Gulliver’in Gezileri – Hasan Ali Yücel Klasikleri 52
₺240,00 Orijinal fiyat: ₺240,00.₺198,00Şu andaki fiyat: ₺198,00.
Jonathan Swift (1667 – 1745): “Kitapların Savaşı”ndan “Alçakgönüllü Bir Öneri”ye tüm çağların en önemli yergi ustalarından biri ve tek romanı Gulliver’in Gezileri’yle (1726) ölümsüzleşmiş bir 17. yüzyıl sonu – 18.yüzyıl başı yazarıdır. Gulliver’in ilk iki bölümünde, “Cüceler” ve “Devler” ülkelerine gezilerindeki hayalgücüyle hemen her yaştan okura ulaşan Swift, insanlığa ilişkin gözlemleriniyse, kitabının dördüncü bölümü olan “Tekboynuzlar Ülkesine Yolculuk”ta alabildiğine keskinleştirmiştir. İrfan Şahinbaş: Hasan Âli Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu’nun önde gelen İngilizce çevirmenlerindendir. Uzun yıllar İ.Ü. İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde görev yapan Şahinbaş, Swift’in yanı sıra, Platon, Shakespeare ve Hawthorne çevirileriyle de tanınmıştır.
| Yayınevi | İş Bankası Kültür Yayınları |
|---|---|
| Yazar | Jonathan Swift |
| Sayfa Sayısı | 328 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2022 |
| Boyut | “12, 50 X 20, 50″ |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
1 adet stokta
İş Bankası Kültür Yayınları – Gulliver’in Gezileri – Hasan Ali Yücel Klasikleri 52
/n
Jonathan Swift (1667 – 1745): “Kitapların Savaşı”ndan “Alçakgönüllü Bir Öneri”ye tüm çağların en önemli yergi ustalarından biri ve tek romanı Gulliver’in Gezileri’yle (1726) ölümsüzleşmiş bir 17. yüzyıl sonu – 18.yüzyıl başı yazarıdır. Gulliver’in ilk iki bölümünde, “Cüceler” ve “Devler” ülkelerine gezilerindeki hayalgücüyle hemen her yaştan okura ulaşan Swift, insanlığa ilişkin gözlemleriniyse, kitabının dördüncü bölümü olan “Tekboynuzlar Ülkesine Yolculuk”ta alabildiğine keskinleştirmiştir. İrfan Şahinbaş: Hasan Âli Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosu’nun önde gelen İngilizce çevirmenlerindendir. Uzun yıllar İ.Ü. İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde görev yapan Şahinbaş, Swift’in yanı sıra, Platon, Shakespeare ve Hawthorne çevirileriyle de tanınmıştır.
İlgili ürünler
Burma Günleri – Can Yayınları
"Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere 'nin memuru, Burmalı 'nın kollarını tutar, tüccar da adamın ceplerini boşaltır. Britanya İmparatorluğu, İngilizlerin, daha doğrusu Yahudi ve İskoç çetelerinin ticaret tekelleri kurmalannı sağlayan bir aracıdan başka bir şey değildir.
Bu sözler, George Orwell'in Burma'daki İngiliz sömürgeciliğine bakış açısını yansıtıyor. Kendisi de Burma'da görev yapmış olan Orwell, en başarılı yapıtı olarak tanımlanan Burma Günleri'nde, İngilizlerin bu sömürgedeki yaşamını ve yaptıklarını, yerli işbirlikçileri ve fırsatçıları, yerli halka insanca yaklaşarak İmparatorluğun tutumuna karşı çıkanları, aşk, nefret, tutku çemberinde destansı bir anlatımla ele alıyor. Burma Günleri, ilk kez 1934 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlandı. Kitap ve yazarı hakkında herhangi bir dava açılmayınca, ertesi yıl İngiltere'de de basıldı. Ama sömürgecilik dönemi sona erinceye kadar kitabın Hindistan ve Burma' da satılması yasaklandı ve okuyanlar hakkında yasal işlemler yapıldı. Burma Günleri, İngiltere'nin, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk olduğu dönemdeki politik ve sosyal yaklaşımını göz önüne sererken, romandaki karakterlerin işlenmesindeki ayrıntılı ustalıkla da Orwell' in başarısını pekiştirdi.
