Divan-I Hikmet
₺630,00 Orijinal fiyat: ₺630,00.₺535,00Şu andaki fiyat: ₺535,00.
Ahmed Yesevî’nin yaşadığı XI-XII. yüzyıllarda Sayram, Türkistan ve çevresi tam anlamıyla her günü sürprizlerle geçirmekteydi. Bu bölge; Karahanlı Devleti, Oğuz Yabgu Devleti, Selçuklu Devleti, Harzemşahlar Devleti ve Gazneli Devleti’nin mücadele alanıydı. Yani Yesevî’nin doğup büyüdüğü yıllarda bu bölge beş Türk devletinin kesişme noktasıydı.
X. yüzyılda Türkler genel olarak kitleler hâlinde İslamiyet’i kabul etmişti. Fakat İslamiyet’in öğrenilmesi gerekliydi. Bunun için de başta Karahanlı Devleti ve Selçuklu Devleti Arapçaya yönelmiş, Türkçeyi gölgede bırakmıştı. Tam da bu sırada Ahmed Yesevî, İslamiyet’i Türkçe ile öğretmek için Türkistan’da bir güneş gibi doğdu. Beş Türk devletinin kesişme noktasında binlerce öğrenci yetiştirdi. İslam’ın kurallarını “ Hikmetler ” ile öğrettiği öğrencilerini Türk dünyasının en uç noktalarına kadar gönderdi. Böylece ortaya koyduğu aydınlanma hareketi Türk Dünyası’nın hemen her köşesine ulaştı. Türklerin yaşadığı bütün coğrafyalarda eski Türk gelenekleri ile İslam, Türkçe ile yoğrulup şekillendi.
Ahmed Yesevî’nin ortaya koyduğu aydınlanma hareketinin mumları onun söylediği hikmetlerdir. Kulaktan kulağa yayılan hikmetler daha sonra toplandı ve “Dîvân-ı Hikmet” oluşturuldu.
Prof. Dr. Necati Demir, kaleme alınan Dîvân-ı Hikmet nüshalarını dünya kütüphanelerinde uzun zaman araştırdı. Yaklaşık 150 nüsha içerisinden şimdiye kadar tespit edilen en eski tarihli nüshayı önce Çağatay Türkçesinden yeni yazıya, sonra da her mısraı, herkesin anlayabileceği sadelikte Türkiye Türkçesine aktardı. Girişte de Ahmed Yesevî ve eserleri hakkında bilgiler sundu. Böylece Ahmed Yesevî ile ilgili tam anlamıyla kılavuz bir kitap ortaya konulmuş oldu.
| Yayınevi | Bilge Kültür Sanat |
|---|---|
| Yazar | Hoca Ahmed Yesevi |
| Sayfa Sayısı | 440 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2024 |
| Boyut | “16, 00″, 50 X 24 |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
1 adet stokta
Bilge Kültür Sanat – Divan-I Hikmet
Ahmed Yesevî’nin yaşadığı XI-XII. yüzyıllarda Sayram, Türkistan ve çevresi tam anlamıyla her günü sürprizlerle geçirmekteydi. Bu bölge; Karahanlı Devleti, Oğuz Yabgu Devleti, Selçuklu Devleti, Harzemşahlar Devleti ve Gazneli Devleti’nin mücadele alanıydı. Yani Yesevî’nin doğup büyüdüğü yıllarda bu bölge beş Türk devletinin kesişme noktasıydı.
X. yüzyılda Türkler genel olarak kitleler hâlinde İslamiyet’i kabul etmişti. Fakat İslamiyet’in öğrenilmesi gerekliydi. Bunun için de başta Karahanlı Devleti ve Selçuklu Devleti Arapçaya yönelmiş, Türkçeyi gölgede bırakmıştı. Tam da bu sırada Ahmed Yesevî, İslamiyet’i Türkçe ile öğretmek için Türkistan’da bir güneş gibi doğdu. Beş Türk devletinin kesişme noktasında binlerce öğrenci yetiştirdi. İslam’ın kurallarını “ Hikmetler ” ile öğrettiği öğrencilerini Türk dünyasının en uç noktalarına kadar gönderdi. Böylece ortaya koyduğu aydınlanma hareketi Türk Dünyası’nın hemen her köşesine ulaştı. Türklerin yaşadığı bütün coğrafyalarda eski Türk gelenekleri ile İslam, Türkçe ile yoğrulup şekillendi.
