100 Soruda Milli Mücadele
100 Yıla Bakış
“Korkacak bir şey yok. Uğruna mücadele edilecek çok şey var.”
Cumhuriyet’in 100 yıllık tarihini kırılma noktalarıyla ele alan bu kitap, devrimlerle ekilen tohumların darbelerle sarsılan bir toplumda nasıl yeşerdiğini, Cumhuriyet ağacının köklerinin nasıl sağlam olduğunu anlatıyor. Bir asırlık toplumsal dönüşüm tarihini sosyal, siyasal ve kültürel yansımalara bakarak okuyan Mustafa Balbay, “Tarih, toplumların oksijenidir. Ona ne kadar çok sahipse, onu ne kadar iyi bilirse, o kadar sağlıklı yaşar” diyerek okurlara Cumhuriyet’e sahip çıkma sorumluluğunu hatırlatıyor.
1923 Kuruluş Ayarlarına Dönmek
Türkiye Nasıl Kurtuldu, Nasıl Batırıldı, Yeniden Nasıl Kurtulur?
Kurucu Aklı Anlamak ve Kuruluş Ayarlarına Dönmek
“Kuruluş Ayarlarına Dönmek”, kurucu tecrübeden, Atatürk’ün bağımsızlık ve uygarlık savaşından ilham alarak geleceğe dönmektir.Türkiye Cumhuriyeti’nde “kuruluş ayarlarına dönüşü” zorunlu kılacak şey, temel kurucu ayarların bozulmasıdır:
1. Eğer ülke yeniden tam bağımsızlığını kaybetmişse,
2. Eğer millet, egemenliğini yeniden birilerine kaptırmışsa,
3. Eğer aklın, bilimin ve çağdaş uygarlığın yerini yeniden hurafeler, boş inançlar ve bağnazlık almışsa,
4. Eğer “Yurtta barış dünyada barış” idealinden vazgeçilmişse, kuruluş ayarları bozulmuş demektir.
Maalesef Atatürk’ün ölümünden sonra bu dört temel kurucu ayar bozulmaya başlamış, bozulma 65-70 yıl devam etmiştir. Son 15 yılda ise bozulma tamamlanmıştır. Çok daha önemlisi, bugün karşıdevrim, Türkiye Cumhuriyeti’ni bambaşka bir yapıya dönüştürmek için kendi kuruluş ayarlarını yapmaktadır.
“Yalnızca ufku görmek yetmez, ufkun ötesini de görmek gerekir,” diyen Atatürk, ufkun ötesini görerek, gelecekte bir gün “kuruluş ayarlarına dönmek” gerekebileceğini düşünmüştü. Gelecekte Türkiye Cumhuriyeti’ni, ne zaman, nasıl ve kimin kuruluş ayarlarına döndürmesi gerekeceğini ise, 1927’de söylediği Nutuk’un sonundaki “Gençliğe Hitabe”de açıkça dile getirmişti. Bu anlamda “Gençliğe Hitabe”, kuruluş ayarlarına dönüş şifresidir.
20. Yüzyılın En Büyük Lideri Mustafa Kemal (1881’Den 1923’E)
Mustafa Kemal, her şeyden önce yorulmaz bir savaşçıdır; işine sertlikle, eserine gönülden bağlanmıştır. Çok hareketli, sabırlı, dostluklarına sadık fakat onların egemenliği altına girmeyen bir mizaç.
Her şeyde gösterişten nefret eder, ancak her şeyle ilgilenilmesini de şart koşar. Anlattıklarındaki açıklık, çarpıcı niteliktedir; hafızalarda asıl kalan şey, kanıtlamadaki berraklık, tabirlerdeki isabettir.
Gözlem yapma becerisi en ileri derecede gelişmiş, hiçbir şeyi rastlantıya bırakmıyor. Kendine güveni tam. Ama yine de beklemeyi, düşmanı yorgun düşürmeyi, kendine kalan zamanı kullanmayı iyi bilen bir lider.
Mustafa Kemal, beklemesini bilir, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmaz. Başarısının belirgin üç nedeni var: sezgi, tedbirli olma ve inceleme.
(Berthe G. Gaulis; Aralık 1921, Ankara)
21.Yüzyıl İçin 21 Ders
21. yüzyılın en çok ses getiren düşünürlerinden Yuval Noah Harari, ilk kitabı Sapiens’te insanın nasıl önemsiz bir hayvandan dünyanın efendisine dönüştüğünü, ikinci kitabı Homo Deus’ta çarpıcı öngörüleriyle insanlığın ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık peşindeki yolculuğunu ele almıştı. İngiltere ve ABD’yle eşzamanlı olarak yayımlayacağımız 21. Yüzyıl İçin 21 Ders ise yüzyılımızın eşi benzeri görülmemiş teknolojik ve ekonomik kırılmalarıyla ve yaşanan aralıksız değişimlerle başa çıkabilmek için elzem soruları tartışmaya açıyor.
Tanrı geri mi dönüyor?
Bilgisayarlar ve robotlar insan olmanın anlamını nasıl değiştirecek?
Yalan haber salgını karşısında ne yapabiliriz?
Büyük Veri bizi sürekli izlerken, seçme özgürlüğümüzü nasıl geri kazanabiliriz?
Dünyayı anlayamıyorsak doğruyla yanlışı, haklıyla haksızı nasıl ayırt edeceğiz?
Ufkumuzu aşan, bütünüyle insan kontrolünün dışında dönen ve tüm tanrılarla ideolojilere gölge düşüren bir dünyada sağlam bir etik zemin bulmak mümkün mü?
