Türklük Müslümanlık Ve Osmanlı Mirası
₺345,00 Orijinal fiyat: ₺345,00.₺280,00Şu andaki fiyat: ₺280,00.
Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık’tan Geleceğimize Işık Tutan Makaleler…
Halil İnalcık; Osmanlı tarihçiliği alanında tüm dünyanın kabul ettiği bir otorite. Makaleleri ve eserleri zaman geçtikçe önemini ve güncelliğini korumaya devam ediyor. Tarihçiler, öğrenciler ve tüm meraklılar onun yazdıklarıyla ufuklarında bambaşka pencereler açıyorlar ve yeni yollar keşfediyorlar. İnalcık’ın derinlikli analizleri ve geleceğe ışık tutan yorumları, gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada kitap okurlarının başucundan eksilmiyor.
Halil İnalcık’ın elinizdeki çalışması; diğer pek çok yoğun arşiv malzemesinin kullanıldığı uzmanlık makalelerinden farklı olarak, entelektüel birikimi ile güncel tartışmalara dâhil olduğu genel okuyucuların ilgisini çekebilecek konuları içeriyor. Kitap, modern Türk tarihçiliğinin bir değerlendirmesi ile başlıyor; sonrasında Fransız Annales ekolünün başta Fuad Köprülü ve Ömer Lûtfi Barkan olmak üzere Osmanlı tarihçileri üzerindeki etkisi ele alınıyor. Türk-İslâm devletlerinde kanun yapma geleneğinin irdelendiği üç çalışmada ise töre ve yasa geleneğinin tarihi kökenleri, devlet kanunu fikri ve Osmanlı dünyasında din ve kültür ilişkileri inceleniyor. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne süreklilik ve kopuş ele alınıyor ve Türk-İslâm Sentezi fikrinin oldukça kıymetli bir eleştirisi yapılıyor.
Osmanlı’da siyasi kültür, halk kültürünün temeli; bunun Cumhuriyet dönemine ve kuruluşa etkileri de yerli ve yabancı bilim insanlarının tartışmaları ışığında ele alınıyor. Sonraki üç makalede ise Avrupa devletler sistemi içerisinde Osmanlı ve Türkiye’nin konumu, Osmanlı ve Avrupa arasındaki kültürlerarası etkileşim ve ikinci bin yılda Türklerin tarih sahnesindeki yeri, Osmanlı Devleti’nin başarısının arka planı, 1908-1918’deki ilk devrim hareketi, Batılılaşma sürecinde ortaya çıkan tartışmalar ile günümüze kadar olan etkileri ve laikliğin tarihî kökleri irdeleniyor.
Türklük, Müslümanlık ve Osmanlı Mirası; Modern Türkiye’de tarihçilik, Türk tarihinde kanun yapma, din ve devlet ilişkileri, Osmanlı kimliği, Türkiye ve Avrupa ilişkileri, sekülerleşmenin tarihî kökenleri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e değişim gibi gündemde olan meselelere dair ilham verici bir perspektif sunuyor.
| Yayınevi | Kronik Kitap |
|---|---|
| Yazar | Halil İnalcık |
| Sayfa Sayısı | 288 |
| Kağıt Cinsi | 1. Hamur |
| Baskı Yılı | 2023 |
| Boyut | “13, 00″, 50 X 21 |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
1 adet stokta
Kronik Kitap – Türklük Müslümanlık Ve Osmanlı Mirası
/n
Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık’tan Geleceğimize Işık Tutan Makaleler…
Halil İnalcık; Osmanlı tarihçiliği alanında tüm dünyanın kabul ettiği bir otorite. Makaleleri ve eserleri zaman geçtikçe önemini ve güncelliğini korumaya devam ediyor. Tarihçiler, öğrenciler ve tüm meraklılar onun yazdıklarıyla ufuklarında bambaşka pencereler açıyorlar ve yeni yollar keşfediyorlar. İnalcık’ın derinlikli analizleri ve geleceğe ışık tutan yorumları, gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada kitap okurlarının başucundan eksilmiyor.
