Cumhuriyet’in İlk Kadın Avukatı
₺300,00 Orijinal fiyat: ₺300,00.₺248,00Şu andaki fiyat: ₺248,00.
Süreyya Ağaoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kız öğrencilerin hukuk eğitimi almalarında öncü bir role sahip ve Türk modernleşmesi projesi içerisinde “Cumhuriyet kızı” olarak adlandırılan kuşaktandır. Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin en önemli siyasetçilerinden Ahmet Ağaoğlu’nun kızı, yine Demokrat Parti’nin kurucularından Manisa Milletvekili Samet Ağaoğlu’nun ve Cumhuriyet’in ilk kadın felsefe öğretmeni Tezer Taşkıran’ın ablasıdır.
Prof. Dr. Suraiya Faroqhi ve Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu’nun yönlendirmesi ve Hanife Karasu’nun titiz çalışmasıyla ilk defa gün yüzüne çıkan bu günlük, Süreyya Ağaoğlu’nun 19 Ekim 1946-7 Ocak 1947 tarihleri arasında şahsına ait önemli özellikleri içermesi sebebiyle biyografisine katkı sağlayacak çok önemli kaynaklardandır. Günlüğün en önemli özelliklerinden biri de II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Amerika’daki toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel hayatta yaşananları, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yetişmiş bir kadının bakış açısıyla okurlara sunmasıdır.
Seyahati boyunca yaptıklarının ve düşündüklerinin daha sonra dönüp baktığında unutmaması amacıyla bir hatırlama malzemesi olarak muhafaza ettiği günlüğü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın avukatının ben-anlatısı olması itibarıyla son derece kıymetlidir.
| Yayınevi | Timaş Tarih |
|---|---|
| Yazar | Hanife Karasu |
| Sayfa Sayısı | 240 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2024 |
| Boyut | “13, 00″, 50 X 21 |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
1 adet stokta
Timaş Tarih – Cumhuriyet’in İlk Kadın Avukatı
/n
Süreyya Ağaoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kız öğrencilerin hukuk eğitimi almalarında öncü bir role sahip ve Türk modernleşmesi projesi içerisinde “Cumhuriyet kızı” olarak adlandırılan kuşaktandır. Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinin en önemli siyasetçilerinden Ahmet Ağaoğlu’nun kızı, yine Demokrat Parti’nin kurucularından Manisa Milletvekili Samet Ağaoğlu’nun ve Cumhuriyet’in ilk kadın felsefe öğretmeni Tezer Taşkıran’ın ablasıdır.
Prof. Dr. Suraiya Faroqhi ve Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu’nun yönlendirmesi ve Hanife Karasu’nun titiz çalışmasıyla ilk defa gün yüzüne çıkan bu günlük, Süreyya Ağaoğlu’nun 19 Ekim 1946-7 Ocak 1947 tarihleri arasında şahsına ait önemli özellikleri içermesi sebebiyle biyografisine katkı sağlayacak çok önemli kaynaklardandır. Günlüğün en önemli özelliklerinden biri de II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından Amerika’daki toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel hayatta yaşananları, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yetişmiş bir kadının bakış açısıyla okurlara sunmasıdır.
Seyahati boyunca yaptıklarının ve düşündüklerinin daha sonra dönüp baktığında unutmaması amacıyla bir hatırlama malzemesi olarak muhafaza ettiği günlüğü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın avukatının ben-anlatısı olması itibarıyla son derece kıymetlidir.
İlgili ürünler
Benim Adım Balotelli
“Kalbimin rengi siyah mı, yoksa beyaz mı?”
“Senin kalbin, benim kalbim, hepimizin kalbi aynı. Hepsi kırmızı.
Hepimizin içi kırmızıdır.”
Gana asıllı İtalyan futbolcu Mario Balotelli, küçükken ailesi yoksul olduğu için evlatlık verildi.
Gerek okulda gerekse profesyonel futbol hayatında ırkçılığa maruz kaldı.
Fakat futbola duyduğu sevgi o kadar büyüktü ki hiçbir şey onu yıldıramadı.
Bu kitapta Balotelli’nin olağanüstü yaşam öyküsünü okuyacaksınız.
Benim Adım Pogba
Başarıdan başarıya koşan Pogba’nın futbol yaşamı…
Fransa’da Gineli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Paul Pogba, altı yaşında futbola başladı ve zaman içinde Avrupa’nın en büyük takımlarının peşinde koştuğu bir orta saha oyuncusu hâline geldi.
20’li yaşlarda İslamiyet’i seçen ve Müslümanlığın, hayatında olumlu değişiklikler yaptığını söyleyen Pogba, başarı basamaklarını hızla tırmanmaya devam ediyor.
Bu kitapta Paul Pogba’nın sabrı, hırsı, gücü ve yeteneği sayesinde nasıl aranan bir futbolcuya dönüştüğünü okuyacaksınız.
Benim Oyunum
“İstese sahadaki her pozisyonun en iyi oyuncusu olabilirdi.”
-Eric Cantona
“Cruyff’ü tanımadan önce futbol hakkında hiçbir şey bilmiyordum.”
-Pep Guardiola
“Cruyff güzel oyunu daha da güzelleştirmek için herkesten daha fazlasını yaptı.”
-Gary Lineker
“Top her ayağına geldiğinde heyecanlandığınız o muhteşem futbolculardan biriydi.”
