa çıkmaya çalışmaktadır. Sevgiler, dostluklar bu sıkıntıların gölgesinde yaşanır.
Her türlü haksızlığa ve zorluğa rağmen insandan yana umutlarını kaybetmeyen, çalışkan bölge insanının dayanışması da bu topraklara özgüdür. Rıfat Ilgaz, Güllü ile Recep’in engellerle boğuşan aşkı etrafında Karadeniz insanının onurlu var olma öyküsünü akıllara kazır.
Karadenizin Kıyıcığında, Rıfat Ilgaz’ın Yıldız Karayel romanıyla birlikte batıdan doğuya
bir Karadeniz panoraması oluşturmaktadır.
Karanlıkta Zikzak
Karartma Geceleri
Yıl 1944… İkinci Dünya Savaşı sınırlarımıza kadar dayanmıştır. Hitler faşizminin tüm Avrupa’yı ateşe attığı günler… Türkiye bu savaşa dâhil olmamak için dirense de etkileri tüm ülkede hissedilecektir. Ekmek, şeker, yakacak gibi temel ihtiyaç maddeleri karneye bağlanmış, dışarıdan gelebilecek ani baskınları önlemek amacıyla geceleri her yerde karartma uygulaması başlamıştır. Ülkenin aydınlarına da baskı uygulanan bir dönemdir bu aynı zamanda.
Rıfat Ilgaz, Karartma Geceleri’nde işte bu kapkaranlık günleri anlatır. Bir aydın, şair ve edebiyat öğretmeni olan Mustafa Ural, yazdığı ve toplatılan şiir kitabı nedeniyle aranmaktadır. Sağlık problemleri vardır, bu nedenle de hemen teslim olmak istemez. İstanbul’un soğuk ve karartılmış sokaklarına, eş dost evlerine sığınır. Tutuklandığı zaman savaş bitmiştir, ama savaş yıllarının Türkiye’de bıraktığı izler uzun süre silinemeyecektir.
Rıfat Ilgaz, Mustafa Ural’ın kaçış öyküsünü anlatırken, savaşın etkisindeki ülkemizin 1940’lı yıllarına da ışık tutuyor. Yurdumuzda ve uluslararası yarışmalarda birçok birincilik ödülü alan Karartma Geceleri’nin filmi de romanı kadar büyük bir ilgi görmüştür.
Kösbek
Küçük Kara Balık – Çınar Yayınları
Kışın en uzun gecesinde, denizin derinliklerinde yaşlı bir balık, yaklaşık on iki bin yavru balığı etrafında toplayıp onlara unutamayacakları bir masal anlatır. Bu, başka yerlerde neler olduğunu bilmek isteyen Küçük Kara Balık’ın hikâyesidir.
Çocuk edebiyatının unutulmaz klasiklerinden Küçük Kara Balık, Samed Behrengi’nin dünyaca tanınmasına yol açmış ölümsüz bir masal.
Kumdan Betona
Rıfat Ilgaz, Kumdan Betona’da sekiz çocuklu bir ailenin oğlu olan Necat’ın mücadele dolu hayatını anlatıyor.
İlkokulu bitirdikten sonra öğrenimine ara veren Necat çalışmak zorundadır. 11 yaşında Zonguldak’a işçi olarak gider. Ama okuma isteği hiç bitmez. Boyacı çırağı olarak çalışırken kendisini mühendisliğe kadar götürecek okul günleri yeniden başlar.
Kumdan Betona’yı okurken insan sevgisini, erdemli olmayı, çalışma ve başarma tutkusunu daha iyi anlayacaksınız.
Kumdan Kale
Kurdun Ağzında
Kütüphaneci Teo
Kütüphaneci Teo İçin Bir Sürpriz
Teo, kütüphaneci olmak için doğmuş, kitapları seven bir ayı. Sıcak çikolata, kurabiye ve bir sürü öyküyle soğuğu yendiği Binyaprak Ormanı kütüphanesinde çalışıyor. Bir gün buraya beklenmedik bir misafir geliyor. Hem de Kuzey Kutbu’ndan… Ve Teo’ya bir haller oluyor! Geceleri gözüne uyku girmiyor, konuşacağı zaman kelimeler uçup gidiyor. Peki bunun tatlı misafir Linda’yla ne ilgisi var?
Kütüphaneci Teo Kuzey Kutbu’na Gidiyor
Meraklı Flamingo
Kendin olmak gibi yok.
Çılgın bir flamingo ile tanışmak ister misin?
Flamingoların tüylerinin neden pembe olduğunu merak eden Sylvie bir deney yapmaya karar verir.
Çikolata ya da üzüm yedikten sonra neler olacağını kim bilebilir ki!
