Tehanu – Yerdeniz Üçlemesi 4
"Yerdeniz Üçlemesi’nin son kitabı En Uzak Sahil, düşlemeyi bırakmadığım bir düş gibiydi. Ve düşlemekten uzun süre vazgeçmedim. Tehanu böyle ortaya çıktı: Ged’in kendi hayatının nasıl sona ermesi gerektiği konusunda yanıldığını ve bana Yerdeniz’in gerçekten son kitabında kılavuzluk edecek kişinin Tenar olduğunu keşfetmek çok hoş bir sürpriz oldu. Üçleme’ye eklediğim bu yeni sona, "Olsun da Geç Olsun" adını da koyabilirdim."
Tek Bir Gül
Telepati
Temel Parçacıklar
Michel Houellebecq’in otobiyografik öğeler taşıyan ve çıktığı gibi yoğun ilgiyle karşılanan, bazı sahneleri “pornografik” diye nitelenerek eleştirilen ikinci romanı Temel Parçacıklar 1998 Prix Novembre’ı kazanmış ancak bu kararı onaylamayan ödülün kurucusu istifa etmişti. Aynı ödül sonraki yıllarda Prix Décembre adıyla verilecekti. Yazarın annesi ise romanda anlatıldığı gibi bir ebeveyn olmadığını iddia edecek, oğlu içinse “Eğer adımı bir kere daha ağzına alırsa suratına bastonumu geçirir, dişlerini dökerim,” diyecekti.
Babaları ayrı kardeşler olan Bruno ile Michel’i, hippilerden etkilenen anneleri terk eder. Bruno yıllar içinde hayatının odağına seksi koyan bir hedoniste dönüşecek ama arzuları nadiren karşılık bulacaktır. Michel ise iç dünyası çöller kadar çorak bir moleküler biyolog olacak ve yaptığı keşifle insanlığın kaderini değiştirecektir.
Michel Houellebecq, Temel Parçacıklar’da politik doğruculuğu alaşağı edip modern toplumun dinle, cinsellikle, özgürlükle ve hayatın anlamıyla kavgasını anlatıyor.
“Başkaları tavşan kovalarken büyük avın peşine düşen bir roman.” –Julian Barnes
“Houellebecq maharetli bir yazardan çok daha fazlası: Edebiyat sahnesinde uzun zamandır görmediğimiz türden hakiki bir canavar.” –Le Monde
Teo
Aşkla doğar Teo, mavinin yeşille buluştuğu, güneşin dalgalarla öpüştüğü bir sahil şehrinde. O dört yaşındayken amansız hastalığa tutulduğunda, anne babası ve kız kardeşleri korkuya değil, eşi az bulunur sevgi ve fedakârlığa sarılırlar. Hepsinin gözbebeği olan Teo ise bir ömür sürecek acılarını, ıstırabını; içinde taşıdığı olgun ruh aracılığıyla bambaşka bir boyuta, yaşam aşkına ve sanata dönüştürür. Bedenen, ruhen yaşadığı her duyguyu çizgilerde ve renklerde anlatır. Kimsenin bilmediği diğer hayatının esintilerini nakşeder resimlerinde.
Umudu henüz küçücükken çalınmış bir çocuk nasıl olur da böylesine umutla yaşayabilir? Bir aile “son”a karşı nasıl bu kadar büyük bir sevgiyle kavga verebilir? Bu dünya yaşamı, tek yaşamımız mıdır?
Bunları anlatıyor Teo... Ve bizlerin, ruhu olan insanlar değil, insan bedeninde tecrübe kazanan ruhani yaratıklar olduğumuzu… Ölüm değil, hep yeniden kavuşma, yeniden bir keşfediş var yaşamın ucunda.
“Ama biliyor musun, sana en yakın meleğin kimdi? Seni en çok kucaklayan, kollarına alıp uyutan, sen ağrılarından sıyrılıp derin uykuya gidene kadar yanında uzanıp bekleyen, sen daldığında da nefesini dinleyerek gecelerini uykusuz geçiren... Annen...”
Tepenin Laneti
Dave Gurney polisiye/dedektif serisi hız kesmeden devam ediyor!
Larchfield’ın en nüfuzlu adamı Angus Russell, Harrow Hill’deki malikânesinde boğazı kesilerek öldürülmüştür. Olay mahallindeki DNA ve parmak izleri, kurbana karşı husumeti bulunan belalı Billy Tate'e işaret eder. Ancak bir sorun vardır: Tate, bir gün önce kilisenin çatısından düşerek ölmüştür.
