Şato – Bilgi Yayınevi
Savaş Ve Barış 2 Cilt Takım Fotoğraflı
Savaş ve Barış, “klasik” dendiğinde akla gelen ilk kitaplardan. Napoléon’un Rusya’yı işgalini anlatan dev bir savaş romanı, aynı zamanda bir Rusya panoraması. 1800’lerin ortalarında Rusya’nın içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar, kentlerde, köy ve kasabalarda, büyük çiftliklerde sürdürülen hayat, dönemin önde gelen kişilikleri, saray yaşamı, özellikle üst sınıf ustaca çiziliyor.
Tolstoy, birinci cildin önsözünde Savaş ve Barış’ı yazarken hissettiklerini, yaptığı zorlu çalışmaları ve romanın geçirdiği aşamaları anlatıyor. Bu metinler, özellikle bu dev romana yazarının gözünden, daha yakından bakma fırsatı verdiği için çok önemli.
Elinizdeki çeviri, Savaş ve Barış’ın, dönemin Maarif Vekâleti’nin Zeki Baştımar’a ısmarladığı, 1943-1949 yılları arasında yapılan eksiksiz çevirisi. Zeki Baştımar bu çeviriyi o sırada Bursa’da hapiste olan Nâzım Hikmet’le birlikte yaptığı halde, bilinen siyasi nedenlerle Nâzım’ın adı hiçbir zaman kitapta yer almadı. Bugün bu çeviri Baştımar ailesinin de isteği üzerine iki çevirmen adıyla yayımlanırken metne, günümüz için eskimiş ve anlaşılması güçleşmiş sözcüklerin yenileştirilmesi dışında dokunmamaya özen gösterildi; ilk baskılardaki Harb ve Sulh yerine, eserin yıllardır alışılmış yeni adı Savaş ve Barış tercih edildi.
Türkiye'den 20 çağdaş fotoğrafçı Can Klasikleri’nin bu özel dizisi için 20 kitabın kapak fotoğrafını özgün yorumlarıyla hazırladı.
Saygı Duruşu
Baltık kıyısında bir balıkçı kasabasında yaşayan lise öğrencisi Christian, İngilizce öğretmeni Stella’ya âşık olur. Tekne gezintileri ve kumsalda yürüyüşlerle geçen bir yaz boyunca onların bu dar görüşlü yerde sürdürmeye çalıştıkları gizli ilişkiye ve buna rağmen geleceğe dair sahip oldukları ümide tanık oluruz. Ancak bu gündüz düşünü alabora etmeyi bekleyen kaçınılmaz engeller vardır. Saygı Duruşu, acı dolu bir sondan geriye giden, deniz kokusunu ve ilk aşkın büyüsünü taşıyan kısacık bir roman.
#almanmodernleri #ilkaşk #yasakilişki #edebiyat #deniz #kayıp
Sayın Bay Rock Yıldızı
“İnsanın geçmişe ihtiyacı var. Kim olduğumuzu hatırlamak için. Daha doğrusu eskiden olduğumuz kişiyi hatırlamak için. Bir an içimde bir ağlama duygusu oluşuyor. Hıçkırarak. O yüzden şaka yapmaya başlıyorum. Berbat şakalar. Melankolimi yalnızlığıma saklayayım. Eve gidince yaşayayım.”
Timur, 46 yaşında neredeyse mizantrop bir rock yıldızı. Alkolle, hayatla, depresyonla, manasızlık hisleriyle, orta yaş ve yaratıcılık krizleriyle savaşırken, bir yandan da dört yaşındaki kızına baba, annesine oğul olmaya çalışıyor. En çok zorlandığı konuysa kendine katlanmak.
Yalnız, sürekli başka bir kişi olmaya zorlandığını düşünen, kim olduğunu artık bilemeyen, yaşadığı çağa ayak uyduramayan bir rock yıldızı. O sırada, kendini ikna etmekte zorlandığı bir gönül ilişkisini de yürütmeye çalışıyor. Tabii, yapabildiği kadar. Daha doğrusu yapamadığı kadar.
