İstediğin Bir Şey Olursa Bir Hayır Olmazsa Bin Hayır Ara
“Aşk nasip işidir, hesap işi değil. Aşk adayıştır, arayış değil. Sen adanmış ve yanmışsan bu uğurda, aşk sana uzak değil.”
Dünyanın en çok okunan sufisi Mevlana, “Allah’a ulaşacak pek çok yol var. Ben Aşk’ı seçtim...” derken bir “adanmışlık” metaforu olarak aşkı koyar karşımıza.
Aşk, yaşam boyu süren bir anlam arayışı ve anlam deneyimidir onun açısından.
Mevlana’ya göre, içinde aşk barındırmayan bir kalp ya deliye aittir ya da ölüye...
Ney enstrümanını insanoğlunun yaradılışıyla özdeşleştiren büyük sufinin Mesnevi adlı yapıtının ilk on sekiz beyti kâinatın sırlarıyla dolu olması bakımından çok kıymetlidir. Bu kitapta aşkla değer bulan hayat penceresinden kâinatın sonsuz sırlarını izliyor olacaksınız.
Fernando Pesseo – Kalp Düşünebilseydi Atmaktan Vazgeçerdi
“Hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız.”
Fernando Pessoa kendini farklı kişiliklere bölerek, benliğinde sustuklarını dile getirir. Hangi cümlesini kaldırırsanız altında ona dair bir yalnızlık biçimiyle karşılaşırsınız. Pessoa’nın kelimelerle ördüğü kendine özel o yalnızlık biçimi, tanyeri ağarırken ortaya çıkan serinlik gibi hafif bir ürperti taşır.
Proust gibi Pessoa da hayatın en dar şeritlerinde yürür; içine düşme pahasına derin boşlukların kıyısında dolanır. Hayatının bir anında, bir zihin çakımında bir şeyler görür ve hayatı boyunca bunun ne olduğunu bulmaya çalışır.
Hemen her eserine derin bir şekilde nüfuz eden Pessoa, edebiyatı kendine sığınılacak bir liman olarak seçmiş ve bu süre boyunca ortaya çıkardığı eserlerle sığındığı limanına demir atmıştır.
Daha küçük bir çocukken kendisine çizilen yoldan gitmesi adeta kaderi olan Pessoa, hayatın içinde olmasına rağmen onu dışarıdan net bir şekilde görebilen nadir yazarlardandır.
Cehennem Acı Çektiğimiz Yer Değil Acı Çektiğimizi Kimsenin Bilmediği Yerdir
Zaman ve mekan üstü bir hakikat felsefesi: “Enel Hak...”
Mevlana’dan Yunus Emre’ye, Spinoza’dan Kant’a, Nietzsche’den Ficht’e kadar dünyaca ünlü büyük düşünürlerin felsefi akımlarına ilham kaynağı olmuş büyük İslam düşünürü Hallac-ı Mansur’un “Ene-l Hak” felsefesi üzerinden tarif ettiği varlık, benlik, hiçlik ve yok oluş kavramları, yüzlerce yıldır bilim, sanat, inanç ve felsefe dünyasına ışık tutmaya devam ediyor.
Var Mısın Ki Yok Olmaktan Korkuyorsun
“Düşünmek ruhun kendi kendiyle konuşmasıdır...”
Türk bir ailenin çocuğu olarak bin yüz elli yıl önce dünyaya gelen ve hayatı boyunca müzik, felsefe, botanik, matematik ve mantık alanında sayısız eserler kaleme alan Farabi, ilim ve düşün dünyasında “öğretmen” kabul edilen Aristoteles’ten sonra “ikinci öğretmen” kabul edilmiştir.
Sadece filozofları değil, sayısız bilimadamını da derinden etkilemiş, akımların ve icatların ilham kaynağı olmuştur.
Varlıklı bir ailenin ferdi olarak saraya yakın olmasına rağmen siyasi iradeyi tamamen reddedip kendini ilme adamıştır. Günde yalnızca bir öğün yemekle hayatını sürdüren Farabi, zamanının her saniyesini ilimle geçirmeye gayret göstermiştir.
Çünkü Farabi’ye göre insan ilmi aramakla mükelleftir. İlmi bulmak, onu öğrenmek ve onu anlatmak zorundadır.
İlim Çin’de bile olsa kalkıp peşine düşmek gerekir. İnsan ilim için yaşamıyorsa ıstırap içinde, anlamsız ve mutsuz bir ömür geçiriyordur. Çağımız insanının anlamlı ve anlamsız gayretleriyle yüzleşmesi ve yeniden bir yaşam kurgusu inşa etmesi açısından Farabi’nin ilham dolu hayatı ve çalışmaları örnek alınacak niteliktedir.
Her İnsan Gördüğü Rüyanın Tabiridir
“Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz...”
Nörolog ve psikanaliz kuramının kurucusu Avusturyalı bilim insanı Sigmund Freud, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmak için çalışmalar yaparak geliştirdi psikanalizi...
Bu yepyeni tedavi yöntemi, insan ruhunun en karanlık yönlerini ve bastırılmış duygu ve düşüncelerini ortaya çıkaracaktı.
Freud’dan önce hiç kimse insan ruhunun bu kadar derinlerine inememişti.
Yaptığı çalışmalarla bilimde adeta çığır açan Sigmund Freud, “İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir...” der. “Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların tecrübe dediği şey de budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana tecrübeli denir.”
