Kullanıcı Bulunamadı
Kulübemiz Tehlikede!
Kum Saati
Çocukların hayal dünyasını zenginleştiren, dostluğu pekiştiren, dayanışmayı gösteren ve en önemlisi “Özgüven” mesajı veren kocaman bir eser. Bir yetişkin için bile sürükleyici bir kitap olmuş.
-Metin Kökçü / Rehber Öğretmen
Mükemmel kurgu, kusursuz üslup… Okuyanı merakta bırakan, okudukça içine çeken bir eser.
-Deniz Civelek / Görsel Sanatlar Öğretmeni
Bu kitabı okurken hem ağladım hem güldüm hem de kahramanlar için endişelendim…
-Nisa Sezi Öztürk / 6. Sınıf Öğrencisi
Gerçekten çok güzel bir kitap olmuş. Çok sürükleyici. Sanki oradaki karakterlerle siz de bir serüvene çıkıyorsunuz. Herkese tavsiye ederim.
-Ceyda Ertürk / 7. Sınıf Öğrencisi
Bir çocuk kitabı ancak bu kadar güzel olabilirdi. Karakterleri ve hikâyesi ile sizi büyüleyecek bir kitap.
-Samet Karadır / 8. Sınıf Öğrencisi
Her yaşa hitap edebilen, tek solukta okunan bir roman.
-Sevde Özkan / Üniversite Öğrencisi
Kum Saati 2 – Japonya
Hayat labirent gibidir. O labirentin sonunda bizi güzel bir şeyin beklediğini umarız. Bazıları hedefe ulaşmayı dener, tekrar dener, sürekli dener... Bazıları da yolun başında, ortasında ya da en son noktasında vazgeçer. Tercihlerimiz de bizi biz yapar.
Kum Saati’nde başlayan macera Kum Saati 2 / Japonya’yla hız kesmeden sürüyor. Fatih Tuncay, sizi yine soluksuz okuyacağınız bir maceraya davet ediyor. Bu sefer Emre ve arkadaşlarının başında çok büyük bir bela var! Geleceği yeşertecek tohumlar bir virüs yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu virüsle savaşmak zorundalar ve her geçen saniye onların aleyhine. Çocuklar yüzlerini karanlığın şafağındaki güneşe mi dönecek yoksa çaresizce bekleyecekler mi? Korku mu galip gelecek, umut mu? Peki son hamleyi kim yapacak?
Kuma 3 Bir Direniştir Aşk K.kapak
Kaçıp gitmenin imkansız olduğu bir hayata
Tutunmaya çalışan iki kadın!
İki kadını ayakta tutmaya çalışan yıkılmış bir adam!
Adam ilk kadına elini uzattı.
İkinci kadını arkasında bıraktı.
Ezo teslimiyet içinde fısıldadı:
Benim kaderimde sadece ikimiz vardık.
Arkadan bir ses…
Adam kuma karısına döndü. İlk kadını arkasında bıraktı.
Beritan acıyla gülümsedi.
Benim kaderim başkasına aitti.
Adamın elinde bir makas, kadınların boyunlarında birer ip.
Şerwan Eroğlu kimin ipini kesecekti?
Hangi kadının elinden tutup yoluna devam edecekti?
Kumandanı Öldürmek
Hepimiz hiç kimseye açamayacağımız sırlarla yaşıyoruz...
Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük yazarlarından olan Haruki Murakami’den gerçek bir şaheser… İlmek ilmek örülmüş bir gizem hikâyesi… Kumandanı Öldürmek yalnızlığı bir yük olarak görmeyen, yeri geldiğinde yalnızlığını bir madalya gibi göğsünde taşıyanlar için yazılmış bir roman. Tıpkı bir dağ başında yalnız bir hayat süren, bu yalnız varoluşuyla gizemli bir şeyleri hayatına davet eden roman kahramanı gibi. Bu muhteşem romanı okurken yol arkadaşımız yine müzik olacak… Mozart’ın Don Giovanni’sini, Strauss’un Güllü Şövalye’sini başucu müziğimiz yapacağız. Kumandanı Öldürmek’in gizemli labirentlerinde kaybolurken Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby’sine selam gönderecek, Orwell’ın 1984’ü yazarken inzivaya çekildiği o adayı merak edeceğiz… Ve hepsinden önemlisi “büyülü bir dünya”da yaşadığımızı bir kez daha anlayacağız.
