Sevdalım Hayat
“Saz çaldın mı
Sağ elin geçmiştedir
Sol elin
Gelecekte”
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Zülfü Livaneli için yazdığı şiiri…
Çağın ustası, barış elçisi, direnişin ve umudun kalemi, halk sanatçısı, dünya çapında bir müzisyen, sinemacı, siyasetçi. Babaannesinin “keçi”si. Abidin Dino’nun sözleriyle “mutluluğun müziğini yapan” fikir ve sanat işçisi… Zülfü Livaneli.
Usta yazar, bu kez günden güne “iyi evlatlarını boğan, kötüleri ise ödüllendiren” bir ülke haline gelen Türkiye’de; Cengiz Aytmatov’dan Yaşar Kemal’e, Elia Kazan’dan Ingmar Bergman’a, Bülent Ecevit’ten Mihail Gorbaçov’a dek uzanan yaşam serüvenini paylaşıyor. Livaneli, sanat insanının kaçınamadığı yazgıyı kendi kendinin arzuhâlcisi olup anlatıyor.
Elinizdeki çalışma, yalnızca Livaneli’nin zengin ömrünün değil; aynı zamanda hapislerden sürgüne, darbeden ölümlere türlü deneyimle sınanan bir kuşağın da hikâyesi. Kendi sözleriyle: “Şimdi okuyacaklarınız, kolayca göreceğiniz gibi sürekli sanat üstüne düşünen, yaratı sancıları çeken ama dönemin ve ülkenin koşulları gereği zaman zaman politikadan kaçamayan birinin anıları.”
Okumaya müptela bir çocuğun, milyonların tanıdığı bir sanatçıya ve siyasetçiye dönüşme sürecine, yakın tarihin politik ve kültürel atmosferine ışık tutan Sevdalım Hayat, yürekleri sıcacık bir “merhaba”ya davet ediyor.
Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı?
Ne Olursa Olsun Her Zaman İyiyi Düşün.
Asla Kin Besleme.
Daima Ölçülü Ol.
Hayatta Herkesle Ve Her Şeyle Aramızda, İhlal Edilmemesi Gereken, Görünmez Sınırlar Var.
İnsan Bu Dünyada Aklı Kadar Yer Kaplıyor.
Şartlar Seni Zorlasa Da Kendin Olma Çabandan Vazgeçme.
Gözünü Hedefine Diken İnsan Zararsızdır.
Kendini Anlatmayacaksın, Bırakacaksın İnsanlar Seni Tanısın.
Gelişmeye Cüret Edecek Kadar Cesur Değilsen Hayatta İz Bırakamazsın.
Bu Yolda Öğrendiklerimiz Ve Öğrettiklerimiz Bizi Biz Yapar.
Bir Ekonomik Tetikçinin Yeni İtirafları
'Ekonomik tetikçiler (ET'ler) yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı ve diğer yabancı "yardım" kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin tabii kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum; ben de bir ET idim.
“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’nı okuduktan sadece birkaç yıl sonra Perkins’in gözlerimizin önüne capcanlı anlatımıyla serdiği ekonomik darbeye maruz kalacağımı bilemezdim. Yeni İtiraflar, ekonomik gücün demokratik denetimini dinamitlemek isteyenlere rehberlik eden yabani yöntemler ve iğrenç ekonomik akılsızlıklarla ilgili kişisel deneyimimle örtüşüyor. Perkins, siyasi, sosyal ve ekonomik güçlerin gerçek kaynakları hakkında içeriden dürüst seslere ihtiyaç duyan dünyamıza yine esaslı bir katkıda bulundu.
- Yanis Varoufakis, Yunanistan Eski Finans Bakanı
Bir Ekonomik Tetikçinin Yeni İtirafları, ekonomik tetikçi ve çakalların güçlerini arttırmak için başvurdukları alçak yöntemlerin iç yüzü hakkında derin bilgiler sunuyor. ABD’nin ve dünyanın geri kalanının tepesine nasıl tünediklerini gösteriyor. Bugün karşılaştığımız krizleri ve onları durdurmak için gereken yol haritasını aydınlatan muhteşem ve cesur bir kitap.
- Dr. John Grey, Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten kitabının yazarı
Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları'na bayıldım. On yıl önce gerçekte ne olup bittiğini ortaya koymuştu. Yeni İtiraflar hikayenin geri kalanını anlatıyor. İlk kitaptan bu yana gerçekleşen dehşet verici olayları ve hepimizin bu ölüm ekonomisini bir yaşam ekonomisine çevirmek için yapabileceklerimizi sorguluyor.
- Yoko Ono
On yıl önce Türkiye'de ve tüm dünyada gündemi sarsan ve her geçen gün daha çok insanın gözünü açan John Perkins yeni itiraflarla geri döndü!
