Kızıl Elma
Cengiz Aytmatov insanın kendisine, diğerlerine ve hayata karşı mücadelesini, kısacası yeryüzü tecrübesini ustalıkla hikâye ediyor.
Bir yitirişin ve peşi sıra gelen uyanışın anlatıldığı Kızıl Elma, eşinden ayrılmak isteyen İsabekov’un kızı Anara’nın çocuk masumiyetinde ailesini yeniden buluşunun çarpıcı hikâyesidir.
Oğulla Buluşma ise kapanmayan yaraların ve ertelenen yüzleşmelerin yükünü anlatır. Savaşta kaybettiği oğlunun hatırasını içinde yaşatan Çordon, gerçek ölümün unutulmak olduğunu anlayacaktır. Zira baba ölmedikçe oğul, oğul ölmedikçe de baba yaşamaya devam eder!
Deve Gözü – Ketebe Yayınları
Cengiz Aytmatov’dan insanın yeryüzü mücadelesi, kendisi ve dünya ile yüzleşmesi üzerine çarpıcı iki öykü.
Anarhay bozkırının çorak topraklarında doğaya ve insan ruhunun kötücül yanına karşı verilen çetin bir mücadeleyi konu edinen Deve Gözü, sabır ve dirayetin “zor” olanı “kolay” kılışını anlatır. Hep daha ötesini hayal edenlerin, kolayca pes etmeyenlerin kazanacağı zaferler vardır elbet.
Baydamtal Irmağında ise hırs ve tamahkârlığın yıkıcı yapısına eğilir. İşini hakkıyla yapmak isterken hırsına karşı verdiği mücadelede yenik düşen bir adamın içsel çatışmaları ve kendi karanlığı ile yüzleşmesini konu edinir.
Başını Vermeyen Şehit
“Hava kapalıydı. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi acı acı bağırıyorlardı.
Palanka kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı, yavaşça kımıldadı. İkindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor; uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunların hepsi Türklerin elindeydi.”
*****
Başını Vermeyen Şehit; savaşta başı gövdesinden ayrılarak şehit düşen derviş Deli Mehmet’in, dilden dile dolaşan destansı bir hikâyesidir.
Falaka – Parıltı Yayınları
Osmanlı’da çocukluk nasıl yaşanırdı?
Eğitim hangi yollarla verilirdi?
Ahmet Rasim, başta bunları ve daha fazlasını, anılarından doğan Falaka’da, 19. yüzyılın İstanbul manzaraları eşliğinde anlatıyor.
Edebiyatımızın en üretken kalemlerinden Ahmet Rasim,
okul hayatının ilk dönemini oluşturan “mahalle mektebi” yıllarında yaşadığı olayları, kıvrak kalemiyle yazıya döktü. Bugünden bakıldığında bir yanı trajik, bir yanı komik sayılabilecek bu tecrübeleri 1927’de, Falaka adı altında yayımladı.
Falaka, o günden bu yana hayatımızda ve
Ahmet Rasim’in, dahası edebiyatımızın en çok okunan
kitapları arasında yer alıyor.
Şimdi, günümüz Türkçesiyle…
62 Tavşanı
Mendil Altında
Ses – Can Yayınları
Yirmi yaşından fazla göstermeyen bir delikanlı çadırın önünde, yan yatmış bir el arabasının üstüne oturarak saz çalıyordu. Başı göğsüne yatmış ve gözleri yere dikilmiş olduğu için çehresini tamamen görmeye imkân yoktu. Fenerin aydınlattığı alnı ter damlalarıyla kaplıydı. Sazının uzun sapı, şaşırtıcı bir süratle aşağı yukarı kayan parmaklarının altında, canlı bir mahluk gibi titriyordu. Sabahattin Ali öykülerinde kendi dönemi içinde zamansız olanı buluyor, yerel olandan evrensele ulaşıyor. Habercilikle masalcılığı, anıyla efsaneyi, bir gözlemcinin tarafsızlığıyla kıssadan hisseler anlatan bir çınar altı meddahının dilini birbirine harmanlıyor.
Bir Çöküşün Öyküsü – Modern Klasikler 90
Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, 15. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu.
Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris’teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.
