Kısa Dünya Tarihi
₺380,00 Orijinal fiyat: ₺380,00.₺314,00Şu andaki fiyat: ₺314,00.
Kitap, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları, 1921 Rus Kıtlığı ve 1922’de Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla sona eriyor.
60’tan fazla hikaye. Kitap kökenlerle başlıyor, Dünya’nın ve Dünya’daki yaşamın gelişimini anlatmaya devam ediyor, ilkel
düşünceye ve Medeniyetin Beşiği’nden insanlığın gelişimine ulaşıyor.
| Yayınevi | Timaş Tarih |
|---|---|
| Yazar | Ali Çimen |
| Baskı Yılı | 2015 |
1 adet stokta
Timaş Tarih – Kısa Dünya Tarihi
Kitap, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları, 1921 Rus Kıtlığı ve 1922’de Milletler Cemiyeti’nin kurulmasıyla sona eriyor.
60’tan fazla hikaye. Kitap kökenlerle başlıyor, Dünya’nın ve Dünya’daki yaşamın gelişimini anlatmaya devam ediyor, ilkel
düşünceye ve Medeniyetin Beşiği’nden insanlığın gelişimine ulaşıyor.
İlgili ürünler
Büyük Dünya Tarihi
Hannibal – Kronik Kitap
Efsane ve Gerçekler Arasında Tarihin En Gizemli Komutanı..
Hangi Hannibal efsane, hangisi gerçek? MÖ 208 yılında ünlü Alpleri geçişi nasıl gerçekleşti? Tarihin en dikkat çeken komutanlarından biri olmasının sebepleri nelerdi? Niçin kendisini alt edenlerden daha meşhurdu? Strateji ve taktik dehası mı yoksa kumarbaz ve şanslı mı? Dünya askerî tarihinde Hannibal ve icraatları nasıl yorumlanıyor?
Stanford Üniversitesi’nde beşerî bilimler, arkeoloji, mitoloji ve sanat dersleri veren Patrick Hunt, gençliğinden beri hayal gücünde geniş yer edinen Hannibal efsanesinin peşine düştüğü bu eserini, uzun yıllar boyunca üç kıtada onun ayak izlerini takip ederek oluşturdu. Antik kaynaklar ve arkeolojik saha araştırmaları eşliğinde ilerleyen sayfalarda Hannibal’ın olağanüstü zorluklara karşı verdiği taktiksel karşılıkların değişkenliği ortaya çıkıyor. Bu da binlerce yıllık dönemde Hannibal’in neden büyük bir muamma olduğunu ve hakikatle efsanenin nasıl birbirine karıştığını gözler önüne seriyor.
Kitap, Hannibal’in gençlik dönemiyle ve yemin töreniyle açılıyor. Hannibal’in adım adım geçtiği İspanya, Pireneler ve Alpler arasında yaşanan coğrafi ve iklimsel zorlukların yanı sıra pusular da kitabın heyecanını çok üst seviyede tutuyor. Alplerin zirvesinden Apeninler ve Arno bataklıklarına, Roma zaferinden Zama Muharebesi’ne doğru adeta bir roman gibi sürükleyici biçimde ilerleyen kitap, Hannibal’ın sürgünüyle ve mirasıyla son buluyor.
Dünya kitap eleştirmenleri tarafından hayranlıkla tarif edilen Hannibal’in Samet Özgüler çevirisiyle tarih okurları için de unutulmaz olacağını düşünüyoruz…
İkinci Dünya Savaşı Tarihi
Kısa 20. Yüzyıl Tarihi
Neksus
Hikâyeler bizi birleştirdi.
Kitaplar düşüncelerimizi ve mitolojilerimizi yaydı.
İnternet bize sonsuz bilgiyi vaat etti.
Algoritma sırlarımızı öğrendi.
Sonra da bizi birbirimize düşman etti.
Peki yapay zekâ neler yapacak?
Son yüz bin yılda biz Sapiensler muazzam bir güce ulaştık. Ancak tüm keşiflerimize, icatlarımıza ve fetihlerimize rağmen bugün kendimizi yine de bir varoluş krizinin içinde bulduk. Dünya ekolojik çöküşün eşiğinde. Siyasi gerginlikler her geçen gün tırmanıyor. Yanlış bilgiler her yerde, her alanda hızla çoğalıyor. Üstelik bizi ortadan kaldırabilecek yeni bir bilgi ağına, yapay zekâ çağına doğru son hızla ilerliyoruz. Başardığımız onca şeye rağmen, kendimize nasıl bu kadar zarar verebiliyoruz?