Ken Taç Dis
“Zafer Algöz yine yeteneğini konuşturup bizi geçmişe, yaşanan güzel anıların tam göbeğine götürüyor. Her maceranın kahramanı ile el ele, kol kola olmamıza, hep birlikte eğlenerek yeni maceralar yaşamamıza fırsat tanıyor. Ben bu eğlenceyi kaçırmadım, kitabı sizlerden önce okudum; şimdi sıra sizde. Okuyalım, yeni karakterlerin yeni maceralarının Zafer Algöz’ün nefis dokunuşu ile gözümüzün önünde canlanmasını yaşayalım.” Can Yılmaz Usta oyuncu Zafer Algöz, merakla beklenen üçüncü kitabı Ken Taç Dis ile mizah serüvenine devam ediyor! Algöz, çocukluğundan gençliğine ve ustalığına kadar geçen zamanda yaşadıklarını eşsiz anlatım gücüyle aktarırken bolca güldürüyor, düşündürüyor ve hüzünlendiriyor. Hayatında önemli bir yere sahip olan Kars, Trabzon ve Bursa anılarının yanında; tiyatro ve sinema dünyasından tanıdığımız usta isimlerle birlikte kendi özel hayatından sıra dışı karakterlere de yer veriyor kitabında. Mizahın, sevincin ve hüznün bir arada olduğu, şaşırtıcı ve soluksuz bir maceraya hazır olun…
Gençler İçin Hatıralarla Necip Fazıl
Onu birçok kişi yazdı. Ama onların çoğu görmeden, dinlemeden, tanımadan, okumadan yazdı. Çoğu zaman bir yanıyla yazıldı. Hatta gizli, açık karşıtlık duyguları ya da kıskançlık hasedi ile yazıldı. Bu yüzden de anlaşılması zorlaştı.
Bu eser, yaşanmışlıklardan hareket etti. Teoriden, tahminden, yorumdan çok, hatıralara dayandı. Ondan geriye kalanlar unutulmasın, manevi cihadın basın dünyasındaki mühim bir unsuru ve edebiyat tarihinin şanlı Üstadı geleceğe taşınsın diye yazıldı…
Fırtınalı bir arayış macerasından sonra sımsıkı inanıp bağlandığı Allah (c.c.), taksiratını affetsin ve onu rahmetine gark etsin.
Haşırt Dı Bilekbord
“Zafer Abimin bu yazılarını okurken gerçekten çok güldüm. Mal güzel. Müthiş bir zamanlama ile yazılmış performanslar gibiler. Bazen bu performanslara canlı tanıklık da ettim, çok şanslıyım. Hem esnek hem beton gibi sağlam öyküler. Peki, hiç düşündünüz mü nedir bunun sebebi? Ben düşündüm.
İyi şeyleri ancak iyi çocuklar yapar. Zafer Abim de hiç yaşlanmayan o iyi çocuklardandır.”
- Cem Yılmaz
Zafer Algöz; Kemal Sunal’dan Sadri Alışık’a, Öztürk Serengil’den Fatma Girik’e, Erkan Can’dan Cem Yılmaz’a pek çok sanatçıyla setlerde, sahnede ve dost meclislerinde yaşadıklarını anlatıyor. Haşırt Dı Bilekbord güldürüyor, hüzünlendiriyor ve sanat dünyasının önemli isimlerini daha yakından tanıma fırsatı sağlıyor.
Usta bir oyuncunun tanıklıklarıyla sese ve zamana soluk veren öyküler…
Huzursuzluğun Kitabı – Ayrıntı Yayınları
Bu rastlantısal izlenimlerde, rastlantısal olma dışında başka bir arzu taşımadan, kurgusal otobiyografimi, yaşamsız tarihimi, kayıtsızca aktarıyorum. Bunlar benim İtiraflarım...
Lizbon’da bir şirkette muhasebe yardımcısı olarak çalışan Bernardo Soares yaşamının büyük bölümünü kiralık odasıyla kasvetli işyeri arasında geçirir. Gün boyunca kendini bir hiç olarak hissettiği beniyle ancak gece olunca bir araya gelmektedir. Bu aslında belirsizliklerle dolu, kendinden taşarak insan varoluşunu sorgulayan bir karşı karşıya geliştir. Sessiz odasında, eskiden beri olduğu ve gelecekte de olacağı gibi yalnızlık, iç sıkışıklığı ve kederle yazar.
Muhasebe yardımcısı Bernardo Soares’in düşlerdeki gece yolculuğunu kâğıda döken Huzursuzluğun Kitabı, Portekiz dilinin büyük şairi Fernando Pessoa’nın bugün neredeyse onun kadar nam sahibi sandukasında bulunmuştur. Olağanüstü birikimi ve edebi derinliği ölümünden çok sonra kabul görmüş olan yazarın ardında bıraktığı binlerce el yazması belge arasında öne çıkan Huzursuzluğun Kitabı, esasen nevi şahsına münhasır bir otobiyografik romandır. Pessoa yalnızlıklar, çaresizlikler, pişmanlıklar ve acı veren mutluluklarla örülü yaşamını, günce, anlatı ve deneme gibi türlerin olanaklarından yararlanarak, yer yer aforizma biçiminde alımlanacak çarpıcı ifadelerle ve günün birinde okunacağı ve takdir edileceği umuduyla kaleme alır.
Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
Terapi koltuğunun ardındaki sırlar
Hep onlar mı bizi dinleyecek? Bu sefer geçmişini anlatan bir psikiyatristin ta kendisi. Koltuğa oturun ve kulak kabartın. Dr. Gary Small’un, Boston’un kalabalık acil servis koridorlarından Los Angeles’ın golf sahalarına uzanan hikâyesinde karşılaştığı vakalar kimi zaman tuhaf, kimi zaman da gizemli, ama hepsi gerçek.
Akıl hastalıklarının ilginç dünyasına kapı aralayan Bir Psikiyatristin Gizli Defteri sizi çok şaşırtacak…
Acaba Nasıl?
Adeta ortasından başlayıp noktasız virgülsüz akan
Beckett’in sadece en temel öğelerine indirgediği
bir anlatı biçimi Acaba Nasıl?