Bir Kadının Hayatından 24 Saat
Riviera’da eşi ve iki kızıyla tatil yapan 33 yaşındaki Henriette bir gece ansızın ortadan kaybolur. Kusursuz bir evliliği olduğu sanılan genç kadının nasıl ve neden ortadan kaybolduğu dedikodu konusu olur. Pansiyonda kalanlar küçük çaplı bir Madam Bovary vakasıyla karşı karşıya oldukları düşüncesiyle kadını iffetsizlikle suçlar, anlatıcımız da kadını savununca tartışma alevlenir. Masadaki yaşlı ve zarif bir İngiliz hanımefendi de hoşgörüsünden cesaret bularak anlatıcıya gençliğinde, bundan tam 24 yıl önce, başından geçen unutulmaz bir 24 saatin hikâyesini anlatmaya başlar.
“Tüm duygularımla bu yabancı insanın, bu neredeyse her şeyini kaybetmiş, ölümün eşiğine gelmiş insanın tüm hırsları ve tutkularıyla son bir şeye tutunduğunu hissediyordum
Stage-1 Animal Farm – İngilizce Hikaye
All Animals Are Equal
But Some Animals Are More Equal
Than Others
This story takes place on a farm in England. The animals of Manor Farm work too hard for the farmer Mr. Jones and they do not get much back in return for all of their work.
A wise pig named Old Major calls the animals together to give them a speech and to tell them about his dream. That is the start of the revolution. The animals decide that they will have better lives if they run the farm by themselves. They chase the humans away and write their own rules for their new farm: Animal Farm. They learn how to do everything by themselves. They even learn some human skills too like reading and writing.
But, will life on Animal Farm really be better than it was on Manor Farm? Will the animals really work less and have more? Will they really have more freedom? Or will things be worse than before?
Aya Yolculuk
Bu kitap, uzay ve uzaya ait bilgilere ilgi duyan insanın, bu alana yönelişinin serüvenini anlatan ilk roman olma özelliğini taşıyor. İnsanoğlunun Ay’ın yüzeyine ayak basmasından 104 yıl önce yazılan bu roman, edebiyatta bilimkurgu türünün öncüsü Jules Verne’in (1828-1905) en ünlü eserleri arasında gösteriliyor. 1865 yılında kaleme alınan romanda, Amerikan İç Savaşı sonrasında emekli askerlerin toplandığı "Silah Kulübü” üyelerinin, yeniden gündeme gelme ve silah çalışmalarını canlı tutma çabaları sonucu ortaya atılan, yaşama geçirilmesi zor, "rüya” denilebilecek "Ay’a mermi gönderme” projesi ile başlayan olaylar anlatılıyor. Kulübün Başkanı Barbicane’nin dünya bilim çevrelerinde yankı bulan projesi, Fransız bilim insanı Michael Ardan’ın çılgın önerisiyle Ay’a yapılacak bir yolculuğa dönüşüyor. Ay yolcuları arasına Başkan Barbicane ve köpeği ile Fransız Ardan’dan sonra aksi Kaptan Nicholl’ün de katılmasıyla uzay macerası başlıyor.
Balonla Beş Hafta
Gezgin ve kâşif olan Doktor Fergusson arkadaşı Dick Kennedy ve yardımcısı Joe ile herkesi meraklandıran bir hayali vardır: Balonla seyahat… Tek amacı, Victoria adını verdiği balonuyla Afrika’yı dolaşmak, daha önce hiçbir gezginin görmediği bölgelerini keşfetmektir. Bir gün yardımcısını ve arkadaşı olan Dick Kennedy’yi bu güzel yolculuğa çıkmaya ikna ederek yola koyulur. Yolda Birçok macera yaşarlar. Yerli insanlarla karşılaşırlar, akbabalarla mücadele ederler. Fakat en sonunda usanmayıp bugüne kadar hiçbir insanın ayak basmadığı Afrika’nın o muhteşem şehirlerine ulaşırlar. Jules Verne’in yazdığı bu roman, okuyucuya hem bir macera, hem de bir Afrika seyahati sunuyor.
Yakıcı Sır
Stefan Zweig’tan yakıcı bir roman...
Edgar on iki yaşında bir erkek çocuktur. Yeni geçirdiği hastalığın ardından dinlenmesi için babası onu annesiyle birlikte bir dağ oteline gönderir. Burada arkadaşlık edebileceği bir yaşıtı olmayan Edgar otele tatil için gelen genç Baron’la tanışır ve onunla vakit geçirmeye başlar.
Baron geçici bir macera arayışı içindedir ve Edgar’la yakınlık kurmasındaki amacı da onun orta yaşlı, alımlı bir kadın olan annesine yaklaşmaktır. Edgar, Baron ve annesi arasındaki yakınlaşmayı yadırgar. Kadınlarla erkekler arasında yaşanan ve yetişkinlerin açıklamaktan kaçındığı şeyin ne olduğunu bilmemekte ve bu büyük sırrı öğrenmek istemektedir.