Homo sapiens yarattığı dünyayı anlamlandırma yetisine sahip mi? Gerçekliği kurmacadan ayıran belirgin bir sınır kaldı mı?
Eşitsizlik ve iklim değişikliğinin açtığı dertlere milliyetçilik deva olabilir mi?
Eski anlatıların çöküp yerine yenilerinin gelmediği bir çağda ne tür becerilere ihtiyacımız var?
Harari bu ve benzeri çok temel soru(n)ları, her biri birbirinden kışkırtıcı ve derinlikli 21 bölümde ele alırken, daha önceki kitaplarında ortaya koyduğu fikirlere dayanarak siyasi, teknolojik, toplumsal ve varoluşsal zorluklara açıklık getiriyor.
Abdülhamid
Abdülhamidin Akıl Oyunları
Sultan 2. Abdülhamid Han, cihanın son büyük imparatorudur ve asla sıradan veya yabana atılacak karakterde bir hükümdar değildir. O, duyan kulaklara nasihatler ve gören gözlere işaretler bırakmayı başarmıştır. Âlem-i İslam ve devleti için yaptıklarını biliyorum diyorsanız, yanılıyorsunuz... Çünkü bugüne kadar okuduklarınız ya da biliyorum dedikleriniz o buz dağının sadece görünen yüzüdür.
Hayal veya masal değil, sadece ve sadece gerçekleri öğreneceksiniz. Hiç kimsenin yazmadığı ve anlatmaya cesaret edemediği hakikatleri okumaya hazır olun! Sultanın yaptıklarını ve hizmetlerini okudukça hüzünleneceksiniz lakin onun gibi bir dâhinin gelecek nesiller için bıraktığı işaretleri takip ederseniz, neticede, yalanlarla değil, tarihin acılarla dolu o döneminin gerçekleriyle yüzleşeceksiniz...
Akl-I Kemal 3
O nasıl yaptı Ötekiler Nasıl Yıktı? "Devrim ve Karşı Devrim" Dünyaya parmak ısırtan Cumhuriyet mucizesi akıllı projelerin, akıllı projeler ise Akl-ı Kemal’in (Atatürk’ün aklının) bir ürünüdür. Akl-ı Kemal’in 3. cildinde yer alan "Atatürk’ün Akıllı Projeleri" şunlardır: Kemalist Ekonomi Modeli (KEM) Yokluk ve yoksulluk içinde kazanılan bir Kurtuluş Savaşı... Kağnı komutanları, kadın kağnı sürücülerinin gizli öyküsü, uçan kağnının ve paradaki sabanın sırrı. Tekalif-i Milliye Emirleri ve Türk insanının büyük fedakârlığı. İmalat-ı Harbiye gerçeği. Osmanlı’nın emperyalizme teslim olarak çöküşünün kısa tarihi. Atatürk’ün emperyalizmin pençesinde, borç batağında, yoksul bir ülkeden borçsuz ve tam bağımsız bir ülke yaratması. Kemalist Ekonomi Modeli. Belgeler, rakamlar ve istatistiklerle Cumhuriyet’in ekonomi mucizesi. Kemalist Ekonomi Modelinin yok edilişine ilişkin unutulan gerçekler: ABD istekleri, ABD raporları ve ikili anlaşmalar. Sosyal Fabrika Projesi: Atatürk’ün fabrikalara verdiği önem. Atatürk’ün kurduğu fabrikaların tam listesi. Belgelerle ve fotoğraflarla Atatürk’ün Sosyal Fabrika Projesi. Atatürk’ün Kalkınma Planları ve Devletçi ağır sanayi hamlesi. Atatürk’ün Sosyal Fabrika Projesi’nin yok edilişi. Kapısına kilit vurulan, yıkılan, yok pahasına satılan fabrikalar ve Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın bugünkü içler acısı durumunun belge fotoğrafları... Demirağ (Demiryolu) Projesi: Osmanlı Devleti’nin sömürülmesinde ve yıkılmasında yanlış demiryolu politikasının rolü. Yabancı şirketlere geniş ayrıcalıklar tanıyan demiryolu imtiyaz sözleşmeleriyle emperyalizmin Osmanlı’yı iliklerine kadar sömürdüğü gerçeği. Atatürk’ün antiemperyalist ve milli demiryolu politikası. Atatürk’ün Türkiye’yi demirağlarla ördüğü gerçeği. Atatürk’ten sonra Türkiye’nin Demirağ Projesinden vazgeçip "Karayolu Projesi"ne yönelmesinin nedenleri. Bu konudaki ABD raporları, ABD istekleri, ABD yardımları ve ikili anlaşmalar... Atatürk, akıllı projelerini geliştirirken tarihi tecrübelerden, Tanzimat’tan beri devam eden kırılgan ve kararsız Osmanlı modernleşmesinden, 15. yüzyılda başlayan Avrupa aydınlanmasından, Türk-İslam tarihinin aydınlık sayfalarından, okuduğu 5000’e yakın kitaptan ve Allah vergisi dehasından yararlanmıştır. Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Atatürk’ün ölümünden hemen sonra yok edilmeye başlanmıştır. "Ben bu konuları daha gençliğimden beri düşünen bir insanım. Eğer size, bu konuları yeni düşünmeye başladığımı söylersem inanmayınız." -Mustafa Kemal Atatürk-
Akl-I Kemal 4
O nasıl yaptı ötekiler nasıl yıktı? "Devrim ve Karşı Devrim" Dünyaya parmak ısırtan Cumhuriyet mucizesi akıllı projelerin, akıllı projeler ise Akl-ı Kemal’in (Atatürk’ün aklının) bir ürünüdür. Akl-ı Kemal’in 4. cildinde yer alan Atatürk’ün Akıllı Projeleri şunlardır: Uçak Sanayi projesi; (Havacılık ve Uzay Öngörüsü): Türk Havacılık Tarihi’nin kısa bilançosu, Kurtuluş Savaşı’nda kırık kanatlar mucizesi, Atatürk’ün Kayseri, Ankara, Eskişehir uçak ve motor fabrikaları, Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ’ın yerli uçakları, 1930’larda uçak ihraç eden Türkiye gerçeği, Atatürk’ün bilinmeyen uzay öngörüsü ve Ay Projesi, 1940’larda Türkiye’nin yaptığı yarasa uçak Uçan Kanat, ilk yerli savaş uçağı Mehmetçik Projesi ve Ankara Rüzgâr Tüneli, 1950’lerde ABD raporlarıyla ve istekleriyle Türk uçak fabrikalarının tava, tencere ve traktör fabrikasına dönüştürülmesi..