Halil İnalcık’ın elinizdeki çalışması; diğer pek çok yoğun arşiv malzemesinin kullanıldığı uzmanlık makalelerinden farklı olarak, entelektüel birikimi ile güncel tartışmalara dâhil olduğu genel okuyucuların ilgisini çekebilecek konuları içeriyor. Kitap, modern Türk tarihçiliğinin bir değerlendirmesi ile başlıyor; sonrasında Fransız Annales ekolünün başta Fuad Köprülü ve Ömer Lûtfi Barkan olmak üzere Osmanlı tarihçileri üzerindeki etkisi ele alınıyor. Türk-İslâm devletlerinde kanun yapma geleneğinin irdelendiği üç çalışmada ise töre ve yasa geleneğinin tarihi kökenleri, devlet kanunu fikri ve Osmanlı dünyasında din ve kültür ilişkileri inceleniyor. Daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne süreklilik ve kopuş ele alınıyor ve Türk-İslâm Sentezi fikrinin oldukça kıymetli bir eleştirisi yapılıyor.
Osmanlı’da siyasi kültür, halk kültürünün temeli; bunun Cumhuriyet dönemine ve kuruluşa etkileri de yerli ve yabancı bilim insanlarının tartışmaları ışığında ele alınıyor. Sonraki üç makalede ise Avrupa devletler sistemi içerisinde Osmanlı ve Türkiye’nin konumu, Osmanlı ve Avrupa arasındaki kültürlerarası etkileşim ve ikinci bin yılda Türklerin tarih sahnesindeki yeri, Osmanlı Devleti’nin başarısının arka planı, 1908-1918’deki ilk devrim hareketi, Batılılaşma sürecinde ortaya çıkan tartışmalar ile günümüze kadar olan etkileri ve laikliğin tarihî kökleri irdeleniyor.
Türklük, Müslümanlık ve Osmanlı Mirası; Modern Türkiye’de tarihçilik, Türk tarihinde kanun yapma, din ve devlet ilişkileri, Osmanlı kimliği, Türkiye ve Avrupa ilişkileri, sekülerleşmenin tarihî kökenleri, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e değişim gibi gündemde olan meselelere dair ilham verici bir perspektif sunuyor.
İlgili ürünler
Başkomutan Emsalsiz Lider
Başkomutan kitabı, Türk milletinin varoluş mücadelesini Mustafa Kemal’in askeri kariyerini izleyerek anlatıyor. Onun hangi kritik dönemde, hangi hayati kararı, nelere dayanarak aldığını ve bunların sonuçlarını tartışıyor.
Sadece siyasi durum ve güç ilişkileri açısından değil, arazi bilgisi ve insan psikolojisi açısından da Mustafa Kemal’in tercih ve aksiyonlarını analiz ediyor.
Ahmet Yavuz bizi hem arazide hem arşivlerde bir zaman yolculuğuna çıkarıyor ama ayaklarımızı bugüne bastırarak… Mustafa Kemal’in izinde bugünü daha iyi anlamak, onu geleceğe taşımak için.
Devleti Aliyye Iı
Halil İnalcık Devlet-i 'Aliyye'nin ilk cildinde, Osmanlı Devleti'nin bir beylikten güçlü ve köklü bir imparatorluğa dönüşümünün öyküsünü konu ederek geniş kitlelere ulaştı. Okuyucuların merakla beklediği ikinci cildin konusu, imparatorlukta padişahlık otoritesinin yok oluş sürecinde çeşitli odakların iktidarı ele geçirmek için verdiği mücadele…
Halil İnalcık, dönemin tarihçilerinin "tagayyür ve fesad", yani bozuluş ve kargaşa olarak adlandırdıkları bu durumu, o çağın kaynaklarından ve az bilinen arşiv belgelerinden de yararlanarak günümüz okuyucusu için anlatıyor, yorumluyor.
Hatıralar – Roger Garaudy
Ben geçitlerden de geçtim, çıkmazları da yaşadım. İsterim ki, bunca mücadelenin, düşüşün ve yanlışın, umudun ve kardeşçe buluşmaların bana kazandırdıkları benimle gömülüp gitmesin.