Polis, Tate'nin cesedinin kaldırıldığı morgu kontrol ettiğinde cesedin yalnızca ortadan kaybolduğunu değil tabutun içeriden kırılarak açıldığını da keşfeder. Bu durum çok geçmeden yürüyen ölü, cehennemden gelen katil, zombi cinayeti olarak anılmaya başladığında bir zamanların huzurlu kasabası artık herkesin bir şüpheliye ve aynı zamanda kurbana dönüşebileceği korkunç bir kâbusa da uyanmış olur.
Eski meslektaşı art arda işlenen bu tuhaf cinayetleri çözmek için kapısını çaldığında Dave Gurney, ölümün ötesinden öldürme ihtimali olan bir katili avlamak üzere tüm analitik becerilerini kullanmak zorundadır.
“Verdon şaşırtıcı bir olay örgüsü yaratıp onu tatmin edici bir şekilde çözmede hiç bu kadar usta olmamıştı.” Publishers Weekly
“Ona verdiğiniz dikkati ve zamanı sonuna kadar hak eden bir yazar.” Bookreporter.com
Terapi – Pegasus Yayınları
Tespih Ağacının Gölgesinde
Bu ülkede beni korkutan tek şey şu: Devlet bir gün öyle bir canavarlaşacak ki, en küçük bireyler ayaklar altında ezilecek ve artık yaşamanın hiçbir değeri kalmayacak. Şu yorgun dünyamızda Amerika’nın hâlâ tek ve benzersiz yanı, burada bir insanın beyninin götürebildiği yere kadar, istiyorsa da cehennemin dibine gidebilmesi; ancak bu da fazla sürmeyecek.”
Harper Lee, 1960’lara damgasını vuran Pulitzer ödüllü başyapıtı Bülbülü Öldürmek ile okurlarına Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılıktan bir kesit sundu. Neredeyse yarım asır sonra karşımıza çıkan Tespih Ağacının Gölgesinde ile de işin aslını; adaletle adalet, doğruyla doğru arasında fark olduğu gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarptı.
Bülbülü Öldürmek’te hikâyeyi gözünden izlediğimiz çocuk kahraman Scout, yani Jean Louise Finch, artık genç bir kadın. Yıllar sonra ihtiyar babası Atticus’u ziyaret etmek için New York’tan evine dönen Jean Louise, hiç beklemediği bir sürprizle karşılaşıyor: Çocukluğundan beri inandığı ve güvendiği ne varsa, Atticus’un ihanetiyle yerle bir oluyor.
Harper Lee, mizah ve tutku dolu karakteri Scout’ın refakatinde, hiç kaybolmayan, aksine, güçlendikçe güçlenen ırkçılığın, insanın riyakâr doğasının ve gerçeğin hayal kırıklığı yüklü yapısının bir portresini çıkarıyor.
The Adventures Of Sherlock Holmes – İngilizce Klasik Roman
“Circumstantial evidence is a very tricky thing,” answered Holmes thoughtfully. “It may seem to point very straight to one thing, but if you shift your own point of view a little, you may find it pointing in an equally uncompromising manner to something entirely different. It must be confessed, however, that the case looks exceedingly grave against the young man, and it is very possible that he is indeed the culprit. There are several people in the neighbourhood, however, and among them Miss Turner, the daughter of the neighbouring landowner, who believe in his innocence, and who have retained Lestrade, whom you may recollect in connection with the Study in Scarlet, to work out the case in his interest. Lestrade, being rather puzzled, has referred the case to me, and hence it is that two middle aged gentlemen are flying westward at fifty miles an hour instead of quietly digesting their breakfasts at home.”
The Art Of War – İngilizce Klasik Roman
• Hold out baits to entice the enemy. Feign disorder, and crush him.
• If he is secure at all points, be prepared for him. If he is in superior strength, evade him.
• If your opponent is of choleric temper, seek to irritate him. Pretend to be weak, that he may grow arrogant.
• If he is taking his ease, give him no rest. If his forces are united, separate them.
• Attack him where he is unprepared, appear where you are not expected.
• These military devices, leading to victory, must not be divulged beforehand.