Dinde Öze Dönüş Projesi: Atatürk’ün bilinmeyen din anlayışı, İslam Rönesansı’ndan hurafelerin bataklığına İslam dünyası, Osmanlı’da dinde öze dönüş çalışmaları, Atatürk’ün 1930’lardaki din ve İslam eleştirilerinin unutulan devrimci nedenleri; 1932’de Atatürk’ün 9 seçilmiş hafızla Dolmabahçe’deki bir haftalık Kur’an çalışması, Dr. Reşit Galip’in Türk’ün Milli Dini İslam tezi, Tarih Kurultaylarında Hz. Muhammed’e sahip çıkılması, Atatürk’ün Ayasofya’da planladığı büyük din tartışması, Türkçe Kur’an, dua, hutbe, ezan, salat konusundaki gerçekler, Mehmet Akif ve Kur’an tercümesi, Atatürk’ün İslama büyük hizmetleri, 1950’lerde Dinde Öze Dönüş Projesi’nin yok edilmesi...
Tarih ve Dil Tezleri Projesi: Türk Tarih Tezi’nin uluslararası kaynakları, Cumhuriyet’in Batı merkezli tarihe başkaldıran kültür-uygarlık eksenli bilimsel tarih kitapları, tarih kurultayları, Dil Devrimi’yle Türkçenin kurtuluşu, Güneş Dil Teorisi’nin uluslararası kaynakları, Dil Kurultayları, Tarih ve Dil Tezlerinin bilimsel boyutu ve uluslararası etkisi, Atatürk’ün dilbilim - kökenbilim çalışmaları; Atatürk’ün bilimkurgu tarih/dil görüşü, Atatürk’ün antropoloji çalışmaları; ırkçı Nazi antropolojisine eşitlikçi brakisefal Avrasya kuramıyla başkaldırı, Atatürk’ün antropoloji çalışmalarının bilimsel niteliği ve ırkçılık karşıtlığı, 1940’larda ve 1950’lerde Tarih ve Dil Tezleri Projesi’nin yok edilmesi...
Atatürk akıllı projelerini geliştirirken tarihi tecrübelerden, Tanzimat’tan beri devam eden kırılgan ve kararsız Osmanlı modernleşmesinden, 15. yüzyılda başlayan Avrupa aydınlanmasından, Türk-İslam tarihinin aydınlık sayfalarından, okuduğu 5000’e yakın kitaptan ve Allah vergisi dehasından yararlanmıştır. Atatürk’ün Akıllı Projeleri, Atatürk’ün ölümünden hemen sonra yok edilmeye başlanmıştır. "Ben bu konuları daha gençliğimden beri düşünen bir insanım. Eğer size, bu konuları yeni düşünmeye başladığımı söylersem inanmayınız." -Mustafa Kemal Atatürk-
Allaha Ismarladık
…Yeni gelen emirde, beş günde Akbaş İskelesi’ne gidecek, oradan da vapur ile Anadolu’ya geçecekmişiz.
...Ben siperde düşmanla karşı karşıya olmalıyım. Çünkü çarpışmak, boğuşmak istiyorum. Hem ben, kendimin ne olduğunu anlayayım, hem düşman…
...Maydos [Eceabat]… Bu küçük ve şirin kasaba şimdi ne matemi bir manzara arz ediyordu. Binaların hemen hepsi düşman mermileri ile yıkılmış, yakılmıştı.
…Yanımda akşam namazı kılındı. Huşû içinde dinledim. Bu dindar seslerde öyle hoş bir ahenk vardı ki… Hikmet-i ilâhî, dinledikçe kalbime soğuk bir su serpiliyor gibi oluyor.
…Vadiye paralel giden yamaca çıktığımız zaman, solda yeni birkaç mezar nazar-ı dikkatimizi çekti. Bunların ekserisinin üzerinde hiçbir işaret yoktu. Bazılarında birer ağaç dalı, iki üç tanesinde de kırık tahtalar vardı.
…Şimdi düşünüyorum. Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim.
…Muharebeye girdik. Milyonlarla top ve tüfek patlıyor… Şimdi birinci onbaşım yaralandı.
Allah’a ısmarladık...
Anadolu Türk Beylikleri
Anadolu Beylikleri Dönemi, 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında başlayıp Osmanlı Devleti’nin Anadolu’da birliği sağladığı yıllara kadar devam eden uzun bir tarihî süreçtir.