Teoman şarkı yazarlığı kadar romancılıkta da iddiasını ortaya koyuyor. Hem çok aşina hem çok yabancısı olduğumuz bir kahraman, hem çok acıklı hem çok eğlenceli hem de komik bir hayat…
Scarlet Bir Ay Günlüğü Kitabı
Mekanik ustası sayborg Cinder hapishaneden kaçma planları yapıyor ancak bunu başarabilse bile dış dünyanın tehlikelerine karşı kendini nasıl koruyacak?
Dünya’nın diğer ucunda, Scarlet Benoit’nın büyükannesi günlerdir kayıp. Scarlet büyükannesini bulmasına yardımcı olabilecek bir sokak savaşçısı olan Wolf’la tanıştığında, başta bu yabancıya güvenmekte tereddüt ediyor. Ne de olsa sokaklar ‘kurt’larla dolu!
Yolları kesişen Scarlet, Wolf ve Cinder birlikte esrarengiz bir maceraya atılırken onları bekleyen yeni bir gizemden habersizler. Şimdi üç masal kahramanı da Ay Ülkesi kraliçesinin hep bir adım önünde olmak zorunda. Çünkü kötü kalpli kraliçe, yakışıklı prensi kendi kralı ve esiri yapmak için elinden geleni ardına koymayacak.
Cinder Hakkında:
“Sayborglar arasında bir beyaz atlı prens.”
- The Wall Street Journal
Marissa Meyer, Washington’ın Tacoma kasabasında doğup büyüdü. Henüz küçük bir çocukken kitaplara aşık olan Marissa, ergenlik yıllarından beri gençlik edebiyatı üzerine çalışıyor. Peri masallarına da büyük bir sevgi besleyen Marissa, gençlik günlerinden beri bu masalları yeniden kurguluyor ve bu tutkusundan da vazgeçecek gibi görünmüyor.
Schrödinger’in Kedisi 2 Rüya
2020’li yıllar... Postnişinde YÜCE PİR’in oturduğu Yeni Dünya Düzeni tarikatı, iktidarını tüm hışmıyla güçlendirmeye devam etmektedir. Dünya Halkları veya KUTSAL KOALİSYON’a biat edecekler ya da Sömürülmezler’in ve Lanetliler’in kaderlerini paylaşacak, yeryüzünden silineceklerdir.
RÜYA, gezegenimizde hayatın KUTSAL KOALİSYON’un dışında kalarak da sürdürülebileceğine inanan bir avuç insanın, ONARIMCILAR’ın öyküsüdür. ONARIMCILAR, kendilerine “gururlu oldukları kadar da utangaç olan” Turnalar’ı örnek alırlar. Dünya görüşünden ödün vermeyen, dünya görüşünü bizim dünya görüşümüze uyarlamayı reddeden; sınırsız çayırlıklardan başka özgürlük tanımayan, kendi yaşam biçiminden gayrısına boyun eğmeyen; yalakalığa tenezzül etmeyen, laubali olmayan, vakur Turnalar'ı, Seher Yıldızı'nı rehber edinip dağlara çıkarlar. Dünya halklarına çelik bir kapan kuran feodal oligarşinin mutlakmış gibi duran gücüne rağmen, Mucizeler Diyarı’nı kurmayı başarırlar. Mucizeler Diyarı vatandaşları “düşünmesi imkansız olanı” düşünmeyi öğrenirler. Çünkü, Mucizeler Diyarı’nın “Asal Yassa’sı Yeni Fizik’i temel almıştır ve o topraklarda “bir şey ne imkansızdır ne de kesin.”
RÜYA bir ütopyadır. KARA KALPAKLI ADAM'ın "eski" Türkiye'nin yangınının küllerinden yoğurduğu bir ütopya.
