İnsan Nasıl İnsan Oldu?
İnsan, insan olduğundan beri, en temel meselesini oluşturan o soruyu sorar: “Ben kimim ve nasıl bu hâli aldım?” Yeryüzünde hiç kimse söz konusu soruya geride başka bir soru(n) kalmayacak şekilde net cevap vermez, veremez… Böylelikle insanın, bu esrarlı evrende bir sır olarak kalması, varoluşunun en temel dinamiğini oluşturur. Hayatın imtihan olması biraz da bu sırrın sır olarak kalmasına bağlı değil midir?
el-Fusûl fi’l-Es’ile ve’l-Ecvibe’de Gazzâli, insan ruhu ve onun bedenle ilişkisi çerçevesinde kendisine yöneltilen yedi soruyu cevaplıyor. Soruların temelinde Kur’ân’da insanın yaratılış sürecine temas eden, “ruh” ve onun bedene yansıtılma şekli olan “nefh” ile ilgili âyetler bulunuyor. Gazzâli’nin Kelâm-ı Kadim’den hareketle getirdiği cevaplar, onun felsefî-kelâmî ve tasavvufî düşüncesini deklare etmesi açısından da ayrıca dikkat çekici.
İnsanlığın en kadim ve değişmez sorularına cevab-ı sevaplar sunan bu küçük risale, insan ve kozmosun manevi özüne ışık tutuyor.
Hatıralar
İslam Medeniyetinin İnsanlığa Katkısı
Kendini Aldatan İnsan
Aldanışı, insanlığın trajik bir hakikati olarak sunan el-Keşf ve’t-Tebyîn fî Ğurûri’l-Halki Ecmaîn, gururun/aldanışın arkasındaki aldanma hikâyelerini çeşitli tasvirlerle ortaya koyuyor. Bu anlamda “Tüm İnsanların Aldanışının Keşif ve Beyanı” olan bu kitapta Gazzâlî; insanların, arzularını tatmin yönündeki tabii temayüllerine uymalarından çok, bunların üzerini örten bazı erdemler vasıtasıyla kendilerini kandırmalarıyla ilgileniyor. Bu yüzden de kitapta, aldanışın elinden neredeyse kimsenin kurtulamadığını görmek hiç şaşırtıcı değildir.
Gazzâlî’nin asıl gündemi ise aldanmamış gibi görünen, toplumda itibar gören ve rol model kabul edilen sınıfların gizli aldanışıyla ilgilidir ki kitabın muhtevasının büyük kısmı buna ayrılmıştır. Gazzâlî’nin aldandıklarını iddia ettiği ve aldanış hikâyelerini geniş biçimde resmettiği, çeşitli gerekçelerle temellendirdiği gruplar, kitapta dört sınıfta toplanıyor: âlimler, âbidler, zenginler ve sûfîler.
Günümüzde dinî yönelişlerin özellikle sosyal organizasyonlar ölçeğindeki büyük tecrübesini göz önünde bulundurduğumuzda, kitabın hâlâ güncelliğini koruduğunu görmemek mümkün değildir.
Melekûtun Keşfi
Ulvi hallerin ve harikulade mükaşefelerin renk renk gömlekleri vardır. Nitekim Sevgili (sav) “Rabbimi en güzel surette gördüm.” buyurmuştur.
Ruzbihân-i Baklî'nin Meleûutun Keşfi isimli eseri müellifin samimi ve sade bir üslupla âdeta manevi otobiyografisini yazdığı eseridir. Müellifin ruhsal yolculuk, murakabe ve müşahede benzeri tasavvufi kavramlara dair kendi tecrübelerini okuyacağınız bu eser, Ruzbihân-i Baklî külliyatının ikinci eserini oluşturmaktadır. Eser, aynı zamanda müellifin hayatına ve dönemin tasavvufi, kültürel ve sosyal yaşantısına dair de önemli izler taşımaktadır.
Baklî'nin tasavvufi görüşünün merkezi gayb âlemine dayanır. Melekût âlemi olarak ifade ettiği bu dünyaya öylesine cezbolmuştur ki yazdığı pek çok eserde bu sırlı dünya ve yaşadıkları hakkında bilgiler paylaşmıştır.
Tasavvuf Notları
"Tasavvuf, salih amel ve iyi ahlaktır.
Sufi, hiç olandır."
Tasavvuf çalışmalarında dünya çapındaki en yetkin isimlerden biri olan Profesör Annemarie Schimmel, Tasavvuf Notları'nda tasavvuf terminolojisi, seyr u sülûk ve nefis mertebeleri gibi temel konulara kısa bir giriş yapmak isteyenler için tasavvufun gerçekte ne olduğunu ve olmadığını evliya menkıbeleriyle net bir biçimde anlatan bir giriş kitabı sunuyor.