Büyük Yüzücü
Önceki yüzyılda yazdığı halde bugüne en çok tesir eden adların başında gelir Franz Kafka. Birçok okurun hemfikir olacağı üzere, hepimizin bildiği, çok yakından tanık olduğumuz halde bir türlü ifade edemediğimiz durumları dile getiren bir yazardır. Üslubunda en çok dikkat çeken şey, alışılmadık bir olayı sıradan bir şeymiş gibi ve çok sade bir dille anlatmasıdır. Kendine göre bir dünya yaratır Kafka. Öyle ki bu dünyada sığınabileceğiniz bir köşe bile yoktur. Tek başınasınızdır.
Yazarın otuz dokuz kısa öyküsünden derlenen Büyük Yüzücü , Kafka’nın yazın alanındaki gücünü tüm yönleriyle ortaya koyuyor. Diğer başka eserlerinin de çekirdeğini oluşturan, çağımız insanının temel sorunu yabancılaşmayı aşmak için birey ile toplumun, ben ile dış dünyanın birleştirilmesi meselesini irdeleyen bir öykü seçkisi Büyük Yüzücü .
“Değerli misafirler! Kuşkusuz bir dünya rekoru kırdım, ama bunu nasıl yaptığımı sorarsanız tatmin edici bir cevap veremeyebilirim. Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse yüzme bilmiyorum. Kendimi bildim bileli öğrenmek istemiştim, ama hiç fırsat bulamamıştım. Nasıl oldu da ülkem beni olimpiyatlara gönderdi anlamadım, açıkçası bunu çok merak ediyorum. Her şeyden önce, şu an memleketimde olmadığımı ve çok çaba göstermeme rağmen burada konuşulanlardan tek bir kelime bile anlamadığımı belirtmek isterim.”
Cam Kavanozlar
“Su gibi sonsuz olur balıkların hayalleri, En büyük hazinedir özgürlükleri!”
Denizler altında hayat ne güzeldir... Masmavi ve tasasız…. Ama her gün öyle değildir. Beklenmedik bir kazanın yaşandığı talihsiz bir günün sonunda balıklar kendilerini cam kavanozların içinde buldular. Üstelik güvende olmak için bunu kendileri istediler. Uçsuz bucaksız denizlerde cam kavanozların içinde yaşamak… Peki nasıl bir hayat bekliyor onları? Çocuk edebiyatının sevilen yazarlarından Özge Bahar Sunar tüm okurlarını Öznur Sönmez’in rengârenk çizimleri eşliğinde hayallerin ve cesaretin gücünü keşfetmeye, hayatın sularında özgürce kulaç atmaya davet ediyor.
Son Kuşlar – Can Yayınları
Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.
Sait Faik Abasıyanık kendine özgü yalın ve akıcı öykülerinde okuru şaşırtan, insanı ve doğayı bütün içtenliğiyle anlatmaktan geri durmayan, her şeyin merkezine insan sevgisini koyan bir yazar. “Kökü kendinden olan” bir yazar olarak Abasıyanık, cumhuriyet dönemi edebiyatımızda bir mihenk noktası olarak belirirken çağdaş öykücülüğümüzün de temellerini atar. Sait Faik Abasıyanık, öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden…
Semaver – Can Yayınları
Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir. Ben, artık tenhalaşmış sokaklarda bir memleket havası tutturarak; bu nevi kahveleri keşfetmekte büyük bir maharet kazanmıştım. Bazen susmasını bilen bir arkadaşla, bazen kokulu bir likörü bitirinceye kadar saatler geçerdi.
Sait Faik Abasıyanık kendine özgü yalın ve akıcı öykülerinde okuru şaşırtan, insanı ve doğayı bütün içtenliğiyle anlatmaktan geri durmayan, her şeyin merkezine insan sevgisini koyan bir yazar. “Kökü kendinden olan” bir yazar olarak Abasıyanık, cumhuriyet dönemi edebiyatımızda bir mihenk noktası olarak belirirken çağdaş öykücülüğümüzün de temellerini atar.
Sait Faik Abasıyanık, öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden…
Seçme Hikâyeler
Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi, bilmem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri on ikiyi geçmiş. Kanepelerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvaydaki adam bir tanıdık mıydı, acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı? Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte yalnız pek başıboşlar mı oturur? Kimseler âşık değil mi bu şehirde? Kimseler, bir meydanın kanepesinde kimseyi beklemeyecek mi, yüzünü bir dakika görmek için kimsenin?