Doktor Hastalandı – Modern Klasikler 73
Burma’da dilbilim dersleri veren Dr. Edwin Spindrift aniden rahatsızlanınca İngiltere’ye geri gönderilir. Londra’da yattığı hastanede acı veren ve aşağılayıcı bir dizi tetkikten sonra beyninde tümör olduğu anlaşılır. Geçireceği operasyonu beklerken, karısı da hastane civarındaki barlarda vakit geçirmektedir. Edwin, operasyondan bir gece önce onu bulmak için üzerinde pijamalarıyla hastaneden kaçar. O güne dek sözcüklerin dünyasında yaşamış olsa da onların gerçek hayattaki “göndergelerini” pek umursamamış bir dilbilimci olarak, varlığından bile haberdar olmadığı bir aleme; Soho’nun hayatın kıyısında kalmış bin bir karanlık tiple dolu tekinsiz ve bohem yeraltı dünyasına dalar. Ancak akademik hayattaki steril varoluştan katı gerçekliğin hüküm sürdüğü yeraltına iniş macerası içinde gizem dolu bir müphemlik de barındırır.
Görünür Karanlık – Modern Klasikler 106
Golding Görünür Karanlık’ta iyi ile kötü arasındaki kadim mücadeleyi, modern çağda terörizm, cinsellik ve azizlere özgü saflığı iç içe geçirdiği bir evrene taşır. 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının başyapıtları arasında yerini alan bu benzersiz romanda gerçeklikle yanılsama sıklıkla yer değiştirir.
Yapıtın uğruna yaşanacak hiçbir şeyin kalmadığı, bütünüyle anlamdan yoksun ve boş dünyasında, insan doğasının karanlığı türlü kisveye bürünür. Birleşik Krallık’ın II. Dünya Savaşı sırasında Almanya tarafından bombalandığı dönemde korkunç bir yangından kurtulan Matty gerçekte kimdir? Alevlerden doğmuş, kimliğini arayan, psikotik bozukluktan mustarip bir varlık mıdır; yoksa bir aziz mi?
Çocukluktan yetişkinliğe geçişlerini izlediğimiz ruhen yaralı ikizler Sophy ve Toni’yi ise hayattaki seçimleri başka bir yangına götürmektedir. Golding’in çöküşün eşiğinde duran bu dünyanın ezici ve meşum ortamına yerleştirdiği karakterleri bir gaddarlık, dehşet ve gizem kasırgasına kapılmış sürüklenmektedir. İçlerindeki tahripkâr öfkeyle hem birbirlerini hem de kendi
kendilerini yıkıma uğratırlar.
Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Aşk insanı büyütür; önce hissettirdiği tarifsiz mutluluk sonra kaybetmenin verdiği derin acıyla...
Günün birinde kimselere bahsedemeyeceğiniz türde bir sevgiye kapılırsanız?
En derine gömmeniz gereken ve ne kadar uğraşsanız da bir türlü peşinizi bırakmayan. Yok olup gideceğine zamanla daha da büyüyerek varlığınızı kaplayan ve sonunda ta kendiniz olup size dönüşen bir sevgiye?
Her bitişin yeni başlangıçlara açılan bir kapı olduğunu hatırlatan Kurtlara Söyle Eve Döndüm, önyargıların yalnızca gerçek sevgiye boyun eğdiğinin de güzel bir kanıtı...
Paris Ve Londrada Beş Parasız
“Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hala ayaktasınız.”
Paris ve Londra’da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell’in, Avrupa’nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra’da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris’in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra’ya atmasıyla sona erer ama Londra’da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.
Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar.
Paris ve Londra’da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.
Silahlara Veda
Tüm zamanların ilk yüz romanı arasında gösterilen Silahlara Veda savaşlara, aşklara, dünyaya bakışınızı değiştirecek bir roman.
Silahlara Veda'nın bu baskısında ilk defa alternatif sonlara ve önemli bazı bölümlerin ilk taslaklarına yer verilmiş, Hemingway’in sanatına, yaratma sürecine ve yirminci yüzyılın en şahane romanlarından birinin evrimine ışık tutmaya çalışılmıştır. Ayrıca romanın 1948’de yayımlanan resimli baskısı için Hemingway’in yazdığı önsöz, yazarın oğlu Patrick Hemingway’in kişisel “giriş”i ve yazarın torunu Seán Hemingway’in yeni önsözü de ilk defa bu baskıda yer alıyor.