“Kara Kalpaklı Adam da öyle dedi," dedi İmre Kadızade, "'Bize dokunmayan yılan bin yaşasın'ın bilimsel gerekçesi, Kutsal Koordinatlarımızın bilimsel gerekçesi, Reddi İlhak'ın bilimsel gerekçesi. Olmazsa olmazımız Murat'ımızın bilimsel gerekçesi. Bizim biz olarak yaşayacak olmamızın bilimsel gerekçesi! Evrensel dolandırıcılığa karşı çıkmanın bilimsel gerekçesi. Bozgunculuğun bilimsel gerekçesi, Mucizeler Diyarı’nın bilimsel gerekçesi. Bilimin apayrı bir kolundan yola çıkarak inşa edilen, Mucizeler Diyarı "Mağduran'ın! Irk ayrımının karşısına "Potinbağı Teoremi" ile çıkan, soykırımın karşısına 'Birlikte Evrilme' ile dikilen. Yeni Dünya Düzeni doğrusallığı çok değişkenli mantık ile tahtından indiren Mucizeler Diyarı. Bin yıllık yalnızlığın sonu. Bin yıllık savrulmanın sonu. Bin yıllık ezikliğin sonu. Arabesk olmayan yeni bir dünya. Nafile olmayan yeni bir dünya.
Seçme Hikayeler
Bugün çağdaş Türk hikâyeciliği ve Millî Edebiyat Akımı'nın kurucularından biri olarak kabul edilen Ömer Seyfettin gerek kaleme aldığı hikâyelerdeki konu ve karakter çeşitliliği, gerekse hikâyelerinde sade ve kolay anlaşılabilen bir dil ve üslup kullanmaya özen göstermesiyle çağdaşlarından sıyrılarak Türk Edebiyatı'nın en fazla tanınan ve okunan kısa hikâye yazarlarından biri hâline gelmiştir.
Seçme Hikâyeler adlı bu eserde yazarın Ant, Büyücü, Diyet, Efruz Bey, Falaka, Ferman, Forsa, Gizli Mabet, Kütük, Pembe İncili Kaftan, Perili Köşk, Topuz, Yalnız Efe hikâyelerine yer verilmiştir. Ceyda Yüksel tarafından yayına hazırlanan eserin editörlüğünü ise Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyesi olan Tülay Gençtürk Demircioğlu gerçekleştirmiştir. Eserde yer alan hikâyeler dönemin diline ve ruhuna olabildiğince uygun, fakat günümüz okuru için de anlaşılabilir olması amaçlanarak çevrilmiştir.
Şedaraban
Şedaraban
insanın boşluğuna gelip onu sarsan
çünkü tam da o boşluğu anlatan
kurgusu ve içeriği ile ustalıkla yazılmış
çok etkileyici bir roman.
Bir ölüm kalım meselesi hakkında,
bir ölüm kalım meselesi gibi kaleme alınmış olan.
Şedaraban bir mektup aslında
verdiği ilk haberle gözleri açan:
Her hayatın bir kör noktası var.
Ve insana çarpacak her şey orada yaşar.
Hakan Günday
İmkânsız bir aşk, uluslararası suç örgütleri, istihbarat teşkilatları, yakın dönem siyasi tarihimizden yansımalar ve hepsini birbirine bağlayan Tanburi Cemil Bey’in Şedaraban Saz Semaisi…
Şedaraban, Nedret Kılıç’ın farklı edebi türleri iç içe kullanarak ulaştığı bir kalem zirvesini temsil ediyor. Yazar, dinmeyen aksiyonun gölgesinde zaman ve mekân algılarını zorlayan bir kalem ustalığıyla okuru şaşırtıcı bir kurguya davet ediyor.
Kahramanlarının gizli ve karanlık hayatlarını kâğıda dökerken okura ürpertici ve bütünlüklü bir eser sunan yazar, ince ince kurgulanmış metnini söylemek kadar susmakla da tamamlıyor. Şedaraban, harcındaki musikiden güç alan taptaze bir dil vaat ediyor.