Fikir ve eylem adamı olarak 20. yüzyıla adını yazdıran Garaudy, elinizdeki kitabı bu cümlelerle özetliyor.
Stalin'den Nasır'a, De Gaulle'den Fidel Castro'ya, Bachelard'dan Jean-Paul Sartre'a, Pablo Neruda'dan Picasso'ya nice ünlü devlet, düşünce ve sanat adamlarıyla görüşüp tartıştığı meseleleri okuyucularıyla paylaşıyor.
Yazar, yaşadıklarından hareketle kendisinin kim olduğunu ve ne için yaşadığını sorgularken; tespitleri, tahlilleri ve teklifleri ile geleceğin dünyasına da ışık tutuyor.
Güleryüzlü bir geleceğe özlem duyanların heyecanla okuyacakları çok önemli hatıralar ve gerçek anlamda bir temel eser...
Kgb Kremlinin Gözleri
İnsan, var oldu.
Efendi oldu, ama çoğunlukla da köle oldu.
Sınıf, bir bakıma kader de oldu. Halklar ilk günden itibaren baskı, sömürü ve adaletsizlik ile kavgalı oldu. 1789’da ayaklandı, “özgürlük, eşitlik, kardeşlik!” dedi, kan döktü, can verdi, tiranları devirdi. Fransız Devrimi ile ümitlenir gibi olmuştu ki Sanayi Devrimi, eski düzeni yeniden kurdu; efendi yerine patron, köle yerine işçi geldi. Karl Marx diye biri çıktı. Kapitalizm bela, tarih dediğimiz sınıf mücadelesi dedi. Komünizm diye bir hayal kurdu. Sınıf değil kardeşlik, sömürü değil yoldaşlık olacaktı. Adeta bir dünya cenneti. Böyle bir dünya mümkün, “zincirlerinizden kurtulun!” dedi. Ve ekledi: “Kurtulun ve son bir devrim daha yapın!”
Rusya’da Lenin diye biri çıktı, “evet, mümkün!” dedi. Önce Çar’ı devirdi, sonra her şeyi. Rusya’yı yaptı Sovyetler Birliği. Olacaktı komünist bir dünya cenneti. Ancak bu, hayal edilenden çok farklı bir komünizmdi. Dikiş tutmadı, tutsun diye yaratıldı bir terör makinesi.
Adı KGB idi…
Daha iyi bir dünya adına yaktı, yıktı, ezdi geçti. Ezdikçe büyüdü, büyüdükçe daha çok ezdi. Devrimlerle darbelerle dünyanın yarısını ele geçirdi; herkesi izledi, herkesi dinledi; cennet idealinden yarattı bir korku devleti. Özgürlük adına özgürlükleri, insanlık adına insanları yok etti.
Bizzat kendisini besleyip büyütenleri bile…
Ve bir gün geldi, kendi elleriyle kurduğu cennet hayalini, cehenneme dönüşmüş bir kâbus olarak yine kendi elleriyle toprağa verdi.
Belki de bu, daha en başından itibaren yanlış yerde, yanlış zamanda yapılmış bir devrimin hikâyesiydi...
Madalyonun Arka Yüzü
Teşkilat’ın İki Silahşoru
Biri Meşrutiyet’in Silahşoru Dede Yakup Cemil
Diğeri Cumhuriyet’in Silahşoru Torun ‘’Yakup Cemil’’
“Soner Bey beni arıyormuşsunuz?”
Tanışmamız telefonda bu cümleyle başladı.
Tarih: 16 Haziran 1999.
“Tetiği çekene biz ‘Teğ-Men’ ya da ‘Çiftçi’ derdik. Bu şifreler
bize Teşkilatı Mahsusa’dan mirastı. Nasıl mı?
İki kompartıman çalıştık; 1-2-3 ve 4-5-6.
Ben 4’üm. Liege-Brüksel ve Rotterdam-Abnham hattı bizimdi.
Neler mi yaptık?