Anlatıcı kim belli değil
Pim kahraman mı yoksa Pim mi anlatıcı
hiçbir şeyden emin olamayacağımız bir kurgu
Beckett’in kaleminden dili oyan dille oynayan
onu bir oya gibi işleyen bir roman
Tanrı Çocuğu Korusun
Afro-Amerikan edebiyatına yaptığı katkılar nedeniyle defalarca ödüllendirilmiş Toni Morrison, son kitabı Tanrı Çocuğu Korusun’da eritme potası ve çok kültürlülük gibi asimilasyon politikalarıyla Amerikanlaştırılmış yeni siyahi kuşağın psikolojisini irdeliyor. İnsanın hikâyesine çocukluğun ne şekilde yön verdiğini ve travmaların bazen onulmaz yaralara dönüşürken, bazen de kişi için nasıl sıçrama tahtası olabildiğini mercek altına alıyor.
Başarılı, özgüvenli ve yalnızca beyaz giyinerek teninin rengini özellikle öne çıkaran siyahi genç bir kadının yaşadığı ayrılık, geçmişindeki sevgiden yoksunluk ve kalp kırıklığıyla yüzleşmesine neden olurken, bir varoluş buhranına kapılarak aşkın peşinde gerçek benliğinin izini sürmesine yol açıyor.
Sevilen, En Mavi Göz ve Merhamet gibi etkileyici romanların yazarı Toni Morrison’dan, çocukluktan yetişkinliğe giden yolda sevgi, aile, başarı, arkadaşlık ve güven gibi hatırı sayılır konuları ele alan incelikli bir anlatı...
“Bir çocuğa ne yaptığınız önemlidir.”
Ayasofya’dan Kimler Kimler Geçti?
Ben Ayasofya…
Konstantin tarafından yapılan, yanıp kül olduktan sonra II. Theodosius’un emriyle yeniden ayağa kalkan, sonra tekrar yıkılan ve Justinyanus tarafından yapılıp bugünlere ulaşan, her taşında padişahlardan âlimlere, mimarlardan şairlere, hattatlardan gezginlere pek çok kişinin imzası ve duası bulunan, Fatih Sultan Mehmed’in kılıç hakkı, Mimar Sinan’ın minareleriyle şaha kaldırdığı, Müslüman mabedi Ayasofya.
Sana ilk günümden itibaren üzerimde emeği olan ve farklı niyetler taşıyan insanları anlattım. Bin beş yüz yıllık ömrümde gör bak neler yaşadım, nelere şahit oldum, kimleri ağırladım?
Yol Hikayeleri
Mekân, kendisi ve doğduğu topraklar arasında döne döne dans edercesine kaçarken, zamana özgü sanılan güçten çok daha fazla gücü olduğunu kanıtlıyor; saatler geçtikçe mekân, zamanın oluşturduklarına çok benzeyen ama bazı açılardan onları da aşan değişimlere neden oluyordu.
“Turizmin altın çağı” olarak kabul edilen modern yüzyılda diğer sanatlar gibi edebiyat da dünyayla yeni bir bağ kurmaya başlamıştı. Thomas Mann da birçok çağdaşı gibi hayatı boyunca seyahat eden, defterlerinde ve mektuplarında bu seyahatlerin kaydını tutan, onları romanlarına ve hikâyelerine taşıyan bir yazardı. Venedik’te Bir Ölüm’ün Tadzio’su ve Büyülü Dağ’ın şifa arayan Hans Castorp’u gibi karakterler de onun gezilerinden ve uluslararası duyarlılığından koparılamayacak karakterlerdi.
Yol Hikâyeleri, Thomas Mann’ın gezgin kimliğine ışık tutan bir derleme; yok olmuş bir dünyaya ait resimsel izlenimlerle dolu bir albüm.
İncir Çekirdeği
Hereke’de zeytinlikler, üzüm bağları, kiraz bahçeleri, ayva ve nar ağaçları arasında doğmuş bir çocuk düşünün. Yüzünü yağmurlara bilerek tutmuş, ayakkabılarını çamura bilerek basmış olsun. Bilge bir büyükbaba, görmüş geçirmiş büyükannenin sesleriyle, nazarları ve özel ilgisiyle büyümüş bulunsun o çocuk. Sonra da, öğretmenlerinin, yakın komşularının sevgisiyle donansın. Anne ve babanın şefkatiyle serpilip gelişsin. Ne olur o sonunda? Bıkmaz usanmaz bir tabiat tutkunu, çiçeğe böceğe, gezmeye tozmaya, yemeye içmeye meraklı bir yeni zaman meraklısına dönüşmez mi?
Yatılı okumak için geldiği İstanbul’da, Boğaziçi’ne düşerse yolu sonra? Sonrası, baştan başa İstanbul, onun renkleri, mevsimleri, kültürü, tarihi, estetiği. Ayasofya bir yanda Topkapı Sarayı diğer yanda. Tarih ve kültür gökkuşağı görkemine bürünür onda.
Haluk Dursun…
Son zamanların gelmiş geçmiş en seçkin dil ustalarından, zevki hayat bilmiş, gezginliğin sayfalarında tarihin damarlarına sızmış uslanmaz bir merak dürbünü. Çiçeklerin piri. Yemeklerin, meyvelerin, sokakların, insanların zaman alacası.
Böyle yaman adamlar nadir gelirler hayata. Gelip geçtiklerinde de ölümsüz izler bırakırlar.
İncir Çekirdeği, her bir cümlesi, Haluk Dursun’un hayat tecrübesi ve kültürü zevk kılmış idealizmiyle okurlara armağan.
