Alex De Souza
Alex, kuşkusuz birlikte çalışma ayrıcalığına eriştiğim büyük bir oyuncuydu. Maç okuma yeteneği olağanüstüydü, zeki ve teknikti, sahada olup bitenleri gözden kaçırmıyor ve topa akıl almaz bir kolaylıkla dokunuyordu. Onun futbolu klasik ve rafineydi.
Saha kenarından, sonraki hamlelerini çoğu zaman tahmin edemiyordum. Fakat o, öngörüsüyle yapılması gerekenleri diğerlerinden önce düşünüyordu. Hiç kuşkusuz, Brezilya futbolunun en büyük oyuncularından biriydi. Fakat Dünya Kupası'na katılma fırsatı verilmeyerek adaletsizliğe maruz kaldı. Bence 2002'de Brezilya Milli Takımı’nda yer almalıydı.
Kendisi yıldız olduğu halde, sizi idolleştiren biriyle çalışmak pek kolay değildir, fakat sonuçta, onun ve kurduğu o güzel ailenin dostu olma hazzına eriştim. Fenerbahçe'de onun gibi örnek bir profesyonelle çalışmak işimi kolaylaştırmıştı. Takım için önemini gösterme niyetiyle zaman zaman, ondan çok şey talep ettim. Alex bir liderdi ve takımdan yana aldığı her tutum önemliydi. Daha fazla sorumluluk üstlenmesini hedefleyerek, onu kaptan yaptığımda, hemen sorumluluğu üstlendi ve takıma liderlik yaptı. Türkiye'de birlikte çok mutlu anlar yaşadık.
Alex, tüm yaşamını futbola adayarak elde ettiği parlak kariyerini kısa bir süre önce sonlandırdı, sıra dışı futbol yıldızlığının, saha dışındaki tavırlarının yanı sıra bencillikten uzak tutumunun şekillendirdiği bir kişiliğe sahipti. Bütün bunlar onun futbolculuğunu ve eşsiz kişiliğini daha da belirginleştiriyordu.
Zico, Brezilya Milli Takımı’nda 10 numaralı formayı giydi, üç Dünya Kupası’nda (1978, 1982 ve 1986) oynadı; 2006-2007 ve 2007-2008 sezonlarında Fenerbahçe’yi çalıştırdı.
Atatürk
Atatürk'ün manevi şahsiyetine dair bu küçük tahlil tecrübesinde ne Kurtuluş Mücadelemizin, ne de Büyük Türk İnkilabının tarihini veya ideolojik tefsirini yapmak iddiası vardır. Böyle bir mevzu, ancak, muhtelif cinsten bir yığın vesikaya istinat edeceği gibi mahiyeti itibariyle de, Atatürk'le beraber kendisine yardım etmiş olan arkadaşlarının, kendisini hazırlamış olan siyasi ve içtimai hadiselerin, hulasa, bütün bir devrin tetkik ve tahlilini lüzumlu kılacaktır. Burada ise, Büyük Adam, daha plastik gösterilmek için tek başına ve yalın şahsiyet halinde alınmıştır; her portrede ve her monografyada yapıldığı gibi...
Ben Kimim? – Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş
Ben Kimim setinde edebiyattan spora, sanattan bilime, siyasetten iş dünyasına birçok alanda adını Türk ve dünya tarihine yazdıran isimlerin biyografisi yer alıyor. Biyografiler; her bir ismin hayatında, ön plana çıkan temel değer etrafında olmak üzere hikâye tadında kaleme alındı.
Her bir kitap; gerçek bilgilerden yola çıkılarak yazılsa da çok fazla bilgi içermiyor, sizlere keyifle okuyacağınız hikâye tadında. Metinler içindeki temel bazı bilgiler sayfalardaki kutucuklar içinde, anlamını merak ettiğiniz kelimeler de kitabın sonunda sizleri bekliyor. Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş kitabında, halk ozanımız Neşet Ertaş’ın hayat hikâyesini okuyacaksınız
Benim Adım Bale
Southampton’dan Real Madrid’e uzanan, masal gibi bir yolculuk…
“Southampton, benim gibi ufak tefek birine asla burs vermeyecektir anne,” dedi çocuk. “Boyumu uzatmak için ne yapabilirim?”
