Allaha Ismarladık
…Yeni gelen emirde, beş günde Akbaş İskelesi’ne gidecek, oradan da vapur ile Anadolu’ya geçecekmişiz.
...Ben siperde düşmanla karşı karşıya olmalıyım. Çünkü çarpışmak, boğuşmak istiyorum. Hem ben, kendimin ne olduğunu anlayayım, hem düşman…
...Maydos [Eceabat]… Bu küçük ve şirin kasaba şimdi ne matemi bir manzara arz ediyordu. Binaların hemen hepsi düşman mermileri ile yıkılmış, yakılmıştı.
…Yanımda akşam namazı kılındı. Huşû içinde dinledim. Bu dindar seslerde öyle hoş bir ahenk vardı ki… Hikmet-i ilâhî, dinledikçe kalbime soğuk bir su serpiliyor gibi oluyor.
…Vadiye paralel giden yamaca çıktığımız zaman, solda yeni birkaç mezar nazar-ı dikkatimizi çekti. Bunların ekserisinin üzerinde hiçbir işaret yoktu. Bazılarında birer ağaç dalı, iki üç tanesinde de kırık tahtalar vardı.
…Şimdi düşünüyorum. Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim.
…Muharebeye girdik. Milyonlarla top ve tüfek patlıyor… Şimdi birinci onbaşım yaralandı.
Allah’a ısmarladık...
Anadoluda Türkmen Aşiretleri
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun en kalabalık konar-göçer topluluğu olan Türkmenler, Diyarbakır-Erzurum hattında yaylak-kışlak hayatı sürdürürlerdi. Onlar 16. yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’ya dağıldılar. Diyarbakır’dan başka Ankara, Aydın, Karaman Türkmen aşiretlerinin yeni yaylak ve kışlak alanları oldu. Osmanlı merkezî yönetiminin Bozulus Türkmenleri adını verdiği bu aşiretler birçok Anadolu şehrinden daha kalabalık bir nüfusa sahiptiler.
Bu kitapta, Bozulus Türkmenlerinin sosyal hayatları, aşiret düzenleri ve Osmanlı ekonomik yapısı içindeki yerleri, Osmanlı arşiv vesikalarına göre incelenmektedir.
Avrupa Hunları
Uzun bir tarihî süreç içerisinde Asya bozkırlarında yaşayan Türkler , Hunlar ile birlikte farklı bir coğrafya olan Doğu Avrupa sahasına yönelmeye başlamışlardır. Hunların Avrupa içlerinde
görülmeleri: Sabarlar, Avarlar , Kumanlar, Hazarlar, Bulgarlar, Peçenekler gibi çeşitli Türk boylarının da buralara ilerlemelerine basamak ve temel teşkil etmiştir.
Avrupa Hunları, 4. yüzyılın sonlarında Avrupa önlerinde görünmelerinden, dağılış devreleri olan 5. yüzyılın ikinci yarısına kadar Avrupa tarihinde derin izler bıraktılar. Bu sebeple Avrupa Hun tarihinin aydınlatılması, daha sonraki devirlere de ışık tutacaktır. Elinizdeki eser de Avrupa Hunları’nın tarihini orijinal kaynaklar yardımıyla aydınlatmaya çalışmaktadır.
Bilge Türk – Tonyukuk
Türk tarihinde sayısız bilge hükümdar ve yöneticiler çıkmıştır. Her birinin derin izler bıraktığı bir gerçektir. Bunların içinde sivil idaredeki başarıları, yaptığı planlar, ürettiği stratejiler, savaş meydanlarında gösterdiği cesaret ve askerlik yeteneği bakımından ünlü Gök Türk devlet adamı Tonyukuk çok dikkat çekmiştir.
Tonyukuk, her şeyden önce bilgeliği ile Türk tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Gerçekleştirdiği bilgece hareketlerden dolayı hem kağanların ve yöneticilerin hem de milletinin saygınlığını da kazanmıştır.