Nehirler, dağlar, ağaçlar, türlü çiçekler, hayvanlar, ayrıntılar, bir incir çekirdeğinin koca bir ağacı müjdeleyen balıyla yüklü.
Tanrı Misafirleri Oteli
Timur Soykan arka sokaklarda gezerek insan öyküleri biriktirdi. Amele profesörü, yerli Indiana Jones’ları, kravat saçları ülkücü bıyığı olan Ayşe’yi, inşaatlarda kalmak için heykeller yapan sanatçıyı, şarkı sözü dükkânı açan şairleri, bekâr odalarında yaşayan yoksul gençleri tanıdı... Bazı insanlar girişini bilmese, gelişmesini hatırlamasa, sonucunu önemsemese bile hayatlarını bir öykü gibi işler. Soykan’a sadece dinleyip, yazmak kalmış. Okuyacaklarınız, kurgulanmış birer ‘öykü’ değil. Zaten hiçbir kurgu Tanrı Misafirleri Oteli’ndeki insanların öyküleri kadar derinden etkileyemez insanı. Soykan’ın kitabı aynı zamanda bir belgeleme çalışması. İstanbul’un ve başka kentlerin arka sokaklarındaki zorlu koşullara rağmen bildiklerini okumuş, bütün engellere tutkularıyla direnmiş, sıradanlaşmamış insanların öyküsü...
Mektub
“Türkiye’den geliyorum,” dedi üstada adam. “Bu yolculuğu size bir tek soru sormak için yaptım.”
Yaşlı adam ona şaşkınlıkla baktı:
“Çok güzel. Bana tek bir soru sorabilirsiniz.”
“Size soracağım soruyu açık seçik sormalıyım. Sorumu Türkçe sorabilir miyim?”
“Sorabilirsiniz,” diye yanıtladı bilge. “Tek sorunuzu yanıtlamış bulunuyorum. Başka bir şey öğrenmek istiyorsanız, onu yüreğinize sorun, sizi yanıtlayacaktır.”
Paulo Coelho Mektub’da farklı kültürlerin gözünden rengârenk bir deneyim hazinesi sunuyor. Coelho’nun ifadesiyle, “Mektub bir tavsiye kitabı olmaktan ziyade tecrübeleri aktarmayı amaçlıyor.”
Sözlü anlatının her türlü kaynağından köken ayırt etmeden beslenen bu duru metinler okura hem dünyevi karmaşanın ortasında soluklanma hem de kendini daha yakından tanıma fırsatı veriyor.
Açılın Ben Öğretmenim
Ögˆrencilerin ayaklarının geri geri gittigˆi okullarda iyi dersler is¸lemenin yolunun strateji, teknik, yöntem, ipuçları bilmekten geçtigˆini yıllar içinde deneyimleyerek ögˆrendim. Ögˆrenmek kadar ögˆrendiklerini paylas¸manın da degˆerli oldugˆuna inanıyorum. Bu kitap, ögˆretmenlik, yöneticilik günlerimden ve egˆitimcinin egˆitimini yaptıgˆım yıllar içinde cebimde biriktirdiklerimden olus¸uyor. Kitabı okurken kendinizi içinde bulacagˆınız bas¸lıkların hiçbiri reçete ya da can simidi degˆil, bunu s¸imdiden söyleyebilirim. Okuyacaklarınız sadece bir egˆitimcinin deneyim kırıntıları.
Bir Kayıp Denizci – Can Yayınları
Haber 28 Şubat 1955'te öğrenildi: Kolombia Deniz Kuvvetlerine bağlı "Caldas" adlı bir muhribin mürettebatından sekiz kişi Antiller Denizi'nde fırtınaya tutulan bu muhripten denize düşüp kayboldu. "Mobil" kenti tersanelerinde onarıldıktan sonra Alabama'dan ayrılıp "Cartagena"ya gitmekte olan muhrip, faciadan yüz yirmi dakika sonra bu limana ulaştı. Panama Kanalının denetiminden sorumlu Birleşik Devletler askeri birliklerinin ve Güney Karaibler bölgesindeki öbür yardım kuruluşlarının da katılmasıyla kazazedelerin aranmasına hemen başlandı. Dört gün sonra aramalar durduruldu ve bu kayıp denizciler resmen ölmüş kabul edildi. Ama bu kayıp denizcilerden biri, bir hafta sonra Kuzey Kolombia'da ıssız bir kumsalda can çekişir durumda bulundu. "Luis Alejandro Velasco" adlı bu denizci on gün yemeden içmeden, başıboş bir salda kalmıştı. Bu kitap, onun başından geçenlerin öyküsüdür.
- Gabriel Garcia Marquez
Konuşmalar
"Konuşmalar" sıradan bir diyaloglar dizisi değil; memleket meselelerini derinlemesine irdeleyen bir düşünce akışı. Cumhur Utku, farklı mesleklerden dokuz kişiyle yaptığı sohbetlerde, Türkiye'nin toplumsal, siyasal ve kültürel dönüşümünü sorgularken, okuyucuyu da kendi yolculuğuna ortak ediyor.
Yurt ve yurttaş hakkında konuşmalar, zamanın nabzını tutmaktadır. Bu kitap sadece bir döneme ışık tutmakla kalmıyor aynı zamanda bireylerin iç dünyalarındaki çatışmaları, özlemleri ve düşünce fırtınalarını gözler önüne seriyor. Çağdaş dünyanın bireyi yalnızlaştırdığı bir zamanda konuşmanın, yazmanın ve anlamanın değerini anımsatıyor.