Şedaraban, dinamik vaka örgüsü kadar modern anlatı tekniklerinden yararlanan üslubuyla da daima hatırlanacak bir roman; usta işi bir edebiyat şöleni…
Sefile
Halit Ziya Uşaklıgil’in 1887’de, henüz yirmili yaşlarında genç bir yazarken kaleme aldığı ilk romanı Sefile, küçük yaşta kimsesiz kalarak dilencilikten fuhuş denilen girdabın en dehşetli derinliklerine kadar sürüklenen Mazlume’nin hikâyesidir. Sefile, Halit Ziya’nın ustalık dönemi eserlerinde kullandığı bazı teknik ve temaların denendiği bir eskiz ve bu noktada farklı okumalara da açık bir ilk romandır.
Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945) Tanınmış Uşakizade Ailesinin üyesi olarak çocukluğu İstanbul’da, ilk gençliği İzmir’de geçti. Eski tarzda Arapça ve Farsça öğrenim gördü. Aydın görüşlü babası Hacı Halil Efendi’nin elinden düşürmediği Hafız-ı Şirazî’nin Divan’ı ile Mevlânâ’nın Mesnevi’siyle yetişti. İstanbul’da yaşadığı yıllarda, Gedikpaşa’da Güllü Agop’un oyunlarını izleme fırsatı buldu. Özel Fransızca dersleri aldı. Yazı hayatı Avusturyalı Katolik rahiplerin yönettiği Mechitariste’de okurken başladı. On beşinde ilk yazısı yayımlandı. İzmir’de tanınan, Fransız edebiyatçı Auguste de Jaba onu Mechitariste’ye hazırlarken bir de roman çevirtti. Okuldan ayrıldığında ilk işi şair Tevfik Nevzat’la Nevruz adlı bir dergi çıkarmak oldu (1884). Ardından Hizmet gazetesini yayımladı. İzmir Rüştiyesi’nde Fransızca öğretmenliği, Osmanlı Bankası’nda çevirmenlik yaptı. 1893’te İstanbul’daki Reji İdaresi’nde başkâtipliğe ve II. Meşrutiyet’in ilanıyla reji komiserliğine getirildi. 1909’da İttihat ve Terakki’nin önerisiyle V. Mehmed’in mabeyn başkâtipliğine atandı. Darülfünun’da Batı edebiyatı ve estetik dersleri verdi. Siyasal görevlerle Fransa, Almanya ve Romanya’ya gitti. Bu yoğun çalışma hayatının içinde yazarlığını da ilerletti. 1896’da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılıp Servet-i Fünun’da kendisine büyük ün kazandıran romanlarını tefrika etmeye başladı. İlk büyük romanı Mai ve Siyah yayımlandığında büyük ses getirdi. Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar ve pek çok hikâyesi peş peşe geldi. 1901’de yazarlığı bıraktığını duyursa da II. Meşrutiyet’ten sonra yazmaya devam etti, ancak bu dönem yazdıklarını 1923’e kadar ortaya çıkarmadı. İlk romancılarımız Namık Kemal ve Ahmet Mithat olarak anılsa da edebiyatımız Halit Ziya ile çağdaş romanın gerçek örneklerine kavuşur.
Sefiller – 2 Cilt – Hasan Ali Yücel Klasikleri 250
Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarındandır. Şiirleri, oyunları ve romanları ile tanınır. Romantizm akımının Fransa’daki temsilcisidir. Edebiyat alanındaki devasa başarılarının yanında politik hayatta da etkin bir rol üstlendi, bu nedenle sürgün cezasına çarptırıldı, cezasını tamamlamasına rağmen İmparatorluk yıkılana dek Fransa’ya dönmedi. İlk kez 1862 yılında yayımlanan Sefiller yazarın Notre-Dame’ın Kamburu ile “Din”, Deniz İşçileri ile “doğa” konularını işlediği roman üçlemesinin “toplum”u ele alan, en görkemli ayağıdır.