Kumarbaz – Can Yayınları
Kumarbaz, psikolojik realizmin en başarılı kalemlerinden biri kabul edilen Dostoyevski’nin kumar borcunu ödeyebilmek için yirmi dokuz günde bitirdiği, romanın ana karakteri Aleksey İvanoviç’i de kendisinden esinlenerek yarattığı romanıdır. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen kumarbazların toplandığı kurmaca bir Alman kasabası olan Rulettenburg’da geçen roman, Dostoyevski'nin 1862’de yaptığı Avrupa seyahatinin izlenimleriyle doludur. Dostoyevski’nin de bizzat mücadele ettiği parasızlık ve kumar düşkünlüğünü anlatan Kumarbaz, korkunç ve amansız bir saplantının, harcanan bir hayatın öyküsüdür.
Kumru İle Kumru
Kurt Gölü
Gördüğünüz bir kabus, cinayet silahı olarak kullanılabilir mi?
Ülkenin farklı yerlerinde yaşayan dört kişinin tek ortak noktası; aynı rüyayı gördüklerini ve bu rüyada kurt başlı bir hançerle öldürüldüklerini söylemiş olmalarıdır. Dördü de bu ifadelerinden hemen sonra, bilekleri kesilmiş halde bulunur ve yanı başlarında hepsini ölüme götüren kurt başlı bir hançer duruyordur. Onları intihara götüren bu kabuslar mıydı?
Bir anda tüm dikkatler, ürkütücü atmosfere sahip Kurt Gölü diye bilinen yerde, hipnoz terapileri yapan Psikolog Richard Hammond’a yönelir. Her bir kurban ölmeden kısa bir süre önce Hammond ile Kurt Gölü’nde hipnoz terapisi görmüştür.
Kurt Gölü’nün şeytani esrarengizliğinde en az onu tuzağa düşüren kar fırtınası kadar acımasız olan düşmanları, ne pahasına olursa olsun Gurney’i gerçeklerden uzak tutmaya kararlıdırlar. Duygusal açıdan kırılma noktasına gelen Gurney, şimdiye kadarki en korkunç düşmanı ile kendini ölümcül bir oyunun içinde bulur.
Kurt Kanunu
“Kurtlukta düşeni yemek kanundur. Romanın konusu 1926 İzmir Suikastı gibi son derece buhranlı bir devrede geçiyor. Bunun için adını Kurt Kanunu koyduk. Kişiyi sosyal çevresi ve bunalımları içinde ele alıyorum. Gerçekten büyük tehlikeler içinde kıstırılmış insanların romanı bu.”
Ömrünü savaş meydanlarında, pusularda, dağlarda ve şehirlerde yıkmakla yıkılmakla, kaçmakla kovalamakla kâh av kâh avcı olarak geçirmiş bir savaşçı; kavganın, iz sürmenin, yanık barut kokusunun, çeliğin ve kanın genzinde bıraktığı tadı unutabilir mi?
Devleti, toplumu, milleti, en önemlisi de bütün iniş çıkışlarıyla insanı anlamaya hayatını hasreden Kemal Tahir, Kurt Kanunu’nda Kurtuluş Savaşı sonrasının en bunalımlı dönemini, İzmir Suikastı’nı ele alıyor.