Yalnızca kelimelerle değil, samimiyet ve cesaretle yazılmış bu eser toplumun hafızasına katkı sunan bir kayıt niteliğinde. Cumhur Utku’nun kaleminden kendi kendimizle ve birbirimizle yüzleşmenin gücünü keşfedeceksiniz.
Konuşalım, anlatalım ve anlayalım. Çünkü gelecek günler bugünü konuşanların ellerinde şekillenecektir. Duygu ve düşüncelerimizi kalplerimize gömmek bize zarar verir. Bu doğru elbette. Konuşmalı ya da yazmalıyız. İkisini birden yapanlar herhâlde geceleri rahat uyuyorlardır. Yaşlanan insanlara baktığınızda çoğu susmak üzeredir ya da artık susmuştur. Annem ve babam öğretmen olduklarından çok konuşurlardı. Yaşlandıklarında konuşmaz oldular. Öyle pencereden dışarı ya da TV camından içeri bakar dururlardı. Babam televizyonu dinleyip hükûmet erbabına kızdığında salondaki masaya daktilosunu getirir, onlara mektuplar yazardı. Lütfen konuşun ve konuştuklarınız kayda geçsin diye de yazın. Olanağınız varsa görüntülü kayıt yapın. Çünkü artık kimse okumuyor, seyretmek daha iyi geliyor yeni kuşaklara. Bizden sonrakiler belki yazdıklarınızı okur, konuştuklarınızı izlerler ve sizin ne kadar saf olduğunuzu öğrenirlerken yaşadığınız çağın bir bölümünü de anlayabilirler.
İskele Gazinosu
Sevinç Çokum, İskele Gazinosu ’yla bizi öncesi ve sonrasıyla 1960’ların İstanbul’una götürürken dönemin ruhunu, heyecan ve tutkularını nostaljik bir havayla değil de her defasında kendini yeni okumalara açan bir anlatıyla kaleme alıyor. Nicedir duymadığımız bir şarkının hikâyesini, çocukken izlediğimiz bir filmi ve oyuncularını ya da dönemin kendine özgün moda danslarını öyle bir incelikle anlatıyor ki satır aralarındaki hevese katılmadan edemiyoruz.
Kimi zaman hepimizin evlerinin bir köşesinde duran radyoyla ya da sahnede söylenen nihavent makamında bir şarkıyla, kimi zaman da hepimizin aklında kalan bir film sahnesiyle seslenirken bizi sahici yaşantılara tanık etmeye davet ediyor.
Savruk fakat güzel günlerimizden geriye kalan bir sahil bekçisiydi İskele Gazinosu. Onun dans pistinde dolandığımız günler, çocukların çelenklerden çiçek söküp aldıkları düğünler hepsi sahneye konmuş gelgeç ömür parçalarıydı demek. Hepimiz o sahnede durmuş, rolümüzü oynamış, şarkımızı söylemiştik. Sonrası ayrılıklar işte…
Edebi Ve Edepsiz Beyoğlu Bohem Bir Rehber
Bu küçük rehber diğerlerine benzemiyor, sevgili okur. Çünkü şehrini hiç bırakmayan Umur Talu, her sokağa kendinden bir parça yerleştirerek Cadde-i Kebir’i arşınlıyor. Zaman zaman başkaları da eşlik ediyor ona; yazarlar, şairler, bazen yalnızca kitaplar, en çok kitaplar, filmler.
Ama bu bir anı kitabı da değil. Bir semtin zamanlar boyunca dönüşümünün, değişiminin, insanlara ayak uydurma
serüveninin öyküsü. Büyük bir Beyoğlu kitaplığı. Edebiyatın, edepsizliğin, avare gezenlerin kokusunu taşıyan zarif bir kaos.
Kitabın sayfaları arasında Eftalikos’ta Sait Faik’e rastlayacaksınız.
Park Otel’de Yahya Kemal olacak. Nazım Hikmet ilk şiirini yazacak, Cemal Süreya bir şiir daha okuyacak. Yusuf Atılgan yürürken Aylak Adam’a rastlayacak! Bihter ile Zavallı Necdet aynı yerden alışveriş yaparken belki oralarda bir yerlerde eğlence peşindedir Behlül...
Satırların arasında, belki defalarca geldiğiniz belki de hiç görmediğiniz Beyoğlu’nun çapkın, yılgın, ayyaş, serseri, entelektüel, zıpkın, hayalperest ve bohem yüzleri sizinle arşınlayacak caddeyi.
Casuslar Ve İstihbaratçılar
Klasik anlatımların dışına çıkan bir casusluk kitabı. Çok konuşulan, hiç anlatılmayan ve yeni ortaya çıkan casusların, istihbaratçıların sarsıcı hikayelerini okuyup aynı zamanda dönemin istihbarat bağlantılarına da şahit olmak ister misiniz?
Tarihten günümüze kadar uzanan bu derin dünyanın deşifresi sizi derinden sarsacak. Unutmayın, casusluk tarihinde her şey yazılmadı.
Çoğu zaman saklandı. Biz ise bu kitapta bağlantıları birleştire birleştire çok konuşulan bu adamlar hakkındaki gerçekleri ortaya çıkaracağız.
Şahit olmaya cesaretiniz var mı?
Yolcu Defteri
"Falih Rıfkı Atay’ın sürükleyici, zengin muhtevalı, zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır.”
