Ateş Yakmak – Modern Klasikler 129
Jack London, Kuzey topraklarını konu alan eserlerinde okurlarını buzla sarmalanmış bir diyarda adım adım gezdirir. Biri 1902’de, öbürü 1908’de yayımlanan ve “Ateş Yakmak” başlığını paylaşsalar da birbirlerinden olay örgüsü yönünden ayrılan iki hikâyeyle, “Yaşama Azmi” adlı üçüncü bir hikâyenin bir araya getirildiği bu derlemede de Jack London insanın buz kaplı doğayla ve kendi benliğiyle yüzleşmesini anlatır. Gençliğinde Klondike bölgesine altın aramaya giden ve soğuğun hüküm sürdüğü bu topraklarda bizzat yaşamış olan London, Alaska’dan Yukon’a, Kolondike’ten Kanada tundralarına kadar yörenin coğrafyasına ve sakinlerine oldukça hâkimdir. Jack London’ın karakterleri Kuzey’in dört bir yanda uzanan bembeyaz topraklarında vahşi doğanın gücüyle amansız bir mücadele halindedir. Doğanın, soğuğun ve pek iyi bilmedikleri bir coğrafyanın pençesinde, hayata tutunmaya çalışırlar. Ve ateş yakmak, bu varoluş mücadelesinin ilk adımıdır.
Ateşböceği Yolu
Ateşböceğinin Şarkısı
Ateşin Şarkısı
Kemancı Julia Ansdell Roma’daki bir antikacıdan garip bir müzik kitabı ve el yazması bir vals eseri satın alır. Daha notaları okurken valsin güzelliği karşısında büyülenir. Ancak eve dönüp bu güzel şarkıyı çalmaya başladığında etrafında garip olaylar olmaya başlar. Bu büyüleyici, tutku ve acı dolu müziğin üç yaşındaki kızı Lily’nin üstünde açıklanamaz bir etkisi vardır.
Küçük kız önce evin kedisini sonra da Julia’yı bıçaklayınca Julia bu müziğin geçmişindeki gizemi ortaya çıkarmaya karar verir. Ailesini ve kendisini kurtarabilmek için Incendio adındaki bu valsin ardında yatan laneti bulmak zorundadır. Fakat müziğin notaları onu çok daha büyük bir tehlikenin kucağına düşürür.
“Nefes kesici… İlk sayfaları okuduktan sonra elinizden bırakamayacaksınız.”
David Baldacci
“Edebiyat, psikolojik gerilim ve duygu yüklü bir roman.”
The Huffington Post
Ateşli Silahlar Ve Bilardo
Necip, birinin “bey”i olmak istiyordu. Babası Peyami Bey de “bey” statüsünde bir adam sayılmazdı mesela. İşlemediği bir suçtan dolayı sadece gururu yüzünden sekiz sene hapis yatmış bir adam kimin “bey”i olabilirdi ki. “Bey” dediğin dışarıda olurdu bir kere. Özgür bir kısrak gibi, tunç bilekli bir efe gibi hayatın içerisinde, her güzel şeyin köşesinde olurdu.
Necip hâlâ telefonunun ekranına bakıyor ama ekranı görmüyordu. Kalbi çok hızlı çarpıyordu nedense. “Havadan…” diye düşündü. Mevsim sürekli değişiyordu. Üç ay, mevsimler için çok kısa bir süreydi. İşte kimseye şikâyet edemeyeceği bir problem daha. Yatağında doğruldu. “Keşke geri yatabilsem,” diye düşündü. O da paraylaydı.
Necip istediği zaman yatıp kalkabilmek, istediği yerde yatıp kalkabilmek, Necip kendi kendisinin efendisi olmak istiyordu. Yazın başka, kışın başka parfüm sıkmak, sıra sıra gömleklerin dizili olduğu bir gardroba sahip olmak, “Necip Bey” olmak istiyordu…
Gölgede kalan küçük kardeşler, egosantrik ebeveynler, pahalı saatler, inip çıkan dijital göstergeler, süper yatlar, single maltlar, damacana ve anksiyete... Modern Robin Hood’lara yer var mı bu hayatta?