Ahmed Yesevî’nin ortaya koyduğu aydınlanma hareketinin mumları onun söylediği hikmetlerdir. Kulaktan kulağa yayılan hikmetler daha sonra toplandı ve “Dîvân-ı Hikmet” oluşturuldu.
Prof. Dr. Necati Demir, kaleme alınan Dîvân-ı Hikmet nüshalarını dünya kütüphanelerinde uzun zaman araştırdı. Yaklaşık 150 nüsha içerisinden şimdiye kadar tespit edilen en eski tarihli nüshayı önce Çağatay Türkçesinden yeni yazıya, sonra da her mısraı, herkesin anlayabileceği sadelikte Türkiye Türkçesine aktardı. Girişte de Ahmed Yesevî ve eserleri hakkında bilgiler sundu. Böylece Ahmed Yesevî ile ilgili tam anlamıyla kılavuz bir kitap ortaya konulmuş oldu.
İlgili ürünler
Aşık Veysel Halk Müziğinin Seyyar Radyosu
Bir Şiirden
Turgut Uyar’dan Eşsiz Bir Şiir İncelemesi Bir Şiirden
Bugün şiir üstüne bütün konuştuklarımız, edebiyatımızın geleneği, olanakları, sınırları içinde dönenir. Ancak olup bitmişler, yapılmışlar üstünde düşünüp yargılara varabiliriz. Bir takım verilerdir düşüncemizi yeden. Şiir üzerine, gerçekten yeni olan şiirle, yeni bir şeyler öğrenebiliriz ancak; şiir üzerine yazılanlarla değil.
Modern şiirimizin ustaları aynı zamanda şiiri düşünmüş, incelemiş ve denemelere konu etmişlerdir. Abdülhak Hâmit’ten Cemal Kırca’ya 21 şairden birer şiirle Türk şiirinin ufuklarını çizen bu eşsiz kitaba imza atan Turgut Uyar da, farklı bir yöntemle, bir çeşit şiir antolojisi ya da şiir tarihi ortaya koymuştur.
Bir Şiirden, 1983 yılında yayımlandığından bu yana şiirimiz üstüne yazılmış gözde kitaplardan biri olmuştur. Kitabın bu önemini, ayrıcalıklı yerini belirlemek ve yeniden gündeme gelmesini sağlamak amacıyla ayrı bir basımını yapma gereği duyduk.
Birer şiiri üstünden incelenen 21 şair şunlardır: Abdülhak Hâmit, Mehmet Emin Yurdakul, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Kemalettin Kâmi Kamu, Necip Fazıl Kısakürek, Nâzım Hikmet Ran, Ahmet Kutsi Tecer, Mümtaz Zeki Taşkın, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Muzaffer Tayyip, Rüştü Onur, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Sabahattin Kudret Aksal, Cahit Külebi, Metin Eloğlu, Cemal Kırca.
Edebiyatın İlhamıyla Taylor Swift
Çağımızın en büyük yıldızı Taylor Swift’in söz yazarlığına ilham olmuş kederli şairler kim?
Albümlerinin bize fısıldadığı hikâyeler ne?
Taylor Swift’in müziği, Shakespeare`den Brontë kardeşlere, F. Scott Fitzgerald’dan Sylvia Plath’e kadar edebiyat tarihine iz bırakmış pek çok yazarın eserinden ilhamla dolu.
Hazırsanız, hep birlikte Swift`in albümlerini edebiyatın merceğinden inceleyecek ve onun yaratıcı yönüne dair yepyeni bir bakış açısı kazanacağız.
Renkli illüstrasyonları, tematik çalma listeleri ve kitap önerileriyle Edebiyatın İlhamıyla Taylor Swift müziğin edebiyatla ilişkisine dair keyifli bir rehber...
İstiklal Marşı Tarihçesi Anlamı Ve Yorumu
Mesela
Geleneğin hikmetiyle günümüzün gerçeği “Mesela”da buluşuyor.
“Doğu kültürü sosyal hayatı hikayelerle harmanlamayı, kuşaktan kuşağa aktarırken büyük veya küçük hikayeler üzerinden ilerlemeyi sever. Bazen kulağımızdan kısa bir hikaye girer, zihnimize veya kalbimize yerleşir, benliğimiz ile özdeşlik kurarak bize bir ders verir. Modern zamanlar maalesef bu devamlılığı bozdu ve bizi o tür medeniyet taşıyıcı hikayeciklerden, mesellerden mahrum bıraktı.