Jennifer Sattler, neşeli çizimleri ve ilginç hikâyesiyle “en iyisi daima kendin olmak” diyerek her yaştan okura göz kırpıyor.
Nutuk – Çınar Yayınları
“Saygıdeğer efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve detaylı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlatlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmişsem kendimi mutlu sayacağım.
Efendiler, bu konuşmamla, milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanışın eseri ve bu sevgili vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”
Ocak Katırı Alagöz – Şiirler 1987
Öksüz Civciv
Merhaba, benim adım Güliz.
Geçen yaz tatilinde annemle birlikte Ankara’dan Cide’ye gittik. Denizi, dalgalarını, hiç görmediğim ağaçları, çiçekleri, hayvanları burada gördüm. Kaldığımız pansiyonun sahipleri Niyazi Dede ve Zeliha Nine’nin torunları Erdem’le hemen arkadaş olduk. Erdem, dedesinin kümesindeki tavuğun yumurtalarından civcivlerin çıkacağını söylediğinde çok şaşırdım.
Hepimiz civcivlerin çıkacağı günü heyecanla beklemeye başladık. O gün gelmişti ve on iki yumurtadan sadece bir tane alacalı civciv çıktı. Üstelik anne tavuk ona bakmak istemedi.
Bu unutulmaz yaz tatilimin hikâyesini, çocukları hiçbir zaman unutmamış olan Rıfat Ilgaz yazdı.
Siz hikâyemi okurken, belki hep birlikte Öksüz Civciv’in peşinden koşabiliriz.
Ormanın Hazineleri
Sarı Yazma
“Buraya niçin mi geldim? İnsandan, toplumdan yıldığım, korktuğum, kaçtığım için değil. Tükendiğime inandığım için hiç değil. Belki de yeniden başlamak, yeniden doğup yaşamak, büyüyüp yaşlanmak için... Gerilere doğru daha bilinçli bakıp tadını çıkarabilmek için...”
Sarı Yazma, otobiyografik bir roman ama anlatılan aslında bir kuşağın öyküsü. Keskin toplumsal çelişkilerden kaynaklanan hoyrat bir iklimin yıprattığı, kırıp döktüğü bir kuşak bu. Rıfat Ilgaz’ın, mücadelelerle geçen uzun yılların sonunda, yorgun ama inançlı bir yürekle ve her şeye yeniden başlamak kararlılığıyla doğduğu kente, Cide’ye dönüşüyle başlar
Sarı Yazma. Yazar, yaşamının bu dönemecinde tüm geçmişiyle içten bir hesaplaşma yaşarken duru bir anlatımla dirençli ve umutlu bir son sunar. Rıfat Ilgaz’ın kendi yaşamı ekseninde, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’ndan 1950’li yıllara kadarki politik yapısını ve edebiyat dünyasını anlattığı Sarı Yazma, aynı zamanda
savaş karanlığındaki 1940 Kuşağı toplumcu gerçekçi aydınlarının mücadele dolu öyküsüdür.
Şeker Kutusu
Seksen Günde Devrialem
Son İnsan
Kuralları asla sorgulamamış bir robot, var olmaması gereken bir insan ve her şeyi değiştirecek bir yolculuk.
Günümüzden çok uzakta olmayan bir gelecekte robotlar insanları ortadan kaldırmış. Ve on iki yaşındaki robot XR_935’in buna dair herhangi bir sorunu yok. İnsanlar olmadan savaş, çevre kirliği, suç yok. Toplumun tüm üyelerinin bir amacı var ve tu¨m düzen hiç sorunsuz işliyor.
XR’ın imkânsız bir şey keşfettiği güne kadar: Emma adında bir insan kız. Tüm hayatı boyunca XR’a insanların cani olduğu ve Dünya’nın onlarsız daha iyi olduğu söylenmiş. Ama Emma cani gözükmüyor… Korkmuş gözüküyor. Ve XR’ın yardımına ihtiyacı var.
Şimdi XR, iki robotla birlikte Emma’yı haritadaki gizemli bir noktaya götürecek tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda. Ama kuralların hiç çiğnenmediği ve insanların var olmaması gereken bir dünyada nasıl hayatta kalacaklar?
“Dünya insanlar olmadan çok daha güzel. Başlangıçta çok yu¨ksek potansiyelleri vardı. Diller geliştirdiler, aletler icat ettiler, hastalıklar iyileştirdiler. Bizi yarattılar. Ama zaman içinde yollarını şaşırdılar. İyi fikirleri kötü sonuçlar doğurdu. Hataları katlanarak arttı. Bize başka seçenek bırakmadılar.”