Bir moto-kuryenin Sultangazi’nin dar sokaklarından kripto para dünyasına uzanan yolculuğu, bir yandan maddi çıkmazlarla dolu hayatın gerçeklerini gözler önüne sererken diğer yandan varoluşsal kaygıların absürd komedisine dönüşüyor: Can Bonomo, modern dünyanın başarı takıntısı, sınıf atlama çabası ve köşeyi dönme hayallerini ruh ve sinir hastalıklarıyla harmanladığı ilk romanı Ateşli Silahlar ve Bilardo’yla karşınızda...
Ateşpare 2
Vahşi katil Aşkın’ın ve gizli örgüt lideri Ateş’in yolları bir girdabın içinde kesişmiştir. Aşkın ilk defa Ateş’e yenilmiştir ancak Ateş daha büyük bir yenilginin içine düşmüştür. İkisi de o girdabın içinde sürüklenirken birbirlerine oyunlar oynayıp kendilerini büyük bir iç savaşın içine çekmişlerdir. Ancak bilmedikleri bir şey vardır: Bu oyunun sonu en başından bellidir.
Ateş ve Aşkın aralarındaki tutku ve çekime karşı koyamayarak her geçen gün biraz daha yakınlaşırken kendilerini sürekli durdurmaya çalışırlar ancak bu çekime ikisinin de karşı koyması artık mümkün değildir. Sadece hisleriyle değil, aynı zamanda karşılarına çıkan büyük düşmanlarıyla da savaşmak zorundadırlar.
Düştükleri yangın ikisini de canlı canlı yakmaya başlamıştır, yangının büyüklüğünü fark etmişlerdir ancak ikisi de bunu durduramayacaktır.
“Perdelediğimi savunduğu kuşkularımı oldukları yere bıraktım. O, kuşkuları yok ettiğimi sanabilirdi ama belki de o kuşkular Ateş ve ateş parçasından daha yakıcı olacaktı. Bu lavların üstünde oynanan bir kumardı, sadece bir kişi dengesini bulacaktı.”
Ateşpare 3
Ateşpare 3 Ciltli
Ateşpare 5
Aşkın ve Ateş birbirlerine duydukları hisleri tamamen kabullenmiş ve aralarındaki güvensizliği de yok ederek ilişkilerini bir adım öteye taşımışlardır. Ancak bunlar yaşanırken yeni düşmanlar kendini göstermeye; geçmişten gelen sırlar, ihanetler ve acılar gün yüzüne çıkmaya başlar. Öyle ki Aşkın’ın, Ateş’le artan bağlarının tutkusunu yaşamaya fırsat bulamadan, öğrendiği yeni gerçeklerle dünyası altüst olur. Karanlıktan kendini gösteren yeni sırlar onun bile aklının alamayacağı kadar karmaşıktır.
Aşkın öğrendiği yeni gerçeklerin ve verdiği büyük kayıpların üzerine gönüllü bir teslimiyet gösterip kelepçelere ve parmaklıklara gittikçe yaklaşırken aslında yeni bir hayatın başlangıcında olduğunun farkında değildir.
Ateş’le yaşadıkları büyük aşka rağmen bir kez daha karşı karşıya gelmek zorunda kalırlar ama ikisinin de iyi bildiği bir gerçek vardır: Ateş ve Ateşpare’yi kimse yenemezdi.
“Bu son gibiydi ama son değildi. Sadece yeni bir devrimin başlangıcıydı, ölümsüz olacak isyanın yeni perdesiydi. Belki de ne Ateş ne de Ateş parçası daha birbirleriyle tanışmamıştı.”