Osho – Her Şeye Sahipsiniz Kendiniz Hariç
“Hayatın kendi başına bir anlamı yoktur. Hayat bir anlam oluşturma fırsatıdır. O, yazılacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. O senin kendinle münasebetine hastır.”
Yaşadığımız yüzyılın toplumsal ve bireysel sorunlarına dair yaptığı tespitlerle milyonlarca mutsuz insanı peşinden sürüklemeyi başaran ve modern zaman gurusu olarak adlandırılan sıra dışı bir filozoftur Osho.
Doğu ve Batı’nın mistik öğretilerine gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmış, değişimin esas olduğunu vurgulamış ve ortaya çıkardığı harmanla günümüzde bile geniş bir hayran kitlesine hitap etmeyi başarmıştır.
Carl Gustavjung – Dışa Bakan Rüya Görür . İçe Bakan Uyanır
“Siz bilinçdışınızdakileri bilince dönüştürene kadar, onlar sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.”
Psikanalizin en tartışmalı ve belki de ilerleyen dönemlerde daha fazla anılacak isimlerinden Carl Gustav Jung, 20. yüzyılın en önemli filozof-psikiyatrlarındandır. O bir ruhçözümlemecisidir. Freud’dan ayrıldıktan sonra kurduğu analitik psikoloji ekolüyle bir devrim yaratan Jung, günümüz psikolojisinde de halen kullanılan psikolojik tipler, kolektif bilinçdışı, kompleksler ve çağrışım testi gibi kavramların sahibidir.
Jung hepimize bir bireyleşme süreci vaat eder, bunun rotasını da insanın içine baktığı bir deneyim yolu olarak çizer. Deneyim yolu gereklidir çünkü “kendi içine bakmaya cesareti olmayan herkesin yaşamı bulanıktır”, dahası bu bulanıklık dünyayı da bulandırır.
Önyargı ve kabullerinizden sıyrılma vakti...
Jung bizleri kendi mitimizle tanışacağımız bir yolculuğa davet ediyor. Sembollerin, rüyaların, arketiplerin ve mitlerin âlemine hoş geldiniz...
İbni Haldun – Coğrafya Kaderdir
İlme Dayalı Bir Tarih Felsefesi.
“Adaletsizlik medeniyeti mahveder.”
Modern tarih aktarıcılığının, sosyolojinin ve iktisadın öncülerinden kabul edilen bir filozof ve devlet adamıdır İbni Haldun... Tunus, Fas ve Mısır’da görev yaptığı zorlu dönemlerde iki yıl hapis de yatan büyük filozof, adını tarihe yazan yedi ciltlik dünyaca ünlü eseri Mukaddime’yi siyasetten çekildiği yıllarda kaleme almıştır. Çoğunlukla yalana ve dedikoduya dayanan dönemin tarih aktarıcılığı sistemini tamamen yıkan İbni Haldun, “tarih ilmini inşa eden kişi” olarak anılmaktadır ki onun tarihçiliğinde yalana ve safsatalara katiyen yer yoktur.
Coğrafyanın insan üzerindeki etkilerini siyasi ve fiziki açıdan derinlemesine incelediği çalışmaları sayesinde zaman ve mekân ötesi bir tespit gerçekleştirmiştir aynı zamanda. “Yaşadığı yerin havası, nemi insan sağlığına etki eder. Siyasi mekanizmanın düzgünlüğü ya da bozukluğu da yine insan hayatının her şeyini etkiler” diyen İbni Haldun’un sadece tarihçiliği üzerine değil, düşünceleri ve felsefesi üzerine de kaleme alınan bu kitapta ilme adanmış bir zihnin düşünce ve fikir disipliniyle de tanışacaksınız.
Cahit Zarifoğlu
“İnsan sevmeli;
Bazen bir insanı
Yahut da bir ağacı
Ya da kanadı kırık bir kuşu.
Zaten sevmezse insan
İnsan mı olur?”
– Cahit Zarifoğlu
O sadece bir şair değil...
O aynı zamanda bir yazar, bir yayıncı, pilot, güreşçi, seyyah, öğretmen ve muhabir.
Erken biten çocukluğuna rağmen içindeki çocuğu hiç yitirmemiş bir adam.
Yedi güzel adamdan biri...
Babasının ölümüyle birlikte çocuk kalbinde sızlayan acılardan kurtulmak için girdiği arayışta şiire tutunmuş, hayatı boyunca aşkı arayıp durmuş bir yolcudur o.
Aşkı sadece sevgilide değil, bazen bir kuşun kanadında, bazen yaşlı bir ağacın dallarında ama en çok da Hak yolunda bulmuş bir âşıktır aynı zamanda... İnandığı fikrin ve hayalin arkasından azim ve kararlılıkla ilerleyerek ulaşılmaz sanılan doruklara nasıl konulabileceğini gösteren bir kartaldır Cahit Zarifoğlu.
Kırk yedi yıllık yaşamı boyunca sadece yazdıklarında değil yaşadıklarında da eşsiz bir ilham barındırır. Bu kitapta onun nasıl yazdığını değil, neden yazdığını anlayacaksınız.
En Güzel Dünlerim
Sevda hem teslim olmak hem de teslim almaktır...