Bu çocuk, Gareth Bale’di. Kısa olduğu için üzülüyordu ama boyu on sekiz ayda yirmi santimetre uzayıp 1.80’i geçti. Southampton, Tottenham derken, rüyası gerçek oldu: Real Madrid’de oynamaya başladı! Bu kitapta Bale’in Galler’den İspanya’ya uzanarak nasıl dünyanın en iyi futbolcularından birine dönüştüğünü okuyacaksınız.
Benim Adım Balotelli
“Kalbimin rengi siyah mı, yoksa beyaz mı?”
“Senin kalbin, benim kalbim, hepimizin kalbi aynı. Hepsi kırmızı.
Hepimizin içi kırmızıdır.”
Gana asıllı İtalyan futbolcu Mario Balotelli, küçükken ailesi yoksul olduğu için evlatlık verildi.
Gerek okulda gerekse profesyonel futbol hayatında ırkçılığa maruz kaldı.
Fakat futbola duyduğu sevgi o kadar büyüktü ki hiçbir şey onu yıldıramadı.
Bu kitapta Balotelli’nin olağanüstü yaşam öyküsünü okuyacaksınız.
Benim Adım Messi
Messi’nin film gibi hayatının inanılmaz öyküsü…
Lionel Messi de çocuktu… Büyüme hormonu yeterince çalışmıyordu ama o, ne çok sevdiği futboldan ne de babasının beş kuralından vazgeçti: Nezaket, dürüstlük, azim, kendine hakim olmak ve boyun eğmemek…
Bu kitapta Messi’nin, ailesinin sevgisi ve fedakarlığı sayesinde nasıl Barselona futbol takımının ve dünyanın bir numaralı futbolcusuna dönüştüğünü okuyacaksınız.
Benim Adım Neymar
Neymar’ın yoksulluktan zirveye uzanışının öyküsü…
Brezilyalı Santos ailesi, 1992 yılında bir araba kazası geçirdi…
Dört aylık bebekleri, bu kazadan sağ kurtuldu…
O bebek, bugün Barselona Futbol Kulübü’nün as oyuncularından biri olan Neymar da Silva Santos Junior idi.
Bu kitapta inanç ve fedakarlığın yoksulluğa nasıl üstün geldiğini, Neymar Jr.’ın nasıl günümüzün en ünlü futbolcularından birine dönüştüğünü okuyacaksınız.
Benim Adım Pogba
Başarıdan başarıya koşan Pogba’nın futbol yaşamı…
Fransa’da Gineli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Paul Pogba, altı yaşında futbola başladı ve zaman içinde Avrupa’nın en büyük takımlarının peşinde koştuğu bir orta saha oyuncusu hâline geldi.
20’li yaşlarda İslamiyet’i seçen ve Müslümanlığın, hayatında olumlu değişiklikler yaptığını söyleyen Pogba, başarı basamaklarını hızla tırmanmaya devam ediyor.
Bu kitapta Paul Pogba’nın sabrı, hırsı, gücü ve yeteneği sayesinde nasıl aranan bir futbolcuya dönüştüğünü okuyacaksınız.
Benim Adım Suarez
Sokaklarda yalın ayak futbol oynayan, küçük bir çocuktu o…Ailesi çok yoksuldu. O nedenle yalnızca bir çift ayakkabısı vardı.
Onları da okula giderken giyiyordu.Bu çocuğun adı, Luis Suárez’di. Yıllar sonra dünyanın en ünlü futbolcularından biri oldu.Ve Barcelona’nın üçlü forveti Messi-Suárez-Neymar (MSN), tüm dünyayı çılgına çevirdi.Bu kitapta Luis Suárez’in imkânsızlıklara meydan okuyarak başarıya nasıl ulaştığını okuyacaksınız.
Benim Oyunum
“İstese sahadaki her pozisyonun en iyi oyuncusu olabilirdi.”
-Eric Cantona
“Cruyff’ü tanımadan önce futbol hakkında hiçbir şey bilmiyordum.”
-Pep Guardiola
“Cruyff güzel oyunu daha da güzelleştirmek için herkesten daha fazlasını yaptı.”
-Gary Lineker
“Top her ayağına geldiğinde heyecanlandığınız o muhteşem futbolculardan biriydi.”
