Uçurtma Avcısı
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkarının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...
Ulak 1 Çelik Hilalin Gölgesinde
Nuri, henüz daha on iki yaşında bir çocuk. Kahraman bir şehidin oğlu, eski bir savaşçının torunu. Büyüyor Nuri; yalnızlığıyla, hayalleriyle, gerçeklerin acımasızlığıyla büyüyor…
Ve bir gün…
"Çelik Hilal" namlı teşkilatın efsaneleri dilden dile dolaşan reisi Vehimi Orhun Çelebi ile karşılaşır Nuri. Bu, hayatının geri kalanını sonsuza dek etkileyecek bir tanışmadır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır…
Ulak serisinin ilk kitabı olan Çelik Hilal’in Gölgesinde ile devlerin savaşındaki bir çocuğun hikâyesine merakla katılacak, birbirinden heyecanlı maceralarına ortak olacaksınız.
Umudun Beşinci Mevsimi
Unutamadım
“Birlikte ayaktayız, ayrılınca yıkılırız.”
“Bak buraya bir dokunuş bırakıyorum” demiştim elimi kalbine götürüp. “Buraya başka kimsenin bırakamayacağı saflıkta, hayalimin de ötesinde berrak sudan çıkmış, içi sadece sevgi dolu bir dokunuş bırakıyorum. Kimsenin bilmediği, kimsenin duymadığı, sadece sana ait, yüreğimden sana kaçmış haylaz ama sevimli bir dokunuş. Gittiğin her yerde yanında olacak bir dokunuş, bir mühür bırakıyorum sana. Sen ve ben bileceğiz bunu ve asla unutmayacağız. Unutursak kaybederiz…”
Unutamadım, bir yanlışın romanı. Bir kaçışın, bir vazgeçişin, ama aynı zamanda kaçamayışın romanı. Umudun en dibe vurduğu anda hayatın kulağa fısıldadığı güzel günlerin romanı. Aşkın yüzeysel ele alınmadığı, hayata dair olandan bağımsız tutulmadığı bir roman. İçimizi güzellikle dolduran aşk kadar, o aşkın bir köşe başında uğradığı tecavüzlerin, yanı başında patlayan bombaların, gözünün önünde tekmelenen çocukların, en değerlileri için kendinden vazgeçmiş ve fakat bir hastane köşesinde dalgın gözlerle ölümü beklerken bile aşkından vazgeçmemiş olanların romanı... Bazen kocaman bir hiç’in, bazense hayatı anlamlı kılan her şeyin romanı.
Unutamadım, umutsuzluğun, Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandığı ama sonunda bir çırpıda yere çalındığı, umudun galip geldiği sarsıcı ve sahici bir roman.
“Unutamayanlara” ve “unutmaya karşı direnenlere” bir armağan...
Unutmak
Unutulmuş Kuşlar Göğü – 1 Ciltli
Evera Alfen ya da yalnızca Era.
Bu genç kızın yaşadığı toprakların yer aldığı Yuva’da kurallar basittir:
Ormana adım atma.
Sınırları sakın geçme.
Öncü’ye bağlı kal.
Ve son kural: Asla yalan söyleme.
Halkı gibi o da kurallara sadık kalır. Ta ki bir gece cani bir ok kardeşinin göğsüne saplanıp onu hayattan koparana dek. Evera Alfen, yıllardır bağlı kaldığı kuralları kanlı bir intikam uğruna hiçe sayar: O katili bulacaktır.
Ormanın dışına, gidilmesi yasaklanan Vahşiler’e kaçar. Geri dönüşü olmayan bu yolda kardeşinin ona emanet ettiği kuşların kanat seslerini kalbinin derinliklerinde duyar.
Ve sonra göğe bakar.
O ilk başkaldırandır.
Mavi Gece; Rüzgârı Sesi ve Operatöre Bağlanıyorsunuz serilerinin yazarı K. Kübra Berk’ten okurları kuşların ve gökyüzünün fantastik sesini duymaya davet eden yepyeni bir roman daha: Unutulmuş Kuşlar Göğü…
"Kuşlar da uçmayı böyle öğrenirler, demişti hıçkırıklarımın arasında. Defalarca düşmezlerse kanatlarını keşfedemezler."