Ne teslim aldığını inciteceksin ne de incineceğin ele teslim olacaksın. Çünkü gerçek sevgilerin iyileştirmek gibi bir meziyeti var. Bir taşı bile kalpten seversen filiz verir, en verimli toprakları bile nefret çöle çevirir. Bu yüzden o muhteşem duygular doğru insanlara verilmeli arkadaşım. Yeri geliyor sevgi bile israf ediliyor. En güzel zamanların bir şeylerin yokluğuna alışmaya çalışmakla geçiveriyor. Mutluluktan zamanın durmasını istemen gerekirken her şeyin son bulması için zamanın hızlıca geçmesini diliyorsun.
Birbirine iyi gelmeyen insanlar birbirine eziyet olur.
Bu yüzden yüreğine deva olana ömrünü feda etmeli insan.
Çünkü ehlinin eline geçmeyen her şey düşmanın eline geçmiş gibidir.
Ya talan edilir ya da ziyan...
İnsan Kaderinin Kurbanı Değil Seçimlerinin Efendisidir-Irvin D. Yalom
HAYAT ÇÖZÜLMESİ GEREKEN BİR PROBLEM DEĞİL, YAŞANMASI GEREKEN
BİR DENEYİMDİR.
Gerçekten yaşamak ne anlama gelir? Varoluşun belirsizlikleri, ölümün kaçınılmazlığı ve anlam
arayışıyla nasıl yüzleşiriz?
Bu kitap, çalışmalarıyla insanın hallerini anlamamıza yardımcı olan, çağımızın en etkili
psikoterapistlerinden Irvin D. Yalom’un bir keşfi. Yalom, varoluşçu psikoterapiye öncülük eden
yaklaşımıyla ve derin kişisel ve felsefi düşünceleriyle sayısız insana kendini keşfetme, iyileşme
ve kabullenme yolunda rehberlik etmiştir.
Nietzsche Ağladığında, Varoluşçu Psikoterapi, Aşkın Celladı,
Schopenhauer Tedavisi, Güneşe Bakmak, Spinoza Problemi ve daha birçok eserinden
yararlanılarak kaleme alınan bu kitap, Yalom’un bıraktığı mirası oluşturan en temel konuları
inceliyor: ölümlülükle yüzleşme, kişisel seçimlerin önemi, insan ilişkilerinin gücü ve terapide
hikâye anlatıcılığının dönüştürücü potansiyeli.
Analiz, kişisel anekdotlar ve derin felsefi sorgulamaların bir araya getirildiği bu kitap, Yalom’un
kim olduğunu öğrenmenin ötesinde, insanın kendisini anlaması için de bir rehber niteliği taşıyor.
İster bir psikoloji öğrencisi, ister bir terapist ya da hayatın belirsizlikleri içinde anlam arayan biri
olun, bu kitap varoluşun karmaşıklığını kucaklamanız ve özgünlüğe giden kendi yolunuzu
keşfetmeniz için size ilham verecektir.
Özgürleşebilmek
İnsan ancak kendinden başka kimseye benzemek istemediğine karar verdiğinde özgürleşir...
Özgürlük, özgünlüktür...
Kendi gibi olabilme cesareti gösterebilen korkusuzların parmak izidir...
Dilediğini yapabilmek değil, ne dilediğinin farkında olmaktır.
“Başkası ne der?” kaygısıyla yaşamak yerine, başkası için yaşamaktan, vazgeçebilmektir.
Kaybetme korkusundan arınmak değil, kaybetme ihtimaline rağmen cesaret göstermektir.
Göze almak değil, gözden çıkarabilmektir özgürlük...
Ve özgürlük, doğuştan kazanılmış bir haktır.
Hiç kimse özgürlük hakkını sonradan öğrendiği korkulara, kaygılara, şüphelere ve değersizliğe feda etmemelidir.
Uluslararası çok satanlar listesinde haftalarca bir numara olan, Türkiye’de de yüz binlerce okura ulaşmayı başaran Vazgeçebilmek ve Sevebilmek kitaplarının yazarı Guy Finley’den özgür olabilme cesareti üzerine korkulara meydan okuyan eşsiz bir manifesto...
40+ İtiraf Hikayeleri
“Altımda akıp giden yol ve arkamda bırakıp gittiğim yıllar bir sürü günah ve hata saklıyordu. Bizi insan yapan şeyin içimizdeki iyilik olmadığını fark edeli çok uzun seneler olmuştu. Bizi insan yapan şey, içimizdeki şeytandan başkası değildi. O bizi yönlendiriyor ve asla aklımıza gelmeyeceğini sandığımız ilhamlar veriyordu. O bizden ibaretti ve biz de ondan ibaret yaşıyorduk. İyi insan olmak bir yanılsamaydı sadece ve nedense buna kendimizi inandırmak için çabalıyorduk.”
Neden bilmiyorum ama dudaklarımdan şu sözler dökülünce ben bile şaşırdım: “İnsanların günahlarını yazmak isterdim.”
“Benden başlayabilirsin hocam...” dedi “Sana daha önce anlatmadığım bazı günahlarımı çıkarabilirim ama bir şartla, ismimi yayımlamayacaksın.”
İlişki uzmanı, yazar Adil Yıldırım, kaleme aldığı bu son kitabında, insan doğasının “iyi görünümünün’’ ardındaki karanlık odaya adım atıyor. Herkesin kendine itiraf edemediği saklı sırları, yaşanmışlıkları, yükleri ve zaferleri vardır. Yaşananlar, kaderin döngüsüyle “tuhaf’’ şekilde uyumlanarak, hayat yolculuğunu şekillendirir. Şimdi herkesin kendisiyle “yüzleşme’’ zamanı.