Tonyukuk Yazıtları da 1897 yılında bulunduğu günden itibaren Türk dili uzmanları tarafından defalarca çalışılmıştır. Biz de bu çalışmada Çince tarihi metinlerde Tonyukuk ile ilgili bilgileri topladıktan sonra kendi yazdıkları ile bir araya getirdik. Tonyukuk’un içinde bulunduğu Gök Türk devlet modelinin Türk tarihini bütün halinde anlamakta çok değerli olmasını dikkate alarak böyle bir bölüm ilave ettik. Ayrıca Gök Türklerin meydana getirdikleri kağanlıkları ele aldık. Bu çalışmanın kendi alanına bilimsel bir farklılık getireceğine inanıyoruz.
Bozoğlan’ın Hikayeleri
Daracık sokaklarda çift kale maç oynanırdı o zamanlar, kimse yorulmazdı. Herkesin cebinde ekmeği olurdu, kimse acıkmazdı. Mekânlar geniş, zaman uzundu. Okulda öğretmenden aferin almak için yarışılır, yıldızlı pekiyi ile sınıf geçmekle övünülürdü. Her gün yeni bir macera yaşanır, her akşam yeni bir hikâye kurulurdu. Sizden saklı değil herkesin bir hikâyesi vardı aslında. Sorsalar Mikail de anlatabilirdi, Kemal de. Kimse sormadı hikâyelerini ama Bozoğlan yerinde duramayıp anlatmaya başladı. Ben şahidim hepsi yaşandı. İnanmazsanız Mikail’e sorun.
Dede Korkut Hikayeleri
Dede Korkut Kitabı Türk dilinin bir şaheseri olarak Türk töresi etrafında bir insanı milli ve manevi değerlerle donatmaya kafidir. Bu esere adını vermiş olan Dede Korkut, Türk’ün efsanevi kişisi, bilge adamı ve ozanların pîri olup destanlar onun tarafından düzülüp koşulmuştur. Hikayeler, öncelikle sözlü edebî ortamda dilden dile aktarılmış daha sonra ise isimsiz kahramanlar tarafından yazıya geçirilmiştir. Orhan Şaik Gökyay mükemmel üslubuyla, Türk milletinin “adı sanı yok olmasın” diye eseri günümüz insanının da anlayabileceği dilde hazırlayarak genç dimağlardaki millî benliği taze tutmayı hedeflemiştir.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler
17. yüzyılda yaşamış büyük seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnâmesi’nde, Türk ve Dünya tarihine ışık tutan bir eser meydana getirmiştir. Bu büyük eserinde kendi deyimiyle 51 yılda, yedi iklimi ve on sekiz padişahlığı gezip dolaşmış, oralarda gördüklerini, dinlediklerini ve o yerlerle alâkalı öğrendiği bilgileri yazarak tarihimize ışık tutmuştur.
Bir rüyanın tesiriyle başlayan Evliyâ Çelebi’nin yolculuğu tarih, edebiyat, halkbilimi, sanat tarihi, tasavvuf tarihi ve yerel tarih okurları için kaynak oluşturur niteliktedir. Öyle ki gezdiği yerlerin coğrafi konumunu, mimarisini, dilini, inancını, gündelik yaşantısını, giyim kuşamını ve bunların yanı sıra dinlediği ve şahit olduğu olayları etkileyici bir üslupla kaleme almıştır.
Elinizdeki bu eser, bugün üzerinde 45 devlet kurulmuş büyük bir coğrafyaya ait bilgiler veren 10 ciltlik devasa Seyahatnâme’den, içindeki her konuya ait örnekler seçilerek hazırlanmıştır.
Gençlerle Hayat Bilgisi-Haluk’un Defteri
Prof. Dr. Haluk Dursun’un güncesinden gençlere seslendiği yazılarının derlendiği bu kitap, kendisinin hayat bilgisi dersleri niteliğindeki tavsiyelerini farklı hikayeler ve olaylar üzerinden bir araya getiriyor.