Prof. Dr. İlber ORTAYLI
“Sevdiklerim bana derler ki: “Sen gittiğin yerden bize bir şey getirirsin!” San Francisco’ya doğru yola çıkmak üzere iken birçoklarından aynı sözü duymuştum.
Acaba 1945 Amerika’sından onlara ne getirebilirdim? Allı sarılı, iri çiçekli veya resimli kravatlarını beğenmeyeceklerine şüphem yok. Life’ta sık sık reklamlarını gördüğümüz Parker 51 kalemleri, Hüseyin Cahit Yalçın’a göre, pek kullanışlı değildir. Sonra da çoğu orduya gönderildiği için dükkânlarda nöbete yazılmalısınız. Çelikten, ipekten, kauçuk veya deriden yapılma neler bulunabileceğini, karapazar pek kuytu yerlere sığındığından, iyice öğrenemedim. Ora kadınları, bizim hanımların yerli ipeklerine hasret çekiyor, taklitleri o kadar kötüdür ki Amerikan kadınlarından bir haylisinin bacakları çorap rengine boyalı idi.
Çamsakızı çoban armağanı derler, sizlere bu defterdeki notları getiriyorum.”
Yüzleşme Vakti
Ölümün esrarengiz dokunuşlarını iliklerimize kadar hissettiğimizde, hayat yolunun sonuna geldiğimizi anlamıştık.
Yalnızca eğlenceden ibaret saydığımız ömür, hiç beklenmedik bir şekilde bütün umutlarımızı yerle bir etmişti.
Umursamaz iki çılgın genç olarak, o güne kadar aklımıza getirmediğimiz Allah’tan yardım dilemeye başlamıştık.
Kendimizi Azrail’in kucağına teslim etmeye hazırlanırken bir mucize yaşadık o an...
Dinin, Kitab’ın hiçbir yeri olmayan hayatımıza; esrarengiz bir el uzanıvermişti birden...
O ses, o çığlık yankılanıyordu içimizde; bizi ve bütün kâinatı kuşatırcasına:
“Ne kadar günahkâr olursanız olun, sizi kucaklamaya hazır bir Rabbiniz var. Öyleyse açın ellerinizi, kendinizle yüzleşme vaktidir.”
Bu eser, bir macera veya bir nasihat kitabı değildir.
Tamamen yaşanmış esrarengiz bir hadisenin ardından, gönülleri mest eden yüzleşmenin hikâyesidir.
Hazırsanız buyurun...
Bana Güneşimi Getir
Âşık Veysel…
Anadolu toprağından yeşermiş eşsiz bir gönül adamı.
Acının toprağıyla yoğrulup hikmet kapısının eşiğine oturmuş söz ehli.
Tabiatı, toprağı, karıncayı, dostu, aşkı, vatanı kendisine özgü söyleyiş tonuyla yeniden yoğurmuş halk ozanı.
Sazıyla sözüyle Anadolu onda birleşti.
Sevgi bir insanlık ideali oldu Âşık Veysel’in şahsında.
Gözlerini kaybetti fakat neredeyse herkes onun gözü oldu.
Sinan Yağmur, Âşık Veysel’i , ömrünü kuru kronolojiyle değil unutulmaz kesitlerle yeniden canlandırıyor. Onu besleyip yaşatan değerlere ışık tutarken irfan damlalarını belgesel-anlatı türüne kavuşturuyor. Gelenek ve ortak miras nesillerin arasında su olup hayata akıtılıyor.
Gece Yarısından Sonra Bir Saat – Novalis
Hermann Hesse’nin, yapıtında izlediği yolu anlamak isteyen okurlar için gençlik dönemi eserleri arasında önem atfedip Hermann Lauscher ve Peter Camenzind kitaplarıyla birlikte andığı ve henüz yirmi bir yirmi iki yaşlarında kaleme aldığı Gece Yarısından Sonra Bir Saat masalsı atmosferiyle, Maeterlinck’in etkisi altında genç bir yazarın kendisine yarattığı düş ülkesinden ezgiler niteliğindedir.
Yazarın ilk düzyazı denemelerinden, yine aynı yıllarda yazdığı, kitap sevgisine ilişkin “Novalis” öyküsü, bibliyofil anlatıcının aktarımıyla okuru eski kitapların geçmişteki ve gelecekteki hayali okurları ve dostluk üzerine düşündüren bir yolculuğa çıkarır; bu yolculuk boyunca romantizmin öncülerinden 18. yüzyıl sonu Alman şairi Novalis’in yapıtını selamlar.
“Şimdi burada gördüğün ne varsa, her şey bütün gerçekliklerden daha güzel ve bütün gerçekliklerden daha gerçek.”
Sözler metalden yapılmış gibi, yavaş ve ağır okunuyor. Buna rağmen kitap edebi değil. En iyi yerlerinde gerekli ve tuhaf. Taşıdığı huşu içten ve derin. Sevgisi büyük ve içindeki bütün duygular saf: Sanatın eşiğinde duruyor.
Rainer Maria Rilke (Gece Yarısından Sonra Bir Saat kitabına dair)
Gece Yarısından Sonra Bir Saat ’teki düzyazılar üzerinde çalışırken, kendime bir sanatçı-düş ülkesi, bir güzellikler adası yaratmıştım; düzyazılardaki şiirsellik güncel dünyanın çalkantılarından ve en diplerinden geceye, düşlere ve yalnızlıkların güzelliğine bir geri çekilme anlamı taşımaktaydı...
Hermann Hesse (Gece Yarısından Sonra Bir Saat, “1941 Baskısı İçin Önsöz”den)
Bizim Akdeniz
Falih Rıfkı Atay’ın sürükleyici, zengin muhtevalı, zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır.”