Kemal Tahir, romanında İttihat ve Terakki’nin meşhur “Küçük Efendi”si Kara Kemal’den Abdülkerim Bey’e, Gurbet Hala’dan Semra Hanım’a, Emin Bey’den Perihan’a; o kendine has karakter çeşitliliğiyle yeni Cumhuriyet’in, Türkiye’nin ruhunu arıyor. Bir sürek avına eşlik eden bu cesur arayış, elbette hesaplaşmalarla, muhasebelerle ve en önemlisi de tarihe romantik, nostaljik bir olgu olarak bakmaya meyilli olanlar için derin sarsıntılarla dolu. Kemal Tahir’i ölümsüz kılan, Türk düşüncesinin ve Türk romanının sarsılmaz yazarlarından biri haline getiren de zaten bu değil midir?
“Kurt Kanunu’nda, ben, salt bazı kişileri tartaklamaya, tartaklayarak büsbütün sersem edip dehşete düşürmeye çalışmadım, ilk şaşkınlıklarıyla tekerleneceklerini kestirdiğim çukurdan kurtarmaya da uğraştım.”
Kurt Ve Kuzgun-Çaldıran Kılıçların Ve Şiirlerin Savaşı
Cihanı titreten bir hükümdar, Yavuz Sultan Selim…
Doğuya nam salan şahların şahı, Şah İsmail…
Yüzünü batıdan sonra doğuya döndüren Osmanlılar…
Her geçen gün biraz daha güçlenen, güçlendikçe de sesi yükselen Safeviler…
Ve dünyanın kaderini değiştiren bir savaş, Çaldıran…
Osmanlı’ya doğunun kapılarını açan savaşın, en zorlu çarpışma anlarında güle oynaya ölüme yürüyebilen adsız kahramanlar, Karatuğlar…
Ve Osmanlı’nın geleceğine damga vuran casusların piri, Vehimi!
Tarihi romanlarıyla yüz binlerce okuru geçmişin şanlı zaferleri ve heyecan dolu sahneleriyle buluşturan ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu, Çaldıran Muharebesi’nin 500. yılında bugünkü Ortadoğu haritasının temellerini atan savaşı yazdı.
KURT VE KUZGUN…
Yalnızca kılıçların değil, şiirlerin de en güçlü silahlar kadar etkili olduğu kıran kırana bir mücadele…
Kurtuluş Projesi
Ryland Grace insanlığın son çaresi olarak yola çıkan bir mürettebattan hayatta kalan tek kişi... ve hedefine ulaşamazsa Dünya yok olacak.
“Tehlike altındaki iki dünyası, işinin ehli bir adamı, işinin ehli bir uzaylısı, çözümlenmesi gereken bir sürü bilimsel sorunu ve meçhule giden insanlığıyla bu kitapta benim gibi eski usul bilimkurgu sevenler için her şey mevcut. Bilimkurgumda bol bol bilim olsun diyenlerdenseniz Andy Weir sizin için biçilmiş kaftan.” George R. R. Martin, Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin yazarı...
“Marslı’ya bayılmıştım ama bence Kurtuluş Projesi, Weir’ın en iyi eseri.” Brandon Sanderson, Fırtınaışığı Arşivi serisinin yazarı...
“Bu kitabı okumak hayatınızda gördüğünüz en iyi fen bilgisi öğretmeniyle uzay yolculuğuna çıkmak gibi… Ödeviniz de dünyayı kurtarmak.” Ernest Cline, Başlat: Ready Player One’ın yazarı...
“Çok ama çok uzun zamandan beri okuduğum tartışmasız en iyi kitap olan Kurtuluş Projesi’ni tarif etmek için nefes kesici dersem yanına bile yaklaşamamış olurum. Buraya yazıyorum: Bu kitap bir klasik olacak.” Blake Crouch, Sahte Bellek’in yazarı...
“Andy Weir benzersiz bir yeteneğe sahip olduğunu yine kanıtlıyor. Kurtuluş Projesi o kadar büyüleyici ve sürükleyici ki insan düpedüz bağımlısı oluveriyor.” Taylor Jenkins Reid, Daisy Jones & The Six’in yazarı...