Ateşpare 5 Ciltli Özel Baskı
Ateşte Açan Çiçekler
Ateşte Yeşerdim
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek, cepheden, romanda anlatılan kişilerle omuz omuza yaşamış birinden gelen yapıt. Kurtuluş Savaşı'nın Ateşten Gömleğinin içinden çıkmış bir roman. Halide Edip Adıvar, her birini yakından tamıdığı roman kişilerini, yani silah arkadaşlarını içtenlikle, çağına ve yaşanan acı olaylara sorumlulukta tanıklık ederek anlatıryor. Bağımsızlık savaşımızı bütün gerçekliği ve canlılığıyla anlatan belki de en önemli roman, Ateşten Gömlek.
"İhtilal ve isyan günlerinden beri koza, kurt, kelebek devirleri tetkik edilen mahlukat gibi Sakarya silah arkadaşlarımın Ateşten Gömlek'te birkaç solgun aksini İstanbul, ihtilal ve ordu günlerinden alıp kâğıt üstüne koymaya çalıştım. İstediğim gibi olmadığı için silâh arkadaşlarımdan af dilemek isterdim. Bize onlar ilham ettiler."
- Halide Edib Adıvar
Ateşten Gömlek – Sadeleştirilmiş
“Bu sabah doktor geldi. Yanımda uzun oturdu, konuştu. Bu haftanın sonunda ameliyat kesin. Bende bugünlerde düşüklük var. Sanıyorum ki, ben denilen şey başımdaki birkaç yüz ve onların anılarından ibaret. Bunları anlattıkça boşalıp yavaş yavaş bitiyorum. İçimde dökeceğim son bir Sakarya kaldı; asıl facia ve son perde. (...) bende ancak son perdeyi anlatacak kadar nefes var. Ondan önceki günler hep perde arası.”Güzel ve önemli Kurtuluş Savaşı romanları sonradan yazılmıştır. Birçoğunu bugün de tutkuyla okuyabiliriz. Ama pek azı Halide Edib’in Ateşten Gömlek’i ölçüsünde “içten” tanıktır. Handan’da aşkı ve kadın özgürlüğünü sayıklamalarla dile getirmiş romancı, Ateşten Gömlek’te de bir toplumun, bir ulusun yeniden varoluş mücadelesini aynı şiddetle, aynı buhranla, adeta nöbetler içinde söylüyor. Selim ileriKaleme aldığı her metinle yeniden tartışılan Halide Edib’in bu önemli eseri, gözden geçirilmiş ve sadeleştirilmiş baskısıyla Can Yayınları’nda.
Ateşten Tezahürat Ciltli
Ateşten Tezahürat Karton Kapak
Atlas Altılısı
SIRLAR.
İHANET.
BAŞTAN ÇIKARMA.
GÜÇ.
İSKENDERİYE CEMİYETİ’NE HOŞ GELDİNİZ.
Her on yılda bir, dünyanın önde gelen topluluklarından biri olan İskenderiye Cemiyeti’ne katılmak için altı yetenekli büyücü seçilir. Seçilen büyücüler, en çılgın hayallerinin bile ötesinde bir güce ve prestijli bir hayata sahip olacaktır.
Ama ne pahasına?
Seçilen her büyücünün, cemiyetin sırlarla dolu davetini kabul etmek için kendine göre bir sebebi vardır. Bu, en tehlikeli düşmanlarına yaklaşmak ya da güvendikleri müttefiklerin ihanetiyle yüzleşmek anlamına gelse bile, İskenderiye saflarına katılmak için bir yıl boyunca ölümüne bir mücadeleye atılacakladır.
Bu, hepsinin yıl sonunda hayatta kalamayacakları anlamına gelse bile.
Atlıkarınca
Atlıkarıncaları Affediyorum
Attila
Attila’ydı o.
Erken yaşlarından itibaren cesareti ve iradesiyle aman vermez bir rakip olarak çıktı herkesin karşısına.
Diplomatik esir olarak Roma’ya gönderildi. Müthiş bir savaşçı olarak Hun ülkesine döndü.
Verdiği mücadele sadece düşmanlarına karşı değildi.
Kardeş bildikleri onu hiç ummadığı yerden de vurmak istediler, direndi.
Hem Doğu hem Batı Roma’ya hükmetti.