-Bobby Charlton
Johan Cruyyf’ün gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olup olmadığını tartışabiliriz ama futbolun doğasını tek başına en fazla değiştiren oyuncu olduğu su götürmez bir gerçektir. Gerek sahada gerek kenarda, Cruyff futbolun ödün vermeyen dehasıydı. Onun futbol görüşü –Total Futbol– oyunun oynanışını baştan aşağı değiştirdi. Kazanmak kadar seyir zevkine de inanıyordu. Ajax ve Barcelona’da yerleştirdiği tarzın göz kamaştıran akıcılığı, dünyanın en beğenilen takımlarının oyun tarzlarının temeline dönüştü.
Yayımlandığı pek çok ülkede çoksatanlar listelerine giren BENİM OYUNUM’da Cruyff, Amsterdam’ın beton sokaklarında başlayan hikâyesini, oyununu tanımlayan ve ardından gelen futbolcu ve çalıştırıcı nesillerine damga vuran felsefeyi paylaşıyor; neredeyse futbolu kadar akıcı bir dil ve etkileyici bir dürüstlükle.
Geleceği Keşfedenler
Walter Isaacson, dünya çapında yankı yaratan Steve Jobs biyografisinin ardından en az onun kadar ilham verici bir kitapla geri dönüyor.
Geleceği Keşfedenler, makinelerin insanların zihin dünyasına ortak olacağı bir geleceği hayal ederek yola çıkmış ve adım adım içinde yaşadığımız dijital çağı inşa etmiş dâhilerin, yenilikçilerin, hacker’ların, girişimcilerin hikâyesi. Kimdi bu insanlar? Kafaları nasıl çalışıyordu? Tavan arası ya da garajlarına kapanıp her şeyi tek başına yapmış dâhilerden mi bahsediyoruz yoksa onları farklı yapan, yan yana gelip “ortak deha” yaratma becerileri miydi?
Isaacson’un benzersiz öykülendirme becerisi sayesinde sürükleyici bir roman tadında akan kitap, Lord Byron’ın yaklaşık iki yüzyıl önce yaşamış olmasına rağmen ilk yazılımcı kabul edilen kızı Ada Lovelace ile başlıyor ve Charles Babbage, Alan Turing, John von Neumann, Robert Noyce, Bill Gates, Steve Wozniak, Steve Jobs, Larry Page gibi pek çok etkileyici şahsiyetle devam ediyor.
Geleceği Keşfedenler, yaratıcılığın ve dünyayı değiştiren fikirlerin hangi koşullar bir araya geldiğinde yeşerebildiğini ortaya koyan muazzam bir rehber.
Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar – Modern Klasikler 18
Stefan Zweig, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar’da pek çok açıdan birbirinden farklı üç yazarın, Casanova, Stendhal ve Tolstoy’un hikâyesini anlatıyor. Bu üç farklı şahsiyetin yaşamlarını biyografik, duygusal, felsefi ve insani bir yönden gözlemliyor.
İlk bakışta Casanova gibi rahat, ahlak kurallarına uymayan bir çapkınla, yaptığı ve yapmadığı her davranışın kökenini kendi Ben’inde arayan bir yazar olan Stendhal ve ahlak savunucusu, gerçek bir sanatçı olan Tolstoy’un yaşam öykülerini aynı kitapta bulmak şaşırtıcı gibi görünse de Zweig bu üç ismi "Kendi Ben’lerinin dünyasını evrene açmayı, sanatlarının en önemli görevi görmek" ortak paydasında buluşturuyor. Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar Zweig’in bütün eserlerine hâkim olan derin bir edebiyat ve felsefe tadıyla yoğrulmuştur.
Stefan Zweig 20 Ekim 1881'de Viyana'da doğdu. 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweig 1940 yılında bir konferans için Güney Amerika'ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweig, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Elisabeth Charlotte ile birlikte, yarattığı birçok roman kahramanı gibi savaşın neden olduğu derin bir umutsuzluk duygusuyla ölümü seçti.
Kulluk Kitabı
Bir asır önce tespit ettiği problemler ve getirdiği çözümlerle günümüz meselelerine ışık tutan bir tefekkür insanıdır Muhammed İkbal. Bu manada asrının adamı değildir. Genelde tüm insanlığa, özelde yabancı esareti altındaki Hint Müslümanlarına hitap ederken imanının bütün kudreti, aşkının bütün heyecanı ile feryat eder… Etrafındaki insanların duygu ve düşünceleri onda yoktur. O sadece “gönül” denilen mukaddes cevhere sahip olmakla yetinir. Mal, mülk, dünya emelleri ona yabancıdır.
Davası bugün de tüm insanlığa İslam’ın hür, asil ve kahraman ruhunu aşılamak olan İkbal’in Kulluk Kitabı, Hicaz Armağanı, Yeni Gülşen-i Râz, Kulluk Kitabı ve Musa Vuruşu isimli eserlerinden oluşuyor. İkbal, Hicaz Armağanı’nda, bir deve üzerinde duygu ve düşünceleriyle baş başa hayalen hacca giderken çeşitli mevzuları kaleme aldığı dörder mısralık kıt’alara yer verir.
Yeni Gülşen-i Râz, İkbal’in gönül suallerine gönülden cevap veren bir şaheserdir. Kulluk Kitabı’nda, İkbal’in 1959 yılında Hilal Mecmuası’nda yayınladığı bazı yazılarına yer verilmiştir.
Musa Vuruşu, İkbal’in hayatında yayınlanan son Urduca şiir mecmuasıdır.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.