Bu destansı roman Fransız toplumundan yola çıkarak, kozmolojik bir bakış ve eşsiz bir duyarlılıkla insanlığa ulaşır. Fantine’in, Cosette’in, Marius’ün, Saint-Denis Sokağı barikatlarının, Paris’in, Javert’in ve Jean Valjean’ın sefaletten sevgiye, felaketten iyiliğe ve karanlıktan aydınlığa uzanan hikayeleri Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nin 250. kitabında okurlarla buluşuyor.
Şeker Portakalı
Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelos’un başyapıtı Şeker Portakalı, “günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü”dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelos’un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zeze’nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı “yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını” söyler.
Seksen Günde Devrialem
Selvi Boylum Al Yazmalım
Sevgi neydi?
Sevgi emekti,
Uçuşan yaprak,
Boş bir salıncak.
Emek mi, aşk mı? Süreklilik mi, değişim mi? İkisini de arzulayan, isteyen insanın kaderi ne olabilir?
Kırgız halkının toplumsal ve siyasal geçiş süreçlerinde, kriz anlarında yaşadığı büyük acıları eserlerinde çoktan klasikleşmiş hikâyelerle anlatan Cengiz Aytmatov, Selvi Boylum Al Yazmalım’da da aynı yolu izliyor. Bir yandan birbirini seven ve talihsiz bir olay sonucu yolları ayrılan ve nihayetinde garip bir tesadüfle tekrar karşılaşan iki insanın parçalanmış hayatlarını, aşklarını resmediyor; bir yandan da hızla gelişen teknolojinin ve sanayileşmenin Kırgız toplumu üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi ustalıkla gözler önüne seriyor.
Sen Buradaydın
Sen Derviş Olamazsın – Ruhu Onaran Sohbetler
İnsanın en yakınındaki ilahi sanat eseri, kendi hayatıdır. İnsan, kendi yaşadıklarında hayret edecek yönleri bulabiliyorsa, hayat öyküsünün mükemmelliği üzerine salim fikirler yürütebiliyorsa, kendiyle ilgili yeni keşifler yapabiliyorsa yaratılıştaki yerini doldurmuş ve makamına liyakat göstermiş olur. Nitekim insan, kendi ruh gemisinin kaptanıdır.
İnsana en çok yakışan, şartlar ne olursa olsun iyiliği, güzelliği, cömertliği ve mertliği ayakta tutmaktır. Bu hasletleri gözetmeden yaşanan bir ömür âdeta hiç yaşanmamış hükmündedir.
Mütemadiyen gelişen ve değişen dünya, insanın anlam arayışına nasıl bir katkı sunmakta?
Yangın yeri olan yüreklerimize hangi tedavi su serpmekte?
En şerefli olarak yaratılan insan, nasıl olur da aşağıların en aşağısına çekilmekte?
Mecit Ömür Öztürk, insanın varlık, imtihan, ölümden sonrası, kader gibi devamlı zihnini kurcalayan temel sorularına cevap ararken aynı zamanda Allah’ın bizzat itibar ettiği kalbimizi nasıl dosdoğru tutacağımızı vurucu başlıklar altında inceliyor. İbrahim suresinde güzel söz, kökü sabit ve dalları her daim meyve veren bir ağaca benzetilir. İşte bu kitap da içinde saklı “güzel sözleri”yle özündeki hikmeti nesilden nesile sunmaya devam edecek.
Yayımlandığı ilk günden itibaren yüz binlerce okurun teveccühüne mazhar olan, daha ötesi insana anlam katan kitaplarıyla tanınan Mecit Ömür Öztürk’ten gönüllere şifa bir eser daha: Sen Derviş Olamazsın... Kadim kültürümüzün öğretilerini bugüne taşımada köprü vazifesi üstlenen bu kitapta, herkesin heybesini dolduracak nice öğütler gizli...
Sen On Yedi Yaşımsın
Senden Gidemiyorum
Senden Önce Senden Sonra
"O anın iki yüz var,
Öncesi ve Sonrası.
O zamandan beri rüyalarımdan çıkmıyor bu."