Bu süreçte Anadolu’daki şehirler siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden gelişmiştir. Anadolu’da kurulan Türkmen Beylikleri sayesinde Türkçeye önem verilmiş ve Türkçenin gelişmesine katkı sağlanmıştır. Denizlerde ve deniz ticaretinde büyük gelişmeler yaşanmış ve böylece ilk denizcilik faaliyetleri de bu dönemde başlamıştır. Ahî teşkilatı yaygınlaşmış zanaatın ve sosyal hayatın gelişmesine katkı sağlamıştır. Bu dönemde Selçuklular zamanında fethedilemeyen Anadolu şehir ve kasabalarının fethi sağlanmış ayrıca imar faaliyetleri hız kazanmış ve çok sayıda medrese, cami, mescid, çeşme, köprü, külliye vs. sosyal yapılar inşa edilmiştir.
Şu an üniversitelerimizin ilgili bölümlerinde okutulan Anadolu Türk Beylikleri Tarihi dersi için uygun bir kitap bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu dönemin tarihi ile ilgili olarak tarih meraklılarına, tarih öğretmenlerine, üniversite öğrencilerine yetebilecek nitelikte bir eser mevcut değildir. Özellikle son yıllarda bu konuda bize ulaşan talepleri de dikkate alarak böyle bir eseri hazırlamaya karar verdik. Sonucunda da elinizdeki bu kitap ortaya çıkmış oldu. Burada görsel malzemelerle sunulmuş toplam 30 Anadolu Türk Beyliği’nin tarihini bulacaksınız. Kitap, ayrıca dönemin kaynaklarını tanıtıp bunlar üzerinde yapılan çalışmalardan bahsederken bu zamana kadar Anadolu Beylikleri Tarihi ile ilgili çalışmalar hakkında bilgi vermektedir. Bunun dışında kitapta, kültürel ve sosyal hayat, ekonomik hayat, askerî teşkilat ve siyasî teşkilat hakkında da bilgiler bulacaksınız.
Anadolu Türk Tarihi 1 / Büyük Selçuklu Devleti
Anahtar – Yakın Tarih İçin
Yakın Tarih İçin Anahtar, Atatürk’ün önderliğindeki Cumhuriyet Devriminin kapısını açıyor. O kapıyı açtığınızda; saltanatın kaldırılmasından 3 Mart Devrim Kanunlarına, laiklikten siyasette din istismarına, 20. yüzyılda Cumhuriyetin akıl-bilim eksenli aydınlanmasından 21. yüzyılda yağmur duasına ve türbelerin kutsanmasına, Osmanlı’nın Darülfünunundan Cumhuriyetin üniversitesine, Cumhuriyetin tamir ettirdiği Ağa Camisi’nden Mimar Sinan Türbesi’ne, harf devriminden mezar taşı okuma kulübüne, dünyadaki kadın hakları mücadelesinden Atatürk’ün kadın devrimine, İslam öncesinden Cumhuriyete Türk müzik tarihine, 1921 ruhundan (!) Andımız’a ve ulus devlete, dünya anayasalarındaki değiştirilemez maddelerden anayasamızdaki değiştirilemez maddelere, demografi ve devlet ilişkisinden Lozan’daki demografi savaşına, ülke kaynaklarını yabancılara teslim eden Abdülhamit modelinden ülke kaynaklarına sahip çıkan Atatürk modeline, Atatürk’ün çözüm önerilerinden ekonomik kurtuluş savaşına, Cumhuriyetin yüzen sergisinden Köy Enstitüleri deneyine, Cumhuriyetin sıtma savaşından Çin’e aşı göndermesine, Cumhuriyetin çay üretiminden kâğıt fabrikalarına, yok edilen Cumhuriyet değeri Sümerbank’tan yok edilen THK’ya, Lozan’dan Montrö’ye bağımsızlık mücadelesine, Afganistan’daki Atatürk etkisinden Taliban karanlığına, Cumhuriyetin anlamından Atatürk’e sahip çıkmanın anlamına ve Atatürk düşmanlığından yaşayan Atatürk’e kadar pek çok tarihi gerçekle karşılaşacaksınız. Yakın tarihten önemli dersler çıkaracaksınız. Türkiye’nin bugünkü durumunu çok daha iyi anlayacaksınız.
Anlamın Tarihi
Arapların Gözünden Haçlı Seferleri
9. yüzyılda Yunancadan Arapçaya çevrilen Salaman ve Absal öyküsü, başta İbn Sina’nın Hay bin Yakzan’ı olmak üzere, birçok İslam düşünürünün yapıtlarına kaynaklık etti. Genellikle alegorik öyküler ya da öykümsü anlatılar olan bu yapıtlardan Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir okur kitlesine sahip olan Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’un büyük ses getiren kitabı “Arapların Gözünden Haçlı Seferleri” Yapı kredi yayınları tarafından yayımlandı. Maalouf’un 1983 tarihli bu yapıtı, 11. yüzyılın sonundan 13. yüzyılın başına kadar devam eden Haçlı Seferleri’ni egemen tarih anlayışının yerine “öteki”nin gözünden anlatıyor.
Asya Hun İmparatorluğu
Askeri meziyetleri yüksek ve muzaffer bir Türk devleti olan Asya Hun İmparatorluğu’nun (MÖ 209 - MS 216) kuruluşundan yıkılışına kadar siyasi tarihinin anlatıldığı elinizdeki eserde; yürüttüğü iç ve dış siyaseti, diplomatik ve ticari faaliyetleri, alabildiğince geniş topraklarında hassasiyetle işlettiği güvenlik ağı, liderlik, sadakat ve liyakate verdiği değer gibi özelliklerine de vurgu yapılmıştır. Ayrıca bu çalışmada Motun’un en iyi Çin yemeklerini bile “pis kokulu ve iğrenç” diye nitelendirerek halkının Çin kültürüne ilgi duymasına engel olmaya çalışması, Wu-wei Ch’an-yü’nün kendisine hakaret eden Çin elçisinin değil, onu iyi incelemeden huzuruna çıkartan görevlinin başını alması, Çin İmparatoru Wu-ti’nin Hunlar karşısındaki yenilgilerini yapılan büyülere bağlaması gibi ilginç olaylar, devletin parçalanma ve yıkılma sebepleri, Geç Dönem Hun devletlerindeki Buddhizm çalışmaları görülecek, Hun kurganlarında bulunan olağanüstü eserler ile de zamanda yolculuk yapılarak üstün Hun medeniyetine şahit olunacaktır..