Bu coğrafyanın ve medeniyetin bağrında özenerek ve göz nuru ile üretilen iğne oyaları maalesef ucuz pahaya feda edildi. Ve şimdi bazısını restore veya tamir etmeye, kimisinin imitasyonunu yapmaya, kimisini de inşa ve ibda usulüyle yeniden üretmeye mecburuz.”
Bu mecburiyete dikkat çeken İskender Pala, “Mesela” diye okumaya başlayacağımız doksan dokuz hikaye sunuyor bize. Her bir hikaye “mutlaka”larımız ile “keşke”lerimiz üzerine yeni bir bakış açısı getiriyor. Bazen bizi eski zamanlara götürüyor, bazen güncel sorunlara farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor, en çok da çevremizi ve kendimizi tekrar tanımamıza kapı aralıyor. Usta kalemiyle geleneğin hikmetlerini ve günümüzün tecrübelerini güncel bir üslupta buluşturan Pala, okuyucularına eğlenceli ve yararlı bir okuma serüveni vadediyor.
Öyküyü Okumak
“Öykü yumuşak yumuşak okşamaz; başında ya da sonunda sarsar okuru. Bir tümceyle, bir ünlemle, bir sözcükle; kimi zaman susarak...”
Öykü nedir? Bir öykünün atmosferi, karakterleri, geçtiği zaman ve yer nasıl değerlendirilmelidir?
Öykücülüğümüzün temel direği sayılan usta kalemlerden genç yazarlara uzanan bir çizgide Feyza Hepçilingirler’in seçtiği 13 öykü ve incelemelerinin bulunduğu bu kitap, öyküye dair sorulara cevap arıyor. Öykü dilinin derinlerine dalıyor. Ele aldığı öyküleri didiklemeye, anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.
Sırayla önce öyküyü ardından değerlendirmesini sunan Öyküyü Okumak okura kendi okuma pratiğini yazarın analizleriyle karşılaştırma imkânı veriyor.
Usta yazar ve eleştirmen Feyza Hepçilingirler, bildiğimiz, sevdiğimiz öykülere farklı bir pencereden bakarak okurla yazar arasındaki bağı derinleştiriyor, okumalarımıza yan yollar açıyor.
Türk Edebiyatı Tarihi
"Tanrının devlet güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu ve onların ülkeleri üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verip yeryüzüne hâkim kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı. Dünya milletlerinin idare yularını onların eline verdi. Onları herkese üstün eyledi. Kendilerini hak üzre kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanları aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi.
Bu kimseleri kötülerin şerrinden korudu. Okları dokunmasından korunabilmek için aklı olana düşen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdini dinletebilmek, Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka yol yoktur. Bir kimse kendi takımından ayrılıp da onlara sığınacak olursa o takımın korkusundan kurtulur. Bu adamla birlikte başkaları da sığınabilir."
Kaşgarlı Mahmud Dîvânü Lugati’t-Türk’ten; Yazılışı: 1072
Türk Töresi
Ziya Gökalp ilk kez 1923 yılında yayımlanan kitabında, Türklerin töreyi ne şekilde tanımladığını, töre anlayışlarının nasıl şekillendiğini, töreyle ilgili bilgilerin hangi kaynaklarda ne ölçüde yer aldığını, kısacası Türk töresinin ne demek olduğunu araştırmaktadır.
Eserin “Başlangıç” kısmında “Töre Ne Demektir?”, “Türk Kendisini Başkalarından Nasıl Ayırıyordu?” gibi sorular sorarak bunlara cevap arayan Ziya Gökalp, öncelikle töre kelimesini, tarihî ve edebî kaynaklardaki takibini yaparak tanımlamıştır. Ziya Gökalp’a göre Türk töresi, eski Türklere atalarından kalan bütün kaidelerin toplamı demektir.
Bu yüzden Ziya Gökalp, Türk mitolojisinin ana karakterlerinden tutun da yirminci yüzyılda bile canlılığını hâlâ muhafaza eden kadim geleneklerimiz arasında bağlantılar kurarak, Türk töresini bütün yönleriyle ele almış ve oldukça sade bir dille okuyucuya sunmuştur.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.