-Bobby Charlton
Johan Cruyyf’ün gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olup olmadığını tartışabiliriz ama futbolun doğasını tek başına en fazla değiştiren oyuncu olduğu su götürmez bir gerçektir. Gerek sahada gerek kenarda, Cruyff futbolun ödün vermeyen dehasıydı. Onun futbol görüşü –Total Futbol– oyunun oynanışını baştan aşağı değiştirdi. Kazanmak kadar seyir zevkine de inanıyordu. Ajax ve Barcelona’da yerleştirdiği tarzın göz kamaştıran akıcılığı, dünyanın en beğenilen takımlarının oyun tarzlarının temeline dönüştü.
Yayımlandığı pek çok ülkede çoksatanlar listelerine giren BENİM OYUNUM’da Cruyff, Amsterdam’ın beton sokaklarında başlayan hikâyesini, oyununu tanımlayan ve ardından gelen futbolcu ve çalıştırıcı nesillerine damga vuran felsefeyi paylaşıyor; neredeyse futbolu kadar akıcı bir dil ve etkileyici bir dürüstlükle.
Benim Sadık Yarim
Veysel, ısınmak için güneşe sırtını dönmüş, sazı eline almış, sanki keklik gibi sekiyor, bülbül gibi şakıyordu. Veysel’in gönlü pervane, yüreğinde kabuk tutmuş yâre, sözleri pare pare… Veysel de sular gibi aktı dereler gibi coştu. Sularla birlikte Veysel’in duyguları da kabardı. Veysel sazı aldı eline, Hak güç vere diline. Âşıklık bir deryadır, bu herkesçe biline…
Sözü sazı ak paktı, gönlü nehirler gibi dupduruydu. Yüreği masmavi semayı nakış nakış işlemişti Veysel’in. Anadolu’yu mayalayan bütün güzelliklerde yoğruldu gönlü. İnsan insan aktı sazının telinden. Sevdadan yana ne varsa Yunus hâllince donandı. Atalardan, pirlerden aldı sözü bugünlere işledi.
Ve her gönülde bir güzel hatır bıraktı Veysel. Veysel’le geleceğin aydınlıkları çoğaldı. Dost ikliminde, dost sözünde, dost gönüllerde söylendi durdu Veysel adı.
Bir Bilim Adamının Romanı
Türkiye'de pek benimsenmemiş bir dalda, biyografik roman türünde, Oğuz Atay'ın kendine özgü üslubu ve kurgusuyla, kendi hocası da olan Prof. Mustafa İnan'ı anlatışı. Atay'ın hedefi, bir halk çocuğunun uluslararası ün sahibi bir bilim adamı oluşunun zorlu macerasını sergilemek. Bunun yanısıra, Oğuz Atay'ın toplumsal eleştiri kalıplarını zorlayışını da izliyoruz. Bu kitapta, Prof. Mustafa İnan'ın hayatından kesitler veren bir de fotoğraf albümü yeralıyor.
Bir Haftada Orhan Veli
Yalın bir anlatım benimseyip Türk şiir dilini, konuşma diline yakınlaştırarak yeni bir şiir anlayışını, üslubu edebiyatımıza kazandıran Orhan Veli’nin eserleri bugün hala her yaştan okuru yakalamayı başarıyor.
Edebiyatımızın en önemli şairlerinden Orhan Veli’yi daha yakından tanıma kitabı olarak hazırladığımız Bir Haftada Orhan Veli , yedi ayrı bölümden oluşuyor. Her bölümü bir gün olarak düşündüğümüzde; bu kitapla her yeni güne şairin bir fotoğrafıyla başlayacaksınız. Ardından bir şiiriyle güne devam edecek; sonrasında hikayelerinden birini okuyup Fransızcadan çevirdiği şiirlerden birini mırıldanarak, her bir günü dostlarına yazdığı mektuplarla sonlandırmış olacaksınız.
Üstelik bu bir haftayı başlatmak için pazartesiyi beklemenize gerek yok… Şimdiden iyi haftalar…
Bir Mabed Bekçisi
Ömrü boyunca harbi değil, muharebeyi kazanmayı hedeflemiş bendenizin harbin kaybedilmesinden ötürü hissesine düşen ızdırabın, yârinin içine atıldığı o büyükçe ateş ormanını söndürebilmek için ağzıyla su taşıyan küçük serçenin ızdırabından daha az olmadığı itirafını, bir buruk vedâ yazısının sonuna iliştirilmesi gereken ve ne yazık ki bir türlü dinmek bilmeyen mevsimsiz yağmurlar yüzünden mürekkebi akmış bir pusula hâlinde, dîvanesi olduğum o metruk yolun kenarcağızına, önleyemediğim bir hüzün ve sarartmayı beceremediğim bir utanç içinde terkediyorum.