Bu kitapta aktarılan hayat hikâyeleri, 40 yaşını geçmiş insanların itiraflarıdır.
Yüzleşme
Her şey Bilge Varlık ile karşılaştıktan sonra değişmeye başlamıştı...Beni yorgun kılanın hayattan öte taktığım maskeler ve zihnim olduğunu öğrendim.. Ve hala toplumun büyük çoğunluğu yüzleşmekten çekindiği için maskeleri ile yaşamı kendine zehir etmekte, cesur olan küçük azınlık ise kendi özüne dönerek dünyada kendi cennetine kucaklamakta. İşte tam şuanda kendini bahsedilen çoğunluğa mı, yoksa cesur olan azınlığa mı ait hissedeceğine karar vermek üzeresin. Biliyorum ki sen yaşamın en güzel yerinde soluk almayı hak ediyorsun!
Deli Çocuğun Güncesi
Erich Fromm – Yaratmayan İnsan Yok Etmek İster
“İNSAN BAŞKALARINA YARDIM ETMEDİĞİ SÜRECE YAPAYALNIZDIR.”
Modern dünyaya söyleyecek çok sözü olan bir sosyolog, psikanalist ve filozoftur Erich Fromm. Bir toplum eleştirmeni ve bir hümanisttir aynı zamanda. Üstelik sadece kuramcı değil eylemcidir de... İki dünya savaşına tanıklık etmiş Yahudi kökenli bir Alman olarak işkencelerle, intiharlarla, acılarla ve ölümlerle dolu bir dünyanın içinde geçmiştir hayatı.
Fromm’a göre çağımızın insanının kendine, çevresine ve sosyal yaşama yabancılaşması ve giderek yalnız kalması, kendiyle uyum içinde olmamasından, doğadan uzaklaşmasından ve kitle iletişim araçlarıyla manipüle ediliyor olmasından kaynaklanır. İki tür insan vardır ona göre: “Sahip olmak” duygusundaki yaratıcı olmayan insanlar ve “olmak” duygusuyla yaşayan yaratıcı insanlar... Fromm’a göre mutlu bir hayat, üretmekten ve sevmekten geçer ancak sevmek, sevilecek nesneyle ilgili değil, kişinin sevebilme becerisiyle, bilgisiyle, kültürüyle ve bu uğurdaki emeğiyle ilgilidir.
Fromm hayatınızın en önemli tek sorusunu yöneltiyor size bu kitapta: Sahip olduklarınızı kaybederseniz geriye sizden ne kalır?
En Güzel İsimler Allah’ındır
EL-VEKİL
Kendisine sığınanların işlerini kolaya çıkaran.
Kullarına yardım eden.
Niyet:
Allah’tan başkasına minnet etmemek.
Dua:
Ya Rabbi, ya Rabbi! Ey kendine güvenip sığınan kullarının işlerini en iyi yola koyan. Ey doğunun ve batının Rabb’i olan Allah’ım. Arkamızdan kuyumuzu kazanlardan, kem gözden, fitne fesat insanlardan, çekemeyenlerden sana sığınırız. Sen bizi her türlü şerden koru. Vekil olarak sen yetersin Allah’ım. Aşamadığımız her ne sıkıntımız varsa tek yardımcımız sensin. Ben senin kulunum sen benim Rabb’imsin. Sen bize kâfisin. Ben ölümsüz ve daima diri olana tevekkül ettim. Âmin...
Mutsuz Çocuklar Ülkesi
Süper Baba’nın müziğini flütle çaldığımız günlerde çok enteresan çocuklardık, Tsubasa izlerken çarpan kalbimiz, banyo sonrası Bizimkiler dizisi... Hayatın seyrinde güzel bir yolculuktaydık, önce hüpleten sonra gümleten felsefemiz, can sıkıntısının artan yoğunluğunda misket oynayarak geçirdiğimiz zamanlar, amacımız basitti yani:
Masumluk...
Amma velakin çok masumduk!
Kutsal Olanı Arayabilmek
“Her arayan bulamaz ama bulanlar arayanlardır...”
- Bayezid Bestami
Arayışçının ruhsal dönüşümü içsel heyecanı hissetmesiyle başlar. Bu da onu bir yolculuğa sürükler, tehlike ve tuzaklarla dolu bir arayışa... Uzun süre aradığı “Kutsal Olan”la bir araya geldiğindeyse yeni bir bilinç seviyesine yükselir. Arayışçı aradığını bulduğunda, parçaların toplamından daha büyük olan o ilahi hazineye kavuşur.
Uluslararası çok satanlar listesinde haftalarca bir numara olan, Türkiye’de de yüz binlerce okura ulaşmayı başaran Guy Finley bu kez evrensel hakikatin kapılarını aralıyor. Antik Yunan’dan Uzakdoğu’ya, Mevlana’dan Buda’ya 5000 yıllık bir arayışın, ruhun kendini keşfetme yolculuğunun bir manifestosunu sunuyor. Bu kitap doğuştan var olan hakkınıza sahip çıkmanız ve anlatılmış en güzel hikâyenin yolculuğunda kendi yerinizi bulmanız için size ilham olacak.