The Book Of M Kıyamet Başlıyor – Ciltsiz
Doğaüstü bir felaketin hüküm sürdüğü bir dünyada geçen The Book of M, sevdiklerini kurtarabilmek için her şeyini feda etmek zorunda kalan bir grup insanın etkileyici hikayesini konu ediniyor.
Bir akşamüstü, Hindistan’da akıllara durgunluk veren bir olay yaşanır. Sıradan bir adam gölgesini kaybeder ve bu olay tüm dünyaya yayılmaya başlar.
Gölgelerini kaybedenler yepyeni güçlere kavuşsalar da bunun karşılığında ciddi bir bedel ödemek zorundadırlar: Bütün hatıralarını kaybetmek.
Ory ve karısı Max, ormanın derinliklerinde terk edilmiş bir otele sığınarak şimdiye kadar Unutuş’tan kaçmayı başarmışlardır. Ama bir gün yaşadıkları beklenmedik bir olay, tüm planlarını altüst eder. Ory ve Max’i oldukça tehlikeli bir yolculuk beklemektedir.
Bu kitap büyük bir özenle hazırlanmış, dünyanın sonunu anlatan bir gerilim romanı… Shepherd’ın beklenmedik gelişmelerle okuru şaşırttığı ve anılarımızın ne kadar değerli olduğunu bize ustalıkla anlattığı The Book of M, oldukça çarpıcı ve yaratıcı bir dille yazılmış.
USA Today
The Land Of Lost Gods
The Sign Of Four Sherlock Holmes – İngilizce Klasik Roman
“My mind,” he said, “rebels at stagnation. Give me problems, give me work, give me the most abstruse cryptogram or the most intricate analysis, and I am in my own proper atmosphere. I can dispense then with artificial stimulants. But I abhor the dull routine of existence. I crave for mental exaltation. That is why I have chosen my own particular profession, or rather created it, for I am the only one in the world.”
Theoya Mektuplar
"Geçmişi düşündüğümde hemen hemen yenilmez zorluklarla dolu olan geleceği düşündüğümde, sevmediğim ve kaytarmak istediğim, ya da tabiatımın kötü yanının kaytarmak istediği onca güç çalışmayı düşündüğümde; bana dönük, hep bana bakan gözleri düşündüğümde- başaramazsam suçun nerede, kimde olduğunu bilecekler, bana ufak tefek serzenişlerde bulunmayacaklar, ama doğru ve erdemli olan saf altından olan her konuda denenmiş ve eğitilmiş olduklarından, yalnızca yüzlerindeki anlam neler diyecek bana: Sana yardımcı olduk, sana ışık verdik elimizden gelen her şeyi yaptık senin için, gerçekten dürüst bir çaba gösterdin mi?
Hak ettiğimiz karşılık nerede?" Vincent Van Gogh'un on yedi yıl boyunca, intiharından iki gün önceye dek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar, sanatçının Auvers - Sur Oise'da noktalanan yaşamından ve yaratım sürecinden bir kesiti sunuyor. Yazar Van Gogh Türkçede.
Tipi – Seçme Öyküler Ve Masallar – Hasan Ali Yücel Klasikleri 406
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş’in büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında kendini insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara da verdi. Bu dönemde yazdığı roman ve öykülerinde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurguyla ele aldı. Tipi -Seçme Öyküler ve Masallar- Tolstoy’un yaşam ve eserlerinin farklı dönemlerdeki yansımalarından kronolojik bir seçki niteliği taşımaktadır. Yazarın en ünlü, en beğenilen öykülerinden olan Tipi, Tolstoy eserlerine özgü doğa ve insan tasvirlerindeki ayrıntı ve gerçekliğin belki de doruk noktasıdır. Diğer öykü Luzern ise edebi açıdan olduğu kadar Tolstoy’un dünya görüşünü yansıtması açısından da değerlidir. Toplumsal ve felsefi konularla daha çok ilgilenmeye başladığı dönemlerde yazdığı Irgat Yemelyan ve Boş Davul, Üç Mesel ve Üç Soru eserlerindeyse halk masalları ve kıssalardan esinlenmiştir.
