Masalların Ötesinde
₺350,00 Orijinal fiyat: ₺350,00.₺280,00Şu andaki fiyat: ₺280,00.
18 adet stokta
Masalların Ötesinde
Hansel ile Gretel’in ormanda takip ettiği o dolambaçlı yol, Deli Dumrul’un beklediği ıssız köprüden geçer mi? Stranger Things izleyenleri ürperten Demogorgon’un hakkından atalarımızın gulyabanisi mi gelirdi yoksa Vikinglerin korkunç kurdu Fenrir mi? Masalları uzak geçmişten çıkarıp günümüzün soluksuz izlenen dizileriyle karşılaştırarak ele alan, bu büyülü anlatıları teolojik bir bağlama oturtan Doç. Dr. Selahattin Özkan bu eserinde yepyeni bir denemeyle okurlarının karşısına çıkıyor. Sosyal bilimlerde ilerlemeyi düşünen öğrenciler kadar edebiyata ve tarihe meraklı her yaştan okura hitap eden bu kitap beş bölümden oluşmaktadır. Bölümleri tamamlayıp kitabı elinizden bıraktığınızda masalların ötesine geçip inançla, bilimle ve tarihle kesişen bir dünyanın kapılarını aralayacaksınız. Tutkunu olduğunuz yapımların, elinizden düşürmediğiniz kitapların ve ilham aldığınız inançların kökenlerini karşılaştırmaya hazır mısınız?
İlgili ürünler
Bazı Yollar Yalnız Yürünür
Kitapsız, çiçeksiz, hayvansız, vicdansız, doğrusuz insandan uzak dur.
Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur.
Hayatı sadece ideoloji ve düşünce olarak görenden uzak dur.
Mutlu olmanı, sorgulamanı, düşünebilmeni kendilerine yapılmış bir tehdit olarak görenlerden uzak dur.
Kendilerine duydukları yabancılık yüzünden karşısındakini kötü bilenlerden uzak dur.
Nefreti evinin kapısına koyan, artık her dışarı çıktığında avucunda nefret taşıyanlardan uzak dur.
İnsan hayatına olan saygısızlığı bir övünç madalyası gibi, gurur mekanizması gibi görenlerden uzak dur.
Kelimeleri özenle seçmeyen, her cümlesi biat olan, her sözcüğü toz olandan uzak dur.
Sesinin tonu kalbinin tonundan çok olanlardan uzak dur.
Çünkü neye çok yaklaşırsan, neyi çok biriktirirsen, ona dönüşürsün.
Edebiyat Kulesi
“Sürekli cümle kurarak, cümlelerini bozmalıyım bunların” diyen Nuri Pakdil’in, Edebiyat Kulesi ’nde kurduğu her yeni cümle, “mutlak öğreti”yi, “kök”leri, “insan”ı savunmada atılan birer yeni adım. Pakdil, aynı zamanda, cümlelerini kurarken gösterdiği olağanüstü titizliğin ipuçlarını da veriyor okura.
O, başını yastığa koyduğunda, “Aynası Firavun Tapınıcılığı olan bir ülkenin” aklından hiç çıkmadığını söylüyor. Bunu bilerek ve bunun öfkesiyle var gücüyle insanı saran buzullara vuruyor, harflerle yapılmış çekicini.
Köklere sımsıkı bağlanmanın, sahih bir eylem birlikteliği içerisinde insanı ve yeryüzünü onaracak bir yaşama ustalığının ipuçlarını veriyor Pakdil. Sabır, onun metinlerini okurken hiç bilmediğimiz kadar soylu bir bilgiyle anlam kazanıyor.
“Yazmalı ve mütemadiyen yeni tasarılar yapmalı tabii. Cambazlığın tıpkısı: Birtakım ağırlıklarla ipin üzerinde gidip gelmeli ve düşmemeli. Seyirlik bir iştir yazmak.”
“Bilinç, Tarih’e sarksa ve araştırarak çıksa oradan bir: Karanlığı yol diye önümüze koyanları göreceğiz.”
Erkeklerin İç Sesi
Bir cümlenizle kırılan, bir cümlenizle yelkenleri suya indiren, bir cümlenizle affeden adam değilim ben artık.
Yoruldum.
Her şeyi geçiştirmek, sadece gülmek istiyorum.