Atatürk Anadolu’da 1919 – 1921
"Atatürk Anadolu'da adlı bu küçük kitap Milli Mücadelemizin, başından sonuna kadar eksiksiz bir tarihi değildir. Bununla beraber, bu küçük incelemede, Milli Mücadelemizin başlıca olayları üzerinde, güçlükle bulabildiğim resmi ve özel belgelerin ışığı altında, dikkatle durulmuştur. Milli Mücadele tarihimizin her bakımdan aydınlatılabilmesi için, herkesin her şeyden ümit kesmiş bulunduğu mütarekenin ilk altı ayında bir kahramanın neye dayanarak mücadeleye başlamış olduğu, üzerinde durulması gereken bir problemdir. Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın bir 'milli mukavemet' cephesi kurabilmesi ise Anadolu'ya geçmesinden daha kolay olmamıştır."
Türk Tarih Kurumu'nun ilk başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu, ilk kez 1959'da basılan çalışmasında Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç aşamasını, Alman tarihçi Gotthard Jaeschke'nin 'Türkiye'nin Bağımsızlık Mücadelesi Tarihine Katkılar' adlı makalesinden hareket ederek, müdafaa-i hukuk cemiyetlerinin kurulması, Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçişi, Sovyet Rusya ile işbirliği, İstanbul hükümetlerinin Milli Mücadeleye karşı tutumu ve diğer gelişmeler çerçevesinde ele alıyor.
Atatürk Ve Kayıp Kıta Mu
Yıllardır Saklanan Büyük Sır Açığa Çıkıyor! Bir Efsane Gerçek Oluyor... Her şey 1930’lu yıllarda Atatürk’ün ileri sürdüğü Türk Tarih Tezi’yle başladı. Atatürk, 1932’den sonra Türk Tarih Tezi’nin "kayıp parçası"nın peşine düştü. "Türklerin Orta Asya’dan önceki ilk yurtlarını" arıyordu. Bu amaçla 1934 yılında Tahsin Bey’i Meksika Büyükelçiliği’ne atadı. Tahsin Bey’in gizli görevi Türklerle eski Amerikan halkları arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Tahsin Bey, Meksika’daki araştırmalarının sonucunda şaşırtıcı bir bilgiyle karşılaştı. Bu bilgiye göre Türkler, MÖ 12.000’lerde bir doğal afet sonunda Pasifik Okyanusu’nda sulara gömülen Kayıp Kıta Mu’dan Orta Asya’ya göç etmişlerdi. - Atatürk Kayıp Kıta Mu’da ne aradı? - Tahsin Bey’in Meksika’dan Atatürk’e gönderdiği raporlarda hangi bilgiler vardı? - Atatürk, J. Churchward’ın Mu konulu kitaplarını neden Türkçeye tercüme ettirdi? - Atatürk, Tahsin Bey’in bazı raporlarını neden eleştirdi? - Kayıp Kıta Mu nasıl bir yerdi? - Türkçe ile eski Amerikan halklarının dilleri arasındaki şaşırtıcı benzerlikler neyin işaretiydi? Ve daha pek çok bilinmeyenin yanıtını"Atatürk ve Kayıp Kıta Mu"da bulacaksınız. Elinizdeki kitap Atatürk’ün daha önce "hiç bilinmeyen" bir özelliğini ilk kez tüm boyutlarıyla ortaya koymakta ve Atatürk’ün ömrünün son yıllarındaki "büyük arayışına" ışık tutmaktadır. Bu kitapta okuyacaklarınız sizi hem çok şaşırtacak, hem çok düşündürecek, hem de Atatürk’le ilgili bilgilerinize çok özgün katkılar yapacaktır. "Atatürk, Türklerin Orta Asya’ya gelmeden önce Mu kıtasında yaşadıklarına çok emin bir şekilde inanırdı, ama bu konudaki yoğun araştırmaları 1938’de son nefesini vermesiyle bitiverdi." Atatürk’ün Kütüphanecisi Nuri Ulusu.
Atatürk:bir Milletin Yeniden Doğuşu
"Bu kitap çağdaş Türkiye’yi yaratan ve tarihin akışını değiştiren büyük önder hakkındaki birçok bilgi eksiğini giderecek bir araştırma ürünüdür. "İşte, şimdiye kadar yayınlanmış en kapsamlı ‘Atatürk’ incelemesi...’Atatürk büyüleyici ve gizemli bir kişilik olarak belleklerde kalıyor." -The Times- "Son zamanlarda yayınlanmış yaşam öykülerinden pek azı Lord Kinross’un ‘Atatürk’ü kadar başarılıdır. Bu yapıt şan ve şerefin insan biçimine girmiş unutulmaz anıtıdır." -Sunday Telegraph-
Atatürkten Hatıralar
Uzun yıllar devletin en üst kademesinde Özel Kalem Müdürlüğü yapan Hasan Rıza Soyak, anılarını Atatürk’ten Hatıralar adlı kitapta topladı. Kitap; Atatürk’ün günlük yaşamına dair gün ışığına çıkmamış pek çok ayrıntıyı, ayrıca Cumhuriyet’in ilanı, İzmir Suikasti, Hatay Meselesi gibi pek çok konuda ayrıntılı bilgileri içeriyor. Atatürk hakkında bugüne kadar yapılmış pek çok araştırmada kaynak olarak kullanılabilecek bu değerli kitap, birinci elden tanıklıklarla bir döneme ışık tutuyor.
