Gitmeli Miyim Kalmalı Mıyım
₺400,00 Orijinal fiyat: ₺400,00.₺320,00Şu andaki fiyat: ₺320,00.
| Yayınevi | Destek Yayınları |
|---|---|
| Yazar | Hakan Mengüç |
| Sayfa Sayısı | 280 |
| Kağıt Cinsi | 2. Hamur |
| Baskı Yılı | 2021 |
| Boyut | “13, 00″, 50 X 19 |
| Cilt Tipi | Karton Kapak |
5 adet stokta
Destek Yayınları – Gitmeli Miyim Kalmalı Mıyım
İlgili ürünler
Başka Bir Şey
Aklın gidiş biletini aldığı yerde kalp çoktan dönüş biletini ayırmıştır.
Aslında her şey bir rüyayla başladı. Sahi rüyalara inanır mısınız? Ben inanmazdım. Ta ki aynı rüyayı birkaç kez görene kadar... Uyandığınız an ya da günün herhangi bir anında ne yaparsanız yapın rüyanızın tamamını hatırlayamayacaksınız. Her seferinde en fazla yarısı ya da küçük bir bölümü tamamlanmış bir hikâyeye bakar gibi bakacaksınız rüyalarınıza...
Bir rüyanın peşinden koşmak kimilerine anlamsız gelebilir, bense bununla ilgilenmiyorum. Sadece kalbimin sesini dinlemek istiyorum çünkü kalbimi hafife almaktan, sezgilerimi görmezden gelmekten korkuyorum. Siz sadece şunu düşünün, ya gördüğünüz rüyayı sizinle birlikte bir başkası daha görüyorsa? Ya siz de o başka bir şeyi yaşıyorsanız ama haberiniz yoksa? Aşk başka bir şeydir. Bazen gördüğünüz rüyanın içindeki mor bir şemsiye, bazen mesafelere inat yanı başınızda duran bir gazoz kapağı, bazense zamanın içinde saklanan gizli bir zamandır aşk. İnanmaya, hissetmeye ve yaşamaya değer...
Elif Gibi Sevmek – Dem
En Hüzünlü Eylül
Hüzünlüdür İstanbul, Eylül 1955’ten beri...
Kadim kentin destansı tarihinde, 6/7 Eylül 1955’te yaşanan büyük yıkım kuşkusuz çok özel bir yer tutar.
Acısı hep sürecek bu büyük altüst oluş, toplumsal olduğu kadar bireysel anlamda da derin kırılmalara yol açmıştır. Tıpkı Suzan ve Yorgo’nun aşkında olduğu gibi.
Suzan ve “sevgili papazı”nın büyük dramını okurken, kendinizi İstanbul dekorunda, tarihin içinde, “soluksuz ve dipsiz” bir yolculuğa çıkmış bulacaksınız.
Bir yas, beş yıl süreyle her gün ve yirmi dört saat tutulur mu?
Suzan ve Yorgo’nun aşkı kadar büyükse, evet!
Balcıgil romanına “Söyledim ve ruhumu kurtardım!” diye başlıyor. Çünkü, hepinizin merak ettiği önemli nedenleri var.
En Hüzünlü Eylül büyük bir aşkın olduğu kadar, büyük bir hesaplaşmanın da romanı.
Evlerden Uzak
"Çünkü insan yalnızlığı bir kere tattı mı, başka türlü de var olmuş olabileceğine inanması artık imkânsızdır. Yalnızlık mutlak bir keşiftir. İnsan aydınlık bir pencereye içeriden baktığında ışıkları yanan bir odada kendi imgesini görür; göle yukarıdan baktığında da ağaçlar ve gökyüzüyle sarmalanmış kendi imgesini görür. Aldatmaca bariz, bariz olduğu kadar da pohpohlayıcıdır. İnsan karanlıktan aydınlığa baktığında ise, burası ile orası, bu ile şu arasındaki bütün farkı görür. Belki sığınacak yeri olmayan tüm insanlar içten içe öfkelidir; çatıyı, omurgayı, kaburgayı kırmak, pencereleri paramparça etmek, zemini sular seller altında bırakmak, perdeleri delik deşik etmek, kanepeyi suya batırmak isterler."