Türkçede ilk kez yayımlanan Tasavvuf Notları, tasavvufî hakikatlerin özünü, bu geleneğin İslam tarihindeki gelişim ve değişim aşamalarını, tarikatlar ile bu tarikatların ortaya çıkıp yayıldığı bölgeleri dâhil ederek net bir şekilde açıklıyor. Halihazırda tasavvufla ilgilenenler için de bilinmeyen detaylardan bahseden ve ufak hatırlatmalar yapan bir el kitabına dönüşüyor.
İslam Deklarasyonu Ve Tarihi Savunma
Aliya İzetbegoviç’in fikir dünyasının temel taşı, 1969 yılında kaleme aldığı ve ertesi yıl kendi imkânlarıyla, zorlu şartlar altında Belgrat’ta yayınlattığı, İslam Deklarasyonu’dur. Bu eser, hacim itibariyle küçük olsa da, hem yerel ölçekte, hem de dünya çapında etkili olmuş, büyük yankı bulmuştur. Öyle ki, eski Yugoslavya’nın Tito rejimi tarafından açık bir tehdit olarak algılanmıştır. 1983 yılında Saraybosna’da görülen Genç Müslümanlar (Mladi Muslimani) davasının en önemli delili olarak sunulmuştur.
İslam Deklarasyonu’nu kıymetli kılan; Saraybosna’da yaşayan bir Bosnalı tarafından kaleme alınmış olmasına rağmen, tüm İslam dünyasına hitap etmesidir. Aliya İzetbegoviç, sadece Yugoslavya Müslümanlarının değil, tüm dünya Müslüman halklarının sorunlarına dair tespitlerde bulunmuş ve reçeteler önermiştir. Bu tespit ve reçeteler bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Aliya İzetbegoviç'in, 1983 yılında verilen 14 yıllık mahkûmiyet kararı aleyhindeki kanun yararına bozma başvurusu yani ünlü savunması ise ilk kez Türkçeye kazandırılarak, kitabın ikinci bölümünde yer almaktadır.
Cenab-I Aşk
Varlığa gelen her âdemin kendini varlığa getirene ihtiyacı iki cihettendir; ilki varlığa getirdiği için, ikincisi varlığını sürdürmesini sağladığı için. Evet, varlığa gelmenin bir sebebi olduğu gibi, var kalmanın, varlıklı olmanın da bir sebebi vardır. İki farklı sebepten değil, bir sebebin iki cihetinden söz ediyoruz aslında. Varolabilmemiz için muhtaç olduğumuza varlığımızı sürdürmek için de muhtaç olmaktan... Böylelikle varolanların tümü iki sıfatla muttasıf olmak zorunda: vücûd ve beka. Demek ki aşk vücûdu bâki kılmak için çırpınanların değil, vücûdu fâni kılmak için çabalayanların mesleki.
O halde Cenab-ı Aşk yâriniz ve yardımcınız olsun efendim!
Kıyamet Aşısı
Bu kitaptaki yazılar, 7. sayfadaki Kıyamet Aşısı adlı yazıdan 71. sayfadaki Oruç ve Diriliş adlı yazıya kadar, Haftalık Büyük Doğu Dergisi'nde, 1967 yılında; Oruç ve Diriliş adlı yazı, İslâm Düşüncesi Dergisi'nin Aralık 1967 sayısında; diğerleri, Ekim 1969'dan Ocak 1971'e kadar Diriliş Dergisi'nde, Zülküfül Makamında Bir Sütun başlığı altında yayınlanmıştır. Cuma'nın Anlamı adlı yazı, Dergide M.B.Y. imzasıyla çıkmıştır.
Yitik Cennet
Bir Gün Anneler De Gider
Sen yere göğe sığdıramazsın, bir avuç toprağa sığdırır ecel…
Ellerinden son bir kez tutmak istersin,
Toprak dolar avuçlarına.
Canın gider, canının cananı gider, canından gider…
Ama sen gidemezsin;
Kalakalırsın hüznün mahzenlerinde, mahzun bir halde.
Annenle birlikte kalbinin yarısını da toprağa koyarsın.
Hiç ağlamadığın gibi ağlarsın, hiç bakmadığın gibi bakarsın.
Hiç yanmadığın gibi yanar, hiç olmadığın gibi kanarsın.
Dipsiz bir keder kuyusuna düşerken,
Bir umut ararsın, bir dayanak.
Son anda tutunur ellerin bir ayete.
Ve ayet fısıldar kulağına...
“Rabbin seni terk etmedi!” (Duha Suresi,3)
Kalbin Halleri
Bir grup İbrahim b. Ethem'e, "Dua edin icabet edeyim." ayeti varken dualarının niçin icabet edilmediğini sordu. O da: "Çünkü kalpleriniz ölüdür." dedi. Onlar kalpleri öldüren şeyin ne olduğunu sordular. İbrahim b. Ethem de bunun sekiz sebebi olduğunu söyleyerek saymaya başladı: Allah'ı bildiniz fakat hakkını yerine getirmediniz. Kuran okudunuz fakat sınırlarına uymadınız. Allah ve resulünü sevdiğinizi iddia ettiniz fakat sünnetiyle amel etmediniz. Ölümden korktuğunuzu iddia ettiniz fakat ona hazırlık yapmadınız. Allah şeytanın sizin düşmanınız olduğunu söyledi fakat siz isyan fiillerinde ondan yardım aldınız, ateşten korktuğunuzu iddia ettiniz fakat bedenlerinizi onun içine attınız. Cenneti istediğinizi söylediniz fakat onun için amel etmediniz, yataklarınızdan kalktığınızda kendi ayıplarınızı arkanıza atıp insanların ayıplarını göz önüne serersiniz. Rabbinizi aldatmaya kalktınız, O da size niye cevap versin."