Bazı Yollar Yalnız Yürünür
Kitapsız, çiçeksiz, hayvansız, vicdansız, doğrusuz insandan uzak dur.
Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur.
Hayatı sadece ideoloji ve düşünce olarak görenden uzak dur.
Mutlu olmanı, sorgulamanı, düşünebilmeni kendilerine yapılmış bir tehdit olarak görenlerden uzak dur.
Kendilerine duydukları yabancılık yüzünden karşısındakini kötü bilenlerden uzak dur.
Nefreti evinin kapısına koyan, artık her dışarı çıktığında avucunda nefret taşıyanlardan uzak dur.
İnsan hayatına olan saygısızlığı bir övünç madalyası gibi, gurur mekanizması gibi görenlerden uzak dur.
Kelimeleri özenle seçmeyen, her cümlesi biat olan, her sözcüğü toz olandan uzak dur.
Sesinin tonu kalbinin tonundan çok olanlardan uzak dur.
Çünkü neye çok yaklaşırsan, neyi çok biriktirirsen, ona dönüşürsün.
Yol Senin İçinde
Bu dünyada u/mutsuz bir yaşam sürmek için yaratılmadın.
Umutsuzluk halbuki çok uzaktadır.
Farazidir. Gelecek ile örtülüdür.
Neden zor olanı seçiyorsun ki?
Geleceğe dair planlar insanı hüsrana uğratır.
Neden sana uzak olana bel bağlıyorsun?
Mutluluk tohumları senin içinde. Şimdide.
Bırak filizlensin. Ve sadece izle.
Filizlerin içinde koca bir ormana dönüşüşüne şahit ol.
Onu reddetme. Kabullenmekten korkma. Umut hep bakidir.
Üzülme, kaybetmedin onu. Sadece onu yaşamayı unuttun.
Kendini seçmeyi yeğledin sadece. Kendini unut.
İçinde filizlenip koca bir ormana dönüşen yerde yola koyul.
Kaybol. Kendini kaybet ki mutluluğu bulasın.
Gelecekten kurtul ki asıl kendini bulasın.
Kusur İmzadır Kusursuzluk Bir Yalan
Kusurlarına Rağmen Birine Âşık Olmak Yoktur. Kusurlara Âşık Olmak Vardır.
Noksanlık, sakatlık, özür, bozukluk diye tarif edilir kusur sözlükte. Ancak buna karşılık kusursuzluğun anlaşılır, güçlü ve net bir tarifi yok.
Kusursuzluk, bir kusurunun olmaması diye açıklanabiliyor en güçlü haliyle. Halbuki kusursuzluk söz konusuysa, mesele çoğunlukla algıyla ilgili...
Ne demek mi istiyorum?
Kusur vardır, gerçektir, güçlüdür ve nettir ama kusursuzluk yoktur diyorum. Size kusur diye dayatılan da aslında kusur değildir. Özgünlüklerinizin, sizi siz yapan parmak izlerinizin birer kusur olduğuna ikna edilmişsinizdir sadece.
Güzel olan, kusursuz olan değildir, özgün olandır. Kusurlarını karakteristik bir güce dönüştürebilendir. Kusur olarak gördüğümüz şey her ne olursa olsun bunu yapıcı ve yaratıcı bir çözümle özgünlüğümüz haline getirebiliriz.
Unutmayın ki “kusur” tamir edilmesi gereken şey değildir, doğru değerlendirilmesi gereken şeydir.
Çünkü kusur imzadır.
Kusur özgünlüktür, otantikliktir.
Leş
Kübra bebek 3 kilo doğdu, 1,5 kilo olarak defnedildi. “Kuru ekmek yiyorlarsa aç değiller!” dendi.
Bu kitap kötülüğün sıradanlaştığı bir ülkede yaşananları anlatıyor. Kötülük her ne kadar yaralayıcı, yıpratıcı ve yıkıcı da olsa insanidir. Oysa “leş” halini, insani kavramlarla açıklamak imkânsız. Çünkü insanın yaşarken çürümesidir.
Her kötülüğü unutturarak ülkeyi çürüttüler.
Peki ya unutulmazsa?
İşte o zaman bu ülke yeniden doğar.
Neo-Türkiye’nin panzehri hafızadır!
Mümkünse Sadece Seninle
“Herhangi bir evrende herhangi bir zamanda sana ne zaman rastlarsam rastlayayım yeniden seveceğim. Bir an bile düşünmeden…”
İnsan kendini bir hikâyenin içinde bulduğunda ve mutlu olduğunda zamanı durdurmak ister ve herkesin zamanı durdurmak istediği bir an vardır.
“Tam da şu an zamanı durdurmak isterdim. Hep yanımda olman için. Burası benim zamanı durdurmak istediğim yer. Sırf bu yüzden sen yanımdayken bile hep eksik kalacağım.”
Eyvallah – Birlik Dükkanı
Merhaba, ben Seyyah.
Bazen bulacağını düşündüğü için değil başka bir seçeneği olmadığı için arar insan. Herkesin bir gün çıkmak istediği ama cesaret edemediği bir yolculuğun başından yazıyorum bunları.
Hepinizin içine atıp anlatmaktan sakındığı şeyleri yazdığım bir yolculuğa davet ediyorum sizi. Ve gidiyorum iyi insanların yaşadığına inandığım yerlere. Gitmekle geçecek mi bilmiyorum ama sanki geçecekmiş gibi gidiyorum işte.