Annelerinin ölümünün ardından önce anneanneleriyle, sonra büyük halalarıyla, en sonunda da teyzeleriyle birlikte göl kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan iki kız kardeşin hikâyesini anlatıyor Evlerden Uzak. Bir yandan büyümenin kendine özgü sıkıntılarıyla boğuşan Ruth ve Lucille, diğer yandan da teyzeleri Sylvie’nin alışılmadık karakteri ve hayat tarzı karşısında bocalayarak kendi yollarını çizmeye çalışıyorlar.
Amerikalı yazar Marilynne Robinson, aile, kayıp, hafıza, fanilik, aidiyet ve yabancılık gibi konulara kafa yorarken, derinlikli gözlemleri ve şiirsel betimlemeleriyle sıradan şeylerin büyüsünü açığa çıkarıyor.
İsimsiz Kafe
Kalpsiz Avcı
PEŞİNE DÜŞTÜĞÜM BEN MİYİM YOKSA İÇİMDEKİ CANAVAR MI?
Bu hikâyede o kimdi?
Kahraman mı, suçlu mu yoksa aptal mı?
Kanlı isyanın ardından Cadıların Saltanatı devrilmişti. Yeni Çağ’da artık büyüleri yüzünden avlanıyor ve vahşice öldürülüyorlardı. Rune toplum içinde partilere düşkün sığ bir aristokrat maskesi takarken gecelerini Kızıl Güve olarak geçiriyor, öldürülmek üzere tutuklanan cadıları kaçırıyordu.
Yanlış ipucunun izini sürdüğü bir kurtarma operasyonu sarpa sarınca Kan Muhafızları’nın ilgisini başka yöne çekebilmek için cadılara olan nefretiyle bilinen Yüzbaşı Gideon Sharpe’la flört etmeye başlayacaktı.
Gideon, Rune’un sürdüğü abartılı, yüzeysel hayattan nefret ediyordu. Ama Kızıl Güve’nin tutsakları Rune’un gemileriyle kaçırdığını öğrendiğinde bilgi toplamak için sosyal çevresine girerek onunla yakınlaşması gerekecekti.
Sokaklar katledilmiş muhafızlarla dolup taşıyor, cadılar birer birer idam ediliyordu. Gideon ve Rune gerilimin gitgide tırmandığı bu ortamda birbirleriyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynarken muazzam bir tehlike onları bekliyordu: Yalanları aşka dönüşüyordu.
Kendine Yabancılaşan İnsan
Herkes kendi yarattığı hapishanenin anahtarı elinde yaşar.
Kalabalıkların içinde yalnız, kendi hayatına yabancı, olan biten her şeyden huzursuz bir insan için zamanla her şeyi unutmaya başlamak, belki de bir lütuftu aslında...
Gittikçe hafızasını kaybeden yaşlı bir adamla, aralarındaki derin yalnızlığı aşk sanan genç bir kızın içine düştüğü bir yolculuk, toplumun dayattığı düşünce ve inanç biçimleri yüzünden kocaman bir yalnızlığa ve yabancılaşmaya dönüşür giderek.
Bir Narsisin Gölgesinde On İki Ay adlı çok satan kitabın yazarı Dr. Fikret Yıldırım, bu kez yaşadığı aileye, topluma ve kültüre yabancılaşan yeni asrın insanını alıyor romanının merkezine.
“İnsanın bir özü var mıdır?” sorusunun yerini, “İnsanın bir özü var mıydı?” sorusu alıyor artık..
Leş
Kübra bebek 3 kilo doğdu, 1,5 kilo olarak defnedildi. “Kuru ekmek yiyorlarsa aç değiller!” dendi.
Bu kitap kötülüğün sıradanlaştığı bir ülkede yaşananları anlatıyor. Kötülük her ne kadar yaralayıcı, yıpratıcı ve yıkıcı da olsa insanidir. Oysa “leş” halini, insani kavramlarla açıklamak imkânsız. Çünkü insanın yaşarken çürümesidir.
Her kötülüğü unutturarak ülkeyi çürüttüler.
Peki ya unutulmazsa?
İşte o zaman bu ülke yeniden doğar.
Neo-Türkiye’nin panzehri hafızadır!

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.