Lal
₺280,00 Orijinal fiyat: ₺280,00.₺215,00Şu andaki fiyat: ₺215,00.
Goethe’nin “ve acıdan dili tutulunca insanın, bir tanrı çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş.” sözü çınladı kulaklarında. Annesini ve babasını lal eden her şey içini yakıyordu, acıta acıta akıyordu düşünceler. Boğazındaki yumru ağladıkça büyüyordu.
Sansür… İnsanoğlunun doğduğu andan itibaren hayatında var olmaya başlayan kavramdı sansür. Aidiyet, kimlik…
“Toplum değil artık, kesinlikle değil; ama sıyrılamıyorum işte toplumun beynime ektiklerinden. Biçtikçe uzuyorlar kafamın içinde ve bir türlü ulaşamıyorum köklerine. Kökünden yok edemiyorum ve düşlerimin içinde küçülüyorum. Düşlerimi haddimi aşarak yaşayamıyorum, çünkü haddimi bildiren dayatılmış, normalleştirilmiş normlar duruyor karşımda.”
“Ruhu sıkışır mıydı insanın? Evet, beden; acılarını, kararsızlıklarını, belirsizliklerini taşıyamadığında ruh sıkışırdı.”
“Başkalarının yaptıkları ile ilgilendikçe özünü unutuyordu insan. Bunu keşfettikten sonra sadece ama sadece kendine odaklanmıştı Lâl(…) Nereye gidiyordu hayatı, hangi kararları alacaktı ve nasıl bir seçim yapacaktı? Merak içindeydi. Hayatı gizemli kılan da buydu. Şimdi, tam da şu anda düşüncelerinin titreşimi önemliydi. Çekim yasasına inanıyordu; ama insan birçok olumsuzluk içindeyken akışa teslim olamıyordu. Teori ve pratik arasında dağlar kadar fark vardı. Hayat ona istediği birçok şeyi sunmuştu. İsteklerini yaşama şansını kimi zaman geç, kimi zaman da tam zamanında yakalamıştı. Bunları deneyimlemesine rağmen neden kendini rahat bırakamıyordu. Şimdi, sonsuzdu.”
“Kendin olmak için, seni kendinden uzaklaştıranlardan uzaklaş.”
| Yayınevi | Nesil Yayınları |
|---|---|
| Yazar | Fatih Duman |
| Sayfa Sayısı | 256 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2020 |
| Boyut | “13, 00″, 50 X 21 |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
3 adet stokta
Nesil Yayınları – Lal
Goethe’nin “ve acıdan dili tutulunca insanın, bir tanrı çektiğimi anlatayım diye bana dil vermiş.” sözü çınladı kulaklarında. Annesini ve babasını lal eden her şey içini yakıyordu, acıta acıta akıyordu düşünceler. Boğazındaki yumru ağladıkça büyüyordu.
Sansür… İnsanoğlunun doğduğu andan itibaren hayatında var olmaya başlayan kavramdı sansür. Aidiyet, kimlik…
“Toplum değil artık, kesinlikle değil; ama sıyrılamıyorum işte toplumun beynime ektiklerinden. Biçtikçe uzuyorlar kafamın içinde ve bir türlü ulaşamıyorum köklerine. Kökünden yok edemiyorum ve düşlerimin içinde küçülüyorum. Düşlerimi haddimi aşarak yaşayamıyorum, çünkü haddimi bildiren dayatılmış, normalleştirilmiş normlar duruyor karşımda.”
“Ruhu sıkışır mıydı insanın? Evet, beden; acılarını, kararsızlıklarını, belirsizliklerini taşıyamadığında ruh sıkışırdı.”
“Başkalarının yaptıkları ile ilgilendikçe özünü unutuyordu insan. Bunu keşfettikten sonra sadece ama sadece kendine odaklanmıştı Lâl(…) Nereye gidiyordu hayatı, hangi kararları alacaktı ve nasıl bir seçim yapacaktı? Merak içindeydi. Hayatı gizemli kılan da buydu. Şimdi, tam da şu anda düşüncelerinin titreşimi önemliydi. Çekim yasasına inanıyordu; ama insan birçok olumsuzluk içindeyken akışa teslim olamıyordu. Teori ve pratik arasında dağlar kadar fark vardı. Hayat ona istediği birçok şeyi sunmuştu. İsteklerini yaşama şansını kimi zaman geç, kimi zaman da tam zamanında yakalamıştı. Bunları deneyimlemesine rağmen neden kendini rahat bırakamıyordu. Şimdi, sonsuzdu.”
“Kendin olmak için, seni kendinden uzaklaştıranlardan uzaklaş.”
İlgili ürünler
Berdel 2
Sonunu görmediği yolu yürümekten hep korkan bir adamdı
Rezan Şahmaran. Hayal kırıklıklarına uğramaktan hoşlanmayan, insanlara çok sevmediği müddetçe bağlanmayan, sevgisini heba etmeyen bir adamdı.
Zorlu yolların sonunda hayatına bir kadın girdi.
Önünü arkasını düşünmeyi, olanların sonucunu
ölçüp biçmeyi unutturdu ve korkusuzca sona gidebileceğini öğretti o kadın.
Hesapsız kitapsız yürümenin güzel tarafını
bu kadın sayesinde öğrendi. İstemediği, sevmediğini defalarca kez yüzüne vurduğu
kadını bir felaketin sonunda kaybetti.
Kaybetmekten korkan bir aşık olacağı aklının ucundan geçmezdi. Nitekim Rezan Şahmaran’ın kalbi sevdanın yakıcı ateşine yandı. Yandı ve kaybetmekten ölesiye korktu.
Bir zamanlar sevmediği kadına, korkusunu pervasızca haykırdı:
Allah der ki; kimi benden çok seversen onu senden alırım.
Ve ekler: Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.
Yemin ederim seni benden önce alacak diye
çok sevmekten korkuyorum!
Hachiko
Bundan 100 yıl kadar önce, bir köpekle bir profesör arasında, sonraları tüm dünyayı derinden etkileyecek bir dostluk başladı. Fakat bu dostlar, profesörün ölümüyle kısa süre sonra ayrılmak zorunda kaldı. Peki bir köpeğe ölümün ne olduğunu anlatabilir misiniz? Elbette hayır. İşte Hachiko da bu yüzden, en yakın dostunu yaklaşık 10 yıl boyunca bekledi. Hem de her gün, aynı saatte ve aynı yerde. Köpekler, yüzyıllardan beri insanların en sadık
dostlarıdır. Ancak bazı dostluklar, filmlere ve kitaplara konu olacak kadar büyük izler bırakmıştır hafızalarda. Sahibini yıllarca, sabırla beklediği tren istasyonuna heykeli dikilen Hachiko’nun hikayesi, genç yaşlı demeden tüm kalpleri ısıtacak türden. Hachiko bize hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğretti. Bize sadakati ve bağlılığı öğretti. Umudu ve inancı öğretti. Sabrı ve sorumluluğu öğretti. Ama hepsinden öte, Hachiko bize arkadaşlığın gerçek anlamını ve Sevdiklerimizi asla unutmamayı öğretti.
Teşekkürler, Hachıko.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.