Hüve’l-Bakî
Bir Tayyarecinin Anıları
6 Ocak 1896-16 Temmuz 1969 yılları arasında yaşayan Vecihi Hürkuş, Türkiye'nin havacılık tarihinde önemli bir ad. Hiçbir devrin ve hiçbir kimsenin adamı olmayan Vecihi Hürkuş, üstün yetenekli bir pilot, başarılı bir uçak mühendisi, havacılığa âşık bir idareci olarak yaşadı. Kurtuluş Savaşı'na katılmış, Türkiye'nin hem bağımsızlık savaşında hem sivil havacılık tarihinde yer almış Vecihi Hürkuş'un anıları, tarih kitaplarında rastlanamayan gerçekleri de gün ışığına çıkarıyor.
Büyük Ağa
Tarık Buğra, Türkiye şartlarında çok zor olanı başaran, yani hayatını kalemiyle kazanabilen yazarlardan biriydi; üniversite eğitimini edebiyat uğruna yarıda bırakmıştı. İlk başarısını hikaye dalında kazandı ve Türk edebiyatının en önemli hikayecileri arasında yerini aldı. Ancak onun asıl amacı roman yazmaktı; başarısız bir denemenin ardından Türk edebiyatında, 1950 sonrasının en önemli metinlerinden biri olan Küçük Ağa romanıyla önemli bir çıkış yaptı. Kurtuluş Savaşı’nın çok farklı bir açıdan ele alındığı bu romanı, çok partili hayata geçiş sürecinde yaşanan sancıları kasaba penceresinden bakarak anlattığı romanlar izledi. Önemli tiyatro oyunlarına da imza atan Tarık Buğra’nın en büyük şikâyeti, gazetelerde çalışmak zorunda kaldığı için asıl yazmak istediklerine fazla zaman ayıramamasıydı.
Beşir Ayvazoğlu, elinizdeki kitapta onun bu yazarlık ve yalnızlık macerasını anlatıyor. Tarık Buğra’yı sevenlere, kuru bir biyografik metin değil, roman gibi sürükleyici bir kitap sunuyor.
Çakırcalı Efe
Çakırcalı Memed Efe, on beş yıldan fazla bir zaman boyunca eşkıya olarak Osmanlıya baş kaldırmış, binden fazla insanı öldürmüş, öte yandan fakir fukaranın koruyucusu olmuştur. Yaşar Kemal, Çakırcalı’yı öldüren müfrezenin kumandanı Albay Rüştü Kobaş’ın verdiği bilgiler ışığında eşkıyanın hayat hikayesini, tanıklarının yorumlarına da yer vererek anlatır. "Yaşar Kemal insanoğlunun çektiklerini hırs dolu bir beceriyle anlatan yürekli bir yazardır. O isyan ve öfkesini, insanlara karşı Batı yazarlarında az görülen bir güvenle desteklemesini bilmiştir." New Statesman, (İngiltere) "Bir epik kültürün bu ölçüde derinliklerine inmiş birini daha bulmak çok güç." Norrtelje Tidning, (İsveç) "Yaşar Kemal çağdaş edebiyatın eşine az rastlanır devlerinden biridir." Le Figaro, (Fransa)
Çocuklar İçin Nutuk – Dokuz Yayınları
NUTUK, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından, 1927 yılında 36 saat 31 dakikada okunmuştur. Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışından başlayarak içinde bulunulan 1927 yılına kadar yapılanları kendisi bizzat anlatmaktadır. NUTUK şüphesiz ki bir halkına yaptıklarını ve yaşanan zorluklarla dolu süreçleri anlatması açısından da çok önemli bir eserdir.
Mustafa Kemal, bu nutku ile Türk tarihinin 1919-1927 yılları arasındaki 8 yıllık dönemin olaylarını belgeleri ile ortaya koymuştur. Uzunluğundan dolayı bazı araştırmacıların “altı günlük nutuk”, “uzun süreli nutuk” gibi ifadelerle tanımladığı Nutuk’ta Mustafa Kemal, bir yandan milletine hesap verirken diğer yandan da milletini çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarırken yapacağı yenilikleri ve bunları gerçekleştirirken uygulanacak yöntem ve metotları anlatmaya çalışmıştır.