Tarihte ilk kez Papa’ya diz çöktürdü.
Doğuda Sasanilere geçit vermedi.
Ve bin yıllara uzanan bir isim bıraktı geriye.
Attila’ydı o.
Yeryüzündeki tüm mazlumların intikamını almak, gözyaşlarını silmek için yemin etmişti.
Romanlarıyla yüz binlere tarihi sevdiren ve okurları tarafından “günümüzün Peyami Safa’sı” olarak nitelenen Okay Tiryakioğlu, bu kez Türk tarihinin erken dönemlerine götürüyor tarihi roman severleri. “Avrupa’yı Dize Getiren Türk”ün, Attila’nın her dakikası heyecanla ve kazanma azmiyle dolu hayatını capcanlı bir dille anlatıyor.
“Bugünden geleceğe adaletli ve merhametli ismin kalacak Attila! Fethettiğin bölgelerde bir tek cana bile boş yere kıymadığını işitecek insanlar.”
“Bin yıl sonra, öyle mi?”
“Belki daha bile ötelerinde!”
Atuan Mezarları – Yerdeniz Üçlemesi 2
"Atuan Mezarları’nın konusu tek kelimeyle söylemek gerekirse cinselliktir. Kitapta bir sürü simge var, tabii ki yazarken bunları bilinçli bir şekilde çözümlemedim; bu simgelerin hepsi cinsel simgeler olarak okunabilir. Daha açık söylemek gerekirse kitabı bir kadının büyümesi olarak okuyabilirsiniz. Temalar, doğum, yeniden doğum, yıkım ve özgürlük."
Av Ciltli
Zamanın çok öncesinden gelen bir savaş ve tüm bunlardan habersiz bir genç kız…
Annabelle Jefferson, Hiddenfield kasabasına adımını attığı an bir şeylerin yolunda olmadığını biliyordu. Fakat bu kadar akıl almaz olayların tam ortasına düşeceğini asla tahmin edemezdi.
Ağaçların arasındaki tapınağın anlatılmamış hikayesi, kanlı bir tarih ve aydınlık ile karanlığın bitmek bilmez çatışması…
Tüm bunların ortasında Annabelle’i, karşısına çıkan tehlikelerden koruyan ama rengini asla belli etmeyen bir genç adam: Jay Sullivan.
Peki ya Annabelle’i, Jay’den kim koruyacaktı?
Kendi avına aşık olan bir avcı, yok edecek mi avını hiç düşünmeden?
Ya da Koruyabilecek mi onu kendisinden?
Av Şifacı Tek Kitap Ciltli
Av
Bir cadı ile hortlak. Biri kanlı canlı, diğeri ölü. Fifer ve Schuyler’ın ilişkisi sıradışı sayılırdı. Bazıları mutlu bir sonla bitmeyeceğini bile iddia edebilirdi. Fakat birbirlerinden ne kadar uzak kalmaya çalışsalar da, bir şeyler tekrar bir araya gelmelerine sebep oluyordu.
Derken aralarına, birbirlerine karşı duydukları çekimden daha güçlü bir şey girdi: Anglia’nın en güçlü adamı Blackwell, Schuyler’a bir görev verdi. Sahibini yenilmez kılan efsanevi bir kılıç, Anglia’da bir yerde saklı duruyordu ve Schuyler’ın onu bulması gerekiyordu.
Bu sırada Fifer, Harrow’da büyü çalışıyordu ama bir yandan kalbini kaptırdığı kişi için endişelenmeden edemiyordu. Schuyler haftalardır kayıptı ve Fifer, onu bulabilecek ya da bulmak isteyecek kadar umursayacak tek kişiydi.
Şifacı
Anglia’nın en yetenekli ve genç şifacılarından John Raleigh, kendi kırık kalbi dışında her hastalığı tedavi edebilirdi. Annesi ve kız kardeşi büyü yaptıkları için yakıldığından beri John, gecelerini kâbuslarda boğularak, günlerini ise melankoli içinde geçiriyordu. Ta ki, hiçbir şifacının tedavi edemediği gizemli bir hastalığın pençesine düşmüş, krallığın en güçlü büyücüsü Nicholas Perevil’in yanına çağırılana dek.