Haluk Hoca bu kitapta bir ağabey kimliği ile, hayatın her alanında yararlanılabilecek önerilerini, eğlenceli ve kendine has üslubuyla paylaşıyor.
“Kısacası gençler, sıradan ve sürüden olmayın. Başkaları sizi gütmesin, yönlendirmesin, dolduruşa getirmesin. Siz onlara ehil iseler, adil iseler danışın ama yine de doğru bildiğinizi, içinizden geleni yapın. Kendinizi her sahada yetiştirin. Her öğrendiğinizden şüphe edin. Kendinizi yenileyin. İstikrar ve istikamet üzere olun. Tembihata önem verin ama tam teslimiyetten de, Allah hariç, uzak durun. Hayırlı insan olun. Başkaları sizin elinizden, dilinizden, işinizden emin olsun.
İnsanın hayırlısı, insanlığa hayırlı olandır.”
Haluk Dursun
Gençlerle Hayatın Coğrafyasını Keşfetmek
Hasan Sabbah Ve Alamut
Dağın Efendileri... Hasan Sabbah ve fedailerinin gerçeği neydi? Alamut Kalesi neden feth edilemedi? Kaledeki muazzam yiyecek ve su ambarlarının özelliği neydi? Cennet Bahçeleri gerçekten var mıydı? Bir vezir, bir şair ve bir dini liderin yolları gerçekten kesişti mi? Hasan Sabbah'ın fedailerine niçin Haşhaşi denilmekteydi... Onlar gerçekten birer ölüm makinesi miydiler? Bir Alamut fedaisi gerçekte kimdi? Elinizdeki kitapta,Hasan Sabbah'ın medrese öğrenciliğinden İsmaili liderliiğine uzanan hayat öyküsü, kıvrak bir zeka ve karşı konulamaz bir ikna kabiliyeti, propaganda metodu, dini siyasallaştırması, suikast emirleri, Alamut Kalesi'nin tarihi fonksiyonu, Alamut fedailerinin gücü ve direnişi orjinal kaynakların ışığında inceleniyor.
Hesaplaşma – Yeditepe Yayınevi
1908-1918 arası Türkiye'nin kaderine hâkim olan İttihat ve Terakki Partisi, mensuplarının bütün iyi niyet ve vatanseverliklerine karşın, ülkenin büyük bir felakete sürüklenmesine yol açtı. İttihatçı zihniyete göre; iktidara sahip olmanın yonu darbe yapmaktan geçiyorsa bu yapılırdı. "Ya devlet başa ya kuzgun leşe" aralarında kullandıkları meşhur bir slogandı. Eski İttihatçıların bir kısmı, Cumhuriyet'ten sonra, her ne kadar güçlerini kaybetmiş olsalar da devletin başına geçme arayışı içinde oldular. Bunun yolunu da Mustafa Kemal Atatürk'e suikast yapmada aradılar. Bu olay tarihe İzmir Suikastı olarak geçti. Eski İttihatçılardan oluşan bir kesim 15 Haziran 1926 tarihinde İzmir'de Atatürk'ü öldürmeyi düşündülerse de suikast girişimi başarılı olmadı. Sonrasında ise bir hesaplaşma dönemi başladı. Bu hesaplaşmadan dönemin muhalif kesimleri önemli bir darbe aldılar. Görünen o ki bu olayda, gelişmelerden haberi olmayıp kendi köşesine çekilmiş birçok eski İttihatçı da yargılandı, bazıları da cezalandırıldı. Bu da muhtemelen, her zaman potansiyel tehlike olmanın ceremesini çekmek anlamını taşıyordu.