Toktiker Ciltli
Tom Amcanın Kulübesi Yeni Beyaz Kapak
Tom Amca’nın Kulübesi hem dünya edebiyatının klasiklerinden biridir hem de yarattığı toplumsal ve siyasi fırtınalarla ABD tarihine damgasını vurmuş bir romandır. Amerikan toplumunun kölelik konusundaki utanç verici tutumunu acımasızca yargılayan ve siyahların yaşadıkları acıları ayrıntılarıyla gözler önüne seren yapıt 1852’de yayımlandığında büyük tepki almıştı. Amerika’da kölelik kurumunun kaldırılmasında büyük rolü olduğu söylenen bu kitap köleliğin korkunçluğunu, ahlaki ve dinî açıdan yanlışlığını, özgürlüğü elinden alınmış insanın çaresizliğini dile getirir.
Yazıldığı dönemin koşulları içinde değerlendirilmesi gereken romanda yazar, köleliği beyazların sorunu olarak ele almış, kölelerin çektiklerini ön planda tutmuş, Tom Amca başta olmak üzere bütün zencileri ahlaklı, yumuşak huylu, inançla donatılmış kişiler olarak yansıtmıştır.
Toprağın Uyanışı
José Saramago’nun çocukluk deneyimlerinden taşıdığı izlerle tartışmasız en kişisel, en mahrem yapıtı. Hayal dünyasının yatağını oluşturan anıların kök tuttuğu amansız bir coğrafyanın insanlarını anlatıyor. Yirminci yüzyılın başında Portekiz’in güneyindeki Alentejo eyaletinde yaşayan Mau-Tempo ailesinin üç kuşak süren hikâyesi boyunca, hayat mücadelesi veren yoksul ve topraksız köylülerin maruz kaldıkları sömürüye ve uğradıkları onca zulüm ve işkenceye rağmen hiç kaybetmedikleri isyan ve direniş ruhuna tanıklık ediyoruz.
Saramago’nun deyimiyle “yaşam karşısında takınılan doğal ağırbaşlılık” Alentejo’nun uçsuz bucaksız düzlüklerindeki çetin koşullar içinde başlı başına bir erdeme dönüşüyor.
Toprak Ana
Cengiz Aytmatov, Toprak Ana romanında erkekleri askere alınan bozkırın ortasındaki bir Kırgız köyünde geride kalanların çektiği sıkıntıları anlatıyor. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, anaların evlatlarını bir bir askere göndermesi, ayrılıklar, gözyaşları... Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş. Cengiz Aytmatov, o her zamanki berrak ve akıcı üslûbuyla bizleri, adeta insanları öğütür gibi harcayan savaş düzeneğinin yarattığı trajedilerle sarsıyor.
Travma
Trendeki Kız
Tünelden Önceki Beyaz Ev
Turgenyev İlk Aşk
Aşk…
Fakat daima ilk aşk. Bir ateş yalımı bir güneş çalımı gibi ilk aşk…
İlk olanın unutulmaz hatırası…
İşte güzeller güzeli Zinaida’ya âşık gencecik bir delikanlı Vladimir Petroviç…
Kalbindeki ilk kıpırtıda, yaşadığı ilk heyecanda, garip ve alışılmadık hislere dalmış. Ne var ki engellerle çevrilidir her aşk. Onun da karşılaştığı kişi: babası. İlk aşkı aynı zamanda bir ilk hayal kırıklığına dönüşüveriyor birden. Kendisinden büyük bir kadına âşık olmuş henüz on altı yaşında bir genç neler hisseder? Neler için endişelenir? Bizleri bu “trajik” hikâyenin bir parçası haline getiriyor Turgenyev.
Vladimir Petroviç ile beraber Zinaida’yı düşünürken buluyoruz kendimizi. Sevinçle ümitsizlik, aşkla kıskançlık peşini bırakmıyor Petroviç’in.
Rus edebiyatının ve romantizm akımının en önemli örneklerinden, yazarın baş eserlerinden biri olan İlk Aşk, orijinal dilinden Türkçeye özenli bir çeviri ile…
Turna Teleği
Eğitimci, yazar Mehmet Ali Öksüz, ilk romanında, bilinmez bir coğrafyada var olmaya çalışan bir gencin masalsı hikâyesini anlatıyor. Hayatın kötü sürprizlerine ve zorlu kışın götürdüklerine, doğanın ve sözcüklerin tılsımıyla tutunmayı başaran çocuğun umut dolu hikâyesini yalın bir dille işliyor, okurda güçlü bir edebi tat bırakıyor. Özlemin, yalnızlığın, büyüme sancılarının yarattığı kara bulutları, bir turnanın kanadındaki sevgi ve iyilik dağıtıyor.