Sait Faik Abasıyanık kendine özgü yalın ve akıcı öykülerinde okuru şaşırtan, insanı ve doğayı bütün içtenliğiyle anlatmaktan geri durmayan, her şeyin merkezine insan sevgisini koyan bir yazar. “Kökü kendinden olan” bir yazar olarak Abasıyanık, cumhuriyet dönemi edebiyatımızda bir mihenk noktası olarak belirirken çağdaş öykücülüğümüzün de temellerini atar.
Sait Faik Abasıyanık, öykücülüğümüzün en özgün ve ayrıksı seslerinden…
Stage-3 1984 – İngilizce Hikaye
War Is Peace
Freedom Is Slavery
Ignorance Is Strength
1984 was written by George Orwell in the year 1948, and is his idea of what the future might be like, 36 years later, in 1984.
1984 is a story about a man named Winston Smith. He is a man who is living in what was once England, but is now a scary place controlled by Big Brother. Big Brother is always watching.
There are cameras spying on Winston everywhere he goes. Even in the privacy of his own home there is no privacy.
Winston knows that it isn’t right, but can’t do anything about it because even to have a bad thought against the government is a thought crime. Winston writes down some of his thoughts and ideas in a notebook. This is also a crime and Winston knows that he could be punished for it, but he does it anyway. The more he writes down the more he begins to understand and remember.
But, how much can he really ever understand?
Doğdum Kızdım
Adı: Aylin, Sevdalinka, Köprü, Nefes Nefese gibi romanlarıyla milyonlarca okur tarafından çok sevilen Ayşe Kulin öyküleriyle açıkhava’da! Kulin, kadına şiddete, yoksulluğa, sınıf farklarına, kapalı topluma edebiyatın olanaklarıyla bakmaya çağırıyor. Ayşe Kulin’in iyi bilinen yalın, sinematografik tarzıyla dokunmuş bu metinler, bir yazarın kendi ülkesine sorumlu bakışının ürünleri.
Perili Köşk – Turkuvaz Kitap
“Küçük bir çam ormanının önünde beyaz, şık bir bina, mermerdenmiş gibi göz kamaştıracak derecede parlıyordu. Tarhlarını yabani otlar bürümüş. Bahçesinin demir kapısında büyük bir “Kiralıktır” levhası asılıydı. Bekçi başını salladı:
- Geç efendim, geç!... Orası size gelmez.”
*****
Perili Köşk; kiralık bir ev arayan Sermet Bey’in başından geçenleri konu edinen bir Ömer Seyfettin hikâyesidir.
Bir Kalbin Çöküşü – Can Yayınları
Bir Kalbin Çöküşü, Stefan Zweig’ın psikolojiye duyduğu yoğun ilgiyi yansıtan öykülerinden biridir. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren Bir Kalbin Çöküşü, ruh ikizini Lev Tolstoy’un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç’te bulduğumuz yaşlı bir adamın, Salomonsohn karakterinin ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öyküler.
Zweig’ın en beğenilen öyküleri arasında yerini alan Bir Kalbin Çöküşü şüphe, korku ve nefretle ölüme sürüklenen baba Salomonsohn’un psikanalizi olarak okunabilir. Salomonsohn karakterinin, psikanalize sağladığı malzemeyle Sigmund Freud’un ve Arthur Schnitzler’in ilgisini çektiği biliniyor.
O Muydu ? – Can Yayınları
Stefan Zweig’ın öykücülüğünde ayrı bir yer tutan O muydu?, kemirici bir duygu olan şüpheyi eksene alır ve bu duygunun insanı sürüklediği kaygı, sıkıntı ve çaresizlik atmosferinden okura seslenir. Öyküye, Zweig’da benzerine pek rastlamadığımız türden, huzurlu İngiliz taşrasında polisiye bir kurgu eşlik eder.
Tutkuyla savrulan hayatların yazarı, derin, yoğun ve güçlü karakterlerin yaratıcısı Stefan Zweig, bu benzersiz öyküsünde, bizi John Charleston Limpley’le tanıştırır. Mr. Limpley’in çevresi ve köpeği Ponto’yla ilişkisine, komşusu Betsy’nin titiz, şüpheci gözlerinden tanık oluruz. Zweig, kaçınılmaz felaketi, klasik İngiliz polisiyelerinden aşina olduğumuz “kim yaptı?” sorusunun etrafında düğümler.
“Şahsen katilin o olduğundan neredeyse eminim; ama elimde çürütülmesi imkânsız o son kanıt yok.”