Nizamiye medreselerinin şöhretli, parlak baş müderrisi iken dünyanın aldatıcı bütün alayiş ve şatafatına sırt çeviren büyük âlim… Uzun yıllar çile, uzlet ve halvet hayatı yaşadıktan sonra bambaşka bir insan olarak ortaya çıkan bir mürşid-i kâmil… On asırdır sadece Müslüman dünyada değil Batı’da da karşılık bulan Muhteşem Gazzâlî’nin “tatlı su kaynağı” olan Kur’an, Sünnet ve selef-i sâlihînin örnek hayatlarından derleyerek istifadeye sunduğu ölümsüz eseri İhyâu Ulûmuddin’in Mühlikat bölümünden iktibas edilen ilk kitap Kalbin Halleri adeta kalbimize taht kurarak, melun şeytan ve nankör nefsin geçici saltanatlarına son veriyor! Toplumun her kesiminden her ferdin ihtiyacı olan bu müessir nasihatler ahirette lazım olacak azığı önümüze koyuyor… Abdullah Y. İslamoğlu’nun akıcı ve herkesin anlayabileceği çevirisiyle Sufi Kitap, Büyük Gazzâlî’yi daha geniş kitlelerin istifadesine sunmanın heyecanını yaşıyor.
Abherül-Aşıkin & Aşıkların Halleri
Şüphesiz ki iman edip salih ameller işleyenler için Rahman, kalplerde ebedi bir sevgi yaratacaktır. Bu sevgi, Müminlerin yüreklerindeki derin muhabbetin ta kendisidir. Ey Allahım, kalplerimizi yakınlığının nuruyla aydınlat, ruhlarımızı lütfunla ferahlat, gözlerimizi muhabbetinle parlat ve kulaklarımızı münacaatının lezzetiyle doldur.
Ruzbihân-i Baklî`nin aşkı ve âşıkların hâllerini anlattığı eserine verdiği "abher" ismi, nergis çiçeğinin metaforik anlamına delalet eder. Nergis, göz şeklinde olduğu için tasavvufi metinlerde genellikle müşahede ve görme (didar) mazmunu olarak kullanılır. Müellif, bu esere "Âşıkların Abheri" ismini vererek, eserini ilahi aşk ve müşahede yolunda yürüyen saliklere ithaf etmiştir.
Ruzbihân-i Baklî`nin eserlerinin her bir sayfasında ilahi aşkın coşkusunu, aşk yolunda çekilen çilelerin yüceliğini ve bu yolda yürüyen âşıkların samimi dualarını bulmak mümkündür. Bu eser de okuyucusunu manevi bir yolculuğa çıkarırken, kalbindeki ilahi aşk çerağının fitilini ateşleyecektir.
Sufi Kitap olarak, eserleri daha önce dilimize aktarılamamış, 13. yüzyıl irfan sahasının kıymetli isimlerinden, döneminde kendi adıyla anılan tarikat kuracak kadar ilmi derinlik sahibi, âlim ve mutasavvıf Ruzbihân-ı Baklî`nin tasavvuf alanındaki öncü eserlerini Türkçeye kazandırmaya devam edeceğiz. Onun eserleri, ilahi aşkın derinliklerine dalmak isteyen her okuyucuya ilham kaynağı olacaktır.
İslami Yeniden Doğuşun Meseleleri
Bir halkın yükseliş ve düşüşünün sebepleri her zaman karmaşık ve çok yönlüdür. Bu sebeplerden sadece bir kısmı ölçülebilir niteliktedir ve bu şekilde analiz ve keşfe açıktır. Diğer nedenlerse insanların kalplerinde ve iradelerinde gizli olduğu için erişilemez ve izah edilemezler. Hayatını, İslamiyet’i bir hayat nizamı olarak kalplere nakşetmeye adamış büyük devlet adamı Aliya İzetbegoviç, İslami Yeniden Doğuşun Meseleleri’nde İslami uyanışımızdaki yanlışlara dikkat çekiyor. İslamiyet’in salt teolojik bir yaklaşımdan ibaret olmadığını, dini mesajlar vererek kutsallaştırıp sonrasında da putlaştırılamayacağını tarihi gerçeklerle ortaya koyuyor. İslam’ın dış dünyayı düzenleme ve değiştirme rolünün unutulup, geleneksel ve folklorik bir zaviyeden ele alınışıyla Müslüman toplumların barbarlarca nasıl kolay bir av haline geldiğini gösteriyor.