Hunlar-Bozkırların İlk İmparatorluğu
İnsanlık tarihi M.Ö. 3 binlerde aydınlanmaya başladığında dünyanın farklı bölgelerinde bazı toplulukların varlığından haberdar oluruz. Bunların Ön Asya'da Mısır'da Akdeniz etrafında, Hint ve Çin'de bulunduğu kabul edilir ve böyle yazılır. Aynı devirlerde Orta Asya'nın derinliklerinde de insanlar yaşıyordu. Nitekim komşuları Çinliler ilk efsanevi metinlerinde onlara yer veriyordu. Bu toplulukların uçsuz bucaksız bozkırlarda boy ya da boy grupları halinde yaşadıkları bildirilmektedir.
Aradan yüzyıllar geçer, tarih daha belirgin hale geldiğinde biz onları Hunlar olarak tanırız. Ancak, onlar çok önemli bir aşamaya yükselirler. Bir siyasi birlik örgütlenmesi gerçekleştirerek bozkırların ilk devlet modelini, hatta ilk imparatorluğunu meydana getirirler. Biz bu siyasi yapılanmaya tarihçiliğimizde çok doğru bir şekilde Asya Hun İmparatorluğu adını veriyoruz.
M.Ö.221'den M.S.439'a kadar uzanan çok açık bir Hun tarihi söz konusu olsa da atalarını M.Ö. 2255'lere kadar götürebiliriz. Her devletin yaşadığı kader gibi Hunlar da yükselmişler, sonra duraklamış, bölünmüş ve yıkılmışlardır. Bozkırların ağır iklim şartlarının, özellikle aşırı soğuktan kaynaklanan kıtlıkların onların zayıflamasında büyük rol oynadığı gerçektir. Yaşadıkları bütün zorluklara rağmen Hunlar sağlam bir devlet geleneği oluşturmuşlar ve bu gelenek Avrasya tarihinde hiç kesilmeden 20. yüzyıla kadar devam etmiştir.
Ahmet Taşağıl, bu çalışmasında kaynakların verdiği bilgilere dayanarak derli toplu bir şekilde Asya Hunlarının tarihini ve kültürünü anlatmaktadır.
İslamiyet Öncesi Türkler
Türk tarihinin şifreleri hangi boylarda saklı?
Türklerin kara kutusu Töles boylarının önemi ne?
Türk ismiyle kurulan ilk devlet Göktürkler kimlerdir? Göktürk modeli, Türk yönetimlerine nasıl referans oldu?
Bilge Kağan, Türk milletine ne vasiyet etti? Yazıtları nasıl okumak lazım?
Türk ilinin yüreği Ötüken nasıl bir yer?
Papa Roma’yı esirgemesi için Attila’ya nasıl yalvardı?
Çin sarayını yanındaki yiğitlerle bastığı anlatılan Kürşad kimdir?
Türk ordusunun kuruluşu neden Mete’ye dayandırılıyor?
Türklüğe ait kavramlar ve semboller neler?
Bu kitapta Türk adının anlamından başlayarak yaşadıkları coğrafya, boyları, kurdukları devletler, inançları, kültür dünyaları ve sosyal yapıları, devlet yönetim şekilleri, Çinliler ile ilişkileri, destanları, orduları, şehirleri ve kahramanları, İslamiyet öncesi Türklere dair merak edilenleri Pelin Çift sordu, Ahmet Taşağıl cevapladı
Kızılelma – Yeditepe Yayınevi
Komitenin Ruhu Talat Paşa
Talat Paşa Türkiye Cumhuriyeti'nin labaratuvarı olarak bilinen II. Meşrutiyet döneminde yaşamış "kurt" bir siyasetçi ve etkili bir devlet adamıydı. O İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin "teşkilatçı" liderlerinden biriydi. Dönemin İstanbul'daki Alman Büyükelçisi Kühlmann’ın, Talat Paşa’nın “zayıf tarafı” olarak, onun “çok fazla vatanperver olmasını” göstermesi tartışılabilir. Zira Kühlmann’a göre fazla vatanperver olmanın “dünyayı belli bir yere kadar anlamak” ve “olayları tarafsız bir şekilde analiz edememek” gibi olumsuz bir getirisi vardı.