Çocuklar İçin NUTUK, tarihin akışını değiştirme gücüne sahip bir önderin, varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milleti, temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmış olan imparatorluğun yıkıntıları arasından çekip çıkararak nasıl çağdaş ve ulusal bir devlet haline getirebildiğinin belgelere dayanan hikâyesi olabildiğince çocuk aklı ve algısına uygun düzenlenmiştir.
Çocuk İçin NUTUK kitabı hazırlanırken büyük bir önderin, kurtuluşunu sağladığı bir ulusun önünde kendisini sınava çekmesi ve inşa ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş ve modern bir devlet olarak yaratılma sürecini nesnel bir tutumla aktarışı öne çıkarılmıştır.
Eğiten Kitap olarak, eşsiz bir liderin çocuklar için yaşanılası bir ülke kurma sürecini çocukların okumasını ve kavramasını önemsiyoruz. Çocuk İçin NUTUK umarız ki çocuklarımızın yurttaşlık bilincinin gelişmesine, Cumhuriyete ve ATATÜRK’ün ideallerine sahip bir gençlik yaratma çabasına katkı sunacaktır.
Cumhuriyet’in İlk Kadın Avukatı
Süreyya Ağaoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kız öğrencilerin hukuk eğitimi almalarında öncü bir role sahip ve Türk modernleşmesi projesi içerisinde “Cumhuriyet kızı” olarak adlandırılan kuşaktandır. Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin en önemli siyasetçilerinden Ahmet Ağaoğlu’nun kızı, yine Demokrat Parti’nin kurucularından Manisa Milletvekili Samet Ağaoğlu’nun ve Cumhuriyet’in ilk kadın felsefe öğretmeni Tezer Taşkıran’ın ablasıdır.
Prof. Dr. Suraiya Faroqhi ve Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu'nun yönlendirmesi ve Hanife Karasu’nun titiz çalışmasıyla ilk defa gün yüzüne çıkan bu günlük, Süreyya Ağaoğlu’nun 19 Ekim 1946-7 Ocak 1947 tarihleri arasında şahsına ait önemli özellikleri içermesi sebebiyle biyografisine katkı sağlayacak çok önemli kaynaklardandır. Günlüğün en önemli özelliklerinden biri de II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Amerika’daki toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel hayatta yaşananları, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yetişmiş bir kadının bakış açısıyla okurlara sunmasıdır.
Seyahati boyunca yaptıklarının ve düşündüklerinin daha sonra dönüp baktığında unutmaması amacıyla bir hatırlama malzemesi olarak muhafaza ettiği günlüğü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın avukatının ben-anlatısı olması itibarıyla son derece kıymetlidir.
Değirmenlerle Savaştım
“Kadının barış demek olduğunu hatta bilfiil barışı temsil ettiğini, kadının liderlik ettiği ülkelerin, daima barıştan yana bir safta yer aldığını, bunun bir nedeninin de kadınların dünyaya getirdiği canlı varlığı savaşlarda kaybetmeme dürtüsüyle yani annelik duygusuyla da hareket ederek, savaşa karşı olma görüşünü taşıdıklarına inanan üç çocuk annesi kimliğimle bu kitabı yazmaya çalıştım.
1950’ler sonrası hortlayan ve orduya sızmaya çalışan irticanın ve bu anlayışın biz kadınlara karşı bakış açısını ve bu mentalitelere rağmen verdiğimiz, sonrası tüm Harbiyeli genç kızlar olarak takındığımız tavırların anatomisini, daha sonra da bana ve aileme zarar verecek kadar ileriye vardırılan yapay senaryolar karşısında sürekli aklımı kullanarak, nasıl işin üstesinden gelmeye çalıştığıma dair verdiğim çarpan mücadeleyi gözler önüne sermeye çalıştım.”
Deha Atatürk
DEHA ATATÜRK kitabından notlar...