John bunun sıradan bir hastalık olmadığını hemen anlamıştı. Nicholas tehlikeli bir lanet yüzünden gittikçe kötüleşiyordu ve tedavisi için buldukları tek ipucu bir isimdi: Elizabeth Grey.
Bu kız kimdi ve böylesine karanlık bir büyüye nasıl bulaşmıştı? Ölüm döşeğindeki kızı sarayın hapishanesinden kurtarıp getirdiklerinde, John aklındaki tüm soruları bir kenara koyarak Elizabeth ve Nicholas’ı kurtarmaya çalışacaktı. Belki de bu sırada kalbini de kurtarabilirdi.
Avare Düşünceler
E. M. Cioran iflah olmaz, soluk kesen üslubuyla bütün fanatizmleri, inançları, dinsel ya da politik imanları yine yerden yere vuruyor: Kimi sayfalar bazı kaçış yollarını imlese de, ilerleme bir kurmaca sürüsüne, tanrı hastalığa, umut ise "uçurumun kenarında körebe oynamaya" dönüşüyor.
Cioran felsefeyi şeylerin "nafileliğinin algısı" olarak ortaya koyarak edebiyat dahil her türlü yanılsamaya karşı giriştiği mücadeleyi ölüm, çöküş, nafilelik, ıstırap, öznel varoluş üzerine aforizmalarla sürdürürken ilk sayfalardaki kişisiz biz ifadesine ben ve sen'i ekliyor ve kitabın iki temel kozunu açıkça ortaya seriyor: maddi, manevi ve tarihsel çürüme ile imkânsız kuşkucu ideal.
Paris'teki dilsel "ikinci doğuş"una tarihlenen ve aynı dönemeçte aldığı düşünsel viraja dair temel bir edebi belge niteliği taşıyan Avare Düşünceler'de kalemini Baudelairevari bir koyuluğa doğru akıtarak nihayet intihar motifini öne çıkaran Cioran, insanlığı katiller ile intihar edenler olmak üzere ikiye ayırıyor: İntiharın varoluşun işkencesinde değerli bir kurtuluş kaynağına dönüştüğü satırlar ise, kendini Hiçliğe daha iyi teslim etmek için her türlü inançtan kurtulan "şeylerin dışındaki insan" olarak yazarın istisnai bir otoportresiyle tamamlanıyor.
Avcı Ciltli
Kirli oyunlar dönüyordu ve herkes bu oyundaydı.
Sırlarının ardına gizlenmiş Jay Sullivan bile…
Peki, bu oyunda onun yeri neresiydi?
Annabelle, bunu henüz öğrenemese de artık kendi yerini biliyordu. Asırlar öncesinden beri her şeyin merkezinde o vardı.
Peki, gerçekte neydi o?
Ya da kimdi?
Bu soruların cevapları kimisinin bataklığı olacaktı. Ve bakalım, kimler bu bataklıktan kurtulacak, kimler tamamen dibe batacaktı? Artık karşılarında bir Av değil, Avcı vardı.
Avcının Notları
Avcının Notları adı altında topladığı öyküleri, 19. yüzyıl Avrupa'sında İlk Aşk, Devrim Öncesi ve Babalar ve Oğullar gibi romanlarıyla büyük bir üne erişecek olan İvan Turgenyev'in ilk önemli düzyazı yapıtıdır. Avcının Notları, yazarın Oryol bölgesinde çıktığı av gezileri sırasında gözlemlediği soyluları, toprak sahiplerini, yoksul köylüleri, köy hekimlerini ve malikânelerdeki yaşamı anlattığı öykülerden oluşur.
Turgenyev'in daha sonraki büyük yapıtlarının habercisi olan bu öyküler yayınlandıktan sonra yazar tutuklanmış, Petersburg'da bir ay hapiste kalmış, 18 ay süreyle de Spasskoye'de zorunlu ikâmet cezası almıştı. Bu kovuşturmanın nedeni, toprak sahiplerinin köylülere karşı zalimce davranışlarını sergilemesi ve serflik kurumuna yönelik eleştirileriydi.