Bahrata'nın ulu dağlarının yamacındaki bir köyde yaşayan Ati, uzaklara giden babasının, sonra da kardeşlerini de alıp evi terk eden annesinin ardından yapayalnız kalır. Görkemli doğaya ve bilge İnşu Ana'nın masallarına sığınır. Tıpkı kendisi gibi, sürüsünden ayrı düşen yaralı bir yavru turnayı sahiplenir. İyileştirmeye çalıştığı turnanın, sonraki göç mevsimine kadar kanatlanmasını hayal eder. Baharın gelişi, hem Ati'nin hem de turnanın ailelerine kavuşmalarını sağlayacak mıdır?..
Tutkular Keder Oldu
Tuvaldeki Yaralar
Kusursuz olmayan bir dünyada yaşıyor olabilirdi ama bu, onun aşkının kusurlu olduğu anlamına gelmezdi.
Neva Altaj’ın çıkış romanı olan Tuvaldeki Yaralar, okurlarını kusurlu bir dünyada var olma mücadelesi veren
iki kişinin, aksiyon ve romantizm dolu aşkını okumaya davet ediyor!
Nina
O, çekici, büyüleyici ve baştan çıkarıcı biri,
Ve aynı zamanda soğukkanlı bir katil.
Yine de bu göz korkutucu adamla, Rus mafyasının Pakhan’ıyla evlendim.
Buna mecbur kaldım. Anlaşmanın parçasıydı.
Şimdiyse korkuyla titrerken,
Mutlu bir evliliğim varmış gibi rol yapıyorum.
Ve bu acımasız adamın pençelerinden kurtulmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Roman
İstediğim her şeyi elde ederim.
Ve bu kusursuzca kusurlu küçük manipülasyon ustasını istiyorum.
İnsanları, bana deli gibi âşık olduğuna inandırmak için kandırma şekli,
Sadece onu daha çok istememi sağlıyor.
Henüz kendisi bilmiyor.
Ama gitmesine izin vermeyeceğim.
Anlaşma iptal.
Üç Deniz Ötesi
Üç Kırık Dal
“İçinde biriktirirsin bazen. Sonra katmer katmer üstüne yığılır biriktirdiklerin. Taşıyamaz hale gelirsin. Hele bir hücrede tek başınaysan, esirsen… Ya seni yer bitirir içindekiler ya da dökersin onları, eyleyerek, söyleyerek. Elinizdeki romanda da böylesi bir iç dökmenin sesi tınlıyor.
Bu kitabın en önemli özelliği yazılmış olmasıdır. Kendini toplumsal ve bireysel dertlerin dermanına adayan bir yiğit insanın, sıkıştırılmaya çalışıldığı iki metrekarelik bir zindan hücresine sığmamış olmasıdır. O hücreden taşanların, bütün engellere rağmen halkıyla buluşmuş olmasıdır. E, daha ne olsun? Kitabın ilk sayfasını açın, İdris kolunuza girecek ve sizi Diyarbekir'in surlarında, küçelerinde, sevdalarında ve kavgalarında eşsiz bir yolculuğa çıkaracaktır.
Gül ve Ciwan’ın aşkları ile Cengo’nun iç alemindeki çatışma gerçek bir savaşın acılı coğrafyasında iç içe geçerken, özlü bir sorgulamayı da ihmal etmeyen bu hikayeden hepimize mesaj var.
Eline, yüreğine sağlık kardeşim, arkadaşım, yoldaşım.”
Selahattin Demirtaş
“Galipler ile mağluplardan bahseden resmi tarih; dipte, derinde filizlenen direnme ve dayanışma gücünü ıskalar. İdris Baluken, bu romanında, üç yoldaşın öyküleri aracılığıyla işte bu direnme ve dayanışmanın bir yaşam tarzı olarak çiçeklendiğini duyuruyor bize. Aşksa olmazsa olmazıdır bu yaşamın. Keje Ana’yı ise hiç unutamayacağım galiba.” ?
Ahmet Telli
Üç Kız Kardeş
İyi bir insan olmak, çocuğunun bahçesine diktiği bir ağaç mıdır?Mutlu son dedikleri, yaşarken görsek de, diktiğimiz o ağacın bizden sonrakilere kalan meyvesi mi?