Unutursun
Bütün hayatlar birbirine çıkar. Büyük bir şehrin kimi sahile kimi yokuşa çıkan yolları gibidir ömürler. Bizi birbirimize düğümleyen yollar, derken tam da bunu söyler Gavras Bey. Göçler, idamlar, istifalar, muhtıralar, öğrenci olayları, uçak kazaları, tanklar, yanılgılar, fedakârlıklar ve şarkılar içinde geçen bir yüzyılın Türkiyesi’nde, bir göçe direnen köklerin, ayrılığın, yoksulluğun, ölümün, direncin hikâyesini hatırlatıyor Unutursun. Hacı Gavras Karamanlı, Unutursun’un en uzun yaşayan kahramanı. Hayatının tüm dönemeçleri Bir Cihan Kafes’ten tanıdığımız ve hikâyeleri henüz bitmemiş bir ailenin üç kuşak kadınına çıkıyor. Birlikte geçirdikleri bir ömür içinde birbirleriyle kucaklaşamamış Samire, Yaşar ve Lorin’i ölümüyle kavuşturan bu yabancı kim?
Unutursun, aşk için giden, kalan ve ölenin hikâyesi biraz da...
İstanbul’un son gayrimüslimleri, esnaf dostları Aşkale’ye gitmesin diye vergi borcunu ödemek için para toplayan Müslüman komşular, asılan bir başvekilin güçlü karısı, müge çiçekleriyle bezeli altmışlı yılların Ankarası’nı yasa boğan uçak kazası, savaşlardan sağ çıkmış sıhhiyecilerin yorgunluğu, Kapadokya’nın yer altı kentleri, karlı Berlin, ana kucağı Ihlara, tangolar, ağıtlar ve elbette bir esinti gibi geçip giden Nariye’nin şarkısı... Hepsi birer yağmur damlası bu hikâyede. Hasan Dağı’nın ardında yaşananlar unutulmasın diye.
Kimi bir madalya gibi taşır yara izini... Kimi de teninde yeni yaralar açarsa, eskisini unutup herkese unutturabileceğini düşünür. Oysa zaman her işi tek hamlede yapabilen büyük bir kahraman.
Ve hepimizin kalbinde kapağı ölene dek açık kalan bir “unutma! Defteri” var.
Üstüme Kar Yağıyor
Ütopya
Utz
“Savaşlar, soykırımlar ve devrimler,” derdi Utz sık sık, “koleksiyonculara mükemmel imkânlar sunar.”
Varlıklı bir aileden gelen Alman asıllı Kaspar Joachim Utz, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Prag’a kaçan bir Meissen porseleni koleksiyoncusudur ve iki odalı dairesinde binden fazla parçadan oluşan değerli hazinesiyle ikamet etmektedir. Fakat Stalin döneminde koruyup genişlettiği koleksiyonu, rejim tarafından devlet müzelerine aktarılmak istenir. Ölümüne dek hazinesine dokunulmaması konusunda yetkililerle uzlaşan Utz, her yıl ülkeden bir kez ayrılmasına müsaade edilmesine ve her seferinde kaçıp gitmeyi düşünmesine rağmen, porselenlerini yanında götürmesine izin verilmediği için geri döner ve bu yüzden ömrünün sonuna dek hem komünist devletin hem de koleksiyonunun tutsağı olarak yaşar.
Bir yanda esrarengiz başkarakteri ve Prag’ın hafif mistik, gerçeküstü atmosferi, diğer yanda siyasi gerilimler karşısındaki bireyselliği ve sanatta güvence arayışını anlatan hikâyesiyle Utz, İngiliz yazar Bruce Chatwin’in en iyi eserlerinden biri.
“Chatwin hikâyesini anlatırken tek bir kelimeyi bile boşa harcamıyor. Her cümle mikroskobik bir özenle şekillendirilmiş, parlatılmış ve yerine oturtulmuş.”