Aralarında dostluktan da öte bir bağ olan Mab ve Elk için trajik bir kazayla her şey değişir. Mab’in ölümünün ardından Elk anılarında dolanır durur. Büyükannesinin kaybının bıraktığı derin izleri; her anını en yakın arkadaşıyla geçirdiği, artık sonsuza dek yitirilmiş günleri ve ilk aşkını hatırlar. Tüm bunlarla başa çıkmakta zorlansa da Mab’in hayaleti her daim yanındadır. Fakat Elk, ona veda etmeden önce birlikte ne kadar vakitlerinin kaldığını bilmez. Şimdiyse hayatının en zor bilinmeziyle karşı karşıyadır:
Her şey bittiğinde başlayan nedir?
Senden Tembeli Var
Seni Kaybedemem
Senin Hakkında Bir Hikaye
Kitapları 500 bin okura ulaşan sevilen yazar Arda Erel, son romanı Senin Hakkında Bir Hikâye ile Literatür Hayat’ta.
Senin Hakkında Bir Hikâye, duygusal bir yolculuk sunmaktan öte, aşkın farklı yüzlerini, insanların bu duyguyu sosyal medya ve arkadaşlık uygulamalarında arayışını ve en önemlisi, içedönük bir yolculuğu anlatıyor. Arda Erel, roman boyunca karakteri aracılığıyla okuyucuyla konuşurken, aşkın karmaşıklığını, ihmalin yarattığı kırgınlığı ve bu duygulardan özgürleşme isteğini derinlemesine hissettiriyor. Roman, sadece bir ayrılığın hikâyesi değil, herkesin gizli ya da açık, hayal kırıklıklarının yasını tuttuğu bir dünyada, ayrılığın yarattığı acıyı özgürleşme fırsatı olarak gören bir kadının ustaca işlenmiş hikâyesi. Arda Erel, son romanı ile okurlarını ayrılık ve kayıp üzerine düşündürmeye ve kaybın yarattığı duygularla yüzleşmeye davet ediyor.
Kitaptan:
“Bütün bu yaşadıklarımın ardından, beni ihmal eden sadece o değildi, kendimdim, diye düşünüyorum. İhmal etmek kendini, eğer bunu ezberlemişsen bir de, değişmesi öyle zor ki. Ezberlerini bozmak, asla kolay değil. İhmal edilmişlik, bir ezberse senin için, hep tetikte yaşaman gerekiyor, gözün hep kendine karşı açık. Oysa aşk, gözlerini kapamanı bekler. Teslimiyeti…”
Senin Hatan
Nasıl mı düştüm? Basit, O, hayatımı altüst etti.
Amazon prime’ın en çok konuşulan filmlerinden Culpa Mia nefes kesen ikinci kitabı Senin Hatan’la devam ediyor.
İkisi de birbirine karşı koymaya çalıştı.
İkisi de başarısız oldu.
Ve şimdi...
Aşkın yakıcı ateşiyle baş başalar…
Noah ve Nick’in yasaklı düşmanlıktan tutkulu bir aşka dönüşen hikâyeleri, yeni bir sınava hazırlanıyor. Aralarındaki imkânsızlıklar, tekinsiz kampüs partileri ve geçmişin açtığı kapanmaz yaralar, onları günbegün uçurumun kenarına sürüklüyor.
Ne kadar çabalasalar da geçmişin yaraları kapanmıyor. Noah, korkularını yenip birine bütünüyle güvenmeye hazır olabilecek mi? Nick, geçmişini geride bırakıp kalbini açık tutabilecek mi? Yoksa birbirlerinin dünyalarını yakıp yıkmaktan başka çareleri kalmayacak mı?
İspanya’yı ve BookTook dünyasını kasıp kavuran Mercedes Ron imzalı Senin Hatan, tutku dolu ve sürükleyici aşk romanları sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap.