Geleneksel eğitimi değiştirmek için savaş koşullarında yapılan 1921 Maarif Kongresi'ne,
Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ticari ürünleri, sanat eserleri, müziği, sanatçıları ve kültür birikiminin, Karadeniz Vapuru ile tüm dünyaya gösterilmesine,
Yalova'daki “Yürüyen Köşk”ün çevrecilik ve çevre koruma konusunda genç kuşaklar için örnek oluşuna,
1930 yılında 27 Fransız profesörle bir araya gelinerek bir Hitit Dergisi (Revue Hittite et Asianique) çıkarılmasına,
10. yılını kutlayan genç Cumhuriyetin coşkusunu ve ideallerini, eğitim ve sinema ile halka aktarmak için yapılan Seyyar Terbiye Sergisi'ne,
Tarihte bir devlet adamının isteği ve katkıları ile yapılan ilk opera olan Özsoy Operası'nın hazırlık aşamalarına,
Gagavuz Türklerinin kendi dillerini unutmaması için, Türkiye'den giden Kemal'in öğretmenlerine,
Halkı için Geometri Kitabı yazan bir lidere,
“Ekonomik bağımsızlık olmadıkça, ulusal bağımsızlık olmaz” diyen bu liderin büyük bir öngörü ile Cumhuriyet tarihimize kazandırdığı Nazilli Basma Fabrikası'na,
Kıvılcım olarak gönderiyorum gür alevler olarak dönün, ülküsü ile görevini yaparak meşaleyi gençlere devredenlere tanıklık etmek ister misiniz?
DEHA ATATÜRK sizleri bekliyor.
Dr. Rıza Nur Dosyası
... Bazı çevrelere göre Dr. Rıza Nur’un Hatıraları, "hezeyan"; bazı çevrelere göre de, "yakın tarihimizin bakir gerçekleri üzerine ışık tutan müthiş ifşaat", "Türk tarihine kıymetli bir vesika", "Cumhuriyet dönemine ilişkin sivil belge", "çok kıymetli, zengin ve ibret dolu tarihi vesikalar yığını", "alternatif tarih için çok önemli bir kaynak"tır. Kim haklı? "Turgut Özakman", "Dr. Rıza Nur dosyası" adlı incelemesinde bu soruları, yine Dr. Rıza nur’un yardımıyla yanıtlıyor.
Elon Musk Tesla Spaces Ve Muhteşem Geleceğin Peşinde
New York Times Çok Satanlar #1
Amazon Yılın En İyi Kitabı
Wall Street Journal Yılın En İyi İş Dünyası Kitabı
The Wall Street Journal, NPR, Audible ve Amazon tarafından yılın en iyi kitaplarından biri olarak gösterilmiştir.
Bu kitap; 1971 doğumlu genç bir girişimcinin şirketleri ile dünyadaki otomotiv, uzay-havacılık ve enerji sektörlerindeki yerleşik düzene meydan okumasının sıra dışı hikâyesidir.
Elon Musk, X.com ve PayPal’in kurucularındandır ve sonraki dönemde Tesla ile sadece elektrikle giden 500 km menzilli ve 100km/sa hıza sadece 2,9 saniyede çıkan muhteşem otomobiller üretmiştir. SpaceX ile uzay taşımacılığının maliyetlerini çok büyük oranda düşürerek dünya devlerine meydan okumuş ve yakın gelecekte Mars’a insan yollayabilecek en muhtemel şirketi yaratmıştır. Ayrıca ABD’deki en büyük güneş enerjisi şirketi SolarCity’nin en büyük ortağı ve başkanıdır.
Ashlee Vance, 300’e yakın insanla konuşarak ve Elon Musk ile 30 saatten fazla birebir görüşme yaparak bu çarpıcı ve ilham verici hayat hikâyesini okurlarla buluşturuyor.
Hayatını, dünyayı fosil yakıtlara mahkûm olmaktan kurtarmaya adayan Elon Musk’ın önüne çıkan engeller, büyük başarıları ve yaşadıkları daha iyi bir geleceğin hayalini kuran girişimci, mühendis, siyasetçi, eğitimci ve gençler için motivasyon kaynağı olacaktır.
“Kitabın sonlarına doğru herhangi bir okuyucu Steve Jobs ile Musk’ı kıyaslama ihtiyacı hissedecektir. Musk’a fırsat verin. Kimse onun gibi olamaz.”
—The New York Times
“Ashlee Vance’ın yeni kitabı, ‘Elon Musk: Tesla, SpaceX ve Muhteşem Geleceğin Peşinde’ tartışmasız dünyanın en önemli girişimcisinin hayatına muazzam bir bakış sunuyor.”
—The Washington Post
“Elon Musk tam kafa dengim: Risk alan, başarısızlıktan korkmayan ve insanlığa parlak bir gelecek sağlamak için sürekli çalışan biri. Ashlee Vance, Musk’ın harikulade hayat hikâyesini ve engel nedir bilmez ruhunu yıldızlarla dolu bir biyografiyle sunuyor.”