Avrupa Hunları
Uzun bir tarihî süreç içerisinde Asya bozkırlarında yaşayan Türkler , Hunlar ile birlikte farklı bir coğrafya olan Doğu Avrupa sahasına yönelmeye başlamışlardır. Hunların Avrupa içlerinde
görülmeleri: Sabarlar, Avarlar , Kumanlar, Hazarlar, Bulgarlar, Peçenekler gibi çeşitli Türk boylarının da buralara ilerlemelerine basamak ve temel teşkil etmiştir.
Avrupa Hunları, 4. yüzyılın sonlarında Avrupa önlerinde görünmelerinden, dağılış devreleri olan 5. yüzyılın ikinci yarısına kadar Avrupa tarihinde derin izler bıraktılar. Bu sebeple Avrupa Hun tarihinin aydınlatılması, daha sonraki devirlere de ışık tutacaktır. Elinizdeki eser de Avrupa Hunları’nın tarihini orijinal kaynaklar yardımıyla aydınlatmaya çalışmaktadır.
Barbaros Hayreddin Paşa
Barbaros Hayreddin Hızır Reis, Cezayir’in sultanı idi. Kanuni Sultan Süleyman’ın bir işareti üzerine sultanlığın tapusunu padişahın önüne koydu. Birlik ve beraberliğin sembol ismi oldu. Osmanlı armadasının başında Akdeniz’e açılan Barbaros Hayreddin Paşa, 1538’te Avrupalı devletlerin bir araya getirdiği en büyük Haçlı donanmasını Preveze’de ağır bir hezimete uğrattı. Akdeniz, bir Türk gölüne dönüşürken, Avrupalılar Akdeniz’de tahta parçası yüzdüremez hâle geldiler.
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Türk denizcilik tarihinin bu en önemli simasının neslini, ağabeyi Oruç ve mücahid yoldaşlarıyla hem korsan gemilerine hem İspanyollara karşı verdiği akıl almaz mücadeleyi, Cezayir’e hâkim olarak idare ve siyaset alanında gösterdiği başarıyı, Endülüs Müslümanları için çektiği çileleri, İspanyolların Mağrip’te yerleşmelerinin önünü kesen efsanevi kahramanlığını ve nihayet Osmanlı kaptan-ı deryası olduktan sonraki serüvenini kitapta çarpıcı detaylarıyla anlatıyor.
Tarihi Sevdiren Adam, bu eseriyle Türk denizciliğinin yüz akı olan Barbaros Hayreddin Paşa’nın destansı hayatını okuyucuların gözleri önüne seriyor.
Başkomutan Emsalsiz Lider
Başkomutan kitabı, Türk milletinin varoluş mücadelesini Mustafa Kemal’in askeri kariyerini izleyerek anlatıyor. Onun hangi kritik dönemde, hangi hayati kararı, nelere dayanarak aldığını ve bunların sonuçlarını tartışıyor.
Sadece siyasi durum ve güç ilişkileri açısından değil, arazi bilgisi ve insan psikolojisi açısından da Mustafa Kemal’in tercih ve aksiyonlarını analiz ediyor.
Ahmet Yavuz bizi hem arazide hem arşivlerde bir zaman yolculuğuna çıkarıyor ama ayaklarımızı bugüne bastırarak… Mustafa Kemal’in izinde bugünü daha iyi anlamak, onu geleceğe taşımak için.
Baştan Çıkarma Sanatı
Dünya Bestseller Listelerinde Aylarca 1 Numarada Kalmış "İktidar" Kitabı Yazarından
Herkesin en büyüz zaafı olan arzu ve zevki manipüle ederek isteklerinizi elde edin.
Baştan çıkarma gücü en etkili, en şaşırtıcı ve en hoş şeklidir. John F. Kennedy'nin kitleleri kendinen hayran bırakması, Cleopatra'nın Antonius'u avucunun içine alması bunun en güzel kanıtıdır.
"Güç Sahibi Olmanın 48 Yasası: İktidar" adlı kitabın yazarı şimdi de tarih boyunca baştan çıkarma sanatında ustalaşan karakterlerin başarıları ve başarısızlıklarını da konu alan, yepyeni bir kitapla karşımızda. Robert Greene aşk oyunlarıyla göz boyamayla, direnişi kırarak karşısındakini tamamen avucunun içine alabilmenin 24 kuralını gözler önüne seriyor.
Baştan Çıkarma Sanatı tarihin en büyük silahlarından biri olan sonsuz güce sahip olabilme şeklinin en güzel örneğidir.