Bir zamanlar, bir ülkenin en güzel denizine bakan bir evde üç kız kardeş yaşardı. İsimleri Türkan, Dönüş ve Derya idi. Babaları Sadık Bey ve anneleri Nesrin Hanım’la birlikte geceleri kucak kucağa oturur, gelecekte onları bekleyen şahane yılların hayallerini kurarlardı.
Türkan, Dönüş ve Derya’nın, Ayvalık’ın çam kokulu sokaklarında geçen masal gibi çocukluğu, onları yetişkin dünyasının acımasızlığına hazırlamamıştı belki. Hiçbir hayatın, hiçbir seçimin göründüğü kadar kolay olmadığını, bazen en büyük, en akla gelmeyecek sırların en güvendiklerimizin kalbinde saklandığını, en korkulacak hastalıkların gün gelip geçmişi derleyip toplayabileceğini anlamak zaman istiyordu.
Ve zamanın ilaç olmadığı bir yara var mıydı dünyada?
Ayvalık’ın denize uzanan taş sokaklarından, nice yaşamlar görüp geçirmiş zeytin ağaçlarından, hayatın kaynağından akan suyundan, eski evlerinden doğmuş bir aile hikayesi Üç Kız Kardeş. Bir mutsuzluk hikayesi değil; neşeli günleri yad ede ede iyiliğe dönüşün hikayesi. İyileşmenin yolculuğu…
Üç Kral
Çağdaş Çin edebiyatının yaşayan ustalarından A Cheng’in “Satranç Kralı”, “Ağaç Kralı” ve “Çocuk Kralı” başlıklı üç uzun öyküsünden oluşuyor Üç Kral. Nobel ödüllü yazar Mo Yan’in açıkça “o benim idolüm” sözleriyle selamladığı Cheng bu üç öyküsünde okuru devrim yıllarına götürüyor.
Mao’nun gerçekleştirdiği büyük devrimden kısa süre sonra, Çin’de de tıpkı başka ülkelerdekine benzer “mektepten memlekete” hareketi gerçekleştirilmiş ve Çinlilerin “Eğitimli Gençler” adını verdikleri lise seviyesine kadar eğitim almış gençler, yeni idealleri gerçekleştirmek ve çağdaş Çin’i inşa etmek üzere kırsal bölgelere giderler. Görevleri bellidir, köylülerle beraber dağda veya tarlada çalışan Eğitimli Gençler aynı zamanda onlara yeni Çin devletinin ideallerini öğretecekler ve bulundukları bölgeleri bayındır hale getireceklerdir. Tabii kadim kültürle yetişmiş halk da Eğitimli Gençler’e yeni şeyleri öğretmekten geri durmayacaktır…
Bizzat kendisi de Eğitimli Gençler arasında bulunan ve Çin’in farklı kırsal bölgelerinde görev alan A Cheng, Üç Kral isimli kitabında birinci elden tanıklıklarını üç olağanüstü öyküyle aktarıyor. Çağdaş ile gelenekselin, mistik ile bilimselin, hayal ile rasyonelin bir araya geldiğinde yaratacağı kamaşmayı tüm çıplaklığıyla yazıya dökerken, Çinli yazarların ona neden “usta” dediklerini gözler önüne seriyor.
“Hiçbir eserim A Cheng’in ‘Satranç Kralı’ adlı öyküsüyle kıyaslanamaz bile.”
Mo Yan
Üç Ölüm
Üç Silahşörler Çocuk Klasik
Yıl 1625. Genç D'Artagnan, babasının yönlendirmesiyle silahşör olabilmek ve kralın hizmetine girebilmek için Paris'e gelir. Yolda bazı talihsizlikler yaşamasına rağmen, kralın silahşörlerinin komutanı Bay de Treville'i bulur. Bu arada üç silahşörler Athos, Aramis ve Porthos ile bir dizi yanlış anlaşılmalar yüzünden aynı gün, aynı saate üç ayrı düelloya davet edilir. Tam düello başlarken, Komutan de Treville'nin rakibi Kardinal Richelieu'nün silahşörlerinin saldırısına uğrayınca, D'Artagnan, üç silahşörlerin yanında yer alır ve onlarla güç birliği yapar. Böylece aralarında sarsılmaz bir dostluk başlar. Üç arkadaş ve D'Artagnan artık hep birliktedir.