Daily Telegraph
Uyku Şehir
Uykusuzluk – İnsomnia
STEPHEN KING’IN UZUN YILLARDIR BASKISI OLMAYAN MUHTEŞEM ROMANI
Ralph Roberts, emeklilik günlerinde eşinin yasını tutarak uzun, uykusuz geceler geçirecegini bir kez olsun düşünmemişti. Ama şimdi sevgili Carolyn'ını kaybetmiş, günden geceye, her geçen dakika daha da erken uyanmaya başlamış ve sonunda uykusuzluğun kendisini tamamen esir aldığı o tedirgin edici anlara gömülmüştü…
Uykusuz geçen gecelerde yaptığı yürüyüşler sırasında bir şeylerin ters gittiğini fark eden Ralph, halüsinasyon olmasından şüphe ettiği birtakım tuhaflıklar görmeye başlar; bazı insanların başlarından yükselen ipler, karanlık çökünce şehirde dolasan iki küçük adam ve diğerleri…
Ancak Ralph’in tanık oldukları uykusuzluğun getirdiği halüsinasyonlardan çok daha fazlasıydı. Gerçekte Derry’de habis ruhlar kol geziyor, şehrin sıradan görüntüsünün altında dehşet verici güçler kuytularda saklanıyordu.
Artık Ralph’in en büyük sorunu uykusuzluk değildi; şehir boğazına kadar ölümün soğuk karanlığına gömülmüştü.
Romanlarını Maine’de kurgulamayı seven Stephen King, Uykusuzluk’ta bir kez daha buraya dönüyor. Yazarın iliklere işleyen bir gerçekçilikle doğaüstü korku unsurlarını bulusturduğu bu şaheserini elinizden bırakamayacaksınız.
Uysal Kız
Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları – Ateş
Mardin’de, nedeni bilinmeyen bir yangında Gazeteci Defne Kaman, yanında bir çocukla kaybolur.
Onu aramak için Mardin’e gelen Umay Ninesi ve dostları, Defne Kaman’ın öksüz sığınmacı çocuklara öğretmenlik yaptığı için bir süredir tehdit edildiğini öğrenirler.
Sınır Tanımayan Doktorlar, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve Mardinlilerin katıldığı zorlu arama macerası, bu eşsiz şehirde her adımda karşılarına çıkan Mezopotamya (Mitleri) Efsaneleri eşliğinde, Türkiye’de binlerce yıldır yaşamış insanları birbirine bağlayan hikâyeleri hatırlamalarına yol açacaktır.
Buket Uzuner, 21. yüzyılın önemli sorunu iklim değişikliğini merkeze aldığı “Tabiat Dörtlemesi”nin ATEŞ romanında, kadim geleneklerimizde şimdi unutulmuş ‘tabiata saygılı insan’ modelini günümüze taşıyarak modern bir Türkiye Mitolojisi kuruyor.
Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Su
Buket Uzuner’in, bugün Anadolu’da yaşayan her kültürü derinden etkilemiş kadim Kamanlık (Şamanizm) geleneğinin dört unsuru olan Su, Toprak, Hava, Ateş’ten ilham alarak yazdığı yeni romanı Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları dörtlemesinin ilk kitabı ‘Su’ 8.baskısında!..
Gazeteci Defne Kaman bir yaz akşamı bindiği vapurda arkasında hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Onu aramakla görevli Komiser Ali Ümit ile arkadaşı Sahaf Semahat kendilerini aniden tuhaf olaylar ve esrarengiz semboller arasında bulurlar. Bir yandan kendi hayatlarını sakatlayan yasak ve tabulara rağmen ayakta kalmaya çalışırken, kayıp gazeteci Defne Kaman’ın peşinde nefes nefese bir maceraya sürüklenirler.
Buket Uzuner, SU romanında bütün canlı varlıkları eşit değerde kabul ederek doğayı ve yaşamı kutsayan kadim Türk geleneği Kamanlık’a (Şamanlık) selam ederken, okurları hem eko-feminist bir okumaya, hem de 1000 yıl önce Uygur harfleriyle ön-Türkçe yazılmış olduğu düşünülen (Mutluluk Bilgisi) Kutadgu Bilig Şifresi ile zihin oyunlarına davet ediyor.