Prof. Dr. İlber ORTAYLI
“Niçin gül bahçelerini divan edebiyatında ve Şiraz masallarında arayalım? Isparta’yı görmüş olan, Bursa ve Şam gibi, onu da bir türlü hayalinden silemez.
Eskiden Şam’da genç kızlar şarkı söyleyerek ve elişi ile oynayarak yollarda dolaşırken başlarındaki sepet, meyve ile dolarmış. Isparta Mebusu İbrahim Bey memleketi için böyle bir hikâye icat etmeye muhtaç değildir. Onun dediği gibi, Ispartalılar kapılarından bakraçlarını uzatarak çeşmeden su doldurup, pencerelerinden meyve toplayabilirler.
...
İstanbul ve hinterlandı, İzmir ve hinterlandı, Mersin ve hinterlandı gibi, Antalya ve hinterlandı zengin ve büyük bir mıntıkadır.
...
Türk milletinin kurtuluşunun en iyi Afyon Kalesi'nden seyredildiğini yazmıştım. Devletin kuruluşunu görmek için Ankara Kalesi'ne çıkacaksınız. Alanya Kalesi'nden, Türk Anadolu’nun güzel talihi, engin ve ebedî görünüyor.
‘Padişahın bir şehri var; kışı bahar gibidir.’ Selçuk Alanya’sı için söylenmiş olan bu şiir yerine, Türk Akdeniz’inin bu eşsiz kasabasına başka bir söz hediye etmek isterim: ‘Alanya’yı görmeden ölmemeli!’ ” diyen Falih Rıfkı Atay’ın gözünden bir Akdeniz gezisine hazır mısınız?
Taymis Kıyıları
“Taymis Kıyıları”, “Tuna Kıyıları”, “Gezerek Gördüklerim” gibi döneminin fikir atmosferini çok etkileyen ve bugün de tarihçinin zevkle okuduğu seyahatnameler onun kaleminin gücünü gösterir. Rıfkı Atay’ın sürükleyici, zengin muhtevalı, zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır."
Prof. Dr. İlber ORTAYLI
Falih Rıfkı Atay’ın 1930’ların başında Avrupa’ya ve İngiltere’ye yaptığı bu gezi, yalnızca siyasal ve tarihsel analizler ve turistik gözlemler içermemektedir. Atay, özelde İngiltere ile Osmanlı-Türk, genelde ise Avrupa ile Asya-Afrika kültürleri arasında, gündelik hayat, maddi kültür ve gelenekler bağlamında çarpıcı analizlerde bulunuyor; dönemin Türkiye’sinin ve yeni cumhuriyetin Batılılaşma, çağdaşlaşma ve modernleşme süreç ve sancılarını her iki kültürün birtakım dinamiklerini mukayese ederek çözümlemelerde bulunmaya çalışıyor. Gündelik kültürün ‘müzeleşmesinden’ sanayileşme ile birlikte kentlerin dönüşümüne; kimlik arayışlarından farklı coğrafyalardaki yaşam biçimlerine kadar dönemin siyasi, toplumsal ve kültürel yansımalarını Batılılaşma, Avrupalılaşma ve modernleşme bağlamlarından ele alıyor.
Özellikle Londra sokaklarında ve Thames (Taymis) nehrinin kıyılarında dolaşırken tuttuğu notlardan oluşan, edebiyatımızda ve düşünce dünyamızda siyasi, sosyolojik ve antropolojik çözümlemeler içeren ilk gezi kitaplarından biri olması itibarıyla, uzun bir aradan sonra okurun ilgisine sunulmayı yeniden hak ediyor.
Meczup – Can Yayınları
İnsan nasıl meczup olur? Cibran’a göre herkes kadim gerçeklerin bilinciyle doğar. Gerçek yüzlerini gizleyen toplumun içinde bu bilgiyi unutur, arayışından vazgeçer. Ta ki bir gün uykusundan uyanana ve her şeyi olduğu gibi görene kadar. Ancak bu özgürlüğün bedeli meczup olarak görülmesi ve toplumun dışına itilmesidir. Yazarın kendi çizimleriyle yayımladığımız Meczup, adeta yüzyılların birikimini taşıyan bir bilgelikle bize, insanın benlik arayışında her zaman aklına gelen soruları sorduruyor.
İdealist Öğretmen – Koridor Yayıncılık
Moskova Üniversitesi’nde başarılı bir matematik profesörü olan Raçinski, herkesin gıptayla baktığı kariyerini bir kenara bırakıp istifa eder. Hem de yalnızca köyüne gidip sıradan bir öğretmen olabilmek için. Başta kimselerin anlam veremediği bu durum, Raçinski’nin hayatında aldığı en önemli karardır. Çünkü halkın içindeki keşfedilmemiş cevherleri bulacak ve onları parlatıp hak ettikleri gibi aydınlığa kavuşturacaktır.
Profesör Raçinski’nin bir bilinmeze doğru attığı adımlar, bu yoldaki umutları ve fedakarlıkları sizi öylesine sarsacak ki hayatta neyin önemli olduğunu ve sonunda gurur duyacağınız bir yaşam sürmeniz için ne yapmanız gerektiğini bir kez daha sorgulayacaksınız.