Batış Yılları
Biz Osmanlı İmparatorluğu’nun son çocuklarıyız. Biraz büyüyüp kendimize geldiğimiz zaman memleket sınırlarının bir ucu Adriyatik, bir ucu Fars Körfezi kıyılarındaydı. Rüştiye Mektebi’nde okuduğumuz coğrafya kitabına göre ülkemiz daha da büyüktü. Mısır ve Sudan, Bulgaristan Prensliği, Bosna ve Hersek sınırlarımız içindeydi. Henüz Tuna’lar, Nil’ler ve Fırat’lar Türkiyesi’ydik. Şimdiki Doğu petrollerinin bütün kaynakları topraklarımızdaydı. Bu sayfalarda çocukluğumun ve ilk gençliğimin havasını teneffüs ettirmek üzere sizleri gerilere götürmek istiyorum. 1918’e kadar geçmişin hatıralarını, durmadan ve son dakikaya kadar uslanmadan ve ayılmadan ödeyen bir nesil olduk. Hiçbirini kendi işlemediğimiz günahların acı ve ağır azaplarını biz çektik. Bugün ve yarın için faydalı dersler verebilecek ölüm kalım imtihanlarından geçtik. Maksadım bugünün ve yarının gençlerine Osmanlı’nın batış ve dağılış yıllarının hikâyelerini anlatmak ve onları Türkiye’nin geleceği üzerinde daha uyanık tutmaktan ibaret.
Bayrak
30 Ağustos günü 16 daireli bir apartmanın önünden geçiyordum. Baktım: Tek balkonda bir küçük bayrak: "-Zaferi unutmuşuz," dedim. Bayramların bir resmî yönü var. Asker geçer, top, tank geçer. Bir de vatandaşcası var. Herkes gönülden çoşkunluk gösterir. Bu İkincisini kaybetmişiz.
Zaferden bir gün önceki Türkiye'yi hatırlıyorum. Yunan ordusu bütün Batı Anadolu'da, Bursa'da, Trakya'da. İstanbul hükümeti, yenen devletlerin diktasına boyun eğmiş. Eğer İstanbul barışı olursa, Venizelos Anadolu Rumları ile Batı Anadolu Türklerini değiştirecek. Şimdi İzmir, Selânik kadar bir Yunan şehri olacaktı. İstanbul milletlerarası bir nitelikte kalacaktı. Çoktan bu şehirde azınlıkta olacaktık. Bir defa ne çarşılarda, ne bankalarda, ne ithalât ihracatta Türk'ün payı olmayacaktı. Doğu'da Ermenistan kurulmuş olacaktı. Kapitülasyonlar yürürlükte kalacaktı.
Anadolu ve Trakya çarşıları hıristiyan azınlıkların elinde bulunacaktı. Hıristiyan azınlıkların refahı durmadan artacak ve Kürde, Çerkeze, Şiiye, Sünniye parçalanan toplumun yoksulluğu gittikçe çoğalacaktı.
Bu ölüm hükmünden kurtulmanın tek çaresi Anadolu'da zaferi kazanmaktı. Bu zafer de ancak bir taarruzla kazanılabilirdi. Hükümet: "-Param yok!" diyordu. Ordunun başında bulunanlar taarruza karşı idiler. Meclis çoğunluğu ortalama bir barış peşinde idi.
İşte böyle kara bir günün kapkara bulutları içinden bir şimşek çaktı. Mustafa Kemal ordunun başına geçti. Bir vuruşta o sarsılmaz sanılan Yunan cephesini yıktı.
Bugünkü Türkiye ve Türklük yüzde yüz o günkü zaferin eseridir.
Bayrak. Kalpak. Revolver
Beyaz Türklerin Büyük Sırrı
Sizin hiç idam edilmiş akrabanız var mı? Onların var! Hem de üç kişi!
Sizin akıl hastası akrabanız var mı? Peki intihar eden akrabanız? Onların var! Hem de sayıları şaşırtacak kadar çok!
Sizin başbakanlık yapmış akrabanız var mı? Onların var, hem de on yıl!
Milletvekilliği, belediye başkanlığı yapmış siyaset adamı akrabalarınız var mı? Onların var, sayıları yirmiye yakın!
Avrupa güzeli, futbolcu, şarkıcı, yazar, diplomat akrabalarınız var mı? Onların var!
Sizin, büyük amcası Gazi Osman Paşa için yazılan kahramanlık marşıyla, yüz yıl sonra darağacına gönderilen dışişleri bakanı akrabanız var mı? Onların var!
Sizin Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerine başkanlık etmiş akrabalarınız var mı? Onların var!
Sizin Mustafa Kemal’in huzurunda evlenen akrabanız var mı ya da Osmanlı Sarayı’na damat olan akrabanız? Onların var!
Adı, İzmir Suikastı’na karıştığı için idam edilen akrabanız var mı? Onların var!..
Onlar yüz yıl hep göz önünde oldular. Ama bir sırlarını hep saklı tuttular...
İzmirli Evliyazade Ailesi’nin sırrı neydi?
Bilge Türk – Tonyukuk
Türk tarihinde sayısız bilge hükümdar ve yöneticiler çıkmıştır. Her birinin derin izler bıraktığı bir gerçektir. Bunların içinde sivil idaredeki başarıları, yaptığı planlar, ürettiği stratejiler, savaş meydanlarında gösterdiği cesaret ve askerlik yeteneği bakımından ünlü Gök Türk devlet adamı Tonyukuk çok dikkat çekmiştir.
Tonyukuk, her şeyden önce bilgeliği ile Türk tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Gerçekleştirdiği bilgece hareketlerden dolayı hem kağanların ve yöneticilerin hem de milletinin saygınlığını da kazanmıştır.
Tonyukuk Yazıtları da 1897 yılında bulunduğu günden itibaren Türk dili uzmanları tarafından defalarca çalışılmıştır. Biz de bu çalışmada Çince tarihi metinlerde Tonyukuk ile ilgili bilgileri topladıktan sonra kendi yazdıkları ile bir araya getirdik. Tonyukuk’un içinde bulunduğu Gök Türk devlet modelinin Türk tarihini bütün halinde anlamakta çok değerli olmasını dikkate alarak böyle bir bölüm ilave ettik. Ayrıca Gök Türklerin meydana getirdikleri kağanlıkları ele aldık. Bu çalışmanın kendi alanına bilimsel bir farklılık getireceğine inanıyoruz.