Kuru Kız
"Ushuaia, Arjantin’in Tierra Del Fiego – Ateş Toprakları eyaletinin başkentidir. Dünyanın sonundaki şehirdir. Ushuaia’nın güneyinde sadece askerî üslerde insan varlığı bulunur. Antarktika’ya yakınlığı nedeniyle iklimi bir hayli serttir. 2013 sayımına göre nüfusu 60 bin olan Ushuaia’da bugün 70 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Son yıllarda turizmin gözde yerlerinden biri haline gelen şehirde, Dünyanın Sonu Müzesi, Dünyanın Sonu Deniz Feneri, Dünyanın Sonu Postanesi ve Dünyanın Sonu adını taşıyan pek çok otel, motel, restoran, kafe gibi çeşitli işletmeler bulunur. Antarktika yolculuklarının çıkış noktasıdır. Ushuaia’da isteyenlerin pasaportlarına “Fin Del Mundo – Dünyanın Sonu” damgası vurulur. Kimi turistler buna beş peso kimileri de on beş dolar ödediklerini söylerler. İkisi de doğrudur, damganın gerçek fiyatı belirsizdir.
Dünya bir şaka olmalıdır ayrıca."
Ayfer Tunç, okurlarını taşranın karanlığından alıp dünyanın bir ucuna götürüyor. Şimdilik daha ötesi yok.
Kuru Kız, tüm zamanların mağdurları üzerine, yenilikçi, ezber bozan bir roman.
Kuşku Mevsimi Ve Esaretin Bedeli
Usta yazar Stephen King’in novela türündeki öykülerinden oluşan Kuşku Mevsimi, en fazla “Shawshank Redemption” adlı filme çekilmiş öyküsüyle büyük ilgi gördü. Ülkemizde “Esaretin Bedeli” ismiyle hafızalara kazınan film, Amerikan Film Enstitüsü’nün hazırladığı “En İyi 100 Film” listesinde yer almaktadır.
Bugüne dek pek çok yapıtı film ve TV dizisi olarak yorumlanan yazarın Kuşku Mevsimi adlı romanında; Yetenekli Öğrenci, Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption) ve Solunum Metodu adlı üç öykü bulunuyor.
Stephen King, Kuşku Mevsimi ile yalnızca korku ve gerilimde değil dram türünde de usta bir yazar oduğunu kanıtlıyor...
Kuşların Dili
Kuşların Ve Yılanların Şarkısı
Enerjisini hırsından alıyor.
Azmini, rekabetten.
Ama güce ulaşmanın bir bedeli var.
Onuncu Açlık Oyunları’nı başlatacak hasat gününün sabahı. Başkent’te, on sekiz yaşındaki Coriolanus Snow akıl hocası olarak katılacağı Oyunlar’a hazırlanıyor. Başarılı olmak istiyor ve bunun için tek bir şansı var.
Bir zamanların görkemli Snow ailesi zor zamanlardan geçiyor ve ailenin kaderi, Coriolanus’un cazibesiyle, zekâsıyla, hamleleriyle diğer akıl hocalarını gölgede bırakıp haracını Oyunlar’ın galibi yapmasına bağlı. Ama şans ondan yana değil. Coriolanus’a kötülerin en kötüsü 12. Mıntıka’nın kız haracına akıl hocalığı yapmak gibi onur kırıcı bir görev veriliyor. Artık kaderleri birbirine bağlı. Coriolanus’un yaptığı her seçim onları galibiyete ya da mağlubiyete, zafere ya da yenilgiye götürebilir. Arenanın içinde ölümüne bir dövüş sürüyor. Arenanın dışında ise, talihsiz haracına yakınlık duymaya başlayan Coriolanus kurallara uyma zorunluluğuyla, bedeli ne olursa olsun yaşama arzusu arasında kalıyor.
Kutup Yıldızı 1 – Ciltli
Fedakârlık...