Bu küçük ama etkisi büyük kitapta yalnızca bir öğretmenin çırpınışını değil, aynı zamanda Rusya’nın o dönemdeki içler acısı durumunu, halkın tembelliği, sefaleti ve cehaletiyle nerelere sürüklendiğini ve eğer doğru yönlendirilirse neler başarabileceğini de okuyacaksınız. Atatürk tarafından, bir bataklıklar ülkesi olan Finlandiya’nın kurtuluşunun ülkemize örnek olarak gösterildiği Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi yazan Grigoriy Petrov’un kaleminden yine unutulmaz, sarsıcı bir hikaye.
Meksika’ya Yolculuk
Gülten Dayıoğlu'nun bu seferki durağı, gizemli uygarlıklar ülkesi Meksika. Üzerinde çok konuşulan, bilimsel eserlerden oyunlara, filmlerden çizgi romanlara kadar pek çok şeye konu olan Maya ve Aztek uygarlıklarının geride bıraktığı güzellikler içinde geziniyor Dayıoğlu. Tarih içinde duygulanıyor, kederleniyor, coşuyor. Ve tüm bunları yine sizinle paylaşmayı arzuluyor.
Kendime Düşünceler
Batı felsefesinin tek filozof-imparatoru Marcus Aurelius, günümüzde hem politikacı hem de düşünür kimliğiyle adından söz ettiren Roma hükümdarlarından biridir. Savaşlarla geçen yaşamı boyunca hayranlıkla felsefe metinleri okumuş, Germen kavimleriyle savaştığı sırada cephede yazdığı Kendime Düşünceler’le dünya felsefe tarihine önemi yadsınamaz bir eser kazandırmıştır. Bugün hâlâ Stoacı felsefenin en önemli metinlerinden biri olarak okunan Kendime Düşünceler, Stoacı düşüncenin modern dünyaca anlaşılmasını sağlamış başlıca metinlerden biridir. Aurelius bu ölümsüz metinde kendinden önceki Roma hükümdarlarının ve kendisinin yönetim şekillerini sorgular; kocaman bir kente benzettiği evreni, insanı merkezine alarak irdeler. Aurelius için yaşamdaki her bir ayrıntı bütünün iyiliğine hizmet eder; bu yüzden akıl yürütme kabiliyetini kullanarak doğayı, evreni ve kendisini araştırmaya mecburdur insan.
Kıskançlık
Kıskançlık, Fransız yazar Marcel Proust’un edebiyat tarihine damgasını vuran Kayıp Zamanın İzinde adlı yedi ciltten oluşan nehir romanının beşinci cildi Mahpus’tan seçtiğimiz çok çarpıcı bir bölüm.
Fonunda, aristokrasinin çöküşü ve orta sınıfın yükselişi dönemine denk gelen Üçüncü Cumhuriyet yönetimi altında gerçekleşen büyük toplumsal değişimlerin yer aldığı romanın bu bölümü, kıskançlık duygusunun en karanlık yanlarını ve yıkıcı etkilerini ustalıkla ele aldığı satırlarıyla bütünden farklılaşıyor.
Yazar olmak isteyen Marcel âşık olduğu Albertine’in kendisinin Paris’teki burjuva evine taşınmasını sağlamış ancak kendisi de arzunun ve kıskançlığın pençesine düşmüştür. Neden sürekli birbirimizi sınama ve sahiplenme eğiliminde oluruz, kıskançlık ölümden bile güçlü müdür gibi sorulara yanıt arayan Kıskançlık, Proust’un derin psikolojik gözlemlerine, zengin betimlemelerine aşina olanlar için bir hatırlatma, yeni başlayacak olanlar içinse tadımlık.
Tormesli Lazarillo Yeni Beyaz Kapak
16. yüzyıldaki ekonomik kriz sebebiyle İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi, bu durumun bir ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumundaki bu maddi ve manevi çöküntünün ortasında, 1554 yılında, sonradan pikaresk roman adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği olan Tormesli Lazarillo ortaya çıktı. Din adamlarının ahlaksızlıklarına bolca yer veren bu eser, engizisyonun hışmına uğramamak için imzasız olarak basıldı.
Sefiller, dilenciler, dolandırıcılar ve kimsesiz çocuklarla dolu bir dünyayı tüm çıplaklığıyla sergileyen Tormesli Lazarillo, dönemin İspanyol toplumuna ayna tutan bir klasik.
Dalgalar – Ren Kitap
Birçok okuru tarafından Virginia Woolf’un başyapıtı olarak kabul edilen Dalgalar, modernist edebiyatın en yoğun ve şiirsel romanlarından biri. Bir grup arkadaşın hayatlarını çocukluk dönemlerinden orta yaşlarına dek anlatan Dalgalar’da karakterlerin kendileri ve birbirlerine dair düşünceleri ritmik bir tekrara dayalı söz öbekleri, yoğun imgeler ve şiiri çağrıştıran dolaylı bir anlatımla aktarılır. Dalgaların vurduğu bir sahilde gündoğumu ve batımının döngüsel seyrine göre düzenlenmiş bölümler içeren Dalgalar’ın sarkaç hareketiyle ilerleyen lirik anlatımı, okuru adeta zamanın ve mekânın öğütüldüğü bir girdabın içine çeker. Yazıldığı günden beri eleştirmenleri ve okurları büyülemeye devam eden Dalgalar, dünya edebiyatının şaheserlerinden biri. “Dalgalar, düzyazıyla yazılmış görkemli bir şiirdir.” STEPHEN BENDER “Virginia Woolf’un ne olduğunu, ne düşündüğünü, ne duyduğunu okurlara tam olarak aktaran yapıtı Dalgalar’dır.” JEAN GUIGNET