Bilge Vezir: Nizamülmülk
Büyük Selçuklu Devleti’nin sultanlarına hem vezir hem atabeg olarak görev yapmış olan Nizamülmülk, siyasi kişiliğinin yanında büyük bir bilgedir. Selçuklu Devleti’nin müesseselerinin teşkilatlanması ve bu geleneğin diğer Türk devletleri tarafından benimsenip gelenekselleşmesi Nizamülmülk sayesinde olmuştur. Bilge Vezir’in Doğumunun 1000. yılına denk gelen bu yıl, Tarihi İnsan Yazar serisinde okurların ilgi ile okuyacağı bir kitap olarak yerini almıştır.
Bir Masalda İki Kral Olmaz
Bir Zamanlar O Da Çocuktu – Adı: Mustafa
....Bu Dünya'dan adı Mustafa olan kimbilir kaç çocuk geldi, geçti. Ama bunların içinden biri, öncelikle biz Türkler için, aynı zamanda bütün insanlık için çok önemliydi. Onun hangi Mustafa olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz:
Mustafa Kemal Atatürk!
Öyle değil mi?
İşte ben bu kitapta sizlere, çocukluk günlerinden başlayarak onun yaşam öyküsünü anlatmaya çalışacağım.
Bu öyküyü, bütün Türk çocuklarının ince ince bilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü küçük Mustafa öncelikle Türkler için, ama aslında dünya insanlığı için çok önemli, gerçekten önemli, doğru ve büyük eylemleri başardı.
Birinci Dünya Savaşı Tarihi
28 Haziran 1914. Kara El Örgütü üyesi Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip’in yarı otomatik Browning’inden çıkan kurşunların uğursuz çınlaması Saraybosna’da duyulduğunda, bunun – kimi tarihçilere göre – tarihin ilk topyekûn harbiyle sonuçlanacağını pek az kişi öngörebilirdi. Ancak Avusturya-Macaristan Veliahdı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Prenses Sophie’nin ölümleri, 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Fransa-Prusya Savaşı’ndan beri âdeta cadı kazanına dönmüş olan Avrupa’yı kıyamete sürükledi. Avusturya-Macaristan ve Alman İmparatorlukları çok geçmeden İngiltere, Fransa ve Rusya’dan müteşekkil İtilaf Devletleri’yle savaşa tutuştu. Birçok kişi, savaşın 1870-71’deki gibi bir manevra harbiyle süratle sona ereceğini, hatta askerlerin Noel’den önce evlerine döneceğini düşünüyordu. Ancak mücadele, kimi zaman birkaç kilometrelik kazanımlar için yüz binlerce askerin toprağa düşeceği, Manş Denizi’nden İsviçre’ye kadar uzanan çamurlu siperlerde durağan bir mevzi savaşı hâlini aldı. Nihayetinde 30’dan fazla ülkeyi içine çekerek 4 yıldan daha uzun süren Birinci Dünya Savaşı; kara, hava ve denizdeki çarpışmalarla yaklaşık 20 milyon insanın canına mâl oldu. İmparatorlukların tarihe karıştığı, büyük sosyoekonomik dönüşümlerin yaşandığı ve dünya haritasında köklü değişikliklerin ortaya çıktığı bu süreç, tarihin en büyük trajedisi olan İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayarak günümüz dünyasının da temellerini attı.
Andrew Wiest’in Birinci Dünya Savaşı Tarihi, dünyanın dört bir yanında gerçekleşen askerî, siyasi ve toplumsal hadiseleri 250’den fazla fotoğrafla, yalın bir dille aktarıyor. Kara, hava ve denizde gerçekleşen muhtelif muharebeler haritalar eşliğinde okuyucuya sunulurken, tankların ilk kez tarih sahnesine çıkışı gibi mühim gelişmeler ile önemli kişilere ilişkin bilgiler de hususi kutucuklarla açıklanıyor. Andrew Wiest’in Birinci Dünya Savaşı Tarihi, dünyanın küresel ölçekteki ilk modern savaşını, zengin görseller ve sürükleyici bir anlatımla çarpıcı bir okuma tecrübesine dönüştürüyor.
Biz Osmanlıyız
Osmanlı toplumu, bir "sevgi, şefkat ve yardım toplumu"ydu. Devlet, "hayat ve hayrat devleti", insan "hayrat ve hasenat insanı"ydı. Osmanlı’da hayat ahirete dönüktü. Ahirete dönük olduğu için de hayatta fuzuli şelere yer yoktu. Osmanlı İnsanı "kıble yürekli"ydi. Faziletliydi, dürüsttü çevreciydi, medeniydi, nazikti; cihana örnekti. Hede ve gayret sahibiydi. Zaferler ve başarılar hayatın bir parçasıydı. Osmanlı’da, insan hakları gözetilirdi. Herkes ibadetinde, kıyafetinde, seyahatinde, ticaretinde özgürdü. Osmanlı’da "güçlü olan haklı" değil, "haklı olan güçlü"ydü. Adalet duygusu, hayatın her alanını kaplamıştı. Devlet milletle bütünleşmişti. Farklı kültürler, asırlarca barış içinde bir arada yaşamıştı. Osmanlı, yetiştirdiği "cevher insan"larla dünyaya nam salmıştı. Tarih gerçek bir "ibret aynası" ve tam bir "tecrübe tahtası"dır. Ve boşuna yaşanmış bir tecrübeler yığını değildir. Bugün, geçmişimizden ders almanın ve "yeniden Osmanlı" demenin tam zamanı.