Dört hecelik basit bir kelime gibi görünse de, aslında onun hayatında bir dönüm noktasıydı.
Geçmişe dair kırgınlıklarını yetimhanede unutmaya çalışan Nisa, bir gün aynı kaderi paylaştığı arkadaşıyla farklı bir dünyanın kapısını aralar. İki dost, bu kapı aralığından uzatılan sıcacık ellere, kimsesizliğin soğuk rüzgârından korunmak ümidiyle sarılır. Nisa ve Senem sonunda o yetimhane odasının duvarlarına fısıldadıkları hayalleri gerçekleştirme şansı elde ederler.
İki dost, daha önce hiç karşılaşmadıkları sıcaklığın ve zenginliğin onları değiştirmesine izin verecekler mi? Hiç tatmadıkları aşkı yeni hayatlarında bulabilecekler mi?
Kutup Yıldızı 1 – Ciltsiz
Fedakârlık...
Dört hecelik basit bir kelime gibi görünse de, aslında onun hayatında bir dönüm noktasıydı.
Geçmişe dair kırgınlıklarını yetimhanede unutmaya çalışan Nisa, bir gün aynı kaderi paylaştığı arkadaşıyla farklı bir dünyanın kapısını aralar.
İki dost, bu kapı aralığından uzatılan sıcacık ellere, kimsesizliğin soğuk rüzgârından korunmak ümidiyle sarılır.
Nisa ve Senem sonunda o yetimhane odasının duvarlarına fısıldadıkları hayalleri gerçekleştirme şansı elde ederler.
İki dost, daha önce hiç karşılaşmadıkları sıcaklığın ve zenginliğin onları değiştirmesine izin verecekler mi?
Hiç tatmadıkları aşkı yeni hayatlarında bulabilecekler mi?
Kutup Yıldızı 3 – Ciltli
Asıl Aşk, Kutup Yıldızı’nın Gizemli Kutusunu Açmasıyla Başladı Ve Yavaş Yavaş Kutunun Derinliklerine Sızdı. Orada Gördü Kalbinin Nasıl Çırpındığını, Nasıl Değiştiğini…
Olaylı geçen doğum günü partisinde tüm gerçekleri öğrenen Nisa için artık yeni kapılar aralanmıştır. Bastırdığı duygular kalbine sığmazken, Kutup Yıldızı için artık galaksidenkayma vakti gelmiştir. Kalbindeki sıcaklığa karşı koyamayan Nisa, Demir’in sevgisine karşılık vermeyi düşünürken öğrendiği sarsıcı gerçeklerle derin bir çıkmaza savrulur.
Peki, bundan sonra Nisa’yı nasıl bir yol beklemektedir?
Kalbini özgürce açıp her şeyi arkasında bırakarak Demir’in güvenli kollarına mı sığınacak, yoksa bildiği gerçekler ağır bir yük olup omuzlarında çürüyerek onu hiç istemediği bir yöne mi sürükleyecek?
“Çünkü sen galaksinin en derinlerinden benim kalbimi aşkınla, parıltınla aydınlatmaya geldin, Kutup Yıldızı.”
– Demir Gürsoy
Kutup Yıldızı Ciltli
Hayatın bir yolculuk olduğu söylenir, ki bu kesinlikle doğru. Ama insan bazen hangi yolu izleyeceğini bilemez çünkü tabelalar aynı anda bir sürü yönü gösterebilir.
Okurlar üzerinde büyük bir etki bırakan Kutup Yıldızı, dünyanın her yanından insanları bir araya getirerek onuncu yılını kutluyor. Kitap birçok sınıf çalışmasına, müzikale ve başka binlerce yolculuğa ilham oldu.
Peter H. Reynolds bir kez daha okurları gözlemlemeye, merak etmeye ve alışılan yollardan sapıp hayallerinin peşinden gitmeye teşvik ediyor; inançla, cesaretle, azimle..