Şer Saati
Adı belirsiz bir Güney Amerika ülkesinin adı belirsiz bir kasabasında yağışlı, bunaltıcı bir sonbahar. Sıcak dayanılır gibi değil, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, fareler kilisenin temellerini kemiriyorlar ve kasaba halkı bir diktatörlüğün boyunduğurunda inim inim inliyor. Bu sefil ülkede değişen bir tek hükümetler, onlarda çok sık ve kan dökülerek değişiyor. Sonra bir gün, kasabanın dulu Monteil'in çok önceden öngördüğü tuhaf bir olay yaşanıyor. Ama bir delinin kehanetine kim inanır ki? Birisi geceyarısı kasabalıların kapısına fitne dolu yakıştırmalar asmaya başlar. Ardından biri vurulur. Polis şefi de olan belediye başkanı işi ağırdan alır...
Gabriel Garcia Marquez'in bir solukta okunan, mizah ve eleştiri yüklü kısa romanı Şer Saati, kuşkular, sırlar, yolsuzluklar, ikiyüzlülükler ve suçların bir çıban gibi baş verip kan ve irin saçtığı o "şer saatleri"ni anlatıyor.
Sesini Duyur – Ciltli
Gözleri artık kapalıydı. Gitarı çalmıyor, âdeta yaşıyordu. Bora Ateş, gözlerini sahneden tam benim olduğum yere dikince o an kalbimin duracağını hissettim. Mahşerî kalabalığın içinden beni bulabilmişti. Şarkıyı söyleyen Uygar’ın sesi ve baterinin başındaki Alar’ın ritimleri çok uzaklardan geliyor gibiydi. Bedenim uyuşmaya başlamıştı. Bora’nın dudakları yavaşça kıvrıldığında, gülüşü bedenime bir gök gürültüsü gibi çarptı.
Dudaklarından dökülen samimi cümlelere rağmen gözlerinde dolaşan arsız parıltılar, güzel hislerin habercisi gibi gelmiyordu. Bu adam ya beni göklere çıkaracaktı ya da cehennem ateşine atacaktı.
Sonrasında bir adım attım ve bir adım daha... Rüzgâr, saçlarımı dans ettirdiğinde dudaklarım, onlara eşlik edecek bir melodiyi mırıldanmak istiyor gibi kıpırdıyordu.
Ben Maya Erez.
Ailenin baş belası, annesinin ölene kadar uslandıramadığı yaramazı, babasının umurunda olmayan ortanca kızı, ablasının bakmakla yükümlü olduğu küçük kardeşi... Gözlerimi açtığımda ben buydum. Şimdiyse müzikle çevrelenen çetin bir savaşın içine giriyor, şeytani bir Rock grubu liderine meydan okuyordum. Savaş başlasın!
Sessiz Hasta
46 Dİlde 2,5 Mİlyon Okur
Goodreads Yılın En İyİ Gerilim Romani Ödülü
New York Times Çoksatanlar Listesinde 46 Hafta
"Yılın En İyi Kİtaplari" Seçkilerinde Amazon - Publishers Weekly
Sessİzlİğİn Köklerİ Tahmİn Edebİleceğİnİzden Çok Daha Derİnlerde.
Başarılı ressam Alicia Berenson, kocası Gabriel onun için endişelenmesin, iyi olduğunu görsün diye bir günlük tutuyordu. Bu çok sevdiği adam, ondan sebep mutsuz olmamalıydı.
Alicia Berenson, otuz üç yaşında, kocasını suratına beş kez ateş ederek öldürdü. Sonrasında tek kelime bile konuşmadı.
Adli psikoterapist Theo Faber, yıllardır kimsenin başaramadığını başarıp Alicia’yı konuşturabileceğinden emin. Ama olur da başarırsa, gerçeği duymak isteyecek mi?
“Unutulmaz! Hitchcock gerilimi, Agatha Christie kurgusu ve Yunan trajedisinin birleşimi.” Entertainment Weekly
“Sayfalar, çevirirken parmaklarınızın arasında tutuşup yanıyor.” David Baldacci
"Zekice kurgulanmış, sofistike bir gerilim.” Lee Child
Sessiz Tanık
Emily'nin başına gelenler için herkes yaramaz köpeği suçladı. Ama topa basarak merdivenlerden düşen Miss Emily bunun bir kaza olmadığına, akrabalarından birinin kendisini öldürmek istediğine inanıyordu.