Ulysses
Joyce, 1904'te Nora Barnacle adında bir genç kadınla tanışmıştı. (Nora Barnacle ile 1931'de, evliliğe karşı olmasına rağmen, kızının ısrarları üzerine evlendi.) Ulysses, Joyce'un kendi anlatımıyla Nora Barnacle'ı sevdiğini anladığı gün olan 16 Haziran 1904 günü Dublin'de geçer. (Romanın asıl kahramanı bir bakıma Dublin kentidir. Her yıl 16 Haziran günü Dublin'de düzenlenen "Bloomsday" yani Bloomgünü'nde, kitaptaki bölümlerde geçen yerlerin dolaşıldığı turlar düzenlenmektedir.) Konu, özünde son derece yalındır: Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan Yahudi asıllı bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom'un karşılaş(tırıl)maları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır: Stephen "sanatsal" doğanın, Bloom ise "bilimsel" doğanın temsilcileridir. Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler: Stephen, Joyce'un gençliğinin, Bloom ise olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen'ın, deyim yerindeyse, "manevi babası"dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros'un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce'un kullandığı değişik teknik ve biçemlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom'un karısı Molly'nin düşüncelerinin yansıtıldığı "bilinç akışı"ndan gelir.
Ulysses, yılar boyunca, kimine birkaç kez olmak üzere, Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi bellibaşlı dillere, bu arada Çince gibi "uzak" dillere de çevrildi; üzerine onlarca kitap yazıldı. Türk okuru ise, şimdiye kadar ancak, içlerinde özellikle Doğu ve Uzakdoğu gizemciliği ve Geştalt terapisi üzerine çeviri vb. etkinliklerinden tanıdığımız Nevzat Erkmen'in de bulunduğu, bir iki çevirmenin, deyim yerindeyse "cüret ettiği" deneme niteliğindeki "parça" çevirileriyle yetinmek zorunda kalmıştı. Kitabın "tam ve tekmil" çeviri serüveni, 1991'de Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi'nin kurulmasıyla başladı. Ulysses, danışma kurulunun dizide yayımlanmak için ilk seçtiği kitaplar arasındaydı. Yarışmaya gönderilen deneme çevirelerinden Nevzat Erkmen'in çevirisi yayımlanmak için uygun bulundu ve Nevzat Erkmen yoğun bir şekilde çalışmaya başladı (1992). Dört yıl süren zorlu bir uğraştan sonra, geçtiğimiz aylarda biten çeviri, Enis Batur'un da redaksiyonundan geçtikten sonra yayımlanmaya hazır duruma geldi. Kitap, Enis Batur'un "Joyce'un Kulesi" başlıklı "Ön-Söz"ü ve "1992'de Bir 'Ulysses', 1984'te Bir Başka 'Ulysses'" başlıklı "Arka-Söz"ü ile sunuluyor. Böylece, Nevzat Erkmen'in kitabı yazdığı "Çevirmenin Sözü"nde söylediği gibi: "Joyce'un ulusesi" nihayet Türkçede...
Utopia – Hasan Ali Yücel Klasikleri 27
Thomas More (1478-1535): Yargıçlığı boyunca dürüstlüğü ve haktanırlığıyla sivrilen ve Sokrates gibi bir anlamda bu yüzden ölüme mahkûm edilen bir 16. yüzyıl yazarıdır. Günümüzden yaklaşık beş yüz yıl önce yayınlanan Utopia'da (1516) ise More, çizdiği "yeryüzü cenneti" ile bugün de kaynak gösterilen bir "toplumsal mutluluk" örneği sunmaktadır. Utopia, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nde Mîna Urgan'ın yazarı ve yapıtı birlikte ele alan derinlikli incelemesiyle yayınlanmaktadır. Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973); Hasan Âli Yücel'in kurduğu Tercüme Bürosu'nun başkan yardımcı ve Cumhuriyet döneminin en önde gelen kültür insanlarından biridir. Vedat Günyol (1911-2004);Türcüme Bürosu ruhunu sonraki dönemlerde yayıncısı olduğu Yeni Ufuklar dergisi ve Çan Yayımları'yla sürdüren kültür tarihimizin en önemle üyelerindendir. Mîna Urgan (1915-2005); Gerek yazıp çevirdikleri, gerekse dersleri ve konfranslarıyla kültür hayatımızın en iz bırakan hocalarındandır.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.