—Richard Branson, Virgin Grup’un Kurucusu
“Yıllardır okuduğum en iyi iş dünyası kitabı.”
—Don Graham, The Washington Post Eski Başkanı
Fasa Fiso
TEOMAN
Bir rock yıldızının büyüme hikâyesi.
90’lardan bu yana şarkılarını ezbere bildiğimiz Teoman, bu kitapta hayat hikâyesini anlatıyor. Çocukluk, ilkgençlik, öğrencilik ve müzisyenlik yıllarını açık yüreklilikle anlatan Teoman bir yandan da röportajlar, şarkılar, fragmanlar ve fotoğraf kareleri eşliğinde benzersiz bir üslup oluşturuyor.
Hayat ve müzisyenlik yolculuğunda yaşadıklarını, öğrendiklerini, dertlerini kendi deyişiyle “light bir perspektifle” aktarıyor.
Gülümseyerek, duygulanarak, merakla okuyacağınız bir kitap Fasa Fiso. Yeni bir yazarın ayak seslerini duyacağınız garanti...
Füreya
Birden çocuklardan biri bağırdı
"Şuraya bakın, iki kuş öpüşüyorlar!"
Füreya iskelenin üzerindeydi. Güçlükle arkasını dönerek, aşağıda cıvıldayıp duran çocuklara baktı.
"Hanginiz söyledi bunu?" diye seslendi. Sıska bir oğlan öne çıktı.
"Ben!" dedi.
"Kuş mu gördün orada?"
"Evet."
Füreya üşenmedi, indi iskeleden. Çocuğu yanına çağırdı.
"Kuşu nerede gördüğünü göster bakayım."Çocuk birkaç adım geriledi. Füreya takip etti çocuğu. Eliyle işaret etti oğlan.
"Nah orada. İşte kuşlar gaga gagaya vermiş öpüşüyorlar."
Dondu kaldı Füreya. Hiç tasarlamadığı halde, çocuğun işaret ettiği yerde masalsı iki kuş kafası beliriyordu. Tıpkı öpüşür gibiydiler. Haklıydı çocuk.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın hayat hikâyesi Füreya, aynı zamanda bir dönem romanı.
Gaspıralı İsmail
UNESCO 2014 GASPIRALI İSMAİL YILI
Gaspıralı, Türk Milleti'nin bir bütün olduğuna inanıyordu. Coğrafi ayrılıkları ve lehçeyi bu bütünün önünde bir engel olarak görmüyordu. Bu düşüncesinde dile büyük bir önem veriyor, sade bir Türkçe ile konuşup yazmanın bu bütünlüğü sağlamada önemli bir adım olacağına inanıyordu.
Dil konusunda gösterdiği özverili çabaları eğitim konusunda da gösteren Gaspıralı İsmail, ilk okulunu, 1884 yılında Bahçesaray'da açmıştır. Yeni bir yöntemle okumayı ve yazmayı kısa zamanda öğreten okulların sayısı gittikçe artmış, 10 yıl içinde bu yöntemle eğitim veren 100 kadar okulun açılmasına öncülük etmiştir. Araştırmacılara göre, bu rakam daha sonra 5 bine kadar ulaşmıştır.
Fikirleri, çıkardığı Tercüman Gazetesi aracılığıyla, Kafkasya, Kazan, Sibirya, Türkistan, Çin, İran ve Mısır'da tanınan Gaspıralı, 1907'de, Kahire'de bir İslam Kongresi toplayabilmek için büyük çaba sarf etmiş,1910'da ise Hindistan'a giderek Bombay'daki Encümen-i İslamiye'nin toplantılarına katılarak görüşlerini anlatmıştır.
Türk Dünyası'nın gördüğü ender zeki ve idealist şahsiyetlerden birisi olan Gaspıralı İsmail, sadece Rusya Türkleri'nin değil, bütün Müslümanlar'ın meseleleriyle yakından ilgilenmiştir.
Bu kitap, Çarlık Rusyası’nın Türk halkını eğitimsizliğe ve geriliğe sürükleyen politikalarına karşı siyasi mücadelenin ve toplumsal bir bilincinin oluşturulmasının da öyküsü aslında. Gaspıralı İsmail ile ortaya konulan fikirler, bir dönemin kırılmasını da yansıtması açısından tarihe ışık tutuyor.