Operasyondan sonra ellerimizi kolonyalı mendillerle sildik...
Bunun eğitimini İzmir yakınlarında Amerikalılardan kalma bir
yerde aldım...”
İttihat ve Terakki’nin silahşoru Yakup Cemil’in kardeşi
Mehmed Hüsnü’nün torunuydu.
Sistemler, rejimler değişti; Teşkilat hep aynı kaldı.
Teşkilat’ın İki Silahşoru’nun 1903 yılında Pangaltı’da
başlayan 80 yıllık yazılmamış hikâyesi...
Türk Hava Gücü
Türk askeri havacılık tarihi, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın Kurmay Yarbay Süreyya Bey’i (İlmen) görevlendirmesinin ardından kurulan dört kişilik komisyondan 33 yılda müstakil orduya geçişin tarihidir. Türk ordusunun ilk uçaklarını aldığı, ilk pilotlarını yetiştirdiği, hava okulunu kurduğu ve hava teşkilatını oluşturduğu süreçten hemen sonra girdiği Balkan Savaşları’nda Türk askeri havacılığı büyük bir sınav vermiş, Kıtalararası Hava Seferi’nin gerçekleştirilmesinin ardından Birinci Dünya Savaşı’nda pek çok cephede önemli roller oynamıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde havacılık alanında yapılan çalışmalar ve edinilen tecrübeler Milli Mücadele yıllarında Türk havacılığının Anadolu’da yeniden kurulmasını sağlamıştır. Hava gücünün savaşlardaki etkisine şahit olan Cumhuriyet’in kurucuları, milli imkân ve kabiliyetleri de değerlendirerek askeri havacılığın sağlam temeller üzerinde yükselmesine özen göstermişlerdir. 1950 yılına gelindiğinde Türk Hava Kuvvetleri, Hava Harp Akademisi dışında bütün hava unsurlarını bünyesine alarak müstakil ve modern bir kuvvet olmuştur. Türk Hava Gücü, Türk askeri havacılığının Milli Mücadele yıllarında yeniden doğuşu, Cumhuriyet’e giden süreçteki köşe taşları ile müstakil kuvvet olma yolunda atılan adımlar için bir başvuru kaynağı.
Türkiye Cumhuriyetinde 1923-1961 Güç Odaklarının Mücadelesi
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılı olan 1923’ten 1961’e kadar geçen 38 yılda, öncesinde olduğu gibi, güç odaklarının büyük mücadeleleri oldu.
İşte elinizdeki kitap bu 38 yılda yaşananlara ışık tutuyor: Hangi tarihsel kesitte, hangi güçler ve temsilcileri, nasıl karşı karşıya geldi? Kimler kazandı, kimler kaybetti? Siyasal ve sosyoekonomik tarih nasıl yazıldı?
İlker Başbuğ bu süreçte yaşanan olayları neden-sonuç ilişkilerini ortaya çıkartacak şekilde sorular sormaya ve bu sorulara cevaplar bulmaya çalışarak tartışıyor ve analiz ediyor.
Bu yaklaşıma birkaç örnek:
• 1926’daki İzmir suikastı girişimi sonrası Atatürk’ün karşısında etkili bir güç kaldı mı?
• Atatürk, İnönü’nün başbakanlıktan ayrılmasının ardından neden Celal Bayar’ı tercih etti?
• Türk Devrimi’nin felsefesinin temel taşını hangi düşünce oluşturmaktadır?
• İnönü, 2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin coğrafyasından kaynaklı gücünü etkin hale getirebilmeyi başarabildi mi?
• Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu neden başarıyla uygulanamadı?
• İnönü’yü çok partili demokrasiye geçişe zorlayan nedenler ve sonuçları…
• 1946-1950 yılları arasında demokrasi mücadelesi veren bir partinin daha sonra bu çizgiden sapmasının nedenleri ve sonuçları…
• 27 Mayıs: İhtilal mi, darbe mi?
38 yıla damgasını vuran tüm önemli olayların analiz edildiği bu kitap siyasi tarihimize yeni bir bakışla bakmanızı sağlayacak…

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.