Uyumsuz Defne Kamanın Maceraları Toprak
‘Çorum’da Hitit dönemine ait büyük bir tarihi eser hırsızlığını araştıran gazeteci Defne Kaman ortadan kaybolur. Gazeteci kadının en son görüldüğü antik Hitit kalıntısı Yazılıkaya’da ortaya çıkan geyiğin nöbet tutması, bir efsane gibi Çorum’da kulaktan kulağa yayılmaya başlar.
Olayın büyümesi üzerine, Defne Kaman’ı canlı bulmak için şehrin valisi, emniyet müdürü ve Türkiye’nin ilk eko-hacktivisti olduğunu iddia eden Karaca canla başla çalışmaya başlar. Bu sırada sosyal medyada #defnekamannerede etiketiyle birleşen gençler eylem yapmak için Çorum’a yola çıkarlar.
Toprak, okuru bir yandan kayıp bir gazetecinin izinde Anadolu’da, sürükleyici bir maceraya davet ederken, kadim Kamanlık (Şaman) geleneğimizin Toprak Etiği ve Hakkına saygı gösterdiğini hatırlamamız için psiko-mitolojik bellek arayışını da sürdürüyor.
Türk mitolojisinde temsil edildiği ‘alt dünya’ söylenceleri ve gezegenimizin ana rahmi; tohumdan-insana bütün canların yuvası olan Toprak, bu romanda okura ekolojik bir alt metin okuması da sunuyor.
“Buket Uzuner, Türk Şamanizmi’ni evrensel değerlerle bugüne aktarmakta büyük başarı kazanıyor. (Tabiat Dörtlemesi) Buket Uzuner yaratıcılığının en güzel simgelerinden…”
- Talat S. Halman
Uyumsuz Defne Kamanın Maceraları- Hava
Gazeteci Defne Kaman hakkında ‘Neden Nükleer Enerji Değil?” yazısı nedeniyle soruşturma açılmıştır. Duruşmanın yapıldığı Kayseri’de Defne Kaman’a Türkiye’nin önemli çevre hukukçuları, gazeteciler, çevre ve hayvan hakları aktivistleri, STK temsilcileri destek vermektedir.
Kayseri’ye 13. yüzyılda hastaları müzikle tedavi eden bir şifahâne ve dünyanın ilk tıp okullarından birini yaptırtan Selçuklu kadın sultanı Gevher Nesibe’nin şehrin merkezindeki büstü gazeteci Defne Kaman şehre geldiği gün gizemli bir şekilde kaybolur. Duruşma sabahı yaşanan bir sürpriz gelişme sonrası bu kez Defne Kaman ortadan kaybolur. Gazeteci kadının Kapadokya’da bir sıcak hava balonunda görüldüğü haberi üzerine tüm dostları onu aramaya giderler.
Buket Uzuner, iklim değişikliğinin neden olduğu tabiat felaketlerinin sürdürülebilir temiz enerji çözümleriyle engelleneceğini savunan, hayvan, çocuk, kadın ve çevre hakları destekçisi kadın gazeteci Defne Kaman karakteriyle edebiyata bir iz düşüyor. Yazar, okuru binlerce yıllık kadim Kam geleneğimizin insanı tabiattaki tüm diğer canlılarla eşit kabul eden özünü hatırlamaya davet ediyor.
“Hava, Buket Uzuner’den biyotik dengeleri bozulan gezegenimizde nefesimize nefes katacak çarpıcı bir iklim-kurgu romanı.”
Serpil Oppermann
EASLCE Başkanı (Avrupa Edebiyat, Kültür ve Çevre Çalışmaları Derneği)
“Buket Uzuner, [Tabiat Dörtlemesi] romanlarında bir eko-şaman gibi, Anadolu kültürü, mitoloji ve tarihten yararlanıp, günlük varoluşumuzla çevremizdeki dünyayı algılayışımız konusunda yüzleşmek için bir keşfe çıkıyor.”