Avcının Notları'ndan küçük bir seçkiyi, Nihal Yalaza Taluy'un Rusça aslından yaptığı çeviriyle sunuyoruz.
Avcının Notları – Hasan Ali Yücel Klasikleri 317
İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818-1883): Avrupa’da ve ülkemizde eserleri ilkönce çevrilen 19. yüzyıl Rus yazarlarındandır. Döneminin Avrupalı bakış açısına sahip tek Rus yazarı olarak anılır. Avcının Notları Turgenyev'in daha önce Sovremennik (Çağdaş) dergisinde yayımladığı 25 hikâyesinin bir araya getirildiği ve onu üne kavuşturan ilk eseridir.
Eser hümanist dili ve toprak köleliğine karşı duruşuyla, Rus realist edebiyatında önemli bir rol üstlendiği gibi, toplumsal bilincin gelişimine de büyük katkıda bulunmuştur.Yazarın olağanüstü gözlem gücünün tüm hikâyelerin ana fonunu oluşturan doyumsuz doğa tasvirlerinde doruğa çıktığı Avcının Notları, Çarlık Rusyası'ndaki sert ve merhametsiz taşra yaşamının insanlara, özellikle de toprak kölesi köylülere yansımasını olanca çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Aveline Jones Ve Cadı Taşları
Aveline, annesinin yaz için kiraladığı evin bir taş çemberin yakınlarında olduğunu öğrenince çok heyecanlanır. Köyde yaşayanlar bu antik yapıya Cadı Taşları adını vermiştir. Aveline binlerce yıllık bu taşlar hakkında daha fazlasını öğrenmek için sabırsızlanır.
Derken Aveline köyde Hazel ile tanışır. İnanılmaz havalı, gizemli ve bir o kadar da dost canlısıdır Hazel. Çok geçmeden Aveline, Hazel’ın büyüsüne kapılır. İşin aslı Hazel, Aveline’in daha önce tanıştığı hiç kimseye benzemez, onda tuhaf bir şeyler vardır. Aveline çok geç olmadan Hazel hakkındaki gerçeği öğrenebilecek midir?
El fenerlerinizi yakın ve siz de bu macerada Aveline’e katılın!
Avrasya’da Jeopolitik Hesaplaşma
“Bu kitapta yer verdiğim, Ekim 2022’den sonra VeryansınTv ‘Mavi Vatan’ köşesinde yayınladığım makaleler, genelde Avrasya’daki jeopolitik hesaplaşmaya gidişin 26 Mayıs 2024 tarihine kadar söz konusu olan ana olay ve hatlarını sunmaktadır. Bundan önceki kitabımın adının Jeopolitik Fırtına olduğunu hatırlatırsam neden bu kitabın adını Avrasya’da Jeopolitik Hesaplaşma olarak belirlediğim ortaya çıkar. Fırtına artık hesaplaşma dönemine girmiştir.
Dilerim 100 yıldır savaş görmeyen, II. Dünya Savaşı gibi milyonları yok eden bir savaşın dışında kalabilmeyi başaran Cumhuriyetimizin yaşayan nesilleri olarak, coğrafyamızın ve tarihimizin gücünü kullanarak jeopolitik hesaplaşmanın dışında kalırız. Ancak unutulmamalıdır ki, Avrasya’nın kilit ülkesi olarak bu hesaplaşmada Atlantik güçlerinin yanında savaşmamız için her türlü baskı, sindirme, tehdit ve gerekirse silahlı güç ile tehdit metotları kullanılacaktır.”