Buna, dar ufuklu ve dünyayı tam olarak anlayamamak da denilebilir. Kühmann’ın bu tesbiti belki “fanatikler” için doğru olabilir ve beraberinde yabancı düşmanlığını da getirebilir. Halbuki vatanperver olmak, Kühlmann’ın iddia ettiği gibi her zaman “yabancılara şüphe ile bakmak” ve onları analitik değerlendirememek ile doğrudan ilişkili değildir. Kanaatimizce Talat Paşa’nın vatanperverliğini, onun dünyayı anlayamayacak kadar fanatikliği ile değil, sömürgeci ülkelerin pençesinde kıvranan Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal yapısıyla açıklamak mümkündür.
Zira “hasta adam” ölmek üzereydi ve hastasını çok seven “Dr. Talat” onu iyileştirme sevdasındaydı. Bu çalışmada Talat Paşa'nın biyografisi dışında İttihat ve Terakki Cemiyetindeki rolü, Ermeni Meselesi, Siyonizm ve Masonluk ile bağlatısı gibi güncel meselelerde ele alınmıştır. Berlin'de görülen "Talat Paşa Davası" da ele alınan tartışmalı konularda bu esere de yer almaktadır.
Bu kitabı önemli ve özgün kılan nokta ise, Alman ve Türk arşiv belgelerinin karşılaştırmalı olarak bir arada değerlendirilmiş olmasındadır. Dolayısıyla kullanılan kaynaklar açısından bakıldığında, Talat Paşa'nın hayatı ve siyasi faaliyetleri ile ilgili literatürde eksik olan bir tarafı tamamlayacağı kanaatindeyiz.
Kudüs’ün Gizemli Tarihi
Medine Müdafası Ve Fahreddin Paşa
Tarihi büyük hadiselerle dolu olan milletlerin hafızaları bazı kahramanlarını yeterince algılayamaz. Çünkü onlar büyük tarih içinde birer ayrıntıdır. Bilinmelidir ki, aslında bu ayrıntılar tarihin ta kendisidir. Dikkatle incelendiğinde kahramanların faaliyetlerinin olayları nasıl yönlendirdiği görülebilir. İşte tarihimizin az bilenen simalarından biri de Medine Müdâfii Fahreddin Paşa’dır. Paşa, üstün askerî meziyetleri yanında vatanperverliği, mütedeyyin ve vakur duruşuyla Türk-İslam tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Fahreddin Paşa, I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerle işbirliği yapan Şerif Hüseyin İsyanı’na karşı İslam’ın mukaddes beldesi Medine’yi ve Hz. Peygamber’in mübârek Ravza-yı Mutahhara’sını 2,5 yıl büyük fedakârlıklarla Arap-İngiliz ortak güçlerine karşı her türlü yokluğa katlanarak savunmuş ve teslim etmemiştir. Hatta 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütârekesi’nden sonra da Medine’yi teslime razı olmamıştır. Ancak emrindeki bazı subayların kendisine karşı direnişi üzerine Araplara teslim olmak zorunda kaldı. Medine Müdâfaası, Türk-İslam âlemi nazarında Türk Milleti’nin vatan saydığı mukaddes yerleri savunmadaki kararlılığı ve titizliği göstermesi bakımından I. Dünya Savaşı içinde müstesna bir yere sahiptir. Bu kitap bu büyük müdâfaayı ve onun komutanı Fahreddin Paşa’yı anlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.