Pınar Batur, Vassar College, USA
Ufuk Özdağ, Hacettepe Üniversitesi
Uzak Dünyalar
Editörlüğünü Semih Gümüş'ün üstlendiği Köprü Kitaplar koleksiyonunun 29. kitabını, çağdaş edebiyatımızın ödüllü yazarlarından Doğu Yücel yazdı. Hayat dolu bir grup gencin, bir yabancıyla karşılaşma serüvenini anlatan roman, dünyayla ve birbirimizle kurduğumuz bağların derinliğini düşündürüyor. Başka türlü bir iletişimin olanağını, arkadaşlığın, sevginin ve paylaşmanın yaşamı anlamlandıran gücünü duyumsatıyor. Doğu Yücel'in güçlü anlatımı ve ironik üslubuyla "uyanıkken düş gördüren" ilişkilerin ve mucizelerin sınırlarında dolanıyor.
Merhaba Yabancı!.. İşte şaşırtıcı maceramız böyle başlıyor. Gökten düşen bu yabancı da neyin nesi? Kahramanlarımız onu tanımak için can atıyor, ama yapmaları gereken başka şeyler de var. Bir zorbaya kafa tutmak, koylarını kurtarmak, sevdiklerine açılmak gibi! Çözmeleri gereken kozmik mesaj da cabası. Acaba tüm bunların altından kalkabilecekler mi?..
Uzak Umutlar Şehri
Uzakların Çağrısı
Uzayda Bir Mahalle
Vadideki Zambak – Bilgi Yayınevi
…gerçek aşk sonsuzdur, sınırsızdır, daima olduğu gibidir, eşittir ve saftır, aşırı gösterilere gerek duymaz…
Fransız edebiyatının kült eserlerinden biri olan Vadideki Zambak, Balzac’ın, İnsanlık Komedyası eserinin “Kır Hayatından Sahneler” bölümündeki romanlarından biridir. Felix de Vandenesse’yle Henriette de Mortsauf arasındaki aşkı anlatan roman, arka planında 19. yüzyıl Fransa’sının toplumsal yapısını da irdeliyor. Bu eserinde Balzac, muazzam betimlemeleri ve şiirsel üslubuyla bizleri edebi lezzetin doruklarına çıkarıyor.
Vadideki Zambak’ı Şirin Erkan Leitao’nun onlarca dipnotla zenginleştirdiği özenli çevirisi, detaylı önsözü ve Balzac Müzesi’nin özel izniyle yer verdiğimiz gravürler ve fotoğraflarla sunuyoruz.
Vadideki Zambak – Can Yayınları
Vadideki Zambak, olağanüstü gözlem yeteneği ve insan doğasını derinden kavrayışıyla klasik roman türünün tartışmasız en önemli ustalarından biri olarak kabul edilen Honoré de Balzac’ın, “İnsanlık Komedyası” adlı anıtsal yapıtının “Taşra Yaşamından Sahneler” başlığı altında yer alan en önemli, en ünlü kitaplarından biridir.
Dünya edebiyatının en hüzünlü ve ihtişamlı aşk öykülerinden biri kabul edilen yapıt, Fransız Devrimi sonrasında şekillenen toplumsal ve siyasal hayatı ustaca yansıtmasıyla da başka bir derinlik kazanır.
“Müthiş bir edebiyatın hazzına varabileceğiniz en önemli eserlerden biri; Balzac’ın tüm eserlerinde olduğu gibi.”
Marcel Proust
Vahiyci
Dağlar tehlikeli sırlara ev sahipliği yapar…
Henüz dokuz yaşındayken annesini kaybeden Stella, Cades Cove’da yaşayan büyükannesi Motty’nin bakımına bırakılır. Oysa bu yeni ve ücra diyarda onu bekleyen tek şey huysuz büyükannesi değildir. Artık Stella’nın, ailesi tarafından nesiller boyunca sır gibi saklanan dağın gizemli tanrısıyla karşılaşma vakti gelmiştir. Ya yazgısına boyun eğip ataları gibi bir Vahiyci olacak ya da dinden çıkmayı göze alarak Dağdaki Tanrı’ya meydan okuyacaktır. Ancak hiçbir seçenek kefaretsiz değildir.
