Toplum Sözleşmesi
₺180,00 Orijinal fiyat: ₺180,00.₺149,00Şu andaki fiyat: ₺149,00.
1 adet stokta
Toplum Sözleşmesi
“Bir zamanlar hiçbir şey bilmeyen avamı küçümserdim. Rousseau beni doğru yola getirdi. Bu körleştirici önyargı ortadan kalktı; insanlara saygı duymayı öğrendim ve eğer bu bakışın insanlığın haklarını tesis etmek üzere başkalarına da değer kazandırabileceğine inanmasaydım, kendimi sıradan bir emekçiden çok daha az yararlı hissederdim.”
-IMMANUEL KANT
Jean-Jacques Rousseau, Aydınlanma düşüncesinin en sarsıcı ve etkili filozoflarından biridir. 1762’de yayımlanan Toplum Sözleşmesi, yalnızca siyaset felsefesinin değil, modern demokrasi düşüncesinin de temel metinlerinden biri kabul edilir. Egemenliğin kaynağını Tanrı’dan, kraldan ya da soydan alıp doğrudan halka veren bu eser; yurttaşlık, özgürlük ve meşruiyet kavramlarını yeniden tanımlamış, Fransız Devrimi’ne zemin hazırlamış ve günümüz siyasal tartışmalarında bile adından söz ettirerek geniş bir etki alanı yaratmıştır.
Rousseau bu kitapta, “İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuştur” cümlesinden yola çıkarak şu soruyu sorar: İnsanlar bir toplum içinde yaşarken özgürlüklerini nasıl koruyabilir? Yanıtını, bireylerin kendi iradelerini ortak iyilik doğrultusunda birleştirdiği toplum sözleşmesi kavramında bulur. Genel irade, yasalar, egemenlik, hükümet biçimleri ve siyasal otoritenin sınırları üzerine yapılan bu çarpıcı tartışma; birey ile toplum, özgürlük ile itaat arasındaki gerilimi hâlâ güncelliğini koruyan bir berraklıkla ortaya koyar.
İlgili ürünler
Böyle Buyurdu Zerdüşt – Kırmızı Kedi Yayınevi
“Herkes için ve hiç kimse için bir kitap!”
Böyle karşılıyor eser bizleri.
Bu kitapta Nietzsche, şiirsel bir üslupla felsefi meseleleri dile getirmiş, kendi felsefi düşüncelerini ve kavramlarını açıklamıştır.
Düşünce tarihinde çığır açmış, üslubuyla kitabı belli bir kategorinin içine hapsedemediğimiz, edebiyatla felsefi çalışmanın sınırlarında gezinen eserde Nietzsche’nin “Ben bu kulaklara göre ağız değilim” gibi cümlelerini okurken tekrar tekrar düşünecek ve emin olun bu eseri defalarca okuyacaksınız!
Unutmadan, Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt için “Yazılmış en derin eser” dediğini biliyor muydunuz?
Dorian Gray’in Portresi
Ressam Basil Hallward’ın sıra dışı güzelliğiyle Dorian Gray adlı bir genç adamın portresini çizmesiyle başlar her şey. Dorian portrede gördüğü genç ve güzel halinin büyüsüne öyle kapılmıştır ki yaşamının devamını tuvaldeki suretini koruyabilmenin hırsı içinde geçirir. Kendisinin bile haberdar olmadığı tutku ve arzularını ona açan Lord Henry Wotton’sa Dorian’ın güzellik, şehvet ve zevk peşinde günden güne yozlaşmasına önayak olur. Dorian Gray’in Portresi, cinselliğe dair kalıpları yıkarken estetik, güzellik ve sanat kavramlarına da felsefi bir yaklaşımda bulunur.
Oscar Wilde’ın sansasyonel romanı Dorian Gray’in Portresi, metinde olan bitenler kadar yayımlanma öyküsüyle de merak uyandırır. Romanın yayımlanmasından beş yıl sonra, Wilde bir gecede İngiliz edebiyatının en renkli figüründen bir cinsel suçluya dönüşmüştür. Romandan alıntılar eşcinsel olduğu gerekçesiyle yargılandığı duruşmalarda yazarın önüne kanıt olarak sürülür. O günlerde ne yaşanmış olursa olsun, roman dönemin cinsellik ve erkeklik algısında bir kırılma yaratması ve yazarın yaşamından kolayca görülebilen izler taşımasıyla çağdaşlarından ayrışır. Okur ve eleştirmenler, karakterlerin yazarın gerçek yaşamındaki hangi kişilerden esinlendiğine kafa yoradursunlar, kendisi ise şöyle der: “Benden çok şey barındırıyor. Basil Hallward benim olduğumu düşündüğüm şey, Lord Henry Wotton insanların benim hakkımdaki düşünceleri; Dorian’sa olmak istediğim şey – belki de başka bir çağda.”
#dünyaklasikleri #ingilizklasikleri #güzellik #sanat #yozlaşma #iyilikvekötülük
Dorian Grayin Portresi – Kırmızı Kedi Yayınevi
Dürtü
Seni kim bekliyor? Kıyım ve ölüm, belki, ama başka kimsenin beklediği yok! Uyan, Ferdinand, özgür olduğunu gör, tamamen özgürsün, kimsenin senin üzerinde bir yaptırımı yok ve kimse sana emir veremez; dinle, özgürsün, özgür, özgür! Bunu sana binlerce kez söyleyebilirim, on bin kere, her saat, her dakika, sen bunu hissedinceye kadar! Sen özgürsün. Özgür! Özgür!
Vatan denilen toprak parçasının yeni ölü bedenler isteğiyle yaptığı çağrıyı duyunca içinde engel olamadığı bir gitme dürtüsüyle ayağa kalktı Ferdinand. Oysa gitmek, ölmek, öldürmek istemiyordu ama onun iradesini ele geçiren başka bir güç vardı. Bir yanda özgürlüğü öte yanda bir nesneden öte görülmediği, ondan itaat bekleyen anavatanın çağrısı.
Zweig, Ferdinand’ın yaşadığı bu ikilem üzerinden milliyetçilik ve faşizmi sorguluyor. Zevkle ve düşünerek okuyacaksınız.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.