Bir zamanlar hayatın getirdiği her şeyin üzerine iyi ya da kötü daha çok kafa yorardım. Uykularım kaçardı düşünmekten. Anı yakalayamazdım. En mutlu olmam gereken anda bile, ya geçmiş için üzülür, ya gelecek için kaygılanıyor olurdum.
Bu saatten sonra kendimi yormayacağım hiç.
Gülüp geçeceğim.
Böyle tertemiz delirdim işte, sizi de beklerim, burası çok eğlenceli...
Türkiye’nin en çok takip edilen fenomeni Çağrı Taner’den, bilinen ama adlandırılamayan, hissedilen ama dile dökülemeyen, yanımızda olan ama yüzleşilemeyen ne varsa, hayatımıza, sustuklarımıza, anlatamadıklarımıza dair içten, duru bir sesleniş.
Bir erkeğin içinden, sadece erkeklere değil, hepimize…
İnsanın Acısını İnsan Alır
“Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık. Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek. Birdenbire büyümesi, gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun. İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi. Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde. Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin. Parmaklarını sözüne pınar edememek. Uzaklarda bir adamın üşümesi, bir kadın dağlara daldıkça. Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması... Ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.”
Kanadını İyileştirdiğiniz Her Kuş Bir Gün Uçar Gider
Kelime Defteri
Ben ilkokula gittiğim yıllarda öğretmenimiz bize Kelime Defteri tuttururdu. Alfabetik fihrist formunda, ince uzun bir defterdi bu. Türkçe dersi sırasında karşılaştığımız yeni bir kelimeyi ve onun anlamını günlük defterimize değil Kelime Defteri’ne yazar, karşı tarafta cümle içinde kullanırdık. Böylece kendimize ait sözlüğümüz oluşurdu.
Şimdi ben de kendi kelimelerimi merak ediyorum ve onları bir araya getirerek cümle içinde kullanmayı deniyorum. Bir tür Kelime Defteri çıkarmak istiyorum kısacası. Bir de merak ediyorum, acaba fark etmediğim kelimelerim de var mıdır benim? Yoksa hepsinin farkında mıyımdır?
İşte benim Kelime Defteri’m...
…
Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı.
İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde.
Tabiat: Yarı ölü düştüğüm bahçede yabani bir lâvanta çiçeğini saçlarımın arasına takma arzusunu duyduğumda, beni taşıdığım can hatırına onaracak olanı da tanıdım.
Nergis: Gül devrim, lâle devrim geçti. Şimdi nergis devrimdeyim.
Karadeniz: Karadeniz’in ayrı bir kimliği var. O yüzden Kelime Defteri’nde Deniz’e rağmen Karadeniz var. İçinde Fırtına.
Çay: Çayı yaratan Allah’a hamd olsun. Ya yaratmamış olsaydı!
Yazı: Hayatımın merkezinde duran şey yazıdır, yazarlık değil.
Defter: Bitti. Oysa benim daha çok kelimem kaldı. Su gibi. Ateş gibi.
Klas Duruş
Nuri Pakdil, dilin pörsümüş örtüsünü kaldıran, “Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?” diyen bir “klas duruş”un sahibidir.
O, tüm yeryüzünü büyük bir titizlikle gözetleyen, gözlemleyen, algılayan, sürekli kendini yenileyen yerli ve yabancı zorbalara, kara siyasa cambazlarına, emek sömürücülerine, insanı kendi karanlıklarında boğmaya çalışanlara karşı yiğitçe direnen, insanın önüne aydınlık ufuklar açan bir eylem ve tavır adamıdır.
“Emek” kavramı kadar, “mülkiyet” kavramı üzerinde de durur Pakdil: “Kirli mülkiyet”in eşitsizliğin temeli olduğu gerçeğinden hareketle bu kavramın insanı Tanrı’dan uzaklaştırdığına vurgu yapar ve çözüm önerir:
“Aklımızla irdelenecek mülkiyetin temize çıkması olanaksız bence tek başına. Bir de, daha köklü irdelenmesi gerekiyor mülkiyetin: vicdanımızla. Dâima, terazinin ibresi vicdandır. Artık, vicdan dışında hiçbir şey namusluluğu açıklayamaz: Kazanımlarımızı tartsak tartsak bu terazide tartabiliriz ancak.”

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.