Daryl Gregory’nin çağlara yayılan rahatsız edici romanı Vahiyci, genç bir kızın hem gömülü geçmişiyle hem de ailesinin yıkıcı inancıyla hesaplaşma hikâyesi…
“Zeki, orijinal ve cehennem kadar korkutucu.”
– Kirkus Reviews
“Vahiyci, gotik korku geleneğinin taze ve rahatsız edici örneklerinden.”
– New York Times
“Sürükleyici bir tarihi korku hikâyesi. Yazar Gregory, çarpıcı edebi maharetiyle gerilimi daha da tırmandırıyor.”
– Publishers Weekly
Vahşetin Çağrısı – Bilgi Yayınevi
Jack London’ın romanları ve inişli çıkışlı özel yaşamı, büyük teknolojik ve tarihi değişimlerin heyecanıyla dolup taşan yirminci yüzyılın zorlu ilk yıllarında Amerika’nın umutlarını, hayal kırıklıklarını ve ideallerini ayna gibi yansıtır. Yazarın maceraperest ruhu, yaşama ve coşkuya duyduğu tutku ve araştırmacı zihni onu Klondike’tan Güney Denizlerine kadar uzanan zorlu bir yolculuğa çıkmaya sevk etmiştir. Bu yolculuklarda edindiği deneyimler ve Darwin, Spencer, Marx gibi düşünürlerin teorilerine duyduğu hayranlıktan aldığı ilhamla yazdığı romanlar sayesinde Amerika’nın en popüler yazarlarından biri haline gelmiştir.
İlk kez 1903 yılında yayımlanan ve London’ın en büyük eseri olarak değerlendirilen Vahşetin Çağrısı, Klondike Altına Hücum sırasında kendini Kanada’nın bakir doğasında bulan cesur bir köpeği ve insanların dünyasında kalmak ile doğaya dönmek arasında yapmak zorunda kaldığı seçimi anlatır.
Vahşetin Çağrısı Yeni Beyaz Kapak
Amerikan edebiyatının büyük ustalarından Jack London’ın unutulmaz romanı Vahşetin Çağrısı hemen hemen tüm dillere çevrilmiş, gerçek anlamda bir klasik niteliği kazanmıştır.
Dünya edebiyatında kendi kendini yetiştiren yazarların en yetkin örneklerinden biri olan Jack London, en güçlü ve etkileyici yapıtlarından biri sayılan Vahşetin Çağrısı’nda, kızağa koşulan bir kurt köpeğinin amansız yaşam savaşını anlatır. Alaska’nın yabanıl ortamında yaşayan insanların acımasızlığından payına düşeni alan Buck, ayakta kalabilmek için inanılmaz bir savaş verecek, giderek yabanın çekiciliğine kapılarak özgür seçimini yapacaktır.
Ne ki, Buck’ın bir köpek olduğunu bilmesek, onun başından geçenleri bir insanın zorluklarla dolu yaşamöyküsü olarak da okuyabiliriz. London, bir köpeğin öyküsünün ardında, insanlık durumunun ürkütücü bir panoramasını önümüze serer.
Vanya Dayı – Modern Klasikler 35
Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönu¨ştu¨. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömu¨lmu¨ş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömru¨ne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu mu¨phemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler su¨ru¨p giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. Vanya Dayı kayıp zamana, gerçekleşmeyen umutlara, boşa harcanan hayatlara ve imkânsız aşklara adanmıştır.
Varislerin Oyunu Ciltli
Yirmi dört krallık arasında bölünmüş ve düzensiz bir şekilde yönetilen Wisteria Diyarı…
Savaş, açlık ve suçlarla dolu bir dünya…
Krallıklar arasındaki savaşın kurbanlarından biri olan Irithel, küçük yaşta hem annesini hem de abisini kaybetmiştir ve çektiği acıların intikamını almak için kendini yıllarca eğitip usta bir dövüşçü haline gelmiştir.
Yıllar süren hazırlığın ardından Irithel’in planı basittir: Yirmi dört krallıktan yirmi dört vârisin eğitim gördüğü Kraliyet Okuluna sızacak, ailesini ondan alan krallığın karşısında duracaktır.