Muhteşem Valide Kösem Sultan
Oğuz Kağan Destanı
Oğuzların kurucu atası, sayısız kahramanlıkları olan cihangir ve fatih, tecrübeye güvenen, nasihat dinleyen mütevazı bir hükümdar…
Olağanüstü varlıklarla mücadele eden bir kahraman yerine devlet kuran, ülkeler fetheden, müşküle düştüğünde etrafına danışan, ülkenin birliği için kaygılanan, disiplinli, dürüst, ahlâklı, yiğit bir hakan… Bir destan kahramanı olmaktan çok, Türk tarihinin yükünü omuzlarına alan manevi bir şahsiyet…
Çin, Hindistan, İran, Mısır, Anadolu ve Deşt-i Kıpçak’ın fatih hükümdarları Oğuz Kağan’ın şahsında birleşirler. Bundan dolayı onun destansı hayatı, olağanüstü gösterilerden arındırılarak tarihî olay örgülerine ve sade bir hayata dönüşür.
Osmanlı Padişahları
Osmanlı padişahları tarihimizde efsaneler içerisinde anlatılır. Çoğunlukla olumlu veya olumsuz cümlelerle ele alınır. Hâlbuki tarihimizin en şanlı günlerine imza atan hükümdarlarımız kendi dönemleri içinde değer yargılarından, bugünkü anlayışımızdan ve ideolojik bakış açısından uzak olarak incelenmelidir. Bu eserde Osmanlı padişahları en son akademik araştırmalar ışığında, anlaşılır bir dille ve anahatlarıyla anlatılmıştır.
Selçuklu Sultanları
Selçuklular tarihimizin Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan serüvenindeki en önemli mesafe taşlarından biridir. Türk İslam Sentezi’nin tam manasıyla oluşumu ve Anadolu’nun vatan haline getirilmesi onlar sayesinde gerçekleşmiştir. 1040 senesinde tarih sahnesine çıkan Büyük Selçukluların dışında Irak, Türkiye, Kirman ve Suriye-Filistin’de kurulmuş dört ayrı Selçuklu devleti daha mevcuttur. Buradaki gayemiz onlar hakkında yeni bir şey ortaya koymaktan ziyade tarihlerini bir bütün halinde ve en temel şekilde okuyucuya aktarmaktır. Bu doğrultuda Selçuklu sultanlarının hâkimiyet dönemleri (genel özellikler, önemli siyasî olaylar, kişilik özellikleri, diğer önemli şahsiyetler, çağdaş hükümdarlar ve dönem kronolojileri) kaynaklar ve akademik çalışmalar çerçevesinde ele alınmıştır.
Timur
Tozkoparan İskender – Kurt Kapanı
TRT’nin sevilen gençlik dizisinin kahramanı Tozkoparan İskender ve arkadaşlarının gizemli zaman yolculuğu maceraları devam ediyor.
Ahriman’ın torunları Zamanbozanlar, gizli planlarını uygulamak için zamanda yolculuk yapıp tarihin akışını değiştirmeye çalışmaktadır. Onları durdurabilecek tek güç, Zamanın Çocuğu Tozkoparan İskender ve arkadaşlarıdır.
Zamanbozanlar’ın izini binlerce yıl öncesinde bulan Mavi Ay'ın, Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarında yaşadığı nefes kesen bir macera seni bekliyor!
Türklerin Kısa Tarihi
Yakın Tarih Dersleri – Geleceği Anlamak İçin
Günümüzde cereyan eden birçok mesele geçen asırda da hemen hemen aynı şekilde yaşanmıştı. Başta devlet adamlarımız olmak üzere okuma-yazma bilen her Türk’ün imparatorluğun 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başındaki dağılma sürecini, ayakta kalabilmek için yaptığımız mücadeleyi, izlediğimiz yanlış siyasetler ve yaptığımız hatalar ile o dönemde Avrupa’nın bize karşı izlediği siyaseti bütün teferruatıyla okuması gerekir.
Bu kitapta Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan ve günümüzde de yansımaları olan ilginç hadiseleri okuyacaksınız.