Satırlarımın arasında bıraktığım boşluklarda göreceksiniz kendinizi. Ve okudukça kendiniz sanacaksınız beni. Sanki ben değil de, siz gidiyormuşsunuz gibi hissedeceksiniz. Kim bilir, belki de gelmesini beklediğiniz aşk, bu satırlarda bekliyordur sizi.
Anılarınla Barışırsan Özgürleşirsin
Korkmayın Çünkü Ben Sizinleyim
DERDİ VEREN DERMANI DA VERİR.
Allah’ın kurtuluş kanunu seni bütün sıkıntılarından kurtarır. Bu kanun tüm iyi kullar içindir. Sana kanunun sırrını veriyorum. Onunla huzura ulaşır ve bütün dertlerinden kurtulursun. Derdi veren dermanını da nasıl yaratır bunu öğrendiğinde hayatın mutluluğa dönüşecektir.
Allah De Ötesini Bırak kitabıyla Türkiye ve dünyada milyonlarca okura ulaşan, Türkiye’de çok satan kitaplar sıralamasında aylarca listenin başında kalmayı başaran, eserleri Almanca ve İngilizceye de çevrilen yazar Uğur Koşar, KORKMAYIN ÇÜNKÜ BEN SİZİNLEYİM adlı bu çok beklenen kitabında, dert ile derman arasındaki kutsal bağın kanunlarını yine yalın, anlaşılır ve naif bir dille kaleme aldı.
Olağanüstü Anlar İçin Ev Yapımı
Duaların Kayıp Sırları
GERÇEK DUA SAMİMİYETLE İÇE DÖNMEKTİR.
Hakikat bizden bilerek saklanmaz. Eğer Yaradan’ı hayatlarımızda hissetmiyorsak, sebebi biziz. Yaratıcı ilke her yerde kendini gösterir, o esen her meltemde, her çiy damlasında ve dalgaların hareketindedir...
Peki ama onu neden algılayamayız? Bize engel olan nedir?
Türkiye’de yüz binlerce okura ulaşmayı başaran Guy Finley bu kitapla bizi kendi sınırlı dünyamıza hapseden düşünce duvarlarını yıkıyor. Çoğu insan için sadece eksik olan şeyi istemek olarak görülen duanın şimdiye dek keşfedilmeyen gücüyle tanıştırıyor. Öz uyanış uygulamalarıyla bizleri sıradan dünyadan alıp asıl gerçeğin kalbine ulaştırıyor.
Hayatımız bu dünya içinde devam eden yorgun bir yürüyüşten ibaret değildir. Her birimiz, sadece iyiliğimiz için olan ve anbean gerçekleşen Büyük Görünmez İstek’in birer parçasıyız. Yalnız değiliz ve unutulmadık. Samimi bir duayla içsel gözlerimizi açabilir ve bize kalbimiz kadar yakın olan gerçeğe uyanabiliriz.
Kaderin Kodu
Işığa tapmadan, karanlığa sapmadan...
“Madde evreni” her an hareket halindedir ve her hareketin bir titreşimi vardır.
Hareketlerinin, seçimlerinin, duygu, düşünce ve ifadelerinin de sana özgü bir titreşimi var...
Senden yansıyanları, hayat aynasından kaderin olarak seyredersin.
Kaderin kalemi dildedir.
İfadelerinle hayatına neyi davet ettiğinin farkında mısın?
Davranışların ve tutumun sana nasıl bir kader getiriyor?
Başına gelen olaylar hangi konularda seni uyarıyor?
Seçtiğin meslek sana ne anlatıyor?
Bedenindeki sorunlar neyin habercisi?
Yaşadığın kazaların içindeki mesajları okuyabiliyor musun?
Gelecek planın sadece senin seçimlerinden mi oluşuyor?
Sistem bütün bu konularla ilgili seninle konuşurken çok özel bir dil kullanır.
Kâinatın bu özel diliyle iletişim kurabilmek için hayatın alfabesini biliyor olmak gerekir...
Peki, nedir hayatın gizli dilinin alfabesi?
Olaylar, durumlar, eylemler, seçimler, sözler ve ifadeler üzerinden hayatı okumaya başladığında sistemle bilinçli bir işbirliği kurmuş olursun.
İşte o zaman hayatın gerçek ritmini yakalarsın.
Müthiş Psikoloji Hayır Diyebilme Sanatı
Gerçekten “özgür” müsünüz?
Dilediğiniz zaman dilediğiniz yemeği yiyebiliyor olmak mıdır sizce özgürlük?
Toplumsal hiçbir baskı hissetmeden içinizden geldiği gibi giyinebiliyor olmak mı yoksa?
Canınızın istediği saatte uyuyup, canınızın istediği saatte uyanarak, yine canınızın istediği saatlerde istediğiniz kadar çalışarak, ihtiyacınız olan parayı kazanabilmeniz mi?
Bir hafta sonu tatilinde cep telefonunuzu kapattığınızda mı özgür hissediyorsunuz sadece kendinizi?
Hayatınızla ilgili her kararınızı sadece kendinizi düşünerek mi alıyorsunuz?
Kaderinizin ipleri tamamen sizin elinizde mi?
Başkalarının sizden yararlandığını düşündüğünüz oluyor mu?
Kaybetmekten korktuğunuz insanlar yok mu?
Değişmeye ne kadar açıksınız?