Her şey yolunda giderken Irithel’in planları, okuldaki gizemli bir katil tarafından bozulur. Beraber kapana kısıldığı yirmi dört vâristen biri, onları teker teker öldürmeye karar vermiştir ve bunu bir oyun haline getirerek art arda suikastlara imza atar.
Oyundan kurtulmanın tek yolu ise bu oyunu kuran suikastçının kim olduğunu bulmaktır.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.
Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular.
Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.
Vassaf Bey – Yapı Kredi Yayınları
Esendal’ın Vassaf Bey romanı zaman, mekân ve bazı kişileri bakımından Ayaşlı ile Kiracıları romanıyla uyuştuğu kadar öykülerindeki kadın-erkek ilişkilerinin tüm karakteristik özelliklerini de taşır. Esendal, 1930’lar Ankarası’nın bir görünümünü sunarken, basit günlük yaşam içerisinde genç kızlar için evliliğin önemini, evlilikte ne bulduklarını anlatmakta; küçük burjuva bireylerin aile ve evlilik ilişkilerindeki ahlaksal değer yargılarındaki çelişkileri ele almakta; Batı kültürüyle geleneksel değerlerin çatışmasını sergilemektedir. Yine 1930’larda yayımlanan “küçük roman” niteliğindeki “Saide”de olsun, kısa öykülerinden “Genç Kızla Yaşlı Adam”da olsun, gönül ilişkileri, ev-aile kurma istekleri anlatılırken dönemin toplumsal, kültürel, ekonomik koşulları, farklı evlilik anlayışları her yönüyle yansıtılmaktadır. Esendal, sevgi arayışının getirdiği gönül kırıklıklarını kolayca bir tiyatro sahnesinde yankılanacak canlı diyaloglarla, tüm renkleriyle veriyor.
“Ben yaşlı kocaya varırım ama, düzülü koşulu bir evim olur. Sen Vassaf Bey’in evini gördün mü? Kuş yuvası gibi
Vatan Millet Samatya
“Böyle güzel yalan söylemeyi annemden öğrendim.”
Aile bağlarını sevgiyle değil zaaflarla kuran üç kuşağın, dönüşen İstanbul’la birlikte yeniden biçimlenen hikâyesi. Sevilmek isteyen kızların tetikte büyümelerinin, baskı altında yaşayan kadın ve erkeklerin hayatta kalmak için başvurduğu farklı çözümlerin çarpıcı panoraması.
İstanbul’a caddeler üzerinden damga vurmak isteyenlere, aynı caddelerden can havliyle geçenlerin gözünden bir bakış…
Unutulmaz karakterlerin yaratıcısı Seray Şahiner’den güçlü ve iz bırakacak bir roman. Zor hayatların coşkulu ve ironik bir metne dönüştüğü benzersiz bir kitap.
Zengin ne demek? Biri seni kıskanıyorsa zenginsin. İnsan kaç parası olursa zengin olur bilmiyorum ama biz paramız varken bile zengin değildik.
Vaveyla 1 – Sönmüş Aldebaran
Kader kan kaybetmeye başladığında, bunun sebebi ölümün yeni bir roman yazmak için kaderin kanını kullanmasıydı. Lavin, hayatının son sayfasında olduğunu hissediyordu. Fakat son sayfanın onu yeni bir romanın başlangıcına götüreceğinden bihaberdi. Kardelen’in, ardında soru işaretleri bırakan ölümüyle, Lavin de Kardelen’in abisi Kartal da bir kumar masasına oturdular. Zaten her şeylerini kaybetmişlerdi, daha fazla kaybedemeyeceklerine emindiler. Aynadaki yansımalarının bile sahte olacağı karanlık bir yola çıktıklarında, savaşacakları canavarlar, onları o aynanın içinde birbirine hapsedecekti.
Zaman, Lavin ve Kartal’ı birbirlerine değil, bir aynaya bakıyormuş gibi hissettirmek için hemen enselerinde, ölümü sırtına atarak onların peşinden giderken, bir yıldız da gökyüzünde onları takip ediyordu.
Her şey bir ölümle başladı.
Ölüm, nefreti takip etti.
Nefret, intikamı körükledi.
Ve aşk, hepsini alaşağı etti…