Neksus insanlık tarihine derinlemesine bir bakış atarak, bilgi akışının bizi bugünlere nasıl getirdiğini tartışıyor. Bizi Taş Devri’nden Kitabı Mukaddes’in kanonlaştırılmasına, matbaanın icadına, kitle iletişim araçlarının gelişimine ve son dönemlerde popülizmin yeniden doğuşuna tanıklık ettiren Harari, bilgiyle gerçek, bürokrasiyle mitoloji, bilgelikle otorite arasındaki karmaşık ilişkiyi sorgulamaya teşvik ediyor. Roma İmparatorluğu, Katolik Kilisesi ve Sovyetler Birliği gibi sistemlerin iyi ya da kötü, hedeflerine ulaşmak için bilgiyi nasıl kullandığını örneklerle inceliyor. Ve insandışı zekânın varlığımızı tehdit ettiği bu dönemde, her şey için çok geç olmadan neler yapabileceğimizi tartışıyor.
Bilgi ne gerçeğin hammaddesi ne de sadece bir silahtır. Neksus yelpazenin bu iki ucu arasındaki umut dolu orta yolu ararken bir yandan biz insanların ortak mirasını yeniden keşfediyor.
Sömürgecilik Tarihi
Sömürgecilik sorununa ve geçirmiş olduğu sürece eleştirel gözle bakmak, beş kıtanın son beş yüz yıllık tarihini gözden geçirmek, yalnız sömürenlerin değil sömürülenlerin de tarihini irdelemektedir. Daha düne kadar Batılı klasik tarihçiler için sömürü "ötekine" "uygarlık götürme" olarak gösterilmiştir. Oysa Avrupa kral ve kraliçelerinin yeni güç ve iktidar alanlarına ihtiyaçları vardı. Bilinmeyene yolculuk, efsanelerde ve masallarda işitilen, hep ağız sulandıran o görkemli hazineler, altın yollar, değerli madenler için başladı. Yeni yerlerin bulunması Batılı ülkelerin iştahlarını daha da kabarttı. Ve sermaye birikimi her geçen gün artan gücüyle, her sistemin dinamiğini oluşturan ve eş zamanlı olarak değerleri de yok eden yıkıcı bir süreci başlattı: Uygarlıkların talanı, kültürlerin yıkımı ve soykırımı... Geçmişten günümüze anlatılan uygarlık masallarına bugün artık kimse inanmıyor ve "avcı" tarafından yazılan tarihe eski kavramlarla bakmıyor. Amerika, Afrika, Asya yerlileri tüm bu tarihin nesneleri olarak kaldılar. Özne ise hep Batı‘ydı. "Yeni Dünya Düzeni" ve "Globelleşme"nin bir fetiş haline getirildiği, "tek kutuplu" duruma gelmiş bir dünyada geçmişi hatırlamak, bugünlere nasıl gelindiğini anlamak için elinizdeki kitap klasikleşmiş, "değişen dünya koşullarında" da güncelliğini koruyan önemli bir kaynaktır.
Sultanlar Ve İmparatorlar: Bir Bizanslının Gözünden Osmanlılar
"Dünyanın en mutlu ve en müreffeh şehrinin yağma edilmesi karşısında kim gözyaşı döküp yas tutmaz ki? Hangi kalp taştan yapılmıştır da bu musibetin acısını hissetmez?”
Doğu Roma İmparatorluğu, daha iyi bilinen ismiyle Bizans, bizim için hep "öteki"dir. Osmanlı'nın ezeli düşmanı, entrikaların diyarı, küffarın başkentidir Bizans. Günümüzde bile uzantılarını görebildiğimiz bu rekabetin hatta husumetin sebebi nedir? İstanbul gibi dünyanın gözbebeği bir şehri paylaşamamamızdan kaynaklıdır belki bu durum. Ne de olsa onlar şehrin eski sahipleridir, bizim "fetih" dediğimiz onlar için "işgal"dir. Ve iki kıtayı birbirine bağlayan bu eşsiz şehrin en ünlü yapısı, Ayasofya, artık kilise değil camidir. Bu bizim için kutlu bir olayken, diğer taraf için yıkımdır, işlenen günahlardan dolayı Tanrı'nın verdiği bir cezadır. Bu farklı bakış açıları gösteriyor ki madalyonun her zaman iki yüzü var. Tarihimizdeki zaferler bizleri gururlandırırken düşmanlarımız ne hissetti? Hakkımızda neler düşündü, neler söyledi? İşte elinizde tuttuğunuz kitap, bu sorulara tatmin edici cevaplar veriyor. Kimliği meçhul bir Bizanslının gözüyle Osmanlılara dışarıdan bakma imkânı sunan bu eser, Hüseyin Uçar’ın titiz çevirisiyle dilimize kazandırıldı.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.