En azından yumurtayı nasıl yemekten hoşlandığınızı düşünün. İlle de rafadan mı? Yoksa “Bugünlük de böyle olsun, ne fark eder ki?” dediğiniz olur mu?
Önemsiz gibi görünen bu küçücük ayrıntıların mücadelesi içinde silinip gider sizi siz yapan sınırlarınız. Çünkü “özgürlük” sandığınız gibi “sınırsız” olmak demek değildir, tam tersine net ve güçlü sınırlara sahip olabilmenizle ilgilidir. Diğer bir deyişle, hayır diyebildiğiniz ölçüde, özgürlük alanınıza sahip çıkarsınız.
Hayır Diyebilme Sanatı sınırlarınızı doğru çizerek, kendinize geniş bir özgürlük ve özgüven alanı yaratmanın incelikleriyle dolu, duyarlı bir rehber...
Her Şeye Canını Sıkma Ey Gönül
“Kalbi vesveselerden arındırma ve zihni susturma sanatı”
İnsan her ne kadar bedeniyle sınırlı bir varlık gibi görünse de, dipsiz bir kuyu, hatta akıl almaz bir uçurumdur içi... Sınırlı bedeninde, sınırsız bir âlem yaşar ki, bu âlemi yaşanmaz hale getiren bir dolu vesveseyle boğuşur durur hayatı boyunca.
Gönül terbiyesinden geçmemiş olanlar için, vesvesenin neden olduğu cehennem, hem birtakım fiziksel ve ruhsal sıkıntılara yol açar, hem sınav yolundaki kıymetli deneyimleri anlamsız talihsizliklere dönüştürür.
Oysa vesvesenin doktoru olmak, insana şifa ve hidayet de versin diye indirilmiş olan Kuran’ın rehberliğiyle mümkündür.
“Zihnim hiç susmuyor.”
“Ne yaparsam yapayım hep içim daralıyor.”
“Sevdiklerimi kaybetme korkusu yaşıyorum.”
“Geleceğimden çok korkuyorum.”
“Küçücük şeyler bile aklıma takılıyor, içimi yiyor.”
“Nereye gidersem gideyim içimde hep bir huzursuzluk var.”
“En mutlu anımda bile kötü bir şey olacak endişesine kapılıyorum.”
İşte bütün bu vesveseler, hakkından gelinmediğinde insan hayatını cehenneme dönüştürebilecek kadar güçlü düşmanlar. Milyonlarca okurun içsel yolculuğuna uzun yıllardır rehberlik etmeye devam eden yazar Uğur Koşar’ın Her Şeye Canını Sıkma Ey Gönül adlı bu kitabı, sınav yolunu cennete çevirmek niyetiyle kaleme alınmış, ilim, ilham ve bilgi dolu bir şifa kaynağı.
Başka Bir Şey
Aklın gidiş biletini aldığı yerde kalp çoktan dönüş biletini ayırmıştır.
Aslında her şey bir rüyayla başladı. Sahi rüyalara inanır mısınız? Ben inanmazdım. Ta ki aynı rüyayı birkaç kez görene kadar... Uyandığınız an ya da günün herhangi bir anında ne yaparsanız yapın rüyanızın tamamını hatırlayamayacaksınız. Her seferinde en fazla yarısı ya da küçük bir bölümü tamamlanmış bir hikâyeye bakar gibi bakacaksınız rüyalarınıza...
Bir rüyanın peşinden koşmak kimilerine anlamsız gelebilir, bense bununla ilgilenmiyorum. Sadece kalbimin sesini dinlemek istiyorum çünkü kalbimi hafife almaktan, sezgilerimi görmezden gelmekten korkuyorum. Siz sadece şunu düşünün, ya gördüğünüz rüyayı sizinle birlikte bir başkası daha görüyorsa? Ya siz de o başka bir şeyi yaşıyorsanız ama haberiniz yoksa? Aşk başka bir şeydir. Bazen gördüğünüz rüyanın içindeki mor bir şemsiye, bazen mesafelere inat yanı başınızda duran bir gazoz kapağı, bazense zamanın içinde saklanan gizli bir zamandır aşk. İnanmaya, hissetmeye ve yaşamaya değer...
Sen Yola Çık Yol Sana Görünür
Her Şey Vaktini Bekler. Ne Gül Vaktinden Önce Açar Ne de Güneş Vaktinden Önce Doğar. Biraz Sabret Senin Olan Sana Gelecektir.
Mevlana 21. yüzyılda dünyanın başına gelenleri görseydi acaba ne düşünürdü?
Bu hız çağında boğuştuğumuz sorunları çözüme ulaştırmak için bize nasıl yol gösterirdi?
Hakan Mengüç, kaleme aldığı bu yeni kitabında tam da bu soruların yanıtını arıyor.
Büyük düşünür, sekiz yüz yıl öncesinden sesleniyor çağımızın acı çeken ruhlarına...
Onlara 21 altın kuralı hatırlatıyor!
Hiçbir şeyin çaresiz ve çözümsüz olmadığını, her derdin içinde bir derman saklı olduğunu fısıldıyor.
Peki ya o dermanı bulmak mümkün mü?
Doğru yere bakınca evet...
Doğru yeri bilen gönül gözünü uyandırmanın tam zamanı...
Aradığın hazine tam olarak durduğun yerde.
Hoş geldin yol arkadaşım.
Her Şey Vaktini Bekler
“Kalbinde iyilik biriktirenlerin yolu daima açıktır.”