17 Nisan'da Hercule Poirot'ya bir mektup yazarak şüphelerini dile getirdi. Her nedense mektup ünlü dedektifin eline 28 Haziran'da geçti... Ama bu arada iş işten geçmiş, Emily ölmüştü...
Sevda Sokağı Komedyası – Yeni Kapak
Edebiyatımızın öncü kadın yazarlarından Halide Edib Adıvar, üretken kalemiyle yaşadığı çağın bir portresini çizmişti. Halide Edib Adıvar’ın bu kısa romanı, yazarımızın kaleminden çıkan en eğlenceli, en akılda kalıcı tipleri barındırıyor. Annesi ile babasını bir yangında kaybetmiş, sonradan bir Saraylı ailenin beslemesi olmuş Numune; birbirinden güzel kadın ayakkabıları yapmakla meşhur Macit; güzelliğiyle olduğu kadar geçimsizliği ile de dillere destan Leyla... Bu üç kahramanın yolları, mahalle sakinlerinin onlara ithafen verdiği adla Sevda Sokağı’nda buluşuyor. Ama ne buluşma: Macit, Leyla’ya körkütük âşık, Numune Macit’le evlenmeyi kafasına koymuş. Leyla, Doktor Kerem’i seviyor ama bu imkânsız bir aşk. Macit’in Leyla’ya aşkı da imkânsız, çünkü Leyla onunla evlense de yatağına girmemeye yeminli. Peki işin içinden nasıl çıkılacak? Cevabı bu ilginç romanın sayfalarında bulacaksınız. Sevda Sokağı Komedyası, 1900’lerin başında İstanbul’un gündelik yaşamını merak edenler için.
Sevdalinka
Aynı ırktan, kim bilir belki de aynı soydan geliyorlardı. Aynı yaşlarda, aynı boylardaydılar. Aynı kadını sevmişlerdi. Ataları aynı tanrıya ayrı yollardan ulaşmak istedikleri için, biri Boşnak diğeri Hırvat’tı. Bunu kendileri seçmemişlerdi, savaşmayı ve kaderlerini de seçmedikleri gibi. Ve ambulanstaki çocuğu kurtarmanın dışında, beklentileri yoktu yarın için. Yarınlar, kurşun, havan topu ve bombaydı, kandı. Ama her ikisi de farkına bile varmadan ‘daha güzel günleri’ bekliyorlardı. İnsanlar, değişik inançlarla ve hırslarıyla ne kadar karıştırırlarsa karıştırsınlar, kana, acıya, şiddete bulaştırsınlar, bu muhteşem dünyayı, yaşam bir umuttu sonuçta. Hiç bitmeyen bir umuttu. Dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından Bosna’da, bir kadın gazetecinin hayatla hesaplaşması...
Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır
Sevgili
Modern Fransız edebiyatının en önemli ve üretken isimlerinden Marguerite Duras, sömürge toplumunun değer yargıları, ailesi ve yoksulluk arasında sıkışmış genç bir kadının ilk aşkını ve ilk cinsel deneyimini kaleme aldığı yarı otobiyografik romanı Sevgili’de, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde hakimiyet hakkını kimseye vermeyen tavrıyla, kadın özgürleşmesi yönünde de önemli bir yapıta imza atmış olur.
Gerçeklikle imgeselliğin birbirine karıştığı Sevgili, yasaklarla ve benliğiyle boğuşan bir genç kızın kendini yaratma sürecine dair edebiyat tarihinin en şairane, en olgun metinlerinden biri olarak unutulmazlar arasında yerini almıştır.
Yayınlandığı 1984 yılında Goncourt Ödülü’ne, 1986’da ise İngilizcede yayınlanan en iyi roman ödülüne layık görülen, tüm dünyada milyonlarca okurla buluşmuş ve sinemaya da uyarlanmış bu ölümsüz eser Tahsin Yücel çevirisiyle yeniden Türkçede...