Geleceği Keşfedenler
Walter Isaacson, dünya çapında yankı yaratan Steve Jobs biyografisinin ardından en az onun kadar ilham verici bir kitapla geri dönüyor.
Geleceği Keşfedenler, makinelerin insanların zihin dünyasına ortak olacağı bir geleceği hayal ederek yola çıkmış ve adım adım içinde yaşadığımız dijital çağı inşa etmiş dâhilerin, yenilikçilerin, hacker’ların, girişimcilerin hikâyesi. Kimdi bu insanlar? Kafaları nasıl çalışıyordu? Tavan arası ya da garajlarına kapanıp her şeyi tek başına yapmış dâhilerden mi bahsediyoruz yoksa onları farklı yapan, yan yana gelip “ortak deha” yaratma becerileri miydi?
Isaacson’un benzersiz öykülendirme becerisi sayesinde sürükleyici bir roman tadında akan kitap, Lord Byron’ın yaklaşık iki yüzyıl önce yaşamış olmasına rağmen ilk yazılımcı kabul edilen kızı Ada Lovelace ile başlıyor ve Charles Babbage, Alan Turing, John von Neumann, Robert Noyce, Bill Gates, Steve Wozniak, Steve Jobs, Larry Page gibi pek çok etkileyici şahsiyetle devam ediyor.
Geleceği Keşfedenler, yaratıcılığın ve dünyayı değiştiren fikirlerin hangi koşullar bir araya geldiğinde yeşerebildiğini ortaya koyan muazzam bir rehber.
Gençlik Ve Edebiyat Hatıraları
Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslüp özellikleri bakımından Yakup Kadri’nin 1910’dan 1974’e dek verdiği eserler Türkçe’nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı,1920’lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyoloik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-Ati’den yetişmiş ama bunu izleyen elli yılboyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreler romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş biryazar olan Karaosmanoğlu’nun eserleri, hala tüketilememiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir ‘panorama’dır.
Golcü Mane
Haben
Başkan Obama ona Beyaz Saray Değişim Şampiyonu adını verdi. Helen Keller Başarı Ödülü’nü ve Forbes 30 Under 30 listesinde yer aldı. Bill Clinton, Başbakan Justin Trudeau ve Şansölye Angela Merkel de Haben’ı onurlandıran isimler arasında. Görüp duyabilen insanlar için tasarlanmış bir dünyada sağır ve kör olarak büyümek, Haben Girma için büyük zorluklarla başa çıkmak demekti.
Birileri ona “Yapamazsın,” dedikçe Haben her seferinde bunun aksini kanıtladı. Engelinin, onun önünde bir engel olduğuna bir an olsun inanmadı. Başardığı her şeyde kendine olan güveni biraz daha
arttı ve bugün binlerce engelli insanın umudu oldu.
Engelli bir birey olarak çocukluğundan beri verdiği bireysel mücadele, daha çok kişi için mücadele edebilmek adına Harvard Hukuk
Fakültesi’ne girmesiyle sonuçlandı.
Burada, görme engelliler için
geliştirilmiş Braille alfabesi ile diğer insanlarla iletişim kurabileceği bir sistem geliştirdi ve bu sayede dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama ile özel bir toplantı gerçekleştirip
Beyaz Saray’da bir konuşma bile yaptı.
Şimdi ise oldukça başarılı bir engelli hakları avukatı.
Haben, kendi kaleme aldığı hayat hikâyesi ile okuyucularını engelleri aşmak üzerine ilham verici bir yolculuğa çıkarıyor.
Hayat (1941-1964 Dürbünümde Kırk Sene)
Hayat ve Hüzünde yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941 'den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım.
1983'ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama bu kitaplar, 1983 yılına kadar, Edip Cansever'e rahmetle selam olsun, "Ben Ayşe Kulin Nasılım?”'a yanıtımdır.
Veda ve Umut'ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı'nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye'nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün'de kendi anılarını ve o anılarının geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor.
Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin'den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.
Hüzün (1964-1983 Dürbünümde Kırk Sene)
Hayat ve Hüzünde yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941 'den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım.
1983'ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama bu kitaplar, 1983 yılına kadar, Edip Cansever'e rahmetle selam olsun, "Ben Ayşe Kulin Nasılım?”'a yanıtımdır.
Veda ve Umut'ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı'nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye'nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün'de kendi anılarını ve o anılarının geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor. Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin'den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.