Şems-i Tebrizi
Şems’in öğrencisi olmak zordur. Kararlılık ister, cesaret ister, disiplin ister, yürek ister...
Bu yolda yürümeye razı mısın?
Şems doğrudandır, dolambaçsızdır, açıktır, nettir.
Kendine karşı yalansız, dürüst ve açık olabilir misin?
Şems güneştir; aydınlatır, ısıtır ama insanı yakar kül de eder.
Önce kül olmaya, sonra küllerinden doğmaya var mısın?
Şems boğmaz, zorlamaz, ısrar etmez, vakti gelince bırakmasını da doğru zamanda gitmesini de bilir.
Tutunduğun dalları terk etmeye, vakti gelince gitmeye, bildiklerinden vazgeçmeye hazır mısın?
Bu kez Şems’in öğrencisi olmaya çağırıyorum seni.
Evet ışıklı ve sımsıcak bir yol ama yakıcı ve kavurucu da... Dürüst olamayan düşer, acele eden kendine çelme takar, aldatan aldanır, vazgeçemeyen unutulur, yorulanın hikâyesi erken biter...
Şems’in yolu yanmaya hazır olanların yoludur. İrade, zekâ, mantık, terbiye, saygı, güven, cesaret, disiplin ve azim ister senden.
Bunların hiçbirini yitirmedin ve hiçbir şey için hâlâ geç değil. Çünkü her şey zaten vaktini bekler. Belki de doğru zaman şimdidir.
Ben Kendime Yeterim – Bir Hakikat Yolculuğu
Nereye gittiğini bilen birine, bütün dünya yol verir.
Karanlık, ne kaderindir ne de bir süreç... Çakacağın bir kibrite bakar aydınlığın. Herkes kendi yolunun ışığı olmak zorundadır. Ne geçmişin gölgesine kaç ne de geleceğin belirsizliğinden kork... Hayat, bilinmezliğiyle güzeldir aslında. Hesapsız kitapsız oluşuyla sürprizlidir. Hiçbir şeyin garantisi yok... Tam da bu yüzden cesur olanların sahnesidir dünya...
Sahnenin kenarındaki güvenli koltuklarında oturup, olan biteni izleyenler ne bilsinler yaraları iyileştirebilmeyi, ne bilsinler düştükten sonra ayağa kalkmanın hazzını, ne bilsinler aşkı, ayrılığı, hayal kırıklığını ve her şeye rağmen yeniden sevebilmenin gücünü? Ne bilsinler kaybetmeyi, kazanmayı? Yolda olmak yaşamaktır, sahnede olmak hayatta olmaktır.
Mutluluğu Sende Bulan Senindir Ötesi Misafir
Beni İncitemezsin
İNCİTMEK DİYE BİR ŞEY YOKTUR, İNCİNMEK VARDIR. KIRMAK DİYE BİR ŞEY YOKTUR, KIRILMAK VARDIR. YARALAMAK DİYE BİR ŞEY YOKTUR, YARALANMAK VARDIR.
Merkezinde duran, başkasının savaşına müdahil olmayan, esnek ve sakin bir insanın incinmesi, kırılması, yaralanması mümkün değildir. İnsan incinmemek uğruna güçlü, sert ve katı bir savaşçıya dönüştükçe daha fazla incinir. Korunma kalkanları daha da korunmasız kılar insanı.
Gerçek gücünüzü dışarıdan edindiğiniz zırhlarınızdan değil, merkezinizdeki esneklikten alırsınız.
Peki ya merkez neresi?
Bu kitap kendini arayan insanlar için yazılmadı. Merkezini yitiren insanlar için yazıldı. Dışarıya gidip aramak için değil, içeriye dönüp bulmak için kaleme alındı. İnsan merkezini dışarıda bulamaz, merkez içeridedir, bulmaya karar verdiğinizde dönüp onu yeniden keşfedersiniz. Merkezinde olmayı bilen insan için kaos yoktur, kaygı yoktur, çaresizlik yoktur, güvensizlik, yetersizlik ve korku yoktur.
Dünyaya Değil Kendine Meydan Oku
Mutluluk, her yer karanlıkken içindeki aydınlığa güvenmektir.
• İçinizde doldurulamayan bir boşluk duygusu mu var?
• Kendinizi yaşadığınız hayata ait hissedemiyor musunuz?
• Her şey var bir şey yok gibi mi aslında?
• Gelecek belirsizliklerle dolu ve korkutucu mu geliyor?
• Hiçbir yerde ve hiçbir şeyde anlam bulamıyor musunuz?
Günün sonunda kendisinin alacaklı olduğuna inanan insan, hep haksızlığa uğramış hisseder kendini, hakkının gasp edildiğine inanır, hınçla dolar, küser ve hep kurbandır. Oysa dünyanın da hayatın da kimseye borcu yoktur. İnsan alacaklı değildir. Tam da bu yüzden istemek yerine vermeyi, tüketmek yerine üretmeyi, reddetmek yerine anlamayı seçmek gerekir.
Dünyaya Değil Kendine Meydan Oku, dışarıdaki anlamsız hesaplaşmadan içerideki anlamlı uzlaşmaya davet ediyor sizi.
Bu kitap, giderek yalnızlaşan çağımız insanının gerçek tatmine, güçlü sosyal bağlara ve anlamlı bir hayata nasıl ulaşacağını anlatıyor.