Doğu Avrupa’da yaşanan Rusya-Ukrayna Savaşı, Ordadoğu’da Hamas-İsrail çatışması sonrası bölgede gerçekleşen katliamlar, yıllardır Suriye’de olanlar... Peki ya sonrası? ABD, Rusya, Çin gibi “büyük aktörler” ve Türkiye’nin çevresinde yaşananlar karşısında ne yapacağı sorunu ise apayrı bir başlık. Cem Gürdeniz Avrasya’da Jepolotik Hesaplaşma adlı kitabında son yıllarda yaşanan bildiğimiz gelişmelerin haricinde bilmediğimiz detayları da değerlendirerek tüm süreci analiz edip Türkiye’nin ne yapması gerektiğini ele alıyor.
Avukatı Mısın?
Ergün ilkokul yıllarından beri, gördüğü her haksızlığa karşı çıkmaktadır. Ama arkadaşlarını savunurken aldığı yanıt hep “Avukatı mısın?” olmuştur. İşte o günden beri avukatlık, Ergün’ün aklına iyiden iyiye yerleşir. Böylece Ergün üniversite için İstanbul’a, Hukuk Fakültesine gelir. Burada aldığı eğitimden ve yaptığı stajdan sonra avukatlığa Rize’de başlar. Ancak sonunda Tahsin’in dediği olur: “Ee artık İstanbul’un suyunu içtin, daha da Rize’yi unut.” Hayat onu yeniden İstanbul’a, mücadeleyle geçecek bir dünyanın ortasına getirir.
Bu romanda, Avukat Ergün Kazanır’ın çocukluğundan üniversite yıllarına, ilk iş deneyiminden başından geçen evliliklere; yaşadığı türlü macera ve anılara tanık oluyoruz. Dışarıdan göründüğü gibi olmayan avukatlık mesleğinin farklı yönlerini Kazanır’ın mücadeleden vazgeçmeyen karakteri sayesinde keşfediyoruz. Yazarın eğlenceli, samimi ve yer yer şiirsel dilinden azimli bir avukatın yaşamını okuyacaksınız!
Ay Daki İlk İnsanlar
H. G. Wells’in “fantastik hika^yelerinden” saydıgˆı, 1901 yılında yayımlandıgˆında C. S. Lewis’i derinden etkileyen Ay’daki I·lk I·nsanlar, yerc¸ekimini tersine c¸eviren bir maddeyi kes¸fettikten sonra Ay’a seyahat eden iki karakterin maceralarını anlatıyor.
Ticari c¸abaları hu¨sranla sonuc¸lanan Bedford eksantrik biliminsanı Cavor’la tanıs¸tıgˆında bu sohbetin onu Ay’a kadar go¨tu¨recegˆini elbette du¨s¸u¨nmez, aklı fikri para kazanmaktadır. Fakat Cavor yepyeni bir maddenin kes¸finden bahsedince, Cavor dikkat kesilir. Bu uyumsuz ikili Cavorite ismini verdikleri madde sayesinde Ay’a gidip orada bambas¸ka bir medeniyetle, Selenlilerle kars¸ılas¸acaklardır.
Gu¨nu¨mu¨zden bakınca bazı o¨gˆeleri gerc¸ekten “fantastik” olsa da H. G. Wells, Ay’daki I·lk I·nsanlar’da hem egˆleniyor hem de is¸tahı hic¸ kesilmeyen sermaye ve toplum mu¨hendisligˆinin sonuc¸ları gibi konuları irdeliyor.
“Wells bir biliminsanı olarak kurgu eserler kaleme alan kayda degˆer ilk yazardı, on dokuzuncu yu¨zyılın bilimsel devriminin aydınlanmalarına ve sonuc¸larına heyecanla ya da kayıtsızlıkla ya da korkuyla dıs¸arıdan bakan biri degˆil bilimin ic¸indendi. Percy Shelley bilimin ac¸ıgˆa c¸ıkardıgˆı gu¨zelligˆi, Mary Shelley ahlaki belirsizligˆi, Jules Verne bitmek bilmeyen teknolojik bir kos¸uyu go¨rmu¨s¸tu¨ ama Wells bilimin go¨zlerinden bakıyordu.” –Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin’in sonsözüyle
Claude A. Shepperson’ın resimleriyle